İran Devrim Muhafızları, Körfez'deki kaçak petrol tankerini alıkoydu

İran Devrim Muhafızları, Körfez'deki kaçak petrol tankerini alıkoydu
TT

İran Devrim Muhafızları, Körfez'deki kaçak petrol tankerini alıkoydu

İran Devrim Muhafızları, Körfez'deki kaçak petrol tankerini alıkoydu

İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’nda, kaçak yakıt taşıdığı gerekçesiyle yabancı bir petrol tankerine el konulduğunu ve 12 kişilik mürettebatının gözaltına alındığını açıkladı.
Körfez’deki İran Devrim Muhafızları Donanma Komuta Merkezi tarafından yapılan açıklamada, İran'dan yakıt kaçakçılığı yaptığı gerekçesiyle, yabancı bayraklı bir petrol tankerine el konulduğu ve 12 kişilik mürettebatının gözaltına alındığı ifade edildi.
Açıklamaya göre 1 milyon litre (altı bin varil ham petrole eşdeğer) kaçak akaryakıt taşıyan tanker, Pazar günü Körfez’deki Lark Adası’nın güneyinde durduruldu.
İran teknelerinden petrol alıyordu
AFP’nin, Devrim Muhafızları’nın resmi sitesi Sepahnews‘e dayanarak aktardığı haberinde, söz konusu tankerin 14 Temmuz tarihinde Hürmüz Boğazı’ndaki Lark Adası’nın güneyinde İran Devrim Muhafızları tarafından durdurulduğunda yabancı gemilere satmak üzere İran teknelerinden petrol aldığı öne sürüldü.
Haberde, geminin hangi ülkeye ait olduğuna ilişkin bilgi verilmedi. 
Acil durum çağrısı yaptı
Reuters, İran Devrim Muhafızları’nın açıklamasına dayanarak verdiği haberinde, İran makamları tarafından adı açıklanmayan tankerin, bir süre önce acil durum çağrısı yaptığını iddia etti.
Habere göre Devrim Muhafızları, Pazar günü acil durum çağrısı yapan bir petrol tankeri mahkeme emri uyarınca İran karasularına çekti ve tankerin petrol kaçakçılığı yaptığı ortaya çıktı.
Devrim Muhafızları’nın, Körfez'de başka bir gemiye el konulmadığını vurguladıkları açıklamada, Batı medyasında yer alan İran tarafından son günlerde başka gemilere de el konulduğuna ilişkin haberler yalanlandı.
İngiltere bayrağı taşıdığı iddiası
İran televizyonuna bağlı Genç Gazeteciler Kulübü Ajansı, İranlı bir kaynağın ifadelerine dayandırdığı haberinde, el konulan tankerin, Hürmüz Boğazı’nda İngiltere himayesinde hareket ettiği ve İngiltere bayrağı taşıdığını öne sürerek, İngiltere ve ABD’nin tankere el konulan ilk andan itibaren bilgilendirildiklerini belirtti.
İngiltere reddetti
İngiliz hükümet sözcüsü ise, söz konusu tankerin İngiltere bayrağı taşıdığına yönelik iddiaları reddederek, konuyu araştırdıklarını söyledi.
Sözcü ayrıca, “İran'a tansiyonu düşürmesi konusunda uyarıda bulunduk. Bölgedeki gelişmeleri takip ediyoruz ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde navigasyon özgürlüğünü korumaya kararlıyız” şeklinde konuştu. 
İngiltere Savunma Bakanı’ndan yorum
İngiltere Savunma Bakanı Penny Mordaunt, bölgedeki gemilerinin çıkarlarını koruma konusunda söz verdi.
Bölgeye üçüncü savaş gemisinin konuşlandırılması hakkında basın toplantısı düzenleyen Bakan, İngiltere’nin Körfez'e üçüncü bir savaş gemisi gönderme kararı hakkında gelen bir soruya ülkesinin her zaman Körfez ve diğer bölgelerdeki çıkarlarını korumakla ilgilendiğini söyleyerek yanıt verdi.
Gerginliği azaltmak konusunda istekli olduklarına dair Tahran’a açık bir mesaj göndermenin gerekli olduğuna değinen Bakan, “Ancak o bölgedeki nakliyeyi ve serbest mal akışını her zaman koruduk ve korumaya devam edeceğiz ”dedi.
Hamaney’den misilleme uyarısı
İran’ın dini lideri Ali Hamaney, yaklaşık iki hafta önce İngiliz Deniz Kuvvetleri’nin desteğiyle Cebelitarık’ta İran'a ait petrol tankerine el konulmasının cevapsız kalmayacağını söyledi.
İran Millet Meclisi Meşhed Milletvekili Cevad Kerimi Kuddusi de, dün Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Diplomatlar hiçbir şey yapamazsa bekleriz. İran Devrim Muhafızları Komutanı ve Genelkurmay Başkanı’nın vaatlerine göre İngilizlerin hayal ettiklerinin üzerinde bir adım atacağız” ifadelerine yer verdi.
Teknik sorun yaşayan tankere yardım edildi
İran Dışişleri Bakanlığı ise Salı günü yaptığı açıklama ile İranlı yetkililerin Körfez’de teknik bir sorun yaşayan yabancı bir petrol tankerine yardım ettikleri bilgisini verdi.
İranlı öğrenciler haber ajansı ISNA’ya göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musevi, yabancı bir ülkeye ait petrol tankerinin Körfez'de teknik arıza yaşadığını ve İran güçlerinin de gelen yardım talepleri üzerine uluslararası yasalara göre gemiye yardım ettiğini bildirdi.
TankerTrackers verilerine göre Panama bayrağı taşıyan MT Riah isimli bir tanker, Hürmüz Boğazı'ndaki diğer gemilere yakıt ikmali yapmak üzere 14 Temmuz’da Hürmüz Boğazı’na girdi.
Tanker izleme şirketi Refinitiv'in verileri ise söz konusu tankerin son olarak Pazar günü sinyal gönderdiğini ve Hürmüz Boğazı’ndaki Keşm Adası yakınlarında lokasyon bilgisini paylaşmayı durdurduğunu gözler önüne serdi.
ABD küresel ticareti korumaya devam edecek
Washington, söz konusu haberleri aldığını ancak şu anda İran iddialarının geçerliliğini destekleyecek bir kanıt olmadığını belirtti.
ABD’li üst düzey bir yetkili konuya ilişkin değerlendirmesinde, “ABD, küresel ticareti korumak ve seyrüsefer özgürlüğünü desteklemek için müttefikleri ve ortaklarıyla birlikte çalışmaya devam edecek” dedi.
Savunmadan taarruz stratejisine geçiş
İran’ın yarı resmi haber ajansı Tesnim’e göre bu açıklamadan saatler sonra, İran Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Selami, ülkesinin savunmaya dayalı stratejiden taarruz stratejisine geçebileceğini söyleyerek uyarıda bulundu.
Selami, “Düşmanlarımızın hata yapması halinde savunmaya dayalı stratejimiz taarruz stratejisine dönüşür” dedi.
General Selami, “Körfez bölgesi, Hürmüz Boğazı, adaları ve ilgili sahiller sadece İran için değil tüm dünya için hassas ve hayati bölge olarak dünya ekonomisinin ayrılmaz parçası sayılıyor. Bu bölgedeki hayati çıkarlarımızı ve sınırlarımızı korumak için savunma yeteneklerimizi kara, deniz ve hava olarak genişlettik” ifadelerini kullandı.
Devrim Muhafızları yeniden yapılanıyor mu?
Selami’nin bu sözleri, Washington tarafından Nisan ayında yabancı terör örgütleri listesine alınmasının ardından, Devrim Muhafızları Ordusu’nun, üst düzey komutanlarının değişimi de dâhil askeri, istihbarat ve ekonomik her alanda yeniden yapılandığına dair bir işaret olarak görüldü.
İran Devrim Muhafızları Komutanı, üstün saldırı yetenekleri olduğuna işaret ederek, ABD Donanması’ndan 10 askeri Ocak 2016'da gözaltına aldıklarını ve geçtiğimiz ay Hürmüz Boğazı’nda ABD’ye ait bir insansız hava aracını (İHA) düşürdüklerini hatırlattı.
Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri de, Ocak ayı sonunda, ulusal çıkarların savunulması kapsamında ‘savunmadan saldırıya kadar’ bütün stratejilerinde değişiklikler yapıldığını bildirmişti.
Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Ali Fadavi ise, ABD’lilerin Körfez'de psikolojik baskılara maruz kaldığını dile getirerek, İran Devrim Muhafızları güçlerinin ABD kuvvetlerini Farsça konuşmaya zorladığını söyledi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.