Gine Cumhurbaşkanı: İran’ın Körfez’deki saldırıları, durdurulması gereken terör saldırılarıdır

Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde
Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde
TT

Gine Cumhurbaşkanı: İran’ın Körfez’deki saldırıları, durdurulması gereken terör saldırılarıdır

Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde
Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde

Alpha Conde; Suudi Arabistan’a verilen herhangi bir zararın İslam dinine yapılmış bir saldırı olduğunu vurguladı.
Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde, İran’ın Basra Körfezi’nde gerçekleştirdiği saldırıları, kararlılıkla engellenmesi gereken terör saldırıları olarak niteledi. Bu terör saldırıları karşısında Suudi Arabistan’ı destekleme ve arkasında durma çağrısında bulundu ve;” Suudi Arabistan’a verilen herhangi bir zarar, İslam dinine, bütün Müslümanların kalbinin attığı Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvre’ye yönelik bir saldırıdır” dedi.
Gine Cumhurbaşkanı, gazetemiz Şarkul Avsat’ı, anlamı “Sekou Toure’nin ikametgâhı” olan Sekhoutoureah Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti. Sekou Toure Gine’nin ilk devlet başkanı ve Fransa’dan bağımsızlığın mimarıydı. Bizleri geniş bir toplantı salonunda kabul eden Conde’nin oturduğu yerin arkasında duvarı boydan boya kaplayan, altından bir tablo bulunuyordu. Cumhurbaşkanlığı görevlilerinden biri tablonun Gine’nin sahip olduğu birçok efsaneyi özetlediğini belirtti.
Alpha Conde, bu tablonun ve efsanelerin bir parçası gibi duruyordu. Conde devlet başkanı seçilmeden önce bir muhalifti ve yetmişli yıllarda gıyabında idam cezasına çarptırılmıştı. Uzun yıllar zorunlu olarak sürgünde yaşamıştı. Doksanlı yıllarda ülkesine döndüğünde de yıllarca cezaevinde kaldı. 2010 yılında Gine halkı onu devlet başkanı seçerek ödüllendirdi. Bu tarihten sonra başta ebola virüsü, düşük okur-yazarlık oranı, yoksulluk ve yüksek düzeydeki yolsuzluk olmak üzere karşı karşıya kaldığı büyük zorluklara rağmen ülkesine bir siyasi istikrar ve ekonomik canlanma dönemi yaşattı.
2015 yılında bir kez daha cumhurbaşkanı seçilen Conde, ikinci dönemini tamamlamaya (2020) hazırlanıyor. Ülkenin mevcut anayasasına göre  Conde bir kez daha aday olamaz ama destekçileri arasında yönetimde kalabilmesi için anayasanın gözden geçirilmesi gerektiği yönünde sesler yükseliyor. Muhalefet ise buna şiddetle karşı çıkıyor. Röportajımız sırasında Cumhurbaşkanı Conde bu meseleden bahsetmeyi reddederek, olumlu olduğunun altını çizdiği 9 yıllık başkanlık döneminin sonuçlarını ortaya koymakla yetinip bu konudaki sorulara yanıt vermek istemedi.
Cumhurbaşkanı Alpha Conde ile gerçekleştirilen röportajın metni;
Basra Körfezi’nde son dönemde yaşanan gelişmeleri, İran’ın Körfez’in güvenliğini hedef almasını ve kendisine bağlı kolların Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını takip etmişsinizdir. Gine’nin bu gelişmeler karşısındaki tutumu nedir?

Suudi Arabistan ve Körfez bölgesini hedef alan terörün dünyanın geri kalanını hedef alan terör ile aynı olduğunu söyleyebilirim. Terör uluslararası bir olgu, kararlılık ve ciddiyetle yüzleşmemiz gereken büyük bir tehlikedir. Hepimiz Suudi Arabistan’ın yanında yer almalı ve bu teröre karşı mücadelesinde onunla dayanışma içinde olmalıyız. Çünkü Suudi Arabistan’a verilecek herhangi bir zararın İslam dinine ve bütün Müslümanların kalbinin attığı, her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvre’ye yapılmış bir saldırı olduğuna inanıyoruz. Bu ülkenin güvenliğini ve huzurunu hedef alan hiçbir saldırıyı kabul etmiyor ve Kral Selman bin Abdulaziz’in, Suudi Arabistan ve Körfez bölgesinde barış ve güvenliği korumak için yaptığı büyük çalışmaları övüyoruz. 
Suudi Arabistan terörle mücadele için bir cephe ve ittifak inşa etmek istediğinde Gine bu ittifaka katılan öncü ülkelerdendi. Suudi Arabistan’ın terör tehlikesi ile mücadelesini desteklediğini deklare eden ilk ülkeler arasında yer alıyordu. Bu tutumumuzun temelinde, Suudi Arabistan’ın, terörün bütün türleri ile mücadele gücüne ve İslam dünyasındaki merkezi konumuna olan inancımız vardır.
Diğer yandan Gine ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki, tarihi nedenlerden dolayı oldukça güçlüdür. Birkaç yıl önce Suudi Arabistan bizden, İTT Genel Sekreterliği’nden onun lehine çekilmemizi talep ettiğinde bunu kabul ettik. Bu talebi kabul ettik çünkü İslam ve Arap dünyasındaki istikrarsız durum, Arap ülkeleri dışındaki güçler tarafından desteklenen terörist grupların güçlü yükselişi göz önüne alındığında, Suudi Arabistan’ın bu teşkilatın liderliğini üstlenmesi gerektiğine inanıyorduk. Bu hassas koşulların güçlü, kararlı bir liderlik gerektirdiği kanaatindeydik.
Suudi Arabistan buna karşılık bizlere başka bir pozisyon vermeye ve telafi etmeye hazırdı ama bizler bunu kesin bir şekilde reddettik. O zaman onlara, Suudi Arabistan’dan hiçbir karşılık beklemediğimizi, Hadimul Haremeyn Şerifeyn’in seçeceği ve Suudi Arabistan’ın desteklediği kişi lehine İTT Genel Sekreterlik makamından feragat etmeye hazır olduğumuzu belirtmiştim.
Suudi Aarbistan bizim için kutsal topraklardır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere, bu iki beldenin bütün Müslümanların nezdinden sahip olduğu dini ve manevi sembolizmdir.
Gine olarak terörle mücadelede Suudi Arabistan’a tam destek veriyoruz. Bu savaşı kazanacağına, Ortadoğu bölgesine güvenliği ve istikrarı geri getireceğine inanıyoruz. Afrika’nın güvenliğine ne kadar önem veriyorsak dünyanın diğer bölgelerinin, özellikle de Ortadoğu ve Körfez bölgesinin güvenlik ve istikrarının güvence altına alınmasına o ölçüde önem veriyoruz.
“KADDAFİ ORTADAN KALKTIĞINDA HER LİDERİN BAĞIMSIZLIĞINI İLAN EDECEĞİ BİLİNİYORDU”
Belirttiğiniz gibi terörizm küresel bir olgu ama Afrika sahil bölgeleri ile Çad gölü havzasında terörist grupların yükselişi nedeniyle Afrika’nın batısında da durum karmaşık ve zor bir hal almış gibi görünüyor. Mevcut durum hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yaklaşık 8 yıl önce Nijer Cumhurbaşkanı Mahamadou Issoufou ile birlikte G-8 Zirvesi’ne katıldık ve büyük ülkelerin liderlerinden Libya’ya yönelik bir müdahalede bulunmaktan kaçınmalarını talep ettik. Libya’ya yönelik herhangi bir uluslararası müdahalenin bu ülkenin Somalileşmesine neden olacağını vurguladık. Bunun da bölgenin neredeyse tamamına yönelik tehlikeli sonuçları olacağını belirttik. Bu tehlikelerin başında da Afrika sahili ülkeleri ve Çad Gölü havzası bölgesine terörün ihraç edilmesi tehlikesinin yer aldığını söyledik. Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin kabile liderleri aracılığıyla ülkeyi yönettiğini ve Kaddafi ortadan kalktığında her liderin diğerlerinden bağımsızlığını ilan etmeye yöneleceğini herkes biliyordu. Nitekim gerçekten de böyle oldu ve Libya yeni bir Somali’ye dönüştü. 
Ne yazık ki dünya liderleri bu uyarılarımıza kulak asmadığı için gördüğünüz gibi bugün bu felaketi yaşıyoruz. Libya’da merkezi bir hükümet bulunmuyor ve Kaddafi’nin sahip olduğu dev cephane teröristlerin eline geçti. Bu da Mali, Burkino Faso ve Nijer gibi ülkeleri terör tehlikesi ve tehdidi ile karşı karşıya bıraktı. Çad ve Nijerya ise Boko Haram örgütünün tehdidi altında. Bugün bütün ülkelerimizin bu yakın tehlikenin tehdidi altında olduğunu ve hiçbir ülkenin bunun dışında olmadığını söyleyebiliriz.
Ancak Batı Afrika’daki terörle mücadele planları zeminde sonuç vermiyor gibi görünüyor. Sizce bunun nedenleri nedir?
Evet, gerçekten de böyle. Ancak asıl önemli olan, artık terörizm ile yüzleşmenin ve onunla savaşmanın temel ve zorunlu bir durum olduğuna ikna olmamızdır. Bu noktada Çad Cumhurbaşkanı Idriss Deby’i terörle mücadele konusunda oynadığı büyük rolden dolayı tebrik ve takdir ettiğimi belirtmeliyim. Çünkü Çad ordusu, Mali ve Nijer’den Nijerya ve Kamerun’a kadar bütün cephelerde savaşmaktadır. Aynı şekilde uluslararası toplumun da 5 kıyı ülkesinin (Moritanya, Mali, Nijer, Burkina Faso ve Çad) oluşturduğu ortak askeri gücü, güçlü ve ciddi bir şekilde desteklemeleri gerektiğine inanıyorum. Özellikle de terörle mücadelede ordusu her cephede savaşan Çad’ı desteklemelidir. 
“BİR TOPRAĞI EN İYİ ONUN ÇOCUKLARI SAVUNUR”
 Afrika ordularının teröre karşı savaşı yönetmekte başarılı olacaklarından emin misiniz?
Evet, terör ve radikalizm tehlikesi ile mücadele edebilmek için ilk önce birleşmeli ve el ele vermeliyiz. Çünkü bu önemli savaşın içinde doğrudan yer almadan terör ile savaşamayız. Bu nedenle Afrika ülkeleri olarak bizler, terör ile savaşma ve kıtanın her yerinde güvenliği ve istikrarı koruma görevini Afrika Gücü’nün yerine getirmesini istiyoruz. Yabancı güçler, bu savaşı yürütmek için gerçek bir motivasyona sahip değiller. Bu savaşı; varoluşları, aileleri ve kendileri için savaşanların yürütmesi gerekir. Uluslararası işbirliği çok önemli ancak örneğin; görev icabı burada bulunan, bunun için maaş alıp ailesi ile birlikte harcamak üzere ülkesine dönmek isteyen Bangladeşli bir askerden nasıl sizin için ölmesini isteyebilirsiniz ki? Bir toprağı en iyi onun çocukları savunur. Bu yüzden Afrika Gücü’nün BM Barış Gücü’nün yerini almasını istiyoruz. Güçlerimiz savaşmaya hazır ve bu görevi en iyi şekilde yerine getirecek olanlar da onladır. İhtiyaç duydukları tek şey, destektir.Örneğin; Kongo Cumhuriyeti’nde uzun yıllardır bir BM Barış Gücü görev yapıyor ama durumda hiçbir değişiklik yok. Bu nedenle bizler, elbette uluslararası toplumdan istihbarı ve askeri desteği ile birlikte Afrika Gücü’nün ülkelerimizi savunmasına izin verilmesini talep ediyoruz.
“YÖNETİME GELDİĞİMDE ATTIĞIM EN ÖNEMLİ ADIM ORDUNUN YENİDEN YAPILANDIRILMASI”
Batı Afrika’da güvenlik alanındaki sorunlara rağmen Gine, son yıllarda farklı komşu başkentlerde gerçekleşen terör saldırılarına hedef olmadı. Bunu nasıl başardınız?
Yönetime gelir gelmez (2010 yılında) attığım en önemli adımın, ordunun yeniden yapılandırılması olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu, o dönemde ülkenin içinde bulunduğu durum ve Gine ordusunun muzdarip olduğu büyük sorunlar göz önüne alındığında çözülmesi gereken an acil sorundu. Ne askeri rütbeler ile ilgili açık ve belirli bir sistem ne de askerler ve subaylar arasında olsun orduda bir disiplin vardı. Askerler silahları ile taksiye biniyor ve ordunun zırhlı araçları caddeleri işgal edip sivilleri korkutuyordu. Dengesiz bir ordumuz vardı. Ordunun %80’i subay ve general iken, sadece %20’si askerdi. Bu yüzden; ordunun yeniden düzenlenmesi ve reformdan geçirilmesi atılması gereken en önemli ve en acil adımdı. Çünkü ülkenin diğer sorunlarının çözümü buna bağlıydı. Zayıf, hasta bir ordu ile terör tehlikesine karşı koyamazdık.Diğer yandan sadece güvenlik ile yetinmedim. Halkın yaşam koşullarını iyileştirecek, dolayısıyla da radikal örgütlerin ülkemize yönelik herhangi bir sızma hareketini engelleyecek ekonomik reformları hayata geçirmeye çalıştım. İktidara geldiğimde (yaklaşık 9 yıll önce) Gine, büyük ekonomik sorunlardan muzdaripti ve IMF’nin önerdiği ekonomi programını tamamlamayı başaramamıştı. Bu nedenle IMF ve birçok uluslararası fon kuruluşu, Gine’deki projelere verdikleri finansal desteği durdurmuşlardı. Her şeyden önce bu durumu düzeltmemiz ve ülkeyi yakalanmış olduğu bu hastalıktan kurtarmamız gerekiyordu. Bütün bunlar, halkın yaşam koşullarını iyileştirmemizi sağlayacak fon ve kredilere ulaşmamız için gerekliydi.
Büyük sorunlar yaşayan enerji ve maden sektörlerinde büyük reformlar gerçekleştirdik. Geçtiğimiz yıllar içerisinde bu sektörlerde reformlar yapmayı ve yeniden düzenlemeyi başardık. Zengin ve büyük boksit rezervlerine sahip Gine,1 yıl içerisinde, dünyanın en büyük boksit ihracatçısı ve ikinci üreticisi olacak. Ama bizim için en önemli sektör; iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için büyük ve önemli yatırımlar yapmaya çalıştığımız tarım sektörüydü. Çünkü bu sektör; halkın yaşamını doğrudan ilgilendiren ve yaşam koşullarını iyileştirecek olan sektördü. Dolayısıyla bizler Fas ile Japonya ve Çin gibi diğer ülkelerden bize verilen destekten çok mutluyuz. Halkımızın yaşamında köklü değişimler gerçekleştirme yolunda tarıma çok güveniyoruz. Bunun yanında elbette sağlık sektörüne de odaklandık. Çünkü bilindiği gibi bu alanda birçok sorundan muzdarip olan ülkemizin sorunları ebola virüsü ile daha da arttı. Ülkemizde sağlık sektörü istenilen düzeyde değildi ve etkisizdi. Bugün ise sağlık durumunun Gine’nin bütün illerinde önemli ölçüde iyileşmesinden ve sağlık ekiplerimizin her türlü acil durumlarla başa çıkacak bir duruma gelmesinden gurur duyuyoruz.
Gine’deki kalkınmanın asıl kaldıracı olan yollar, demiryolları ve limanlara gelince; bu alanda da büyük işler başardık. Sadece birkaç yıl içerisinde Gine’nin yüzünü değiştirdiğimiz için gurur duyuyoruz. Geçmişte Gine’yi ziyaret edip geceyi mütevazı otellerinden birinde geçirdiğinizde, ülkeden bir daha dönmemeye kararlı bir şekilde ayrılırdınız. Bugün ise durum değişti. Artık yatırımcılar, liderler, devlet başkanları, dost ve müttefikler gibi bütün misafirlerimizi ağırlayabileceğimiz yeterince lüks ve üst düzey otellerimiz var. Gine’yi şimdi ziyaret edecek olanların, durumun değiştiğini fark edeceklerini düşünüyorum. Ama yapmamız gereken daha çok şey var.
“BİRKAÇ YIL İÇERİSİNDE GİNE’DEKİ ARAP YATIRIMLARI 10 KAT ARTACAK”
Gine’deki Arap yatırımlarının seviyesinden memnun musunuz?

Kesinlikle. Birçok Arap ülkesi ve özellikle de Suudi Arabistan, BAE, Fas, Kuveyt ve başta İslam Kalkınma Bankası olmak üzere birçok Arap fon kuruluşu ile kaliteli bir işbirliğine sahibiz. Ancak önceki yıllarda Gine ekonomisinin yaşadığı kırılganlığın bu işbirliğine olumsuz etkileri olduğunu düşünüyorum. Özellikle de Arap ülkeleri ile aramızdaki tarihi bağlar göz önüne alındığında vaat edici imkanlara ve potansiyele sahip bu işbirliğinin maksimum düzeye ulaşmasını engellediği kanaatindeyim.Son olarak; Gine hükümetinden bir heyeti karşılayan ve 3 gün boyunca kendisi ile görüşmeler gerçekleştiren İslam Kalkınma Bankası Başkanının çabaları sayesinde ufukta vaat edici gelişmelerin görünmeye başladığını ve birkaç yıl içerisinde Gine’deki Arap yatırımlarının 10 kat artacağını söyleyebilirim. Çünkü bu ülke, Arap yatırımcıları ilgilendirecek ve iki taraf için de kazançlı ortaklıkların önünü açacak birçok imkâna sahiptir.
Arap ve özellikle de Körfez ülkelerinin Gine’ye karşı her zaman çok cömert olduklarını biliyoruz. Ama bizler de iş adamları ve sermayeleri ülkemize gelmeye teşvik etmek, hükümetler ile işbirliği yapmakla yetinme zihniyetinden kurtulup, özel sektöre daha çok yönelmek için ülkemizin sahip olduğu yatırım fırsatlarını tanıtmaya yönelik büyük bir çaba harcıyoruz. Bu nedenle hem Gine hem de Arap ülkelerinde ekonomik forumların düzenlenmesini teşvik eden bir planı hayata geçirdik.
Bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz...
Ben teşekkür ederim...



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.