​AK Parti seçim arifesinde dikkatini Kürt seçmenlere yöneltti

İBB Başkanlık seçimlerinin iki adayı İmamoğlu ve Yıldırım (EPA)
İBB Başkanlık seçimlerinin iki adayı İmamoğlu ve Yıldırım (EPA)
TT

​AK Parti seçim arifesinde dikkatini Kürt seçmenlere yöneltti

İBB Başkanlık seçimlerinin iki adayı İmamoğlu ve Yıldırım (EPA)
İBB Başkanlık seçimlerinin iki adayı İmamoğlu ve Yıldırım (EPA)

AK Parti, 23 Haziran’da yapılacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimlerini kazanma çabasıyla dikkatini Kürt seçmenlere yöneltti.
AK Parti geçtiğimiz aydan bu yana özellikle Kürtlere yönelirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki partinin ilk adımı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları ve ailesinin ziyaretine 2011'den bu yana ilk kez izin vermek oldu.
Gözlemciler bu girişimleri İstanbul’da yeni seçim öncesi havayı yumuşatmayı ve binlerce mahkumun Öcalan'ın hapis koşullarını protesto etmek için başlattığı açlık grevine son vererek hükümetin üzerindeki baskıyı hafifletmeyi amaçlayan bir çifte adım atıldığını düşünüyor.
Aynı bağlamda, parti şubelerine bu hassas aşamada ses tonlarını yumuşatma talimatları verildi.
AK Parti’nin İBB Başkan adayı Binali Yıldırım da, Kürtlerin çoğunlukta olduğu Diyarbakır gibi şehirlere ziyaretlere başladı.
Yıldırım, Diyarbakır AK Parti İl Gençlik Kolları Başkanlığı’nda yaptığı konuşmaya Kürtçe selam vererek başladı hatta ‘Kürdistan’ kelimesinikullandı.
Yıldırım, “İstiklal mücadelesini başlatırken daha savaş yıllarında bile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni toplayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün davet ettiği millet temsilcilerinin arasında Kürdistan mebusu da vardı, Lazistan mebusu da vardı, Anadolu’nun her tarafından temsilci vardı” dedi.
HDP’den tepkiler geldi
HDP Batman milletvekili Ayşe Acar Başaran, “5 yaşındaki Kürt çocuğu bile Binali Yıldırım’ın bunu seçim için söylediğini anlıyor, AKP’nin bu taktiği karşılık bulmaz” dedi.
Erdoğan'ın “Kürdistan diye bir bölgemiz yok” cümlesini her zaman yinelediğini söyleyen Başaran, zaman zaman bu kelimeyi kullanan Kürt milletvekillerine verilen cezaları hatırlatarak, bu garip çelişkinin seçimleri kazanma arzusundan kaynaklandığına dikkat çekti.
Başaran ayrıca, “Çok şaşırdığımız bir durum değil ama Meclis’te Kürdistan dediği için üç oturum ceza alan ve bu duruma bağlı olarak o dönem maaş kesintisi alan bir Osman Baydemir örneği var. En özgür olduğumuz alan Meclis’te bile söylenemezken Yıldırım’ın bunu seçim malzemesi yapması halk tarafından olumsuz karşılanıyor” yorumunda bulundu.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Üyesi, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş da konuya tepki göstererek şu ifadeleri kullandı;
“Kürtlerin ağzına seçim döneminde bir kaşık bal çalmakla bu iş olmaz. Kürdistan, onlar var dediğinde var, yok dediğinde de yok olacak bir yer değildir. Ankara’ya gidince bu ifade nedeniyle milletvekillerine bile ceza veriyorlar ve ‘Öyle bir yer yok’ diyorlar. Seçim öncesi ya da dönemsel olarak bunu gündeme getirmek son derece hatalıdır ve olumsuz sonuçlar doğurur.”
HDP, 31 Mart seçimlerinde Millet İttifakı’nı (CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve DP) desteklemek amacıyla büyük şehirlerde aday göstermekten kaçınmıştı. Eş Başkan Selahattin Demirtaş da cezaevinde bir mektup kaleme alarak İmamoğlu için destek verilmesini istemişti.
Bağımsız araştırma şirketleri tarafından yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre İmamoğlu Yıldırım’ın 1 ila 5 puan önünde görülüyor.



Silahlı saldırı da Trump'a kamuoyu desteği kazandırmadı

Anketlere göre, çarşamba günü Asker Anneleri Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikte görüntülenen Başkan Trump'ın destek oranı, silahlı saldırının ardından büyük ölçüde değişmedi; yüzde 39'dan yüzde 38'e geriledi (Reuters)
Anketlere göre, çarşamba günü Asker Anneleri Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikte görüntülenen Başkan Trump'ın destek oranı, silahlı saldırının ardından büyük ölçüde değişmedi; yüzde 39'dan yüzde 38'e geriledi (Reuters)
TT

Silahlı saldırı da Trump'a kamuoyu desteği kazandırmadı

Anketlere göre, çarşamba günü Asker Anneleri Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikte görüntülenen Başkan Trump'ın destek oranı, silahlı saldırının ardından büyük ölçüde değişmedi; yüzde 39'dan yüzde 38'e geriledi (Reuters)
Anketlere göre, çarşamba günü Asker Anneleri Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikte görüntülenen Başkan Trump'ın destek oranı, silahlı saldırının ardından büyük ölçüde değişmedi; yüzde 39'dan yüzde 38'e geriledi (Reuters)

Birden fazla ulusal ankete göre Başkan Donald Trump'ın onay oranları, Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği'ndeki silahlı saldırının ardından geçen günlerde neredeyse hiç artış göstermedi.

Mediaite'e göre bazı siyaset uzmanları, Trump'ın 25 Nisan'da Washington Hilton'da yaşanan olaydan sonra kısa vadede kamuoyu desteğinde artış yaşayıp yaşamayacağını merak ediyordu. Ancak olaydan bu yana geçen bir buçuk haftadaki anketler bunun gerçekleşmediğini gösteriyor.

The New York Times anket ortalamasına göre Trump'ın onay oranı, saldırıdan sonraki günlerde esasen değişmedi ve yüzde 39'dan yüzde 38'e düştü.

Olayın hemen ardından yapılan diğer ulusal anketler de benzer sonuçlar gösterdi.

Bunlar arasında genellikle Trump'a daha yakın görülen Rasmussen Reports anket şirketininki de var. Ankete göre başkanın onay oranı, silahlı saldırıdan sonraki gün yüzde 44'ten, 6 Mayıs Çarşamba günü yüzde 41'e düştü.

Firmanın "kesinlikle onaylayan" ve "kesinlikle onaylamayan" seçmenleri takip eden "onay endeksi"nin de 5 puan düştüğü bildirildi.

Geçen ay düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği'ndeki silahlı saldırı, Trump'ın bu yıllık etkinlikte nadir görülen kamuoyu önüne çıkışlarından biriydi; zira daha önceki başkanlık dönemlerinde bu etkinliğe katılmamıştı.

Trump, First Lady Melania Trump ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance'le birlikte etkinliğe katılmıştı ancak silah seslerinin yükselmesiyle etkinlik iptal edildi.

Polis daha sonra, saldırıyla bağlantılı olarak Kaliforniya'nın Torrance kentinden 31 yaşındaki Cole Allen'ı gözaltına aldı.

İddialara göre Allen, ateş açmakla suçlanmadan kısa bir süre önce coşkulu bir Trump karşıtı manifesto yazmış ve Washington Hilton'daki güvenlik eksikliğine hayret etmişti.
 

egrgrt
Beyaz Saray Muhabirleri Yemeği'ndeki silahlı saldırı, Trump'ın bu yıllık etkinlikte nadir görülen kamuoyu önüne çıkışlarından biriydi; zira daha önceki başkanlık dönemlerinde bu etkinliğe katılmamıştı (AFP)

Anketlerde beklenen sıçramanın yaşanmaması, Temmuz 2024'te Pensilvanya'nın Butler kentindeki kampanya mitinginde Trump'a yönelik suikast girişiminin ardından yaşananlarla keskin bir tezat oluşturuyor.

O miting sırasında, silahlı saldırgan Thomas Matthew Crooks ateş açtıktan sonra kurşun Trump'ın kulağını sıyırmıştı. Olayda Trump destekçisi Corey Comperatore ölmüştü.

Trump'ın yumruğunu kaldırıp "Savaş, savaş, savaş" diye bağırırken Gizli Servis ajanlarının onu sahneden hızla uzaklaştırdığı görüntüler, kısa sürede kampanyanın belirleyici anlarından biri haline gelmişti.

Bu olaydan sonra yapılan anketler, Trump'ın birçok salıncak eyalette ivme kazandığını göstermiş ve ABC News, 4 yıl içindeki en yüksek onay oranına ulaştığını belirtmişti.

Ancak siyaset uzmanları, durumların çok farklı olduğunu belirtiyor. 2024'te Trump, yarıştan çekilmesine günler kalmış dönemin Başkanı Joe Biden'a karşı kampanya yürüten bir adaydı.

bfgrb
31 yaşındaki Cole Thomas Allen'ın, 25 Nisan'da Washington DC'deki bir Hilton otelinde güvenlik görevlilerini atlatarak, Trump, üst düzey yönetim yetkilileri ve medya mensuplarının katıldığı resmi davetin düzenlendiği balo salonunun dışında bir av tüfeğiyle ateş açtığı iddia ediliyor (@realDonaldTrump/TruthSocial)

Şimdiyse Trump, Gas Buddy'ye göre çarşamba günü itibarıyla galon başına 4,09 dolardan 4,56 dolara yükselen benzin fiyatları da dahil ekonomiyle ilgili süregelen endişelerle boğuşan görevdeki bir başkan.

Trump ayrıca bağımsızlar ve hatta bazı müttefikleri arasında bile zayıf destekle karşı karşıya.

Trump yanlısı yorumcu Megyn Kelly yakın zamanda anket sonuçlarına yanıt olarak, "Eğer bu rakamlar iyileşmezse, işiniz bitti!" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin “tanımlaması” Müslüman Kardeşler üzerindeki baskıyı artırıyor

Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki genel merkezi, 2013 yazında çıkan yangının ardından (Getty)
Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki genel merkezi, 2013 yazında çıkan yangının ardından (Getty)
TT

ABD’nin “tanımlaması” Müslüman Kardeşler üzerindeki baskıyı artırıyor

Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki genel merkezi, 2013 yazında çıkan yangının ardından (Getty)
Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki genel merkezi, 2013 yazında çıkan yangının ardından (Getty)

Washington’un, Müslüman Kardeşler’i El Kaide ve DEAŞ gibi örgütlerle ilişkilendirerek “modern terörizmin kaynağı” olarak nitelemesinin ardından, örgüt yeni bir Amerikan baskısıyla karşı karşıya kaldı.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, çarşamba akşamı açıkladığı yeni ulusal terörle mücadele stratejisinde, “modern cihatçı terörizmin fikrî kaynağı” olarak Müslüman Kardeşler’e odaklandı.

Beyaz Saray’ın internet sitesinde “2026 Ulusal Terörle Mücadele Stratejisi” başlığıyla yayımlanan 16 sayfalık belgede, “El Kaide’den DEAŞ’a ve Hamas’a kadar modern örgütlerin fikrî ve örgütsel köklerinin, modern terörizmin kaynağını temsil eden Müslüman Kardeşler’e dayandığı” ifade edildi.

Mısır’da aşırılık yanlısı örgütler konusunda uzman isimlere göre, ABD’nin Müslüman Kardeşler’e yönelik takibi, “örgütün ABD içindeki mali ağlarının daha fazla baskı altına alınmasına” ve “Avrupa’daki güvenli sığınaklara yönelik baskının artmasına” yol açacak.

Yeni Amerikan belgesi, Trump’ın geçen kasım ayında imzaladığı ve Müslüman Kardeşler’in Mısır, Ürdün ve Lübnan’daki kollarını “terör örgütü” olarak sınıflandıran başkanlık kararnamesine dayanıyor.

Kapsamlı takip

Washington’un Müslüman Kardeşler’i DEAŞ ve El Kaide gibi büyük terör örgütleriyle ilişkilendirmesi, “örgüte yönelik daha kapsamlı ve geniş çaplı bir takip anlamına geliyor.” Bu değerlendirmeyi yapan İslami hareketler uzmanı ve Mısır Senatosu üyesi Sevrat el-Hırbavi, “ABD’nin örgütü terörün kaynağı olarak görmesi, dünyanın farklı bölgelerinde örgüte karşı adımlar atılması anlamına gelir” dedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hırbavi, “Amerikan adımı, Washington’un Müslüman Kardeşler’in Mısır, Ürdün ve Lübnan’daki kollarını terör örgütü ilan etmesinden daha ileri bir düzeydedir” ifadelerini kullandı.

Hırbavi, Amerikan stratejisinin “Müslüman Kardeşler’e bağlı şirketlerin ABD içinde soruşturulmasına, mal varlıklarına el konulmasına ve medya platformlarının kapatılmasına” yol açabileceğini belirterek, bunun “özellikle İngiltere ve Türkiye’de örgütün kadroları ve destek ağları üzerinde etkili olacağını” söyledi.

Washington ise Müslüman Kardeşler’in yabancı terör örgütü olarak sınıflandırılmasının, küresel ağlarına baskıyı sürdürmek ve ABD’ye karşı finansman ya da eleman devşirmesini engellemek amacıyla kullanılacağını” açıkladı.

Belgelerde ayrıca, “bazı terör örgütlerinin Avrupa sınırlarından serbestçe yararlanarak kıtayı Avrupalılar ve Amerikalılara karşı komplolar için uygun bir çalışma ortamına dönüştürdüğü” belirtildi.

“Gecikmiş bir adım”

Aşırılık yanlısı örgütler konusunda araştırmacı olan Münir Edib de benzer görüşte. Edib’e göre, “Müslüman Kardeşler, faaliyetlerinin Mısır’da yasaklanmasının ardından Avrupa ve Batı’da hareket alanı buluyordu.”

Şarku’l Avsat’a konuşan Edib, “Washington’un Müslüman Kardeşler’i El Kaide ve DEAŞ ile aynı düzlemde değerlendirmesi gecikmiş bir adımdır. Kahire, 2014 yılında Washington’dan örgüt ile diğer radikal yapılar arasında ayrım yapılmamasını istemişti” dedi.

Mısır makamları, Müslüman Kardeşler’i 2013’ten bu yana “terör örgütü” olarak sınıflandırıyor. Örgütün çok sayıda yöneticisi şiddet ve cinayet suçlamalarıyla Mısır cezaevlerinde bulunurken, bazı isimler ise yurt dışında firari durumda ve Mısır yargısı tarafından aranıyor.

Baskının artması

Edib, Amerikan hamlesinin “örgüt liderlerinin Avrupa ülkeleri arasındaki hareket alanını daraltacağını” ve “ABD ile Avrupa’daki mali ağların hedef alınacağını” söyledi.

Washington’un, Müslüman Kardeşler’e bağlı dernek ve merkezlere yönelik daha sert yaptırımlar uygulayacağını belirten Edib, ABD’nin Avrupa ülkelerinden de benzer önlemler talep edeceğini ifade etti.

Edib’e göre, “örgüt, benzeri görülmemiş uluslararası bir takiple karşı karşıya ve bu süreç örgütün tamamen çözülmesine kadar gidebilir.”

Müslüman Kardeşler’in son yıllarda, özellikle Arap ülkelerinin baskıları sonrasında bölgesel etkisinin azaldığı belirtiliyor.

Uluslararası terörle mücadele uzmanı Hatem Sabir ise, Amerikan takibinin örgütün uluslararası hareket kapasitesini etkileyeceğini söyledi. Sabir, “ABD stratejisi, Müslüman Kardeşler’i uluslararası bir terör örgütü olarak ele almayı hedefliyor. Bu da özellikle Avrupa’daki dış faaliyetlerinin zayıflatılması anlamına geliyor” dedi.

Sabir, “Önümüzdeki dönemde Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Müslüman Kardeşler üyelerine yönelik güvenlik soruşturmalarının artabileceğini, hatta bazı isimlerin iadesinin talep edilebileceğini” ifade etti.


İsrail, E1 yerleşim projesi için Filistinlilere ait yapıları yıkacağını duyurdu

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 haritasını incelerken (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 haritasını incelerken (AFP)
TT

İsrail, E1 yerleşim projesi için Filistinlilere ait yapıları yıkacağını duyurdu

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 haritasını incelerken (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 haritasını incelerken (AFP)

İsrail, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını tehdit eden en tehlikeli yerleşim projesi olan Batı Şeria'nın ortasındaki E1 yerleşim planını hayata geçirmek için bir adım daha attı. İsrail, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa ülkeleri tarafından projenin derhal durdurulması yönündeki çağrıları görmezden geliyor.

İşgalci İsrail güçleri dün, işgal altındaki Kudüs'ün güneydoğusundaki el-Eizariya beldesinde, Batı Şeria'nın ortasındaki Ma'ale Adumim yerleşim birimini Kudüs'e bağlamayı amaçlayan yerleşim planı kapsamında yer alan 50 yapı ve dükkânın yıkılacağını bildirdi.

Kudüs Valiliği tarafından dün yapılan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

“İşgalci İsrail makamları, beldenin ana girişindeki el-Meştal bölgesinde bulunan yaklaşık 50 vatandaşa, 2025 yılının ağustos ayında kendilerine tebliğ edilen yıkım bildirimlerinin uygulanması öncesinde, önümüzdeki pazar sabahı itibarıyla dükkanlarını ve ticari tesislerini boşaltmaları gerektiğini bildirdi. Bu uyarı, bölgedeki E1 planının uygulanmasına zemin hazırlamak amacıyla yapılmıştır."

İşgal yetkilileri, belirlenen süre içinde tahliyeye uyulmaması halinde bu tesisleri ve içindeki eşyaları da dahil olmak üzere yıkmakla tehdit etti.

Kudüs Valiliği'ne göre bu adım, yıkım kararlarına karşı işgalci İsrail mahkemesine sunulan ve bu ayın ortalarında karara bağlanması planlanan itirazlara rağmen atılıyor.

Yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alanı kapsayan E1 planı, 1990’lı yıllardan bu yana gündemdeydi, ancak geniş çaplı uluslararası itirazlarla karşılaştı. Bu yüzden planın resmi olarak başlatılması ertelendi. Ta ki aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, 2025 yılının ağustos ayı sonlarından önce plan için nihai onayı alana kadar. Smotrich, on yıllardır dondurulmuş durumda olan planın, Savunma Bakanlığı'na bağlı Sivil İdare'nin Üst Planlama Komitesi'nden resmi olarak yeşil ışık aldığını duyurdu. Savunma Bakanlığı'nda yerleşim yerlerinin inşasında geniş yetkiler veren bir bakanlık görevini de yürüten Smotrich, o zamanki kararı ‘tarihi’ olarak nitelendirdi. Ayrıca inşaat planını ‘iki devletli çözümü fiilen ortadan kaldıran ve Yahudi halkının İsrail topraklarının kalbindeki hakimiyetini pekiştiren önemli bir adım’ olarak tanımladı. Smotrich, sloganlarla değil, eylemlerle Filistin devletini masadan silmeye çalıştığını söylüyor. Son on yılların en önemli yerleşim projesi olan bu plan, fiilen Batı Şeria'yı ikiye bölüyor. Batı Şeria'da herhangi bir coğrafi bağlantıyı engelliyor. Kudüs'ü Batı Şeria'dan tamamen izole ediyor ve daha fazla Filistin toprağını yutuyor.

Plan, Kudüs şehrini Batı Şeria'nın ortasındaki devasa Ma'ale Adumim yerleşim birimiyle birleştirecek. İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem, bu planın gelecekte bir Filistin devletinin kurulma olasılığını ciddi şekilde tehdit ettiğini ve iki uluslu bir apartheid yönetimini pekiştirdiğini söyledi.

Ulusal Bilgi Merkezi, tarihsel olarak ilan edilen hedefin yanı sıra, Ma'ale Adumim yerleşimini Kudüs'e bağlayarak Filistin mahallelerini doğal gelişim alanlarının dışına çıkarmak suretiyle, bu planın daha geniş bir perspektifte yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alana (Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'u) kapsamındaki “Büyük Kudüs” vizyonuna hizmet ediyor.

E1 planı, ‘Yaşam Dokusu’ adlı yerleşim yolu projesine ve Filistinlilerin Batı Şeria'nın merkezinde hareket etmelerini engelleyip yakın Filistin bölgelerini tünellerdeki kontrollü geçitler aracılığıyla birbirine bağlamak için alternatif güzergahlara dayanıyor.

İsrail, geniş uluslararası muhalefete rağmen planı ilerletiyor ve bölgede ilan edilmemiş küçük yerleşim yerleri inşa ederken, Filistinli toplulukları oradan çıkarmak için çalışmalar sürüyor.

Dün Avrupa’dan aralarında bakan, büyükelçi ve yetkilinin de bulunduğu 400’den fazla diplomat, Avrupa Birliği (AB) liderlerine açık bir mektup göndererek İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da binlerce ev inşa etmeyi planladığı E1 projesi ile gerçekleştirdiği ‘yasadışı ilhaka’ karşı ‘derhal harekete geçilmesi’ çağrısında bulundu.

Aralarında eski Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell ve eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın da bulunduğu 448 imzacı, AB ve üye devletlerinin müttefikleriyle iş birliği içinde, İsrail'i Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yasadışı olarak ilhak etmeye devam etmekten caydırmak için acil adımlar atması gerektiğini belirtti.

Bu çağrı, BM, AB ve birçok dünya liderinin İsrail'e bu projeden vazgeçmesi yönünde yaptıkları çağrılarla aynı bağlamda yapıldı.

İsrail hükümetinin 1 Haziran'da projenin kapsadığı bölgenin geliştirilmesine yönelik ayrıntılı ihaleler açmayı planladığını vurgulayan imzacılar, bunun için AB ve üye devletlerinin, özellikle 11 Mayıs'taki Dışişleri Konseyi toplantısında harekete geçmesi gerektiğini eklediler.

İmzacılar, AB’nin en azından, yasadışı yerleşim faaliyetlerine karışan tüm kişilere, özellikle de E1 bölgesi ile ilgili planı tanıtan, ihalelere katılan ve uygulayanlara karşı, vize yasağı ve AB’de ticari faaliyetlerde bulunma yasağı dahil olmak üzere, hedefli yaptırımlar uygulaması gerektiğini söylediler.

İsrail merkezli barış hareketi Peace Now’a göre mevcut İsrail hükümeti 2025 yılında 54 yerleşim biriminin inşasına onay vererek yerleşim birimleri inşa hızını rekor oranda artırdı.

Ayrıca, mevcut hükümetin 2022 yılında iktidara gelmesinden bu yana 100'den fazla yerleşim yeri onaylandı.

İsrail, “E1” projesinde binlerce yerleşim birimi inşa etmeyi planlıyor; bu, birkaç ayrı proje kapsamında oteller ve bir Tevrat Parkı da içeriyor.