Suudi Arabistan’ın BM Özel Temsilcisi: Gerekirse savaşırız

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilcisi Abdullah bin Yahya el-Muallimi (AFP)
Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilcisi Abdullah bin Yahya el-Muallimi (AFP)
TT

Suudi Arabistan’ın BM Özel Temsilcisi: Gerekirse savaşırız

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilcisi Abdullah bin Yahya el-Muallimi (AFP)
Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilcisi Abdullah bin Yahya el-Muallimi (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) binasında bulunan ülkelerin temsilcileri ve büyükelçileri herhangi bir konu hakkında belirli bir tutum benimsemek için çalışmaları ve ittifak yapmaları gerekir. Özellikle de konu korkuların ve endişelerin sürekli hâkim olduğu Ortadoğu ve Arap dünyasında bulunan bir ülke ile ilgiliyse söz konusu olay daha da büyük önem kazanır.
Eğer mevzu,  kendisini Arapların ve İslam dünyasının lideri olarak öne çıkaran Suudi Arabistan ile bağlantılıysa bu ülkenin sorumluluğu özellikle de Arap Baharı sonrasındaki kaos döneminde ikiye katlanacaktır. İşte tam bu kaos döneminde Suudi Arabistan’ın BM Özel Temsilciliği görevine Petrol mühendisi, ABD’deki Stanford Üniversitesi Mezunu ve BM koridorlarındaki diplomatik savaşlarda askeri ruhunu ortaya koyan Abdullah bin Yahya el-Malami getirildi.
Malami Independent Arabia’ya verdiği özel röportajda ülkesinin, Yemen’deki savaşı bitirmek ve Husilerden kaynaklanan belirli sebeplerden ötürü savaşın sona erdirilememesi durumunda ülke vatandaşlarının yaşadığı acıyı hafifletmek için büyük çaba harcadığını söyledi. Suudi Arabistan Öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun sert savaş koşullarına rağmen Yemen’deki sivil yaralanmaları azalttığını belirten Malami buna delil olarak Yemen ve Suriye’deki ölüm ve yaralanma olaylarının sayısının karşılaştırılmasını istedi. Bu karşılaştırma yapıldığında Yemen’deki sivil yaralanma ve ölme olaylarının daha az olduğunun görüleceğini belirten Malami bunda, Arap koalisyonunun Rusya ve İran’ın Suriye’de yaptığının aksine sivillerin korunmasına yönelik olarak aldıkları güvenlik tedbirlerinin büyük rol oynadığını söyledi.
Son 8 senelik süreçte Haliç körfezinde yaşanan gerginliğinin BM ile Güvenlik Konseyi’ndeki yankısı hakkında da konuşan Malami hiçbir kimsenin savaş istemediğini ancak İran’ın bu konudaki tutumunun büyük önem taşıdığını söyledi. Malami “Suudi Arabistan gibi bir ülke savaş istemiyor ancak savaşmak zorunda bırakılırsak Merhum Dışişleri Bakanı Prens Suud Faysal’ın da dediği gibi ‘biz savaşçıyız’” dedi. Malami; Yüzyılın anlaşması, Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkileri hakkındaki söylentiler ve BM’den İran ve Suriye temsilcileri ile yaptıkları tartışmalar gibi birçok farklı noktaya değindi.
En önemli soru da Haliç körfezindeki gerginliğin ardından ABD ile İran arasında yaşanan savaş halinin BM koridorlarına nasıl yansıdığı idi. Savaşa doğru gidiyor muyuz yoksa herhangi bir savaş çıkmaz mı? Bu sorulara cevap veren Muallimi “savaş çıkmayacağını umuyorum. Bu hiç kimsenin yararına olmaz. Arap bir şairin söylediği gibi savaş, öğrendiğiniz ve tecrübe ettiğiniz şeylerden ibarettir. Yani kolay bir şey değildir savaş. Savaş herhangi bir yönetici ve yetkili tarafından alınabilecek en tehlikeli karardır. Suudi Arabistan yönetiminin savaş istemediğine eminim. Ancak Merhum Prens Suud Faysal’ın ölümünden birkaç ay önce söylediği gibi savaş istemiyoruz ancak zorunda bırakılırsak biz savaşçı bir milletiz. Suudi Arabistan’ın politikası bu doğrultudadır. Ancak bölgede yaşanan tüm olay ve gerginliklerdeki ortak payda İran’ın bölgedeki tutumudur. İran, 1979’da başlayan bu tutumuyla bölgeyi hâkimiyeti altına almak, devrimler çıkarmak ve İran yönetiminin benimsediği ideolojiyi yaymak için çalıştı. İran Arap bölgesini hedef alıyor. Burayı ülkelerin içişlerine müdahale edebileceği ve kendi fikirlerini yayabileceği bir alan olarak görüyor” ifadelerini kullandı.
Muallimi, “İran, Lübnan ve Irak gibi ülkelerin içişlerine yaptığı müdahalede kısmen başarılı olursa bu başarıyı Arap ülkelerinde de yakalayabileceğini düşünerek büyük hata yapıyor” ifadelerini kullanarak, Arap ülkelerinin şuan karşı karşıya kaldığı zayıflık, bölünme ve ayrılığa rağmen Suudi Arabistan’ın Arap milletini tüm tehlikelerden koruyan bir üs olduğunu söyledi. Muallimi Suudi Arabistan’ın Arap milletinin mukaddesatını ve umutlarına saldırmak isteyen her güce karşı sapasağlam bir kale olarak duracağını belirtti.
İran’ın, ABD yönetimindeki şahinlerden biri olan John Bolton’un İran karşıtı bir savaş çağrısında bulunduğu yönündeki iddiaları hakkında konuşan Muallimi İran’ın emellerinin kuşatılması noktasında ortaya koyduğu çabadan ötürü Bolton’dan memnun olduğunu söyledi.  Bolton’un İran’a karşı atılacak adımlar konusundaki azmini gizlemediğini ancak ABD’de karar alma sürecinin zor ve karmaşık olduğunu ve kararın en sonunda başkanın eline ulaştığını belirten Muallimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a büyük diplomatik, askeri ve ekonomik baskı uyguladığını söyledi. “Bu adımlara daha önceki ABD yönetimlerinde de ihtiyacımız vardı” diyen Muallimi ABD’nin bu baskısının İran rejiminin politikasını değiştirmesine kadar sürdürmesini umduklarını belirtti. Muallimi “Biz İran’da rejimin değişmesini istemiyoruz. Bu İran halkının seçimidir. Biz rejimin politikalarının değişmesini talep ediyoruz. Bu da baskı yoluyla olur ki ABD bunu yapıyor. Bizim de istediğimiz bu ve İran’a uygulanan baskının sonuç vermesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.
Katar krizi ciddiye alınmayacak kadar küçük bir sorun
Birçok Arap ülkesi İran’ın Arap ülkelerinin içişlerini müdahale etmesinin önünü açsa da Suudlular Muallimi’nin fikrine güveniyor. Muallimi Suudi Arabistan Kralı Selman’ın davetiyle birkaç gün sonra Mekke’de yapılacak üçlü zirvede İran karşıtı bir duruş sergilenmesi gerektiğini belirtiyor. Muallimi “Araplar Suudi Arabistan ve Tunus’ta düzenlenen son iki Arap zirvesinde alınan kararlarla İran’ın bölgedeki politikalarını kınadı. Arap ülkeleri bu konuda görüş birliğine varmış durumda. Öten yandan Arap ülkelerinin İran’ın müdahalelerine karşı konulması konusunda farklı düşündükleri kanaatindeyim. Doğru, plan ve taktik konusunda belirli görüş ayrılıklarımız olabilir ancak genel olarak İran müdahalesinin engellenilmesi konusunda bir uzlaşı olduğunu düşünüyorum. İnşallah birkaç gün sonra Mekke’de yapılacak Arap zirvesinde bu konunun teyit edildiğini göreceğiz” ifadelerini kullandı.
Sözlerini sürdüren Muallimi “Suudi Arabistan istisnasız tüm Arap ülkeleriyle sağlam ilişkilere sahip. Kral Selman’ın Tunus’a ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Cezayir ve Fas gibi farklı Arap ülkelerine yaptığı son ziyaretlerde bunu görebilirsiniz. Diğer ülkelerin temsilcilerinin Suudi Arabistan’a sık bir şekilde gidip gelmesi de bu olguyu kanıtlayan diğer bir örnek. Bu sebeple Hadimu’l Harameyn Kral Selman’ın zirve daveti Arap ülkeleri tarafından hızlı bir şekilde kabul gördü. Suudi Arabistan’ın Arap ülkelerini üzerinde uzlaşılmış temel prensipler çatısı altında bir araya getirebilecek güçte olduğuna inanıyorum” dedi.
Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaş ve birçok Arap ülkesi tarafından abluka altına alınan Katar’ın olayları kendi lehine çevirmeye çalışması sebebiyle bu rolü oynayabilme ihtimali konusunda gündeme getirilen şüpheler hakkında konuşan Muallimi Katar sorunun önemli olmadığını ve Arapların bir araya gelmesinden daha küçük bir mesele olduğunu belirtti.
Muallimi “ Suudi Arabistan ve Arap koalisyonu bünyesindeki diğer devletler tarafından Yemen halkına destek verilmesinden şüphe duyan herhangi bir Arap olduğunu zannetmiyorum ancak böyle bir şey varsa da buna saygı duyuyorum. Araplar Yemen hükümeti ve Yemen Cumhurbaşkanının meşruluğu konusunda hemfikir. Öte yandan uluslar arası toplum Suudi Arabistan’ın Yemen’de darbeci Husiler ile savaştığı ve ülkeye meşruiyetin yeninde kazandırılması için çalıştığını teyit ediyor. Katar ise Suudi Arabistan ile ablukacı ülkeleri ilgilendiren küçük bir mesele. Bu konuya zaten uluslar arası toplum müdahil olmuyor. Sadece Kuveyt’in bir arabuluculuk çabaları var. Diğer Arap ülkeleri ise bu konuyu gündemine bile almıyor.  Arap ülkeleri önemseseler de önemsemeseler de bu konuda etkili olamazlar. Etki edebilecekleri tek konu vardır o da abluka yapılmasının altında yatan sebebin ortadan kaldırılmasıdır. Bu sebep ise Katar’ın ablukacı ülkeler tarafından gelen talepler doğrultusunda politikalarını gözden geçirmesi” dedi.
İran bunu yapmaya cesaret edemez
Muallimi Saddam’ın Irak’ı ile Hamaney’in İran’ı arasında karşılaştırma yapılması ve petrol fiyatlarının artıp yükselmesinin bir savaş sebebi olarak görülmesini doğru bulmazken İran’ın savaş ilan edecek ve bu konuyu gündemine alabilecek kadar aptal olmadığını düşünüyor. Muallimi “Petrol unsuru daima önemlidir. İran ise petrol fiyatlarını değil ABD tarafından kendisine uygulanan yaptırımları konuşuyor. Bu yaptırımların amacı hakkında daha önce konuşmuştuk. ABD ve diğer batı ülkelerinin hedeflerine ulaştıktan sonra yaptırım yapmaya devam edeceğini düşünmüyorum” dedi.
Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi (1.körfez savaşı) ve ikinci körfez savaşı hakkında konuşan Muallimi “1. Körfez savaşının arka planı ve sebepleri hakkında konuşmaya vakit yetmez ancak temel nedeni Saddam Hüseyin’in birkaç sene süren Irak-İran savaşında yaşadığı başarısızlığın üstünü örtecek bir zafer kazanmak istemesi diyebiliriz. Bu girişimi hiçbir sonuç vermedi ve Suudi Arabistan ile tüm dünya ona karşı çıktı. Ancak 2. körfez savaşı ABD’nin İran’a bir hediyesiydi çünkü İran’a Irak’ta büyük bir boşluk açtı. Tahran da bu boşluğun bir bölümünü doldurdu. Bu nedenle kimsenin petrol fiyatlarının artış ve yükselişini savaş sebebi olarak gördüğünü düşünmüyorum. Sorun bundan daha derin. İran kendisine komşu ülkeleri ekonomik, siyasi ve askeri yönden kontrol altına almak istiyor. Onların petrolüne göz dikmiş durumda” ifadelerini kullandı.
Asıl hedef tehditsiz bir şekilde birlikte yaşayabilmenin garanti altına alınması
İran devletinin komşu ülkeleri üzerinde kurmak istediği hâkimiyeti aynı şekilde halkın da istediğini söylemenin mümkün olmadığını belirten Muallimi “İran’da farklı birçok akım var. Ülkede savaş isteyen muhafazakâr bir yönetim bulunurken savaş karşıtı olan bir halk hareketi de mevut. İran’a uygulanan baskıyla birlikte mevcut rejimin Arap ülkelerini tehdit eden nükleer silah ve balistik füze programlarını engel olunması; Yemen, Bahreyn ve Irak gibi ülkelerde karışıklı çıkartmasının önüne geçilmesi ve bu sayede tehditsiz bir birliktelik sağlanması hedefleniyor. Bu düşmanca tavrını bir ara yaptığı gibi İşgalci İsrail’e karşı uygulaması gerekirdi. Tüm hedeflenenler sağlanırsa Arap-İran ilişkilerinin geleceği daha parlak olacak” dedi.
İran’ın savaş olmadan politikasını değiştirmesinin imkânsız olduğu yönündeki söylemler hakkında kendisine sorulan soruya Muallimi şöyle cevap verdi:

  • “Ben İran halkının aklına güveniyorum. Savaştan uzak durması ve politikasını değiştirmesi noktasında İran yönetimi üzerinde etkili olacaklar.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) ülkelerin İran hakkındaki politikalarının farklılık gösterdiğini belirten Muallimi “ABD İran’ın politikasını yaptırımlar yoluyla değiştirmek isterken Avrupalı ülkeler bunun barışçıl bir yolla gerçekleştirilmesi gerektiğine inanıyor. Tabi ki de Çin ve Rusya tarafı bu iki yolu da desteklemiyor, askeri ve ekonomik yüzleşmeden uzak durmaya çalışıyorlar. Bölgede meydana gelebilecek herhangi bir hareketlilik BMGK’nın kapsamı dışında kalır” ifadelerini kullandı.
Hz. Ebu Bekir’in sözlerini okudum!
Muallimi, BM ve BMGK’da gerçekleştirilen müzakerelerde görüşlerini anlatmak için her türlü yola başvurdu. Bunlardan en garibi de bir defasında kürsüye çıkarak Müslümanların 1.Halifesi Hz.Ebubekir’in halka hitabesini okuması oldu. Independent Arabia'nın bu tarihi konuşma hakkındaki sorusuna cevap veren Muallimi bu konuşmanın kendi görüşlerinin açıklanmasına bir nebze olsun katkıda bulunduğunu belirtti. Muallimi “Bu konuşmayı BMGK’da, silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde sivillerin güvenliğinin sağlanması konusunun görüşüldüğü bir oturum münasebetiyle yaptım. Bu konular bizim için yeni değil. Cenevre sözleşmesi ve uluslar arası insan hakları beyannamesinde belirtilen hususlar bizim inancımızda ve kültürümüzde zaten bulunuyor. Ebu Bekir es-Sıddık’ın konuşmasını biz Müslümanların 1400 senedir sadece sivilleri değil taşları, ağaçları ve hayvanları da koruduğumuzu göstermek için okudum. İşte bu görevi modern dönemde Suudi Arabistan üstlenmektedir” dedi.
Hz. Ebubekir’in konuşmasında belirtilen ilkelerin Suudi Arabistan tarafından Yemen’deki savaşta uygulandığını belirten Muallimi bazı sivil kayıplarının da yaşandığını itiraf etti. Muallimi “Suudi Arabistan’ın Yemen’deki operasyonlarında söz konusu değerlerin yansımasını görebilirsiniz. Bazı bölgeler sivillerin varlığı nedeniyle hedef alınmıyor. Bazen de kesin askeri hedefler belirlendikten sonra bölgede sivil bulunduğu için operasyon iptal ediliyor. Bazen de belirli sebeplerden ötürü kazalar yaşanabiliyor. Medyana gelen bu kazalar bir daha yaşanmaması için yetkililer tarafından değerlendiriliyor ve zarar gören sivillere tazminat veriliyor. Bunlar Vietnam, Afganistan, Irak, Yemen ve diğer ülkelerde yaşanan savaşların doğal sonuçları” ifadelerini kullandı.
Suriye’deki savaşta ölen sivil sayısı Yemen’dekinin 10 katı
Muallimi “Suriye’deki savaşta ölen sivil sayısı ile Yemen’de ölen sivil sayısı arasında bir karşılaştırma yapalım. İki ülkenin nüfusu birbirine yakın. Suriye’de savaş 7 senedir devam ederken Yemen’de 5 senedir sürüyor. Fark fazla değil. Yemen’de yaşanan savaşta ölen sivil sayısı hakkındaki en kötümser istatistiklere göre Husiler’in Yemen’i işgal etmesinden bu yana toplam 60 bin sivil ölmüş. Ölen bir sivil bile her şeyden önemlidir ama burada sadece rakamları karşılaştırıyoruz.  Suriye’de ise 7 senede 600 bin sivil hayatını kaybetmiş. 60 bin nerede 600 bin nerede?  Tam 10 katı. Bu aradaki fark, Yemen’de mücadele eden koalisyon güçlerinin hedefleri iyi belirlemesi ve sivil kaybının en aza indirgenmesi için azami özen göstermesinden kaynaklanıyor. Suriye’deki çatışma tarafları ise sivil kaybı yaşanmamasına özen göstermiyor. Orada kendi halkını yanıcı variller ve rastgele fırlatılan füzelerle vuran bir hükümet var” ifadelerini kullandı.
Peki, Suudi Arabistan’ın İngiltere gibi müttefikleri Yemen’de yaşanan bu sivil kayıplarını neden çok fazla göstererek Suudi Arabistan ve Arap koalisyonuna baskı yapıyor? Bu baskı Husi tarafına destek vermek olarak da anlaşılabileceği gibi İngiltere’nin neden Suriye rejimine aynı baskıyı yaptığını görmüyoruz?
Bu soruya cevap veren Muallimi ortada komplo teorisinin bulunduğu, ülkesinin maddi ve manevi açıdan başarılı olması nedeniyle özellikle de sözde insan hakları, sivil toplum kuruluşları ve medya tarafından hedef alındığını söylüyor. Suudi Arabistan’ın attığı her adımda ülkenin ve halkının çıkarını düşündüğünü belirten Muallimi, Suriye rejimin halkını kimyasal silahlarla vurmasının ise kendilerini eleştiren medya kuruluşlarının ilgisini çekmediğine dikkat çekti.
Bu, BM’nin şahitliğindeki bir Kolera hikâyesidir!
Independent Arabia’nın Yemen’deki Kolera salgını ile Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonu arasında bir bağlantı bulunduğu yönündeki iddialar hakkında sorusuna cevap veren Muallimi bu iddialara gülerek Husilerin kontrolü altında bulundurduğu bölgelerde Yemenlilerin hasat yaptığı tarlaların BM’nin gözleri önünde kirli sularla sulandığı “Gat” olayına değindi.
Haklarındaki Kolera iddiasının çok komik olduğunu ifade eden Muallimi Suudi Arabistan’ın yaptığı yardımların ülkedeki kolera salgınını engellemeye yönelik olduğunu söyledi. BM tarafından aktarılan bir olayı anlatan Muallimi “Yemenli bazı çiftçiler, BM tarafından Gat tarlalarını temiz su, sebze tarlalarını ise kirli sularla sulamakla suçlanıyor. Kolera bu yolla diğerlerinden çok daha hızlı bir şekilde yayılıyor. Söz konusu tarlaların çoğu Husilerin kontrolü altındaki bölgelerde bulunuyor. Husiler bu tarlalarda yetişen ekinlerin ticaretini yapıyor ve böylece ülkede kolera salgını oluyor. Suudi Arabistan ise kolera salgının önünü almak için ülkeye ilaç ve gıda yardımında bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan Yemen’deki savaşın durması için BM’nin 2216 sayılı kararı doğrultusunda Husilerin işgal ettikleri bölgelerden çekilmeleri ve silahlarını teslim etmeleri şartını koşuyor. Bu konuda açıklamalarda bulunan Muallimi “Husiler BM’nin 2216 sayılı kararını uygulamaya hazır olduklarının garantisi vermediği sürece ülkedeki savaş sona ermez. Arap koalisyonu tarafından desteklenen Yemen hükümeti Hudeyde’de sınırlı bir ateşkes yapılmasını onayladı ancak sonuç hayal kırıklığı oldu. Ancak bu iyi bir tecrübe diyebiliriz. Bundan sonraki süreçte Husiler kontrolü altında bulundurdukları bölgelerden çekilmek istiyorlarsa ateşkes yapılır ve çekilirler. Ancak Husilerin çekilmeleri ve silahlarını teslim etmelerine ilişkin bir anlaşma yapılmadan ateşkes yapılmasının çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Husiler Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonunun Yemen'de gerçekleştirdiği operasyonların Yemenlilerin açlıkla karşı karşıya kalmasına sebep olduğunu söylüyor. BM ise Husilerin Yemen’de meşruiyete karşı ayaklandığını belirtiyor.
İsrail ve İran rolleri değişiyor
Muallimi’nin aktardığına göre İsrail temsilcileri konu ne olursa olsun tüm BM oturumlarına katılıyor.
Muallimi Suudi Arabistan’ın İsrail ve Filistin’e bakışı hakkındaki soruya şöyle cevap verdi:  

  • “Bu konudaki son sözü Suudi Arabistan Kralı Selman söylemiş, 'Ne Yemen, ne İran ne Suriye ne de başka bir şey. Filistin meselesi bizim 1.meselemizdir' ifadelerini kullanmıştır.”

İran ile İsrail arasındaki atışmaların ve gerginliğin göstermelik olduğunu belirten Muallimi onlarca sene geçmesine iki ülkenin birbirine tek kurşun sıkmadığını söyledi. Suriye’de yaşanan savaşta şuana kadar İsrail kurşunu ve bombardımanı ile ölmüş tek bir İranlı görmediğini belirten Muallimi aynı şekilde hiçbir İsrail askerinin İran tarafından yapılan bir saldırı ile ölmediğini söyledi. Muallimi İki ülkenin birbirini kullandığına vurgu yaptı. İran’ın İsrail’i kullanarak İslam dünyasına kendisini mazlumların ve Filistinlilerin dostu olarak göstermek istediğini ancak İsrail işgalinin önünü açmaktan başka bir şey yapmadığını ifade eden Muallimi İsrail’in de İran’ı kullanarak kendisini dünyaya mazlum olarak göstermeye çalıştığını söyledi.
 İsrail temsilcisine “arkadaş” demiyorum
Muallimi’ye göre İsrail’in en fazla korktuğu şey Araplar arasında itidal sesinin yükselmesi ve Arapların barış destekçisi olduğunun dünyaya ilan edilmesi. İsrail’in Arap Barış Girişimi’ni hiçbir zaman kabul etmediğini ve bu girişimi yıpratmak için her şeyi yaptığını vurgulayan Muallimi İsrail’in bölgedeki krizlerin temel müsebbibi olduğunu çünkü İran’ın önünü açtığını ifade etti.
Suudi Arabistan’ın İsrail ile masa altından hiçbir şekilde gizli anlaşma imzalamadığını ifade eden Muallimi “Suudi Arabistan’ın duruşu gayet açıktır. İsrail’e barış elini uzattık. Eğer barış istiyorlarsa Arap Barış Girişimini kabul edecekler. Bunun için masa altından anlaşmalar yapmaya ihtiyacımız yok. BM’de İsrail temsilcileri ile hiçbir şekilde iletişime geçmedim” şeklinde konuştu.
Muallimi Suriye temsilcisine “arkadaşım” dediğini çünkü Arap ve Müslüman olmak gibi birçok meselede ortak paydaları olduğunu belirterek İran’ın BM Temsilcisi ile de selamlaştığını ifade etti. İşgal, yasadışı yerleşim ve ablukaya devam ettiği sürece İsrail temsilcisine arkadaşım demeyeceğini belirten Muallimi resmi bile olmasa İsrail tarafı ile hiçbir şekilde iletişime geçmediğini ifade etti.
Yüzyılın anlaşması hakkında konuşan Muallimi bu anlaşma hakkında henüz hiçbir şey bilinmediğini ve ABD’nin anlaşma içeriğinin yaz sonunda açıklanacağını söylediğini belirtti. Söylentilere göre anlaşmanın bağımsız bir Filistin kurulması, yasadışı Yahudi yerleşimlerinin kaldırılması ve mültecilerin geri dönmesi gibi kararları içermediğini ve böyle olması durumunda anlaşmanın başarısızlıkla sonuçlanacağını belirtti. Muallimi anlaşmanın göz atmaya değer olduğunu ancak söylentilere göre söz konusu maddeleri içermediğini belirtti.
Arap milletinin ve Filistin halkının elindeki en büyük silahın meşruiyet olduğunu belirten Muallimi İsrail’in silah gücü ile kendi varlığının dikta etmek istese de meşruiyetini asla kabul ettiremeyeceğini söyledi. Muallimi Filistin halkının mücadelesine devam etmesi durumunda uzun vadede olayların Filistin halkının çıkarına gelişeceğini ifade etti.
Mustafa Ensari - Independent Arabia



Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün akşam Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve bu konularda yürütülen çabaları ele aldı.

Görüşme, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Merz’i el-Yemame Sarayı’nda kabul etmesinin ardından gerçekleşti. Resmi karşılama töreninin düzenlendiği ziyarette, iki taraf ayrıca ikili ilişkilerin genel durumu ile farklı sektörlerde iş birliği ve geliştirme fırsatlarını değerlendirdi.

drfgt
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz için düzenlenen resmi karşılama töreninden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafından; Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Devlet Bakanı Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bender, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid el-Ayban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasabi, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih ve Almanya Büyükelçisi Fahd el-Hazal katıldı.

sfrg
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda gerçekleşen resmi görüşmeden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Alman tarafından ise görüşmeye; Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Kindsgrab, Başbakan’ın dışişleri ve güvenlik politikası danışmanı Dr. Günter Sautter, Başbakan’ın ekonomi-finans politikaları danışmanı Dr. Levin Holle ile çok sayıda üst düzey yetkili katıldı.

Merz dün Suudi Arabistan’a resmi ziyarette bulunmak üzere Riyad’a geldi. Bu, Merz’in Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret oldu. Ziyareti sırasında kendisine eşlik eden geniş bir Alman iş insanları heyeti yer aldı. Merz, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, her iki ülkenin büyükelçileri ve çok sayıda yetkili tarafından karşılandı.

fgt
Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman dün Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i karşıladı. (Riyad Bölgesi Valiliği)

Almanya, Ortadoğu’da etkili bir ülke olarak gördüğü Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi hedefliyor. Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Riyad’ın ‘bölgenin istikrarı ve güvenliğinde kilit bir aktör’ olduğunu belirterek, bunun, Berlin’in bölgesel politika alanında Suudi Arabistan ile iş birliğine yönelmesine neden olduğunu vurguladı.

Alman hükümeti kaynaklarına göre Riyad’daki görüşmelerde İran meselesi, bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik iş birliği ve savunma alanındaki ortak çalışmalar ele alınacak.

Kaynaklar, Almanya’nın Suudi Arabistan ile ‘ikili stratejik ilişkileri ve stratejik diyaloğu genişletmeyi’ amaçladığını ve özellikle enerji sektöründe olmak üzere bir dizi ekonomik anlaşmaya varmayı hedeflediğini ifade etti.

vgthy
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'i kabul etti. (SPA)

Almanya’dan son günlerde Suudi Arabistan’ı ziyaret eden yetkililer arasında Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche de yer aldı. Reiche, Riyad’da Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile enerji alanında iş birliğini artırmayı hedefleyen anlaşmalar imzaladı.

Reiche, Riyad’dan yaptığı açıklamada, “Anlaşmalar enerji, yapay zekâ, hidrojen, sanayi değer zincirleri ve inovasyon gibi geleceğe dönük çok kritik alanları kapsıyor” dedi. Anlaşmalar kapsamında, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e kıyısı olan Yanbu Limanı’ndan Almanya’daki Rostock Limanı’na amonyak sevkiyatı gerçekleştirilecek.

frgthy
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ve Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche, geçtiğimiz pazar günü mutabakat zaptını imzaladıktan sonra (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Alman hükümeti, hidrojen alanında somut sonuçlar elde etmeyi hedefliyor; bu konu hükümet stratejisinin önemli bir parçası olsa da henüz hedeflerine ulaşabilmiş değil. Almanya, Suudi Arabistan’ın yeşil hidrojen üretimi için elverişli ortamı sayesinde bu alanda merkezi bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Reiche, Suudi Arabistan-Almanya Ortak Ekonomik ve Teknik İşbirliği Komitesi’nin 21. toplantısına da katıldı. Toplantıda, enerji, sanayi ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji, hidrojen, teknoloji ve sağlık sektörlerindeki fırsatlar ele alındı.

Geçtiğimiz pazartesi günü düzenlenen Suudi Arabistan-Almanya İş Konseyi toplantısında ise enerji alanında genel bir iş birliği çerçevesi oluşturmayı amaçlayan bir niyet mektubu imzalandı. Ayrıca, iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında çeşitli anlaşmalar yapılmasıyla ikili ekonomik ilişkilerin sağlam temelleri bir kez daha ortaya kondu.