Mısır’da Hür Subaylar Hareketi’nin mirasından geriye ne kaldı?

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)
TT

Mısır’da Hür Subaylar Hareketi’nin mirasından geriye ne kaldı?

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)

Her ne kadar birçokları; sadece Mısır içerisinde değil hem bölgesel hem de küresel boyutta bir ilham kaynağı olduğu konusunda hemfikir olsa da üzerinden 67 yıl geçmiş olmasına rağmen olayları ve karmaşık ayrıntıları ile 23 Temmuz 1952’de yaşananlar halen tartışma konusudur.
Mısır’ın Krallık rejiminden Cumhuriyet yönetimine geçmesine ve “tarihindeki dönüm noktaları”ndan birini yaşamasına neden olan bu “kutlu hareket” -kendisini gerçekleştiren Hür Subaylar’ın deyimiyle- planlama aşamasından gerçekleşme aşamasına kadar modern Mısır tarihinde hiçbir olayın karşı karşıya kalmadığı kadar bir ilgiye mazhar olmuş, araştırılmış, incelenmiş ve pek çok kitaba konu olmuştur.
Bu olaya katılanların hatıratlarından döneme tanıklık edenlerin kitaplarına, şahitlerin tanıklıklarına ve bu dönemi takip eden yıllar içerisinde tarihçilerin, araştırmacıların ve politikacıların yazdıkları hep bu olayı devrim mi yoksa darbe olduğu konusunda görüş ayrılığına düşmüş sonuçları ile Mısır’da 23 Temmuz 1952 yılındaki krallık yönetimi karşıtı Hür Subaylar Hareketi’nden geriye ne kaldığını tartışmış ve tartışmaya da devam etmektedir
23 Temmuz’da neler yaşandı?
Tarihçilerin ve yazarların anlattıklarına göre Temmuz 1952’den önce ülke, daha önce benzeri görülmemiş keskin bir çıkmaza girmişti. Bu yılın başında İngiliz subaylar İsmailiye’de bir polis karakolunu kuşatmış ve 25 Ocak katliamını gerçekleştirmişlerdi.
Ertesi gün de öfkeli protesto gösterilerinin arkasından Kahire yangını yaşanmıştı. Askeri Polis zabitleri Abidin Saray önünde gösteri yaparken başkentin sokaklarına kaos hakim olarak yüzlerce dükkan, mağaza ve bina yakılıp yıkılmış, onlarca kişi hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine Kral Faruk, başbakan Mustafa Nehhas hükümetini görevden alarak Ali Mahir’i yeni hükümeti kurmakla görevlendirmiş ardından onu da uzaklaştırarak Ahmed Necip el-Hilali’yi hükümetin başına getirmişti.
Bütün bunlar yaşanırken silahlı kuvvetler içerisinde birkaç subaydan oluşan ve kendisine Hür Subaylar adını veren gizli bir grup, Kral’ı devirmek için fırsat bekliyordu.
Krallık yönetimine son verilmesinin ardından kurulan yeni cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı ve Hür Subaylar Hareketi’nin lideri olan Muhammed Necib “Mısır’ın Cumhurbaşkanıydım” adlı hatıratında şunları anlatıyor: "23 Temmuz gecesinde takip edilecek harekat planından sadece 10 subayın haberi vardı. Diğerlerine ise belirli görevler verilmişti. Örneğin; Abdullatif el-Bağdadi’nin görevi Almaza Havaalanı’ndaki üssü ele geçirmekti. Hüseyin el-Şafi ve Halid Muhyiddin’in görevleri süvari birliğinin, Abdulmunim Emin’in görevi ise topçu birliğinin silahlarına el koymaktı.
Salah Salim ve Cemal Salim’in görevleri el-Ariş’teki birliği kontrol altına almaktı. Benim ise genelkurmay başkanlığı ele geçirilene kadar evde beklemem gerekiyordu.”
Aynı plan ile ilgili Hür Subaylar'dan biri ve ünlü bir askeri tarihçi olan Cemal Hammad “23 Temmuz’un Sırları” adlı kitabında şöyle der: "Plan temel olarak, el-Kubbe köprüsündeki genelkurmay başkanlığını ele geçirerek tüm askeri birliklerin kontrolünün sağlanmasına odaklanıyordu. Bu görevi yerine getirecek birliklerin başında 3 kişi vardı. Cemal Abdunnasır, Abdulhakim Ammar ve Abdullatif Bağdadi vardı. Bu 3 kişi kendilerine karşı bir askeri birliğin harekete geçirilmesini önlemek için bazı üst rütbeli subayları da tutuklayacaklardı. Ardından da Abidin Sarayı kuşatılacak, Kahire’nin bütün girişleri kapatılacak ve başkentteki 3 ana hava üssü ele geçirilecekti (Almaza, Mısr el-Cedide ve Batı Kahire). Halkın güvenini kazanacak sivil bir hükümet kurulacak ve son aşamada Kral’ın kendisinden kurtulacaktık.”
Planın uygulama tarihi ile ilgili olarak da Hür Subaylar tarafından yazılan hatıratların çoğunda farklılıklar vardır. Ama hemen hemen hepsi  de başlama anının liderlerin takdirine bağlı olduğu konusunda hemfikirdir. 19 Temmuz akşamında Hür Subaylar, yönetimi nasıl en kısa sürede ele geçirecekleri ve Kral’ı nasıl devireceklerini görüşmek üzere olağan buluşma yerleri olan Halid Muhyiddin’in evinde bir araya geldiler.
Necib’in hatıratına göre; "Toplantıya katılanlar 20 Temmuz gecesi, darbe girişiminin başarılı olması için orduya bağlı birlikleri harekete geçirmekten başka bir yöntem olmadığı konusunda bir karara vardılar. Ama buna güçlerinin yetip yetmeyeceği ve başarılı olup olmayacakları bir soru işaretiydi. Bir sonraki gün 22 Temmuz’da öğlen saatlerinde, hareketin önde gelen isimlerinden 14 subay, planı son bir kez  gözden geçirmek için Halid Muhyiddin’in evinde bir kez daha bir araya geldi. Bu durumun, akşam saat 8’e kadar gizli tutulmasına karar verildi. Parolamız ise “zafer”di. 23 Temmuz günü sabah saat 3’te planın birinci aşaması başarıyla gerçekleştirilmişti. Genelkurmay başkanlığı ele geçirilmiş ve ordunun komuta kademesinden bazı subaylar, Harbiye Akademisi’ndeki cezaevinde tutulmaktaydı. Cemal Abdunnasır, beni telefonla arayarak son gelişmeleri aktardı.”
Muhammed Necib: "Devrimin ilk saatleri benim için yıllar kadar uzundu. Gözlerim telefona sabitlenmiş bir şekilde Kur’an okuyordum. Birçok kez askeri üniformamı giyerek genelkurmay başkanlığına gitmeyi düşündüm ama planı bozmaktan korkarak bundan vazgeçtim" diye de eklemektedir.
Ardından da sözlerini şöyle sürdürmekte: "Ama ondan önce İçişleri Bakanı Muhammed el-Meraği İskenderiye’den beni telefonla aradı. Yalvarır bir şekilde vatansever bir subay olarak benden bu hareketi durdurmamı istedi. Subayların bu girişimlerini durdurmamaları halinde İngilizlerin müdahale edeceklerini söyledi. Ticaret Bakanı ve Başbakan da beni arayarak benzer bir talepte bulundular. Sonunda Kurmay Yüzbaşı Cemal Hamad beni arayarak planın ilk aşamasının başarılı bir şekilde gerçekleştiği haberini verdi. Bunun üzerine hemen el-Kubbe köprüsüne yöneldim ve orada beni Yüzbaşı İsmail Ferid karşıladı.”
Nasır döneminin iktidara yakın gazetecilerinden biri olan ünlü yazar Muhammed Hasaneyn Heykel “Rejimin Düşüşü: 1952 Temmuz Devrimi Neden Gerekliydi?” adlı kitabında çok daha fazla ayrıntıya yer vermekte. Anlattığına göre; 22 Temmuz 1952 gecesi saat tam 10 buçukta, evinde oturmuş kendisine Binbaşı Cemal Abdunnasır’dan bir mesaj iletecek olan Kurmay Yüzbaşı Saad Tevfik’in telefonunu bekliyormuş. Mesajın ne olduğunu bilmiyormuş ama elbette Mısır’daki genel siyasi atmosfer ile ilgili olduğundan eminmiş. Saat 11:45’te telefon çalmış ama bu beklediği telefon değilmiş. Arayan Bakan Muhammed Ferid Za’luk imiş ve ona:”Ordunun sokağa indiğini ve (saray ile bakanlıkta) ordu içerisinde bir isyan hareketi olduğunu biliyor musun? diye sormuş.
Heykel sözlerine devam ederek:”Sabaha doğru saat 03:45’te Genelkurmay binasına ulaştım. Muhammed Necib benden önce gelmişti. Kendisini Abdulhakim Amir karşıladı ve kendisine Kahire’nin kontrolleri altında olduğunu iletti. Muhammed Necib el-Ariş’te bulunan Birinci Piyade Birliği’nin (o dönemde ordunun ana birliğiydi) tepkisinin ne olduğunu sorduğunda Abdulhakim kendisini rahatlatarak birliğin harekete destek verdiği ve yolda olduğu yanıtını verdi. Devrim Komuta Meclisi üyelerinin hepsi orada bulunuyordu. Saad Tevfik bana meclis üyeleri ile Muhammed Necib’in genelkurmay başkanının ofisinde toplantı yaptıklarını vurguladı. 10 dakika sonra Cemal Abdunnasır dışarı çıktığında yarı gülümser gibiydi ve bizlere toplantının devam ettiğini ama çok uzun sürmeyeceğini, yarım saat içinde geri döneceğini söyledi. Abdulhakim Amir de arkasında duruyordu.”
“Saat 06:05’te Saad Tevfik toplantı odasına çağrıldı. İçeride 1 dakikadan az bir süre kaldı. Döndüğünde elinde biraz sonra Kahire Radyosu’ndan (saat 7’de) okunacak olan bildirinin bir kopyası vardı. Ordu radyoya ait bütün stüdyoları ele geçirmiş olduğu için hazırlanmış olan 1 numaralı bildiri sorunsuz bir şekilde okundu.”
Sabahın ilk saatlerinde bir grup asker ile birlikte Enver Sedat, bildirinin okunacağı radyo binasına gitti. Bildiri de şu ifadelere yer verilmişti: "Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Necib’ten Mısır halkına; ülkemiz son dönemlerde rüşvet, yolsuzluk ve istikrarsızlığın hakim olduğu zor bir dönem yaşadı. Bütün bunların orduya büyük bir etkisi oldu. Rüşvetçiler ve çıkarcılar Filistin savaşını kaybetmemize neden oldular. Bu savaştan sonraki dönemde de ordu içerisindeki yolsuzluk arttı. Cahil ya da hain veya yolsuz kimseler ordunun yönetimini ele geçirdi. Mısır’ın kendisini koruyacak bir ordusu kalmadı. Bu nedenle kendimizi temizledik ve ordu içerisinde yeteneklerine, ahlaklarına ve vatanseverliklerine güvendiğimiz kişileri başa getirdik. Bu müjdeli haber, Mısır’ın tamamında sevinç ve mutlulukla karşılanmalıdır. Eski ordu subaylarından tutuklamak zorunda kaldıklarımız ise güvendedir ve zamanı geldiğinde serbest bırakılacaklardır.”
Devrim mi darbe mi?
Bu olay, hem Mısır içinde hem de dışında birçokları için ilham kaynağı olsa da nasıl adlandırılması ve nitelendirilmesi, geçen yıllar içerisinde etkilerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiği ile ilgili tartışma günümüze kadar sürmüştür. Darbe mi yoksa devrim mi olarak adlandırılması gerektiği konusundaki anlaşmazlık halen devam etmektedir. Yine Mısır’da bu hareketin meşruiyetini savunanlar ile karşı olanlar arasındaki bölünme günümüze kadar ulaşmıştır.
23 Temmuz’u destekleyenler onun sosyal adalet, sanayi, bağımsız ulusal karar  düzeyinde gerçekleştirdiklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak ona yöneltilen bütün suçlamaları kınamaktadır. Devrimin tam anlamıyla başarılı olduğunu, ordunun krallık yönetiminin baskısından, yönetimin yolsuzluğundan muzdarip olan, yabancı sömürgeci güçleri memnun etmek için canını feda eden, saraya yakın toprak ağalarını hizmet etmek için Hürlüğünden ve onurundan vazgeçen halkın tarafında yer aldığını ve bu durumu değiştirmenin kaçınılmaz olduğunu gördüğünü vurgulamaktadır. Hür Subaylar’ın ordu içerisinde sadece bunun için harekete geçtiklerinin altını çizmektedir.
Buna karşılık muhalifler; 23 Temmuz’un lider kadrosunun açıkladığı bütün hedefleri gerçekleştiremediği için devrimin tam anlamıyla başarılı olmadığını düşünmektedir. Bu hedefler 6 tanedir: İşgali sona erdirmek, feodal sisteme son vermek, kapitalizme son vermek, sosyal adaleti sağlamak, güçlü bir ordu ve sağlıklı bir demokratik rejim kurmaktır.
Önde gelen destekçilerinden biri olan Mısırlı gazeteci Abdullah el-Sinnavi şöyle yazmaktadır: "Askeri darbeler için yapılacak herhangi bir klasik tanıma göre 23 Temmuz, modern Mısır tarihindeki tek darbedir. Ordu içerisindeki gizli bir grup, aniden harekete geçip krallık yönetimini devirdikten sonra yönetimi ele geçirmeden önce planlar yapmış ve örgütlenmiştir. Devrim ile ilgili herhangi bir klasik tanıma göre de 23 Temmuz, sınıflara ayrılmış bir toplumda gerçekleştirdiği köklü değişimler, benimsemiş olduğu ve 3’üncü dünya ülkelerinde güç ve nüfuz dengelerini değiştiren stratejik yönelimleri ile Mısır tarihindeki tek devrimdir.”
Abdullah el-Sinnavi her ne kadar Temmuz Devrimi’nin en önde gelen savunucularından biri olsa da devrimin meşruiyetinin; Mısır toplumunun yapısını ve sınıfsal bileşimini değiştiren, sosyal politikaları doğuran ve tarihindeki en geniş sosyal hareketlenmeye yol açan bağımsız ulusal karar düşüncesine dayandığını belirtmektedir. Ardından da şunu eklemektedir:”Temmuz Devrimi uyandırdığı ya da hayata geçirdiği hayaller kadar çok karşıt kampanyalar ile de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ama o rüzgarların ya da şiddetli fırtınaların kendisini söküp atacağı kadar zayıf bir deneyim değildi. 23 Temmuz’un asıl sorunu; sosyal ve Hürlükçü ilke ve gayelerini koruyacak anayasal bir yapı inşa etmemiş olmasıdır.”
Diğer yandan Mısırlı tarihçi Asım el-Dusuki’ye göre;tarih yaşanan hadiseleri yazar ve kaydeder ama yorumu nakledenin eğilimleri ve ideolojisini göre değişir. Olayı yaşandığı anda yorumlayan kimsenin yorumu eksiktir. Çünkü tablo daha tamamlanmamıştır. Üzerinden zamanın geçmesi ile kapalı kartlar açılır ve olayın değişkenleri ile tablo tamamlanır. İşte o zaman akla ve algıya uygun tam bir sonuca ulaşılabilir.
El-Dusuki 23 Temmuz hakkında ise şöyle der:”23 Temmuz, Mısır devletinin kuruluşunun, herkesten bağımsız kendi kararının sahibi olmasının başlangıç tarihi iken İngiliz sömürge döneminin de sona erdiği tarihtir. Bu devrimin tanık olduğu olayları Mısır tarihinin unutması mümkün değildir.”
Kahire Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörü olan Hasan Nafia devrim hakkında; "Devrim olup olmadığı konusundaki tartışma ve hakkındaki anlaşmazlık geniş ve büyüktür. Tarihçiler ve profesörler arasında belli bir olayı devrim diğer bir olayı ise ayaklanma ya da başka bir şekilde tasnif etmek konusunda bir fikir birliği yoktur. Bu anlaşmazlığın nedeni ise siyasi ya da ideolojik eğilimlerdir. Politikada bu tür tehlikeli ve toplumda büyük bir kutuplaşmaya yol açan siyasi olaylara yönelik tarafsız ve bilimsel bir tutum yoktur.”
1952 yılındaki Hür Subaylar Hareketi’ni nitelemek konusundaki bu tartışmayı ise Prof. Nafia şu şekilde açıklamaktadır:
"1952 Temmuz Devrimi daha sonra bir devrime dönüşen askeri bir darbedir. Ordu içerisinde kendilerine Hür adını veren bir grup subayın darbe yaparak yönetimi ele geçirmeye karar verdikleri 23 Temmuz gecesi yaşananları askeri bir darbeden başka bir şekilde tanımlayamayız. Ancak yeni yönetim, tarım reformu, ulusal bağımsızlık, sosyal adalet ve sanayi alanında devrimci kararlar almaya başladığında bu darbe bir devrime dönüştü. Dolayısıyla halk da 23 Temmuz’a büyük bir destek vermiş ve onu  bir devrim olarak kabullenmiştir. Yaşananların bir devrime dönüşen darbe olduğunu hiç kimse inkar edemez.”
Hür Subaylar arasında da benzer bir anlaşmazlık ve görüş ayrılılığı vardır. Muhammed Necib hatıratında 23 Temmuz’un bir darbe mi yoksa devrim mi olduğu sorusuna şu yanıtı verir:”Bizi destekleyenler ve yandaşlarımız sanki bize şeref ve saygnlık kazandırmak ister gibi devrim olduğunu söylüyorlar. Muhalif olanlar ise bizi kötülemek için yapmış olduğumuz şeye karşı çıkarak darbe olduğunu söylüyorlar. 23 Temmuz gecesi harekete geçip genelkurmay başkanlığı binasını ele geçirdiğimizde hepimiz darbe yaptığımızı biliyorduk. Aramızda kullandığımız ifade de darbeydi. Bu ifade bizi korkutmuyordu çünkü gerçeği ifade ediyordu. Daha sonra bunu halka açıklamak ve onu kendi safımıza çekmek ya da en azından karşı safta yer almamasını sağlamak istediğimizde hareket sözcüğünü kullandık. Bu sözcük darbenin daha yumuşak ve saygılı bir şekilde ifade bulmuş haliydi. Aynı zamanda da belirsiz ve esnek, siyasi kavramlar sözlüğünde açık ve net bir anlamı ve bir benzeri olmayan bir sözcüktü. Halkın bizleri desteklediğini, teşvik ettiğini hissetiğimizde ve lehimize sloganlar attığını gördüğümüzde hareket kelimesine bir de kutlu sıfatını ekledik. Yaptığımız açıklamalar, bildiriler ve verdiğimiz demeçlerde silahlı kuvvetlerin kutlu hareketi demeye başladık. Kitleler sokaklara dökülüp sevincini göstermeye, gazete ve radyoya destek telgrafları yağmaya başladığında bazılarımız darbenin devrim olması için eksik olan kitlesel desteğin de sağlandığını düşünerek darbe ve hareket yanında ara sıra devrim sözcüğünü de kullanmaya başladılar.”
Başlangıçta “kutlu hareket” olarak adlandırılan 23 Temmuz’u devrim olarak niteleyen ilk kişi ise Arap edebiyatının duayen ismi Taha Hüseyin’dir.
Mısırlılara ne kaldı?
23 Temmuz ile ilgili felsefi bölünmeler yanında Mısırlılar, merhum başkanlar Cemal Abdunnasır ile Enver Sedat’a nispeten Nasırcılar ile Sedatçılar arasında da bölünmüşlerdir. Hatta 67 yıl önce yaşananların bütün yaşam koşulları üzerindeki etkileri ve yankıları konusunda bile görüş ayrılığı vardır.
Onu savunanlar; devrimin –içeride ve dışarıda- bazı başarılara imza attığını ifade etmektedir. Bu başarılar arasında siyasi düzeyde Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi, monarşinin kaldırılıp cumhuriyet yönetiminin getirilmesi, 70 yıldan fazla bir süre devam eden işgalden sonra işgal güçlerinin çekilmesini sağlayan anlaşmanın imzalanması, Arap milliyetçi hareketin doğuşunu saymaktadır. Ayrıca kültür sarayları ve merkezleri, tarihi eserlerin ve müzelerin bakımı, kültür kurumlarının desteklenmesi için kurulan genel kurulun yarattığı ekonomik patlama, bedava eğitim, tarım reformu ve toprak ağalığını sona erdiren yasalar, ticaret ve üretimin millileştirilmesi ve Mısırlılaştırlması, Mısır halkı içerisindeki sınıfların ortadan kaldırılması, tarım ve sanayi üretimi alanlarında kapitalizmin hakimiyetine son verilmesi de bu başarılar arasındadır.
Buna karşılık muhalifler kendisini; 1967’deki büyük yenilginin, 1973 yılındaki Arap-İsrail savaşında tamamen kurtarılana kadar Sina yarımadasının İsrail’in işgali altında kalmasının nedeni olarak görmektedir.



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.