Ehram’ın altıncı kat ‘sakinlerinin’ hikâyeleri

Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri
Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri
TT

Ehram’ın altıncı kat ‘sakinlerinin’ hikâyeleri

Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri
Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri

Geçen uzun yıllar, bu tarihî kattakilerin kokularını ve izlerini silmedi. Bazıları, Mısırlı el-Ehram gazetesinin altın çağında olduğu zamanlarda, Mısır’daki kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının sembol isimlerini uzun yıllar ağırlamasından dolayı bu kata ‘Ölümsüzler Müzesi’ adını verir. Ehram’ın altıncı katına ayak basar basmaz mekânın koridorlarında yaratıcılığı, saygınlığı ve yüksekliği hisseder, ürettiği bol sayıda tiyatro eseriyle Arap tiyatro tarihinin öncülerinden biri haline gelen Tevfik el-Hakim’i altıncı katın en büyük ve meşhur odası 606 numaralı şık ofisinde yeni bir edebi yapıt yaratırken hayal edersiniz. Ya da aynı katta kendisinin 70’li yılların başındaki ‘ne savaş ne barış’ haline itiraz ettiği ‘Tevfik el-Hakim’in Beyanı’ adındaki meşhur mücadelesine eşlik edersiniz. El-Hakim’in bu çıkışı, Sedat’ın el-Hakim’e ve başka bir grup gazeteci ve düşünüre karşı ayaklanmasına yol açmıştır. Bu katta, Mısırlı sıcaklığının en ince detaylarına kadar somutlaştıran edebi harikalar yazarı dünyaca ünlü Necib Mahfuz’un Nobel ödülünü kazandığının ilan edilmesinden sonra bu kata davet edilen konukların sevincini de yaşayabilirsiniz. Aynı şekilde ünlü yazar Luis Avad’ın, Firavun medeniyetinden duyduğu kıvancını, zengin Marksisizmini ve Nasırcı tecrübeye karşı açıklığını bir araya getirdiği derinlikli yazılarına da tanık olabilirsiniz.
Arap kütüphanesine edebi-eleştirel çalışmalar ile akademik araştırmalardan oluşan büyük bir raf ekleyen Mısırlı yazar Aişe Abdurrahman, nam-ı diğer Bintu’ş-Şati’nin (Sahil Kızı) Arap-İslam kimliğinin ve kadının eğitim ve çalışma hakkının altını çizmek için girdiği mücadeleleri de yakından yaşayabilirsiniz. Kim bilir, belki Avrupa yolculuğunda Hüseyin Fevzi’ye katılır ve onun yaşayıp yazdığı gibi sizin de Avrupa’nın sanatı ve kültürü karşısında gözleriniz kamaşır.
Altınca kattaki yürüyüşünüz sırasında ‘Biraz Korku’, ‘Sonra Güneş Doğar’, ‘Öğlen Rüyaları’ ve sonradan sinema filmleri ve radyo ve televizyonlarda tiyatro şaheserlerine dönüşen daha başka edebi çalışmaların sahibi büyük roman yazarı Servet Ebaza’nın 604 numaralı odadan yükselen o duru ve şen kahkahalarına hazır olun. Ehram’ın bu altıncı katı, Lütfi el-Huli’nin felsefesine, Yusuf Cevher’in düşüncesine, Salah Tahir’in sanatına ve tüm alanların öncü ve sembol isimlerinden geriye kalan çalışmalara, yaratmalara, konuşmalara ve tartışmalara kucak açmış, şahit olmuştu. Tüm bunlar, Ehram’a daha fazla fikrî ve eşsiz siyasi ağırlığa sahip bir gazete görünümü veriyordu.
Bunun yanı sıra Ehram, Cemal Abdunnasır’ın düşüncelerinin, onun Mısır ve Arap bölgesine dair planlarının ve sömürgeciliğe karşı verdiği Afrikalı mücadelenin okunduğu bir platform olarak da ünlenmiştir.
Mısırlı yazar Muhammed Selmavi, altıncı katın nadir bilinen hikâyelerini Şarku’l Avsat’a anlatırken şu ifadeleri kullandı:
“Altıncı katın hikâyesi, Ehram’ın eski Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Hasaneyn Heykel’in büyük kültür devlerini ve isimlerini tek bir yerde toplamaya karar vermesiyle başladı. O, Ehram’ın topluma karşı sorumluluğunun, insanları içeride ve dışarıda yaşanan olaylarla sarıp kuşatan günlük gazete görevinin ötesine geçtiği düşüncesinden hareket ediyordu. Ona göre Ehram, Arap milleti zihniyetinin ve vicdanının oluşumuna esaslı bir katkı sağlayan bir kurum olmalıydı.”
O dönemin genç gazetecileri tarafından ‘Ölümsüzler Müzesi’ olarak adlandırılan altıncı katı öne çıkaran özellik, 60’lı yıllarda düşünce ve kültür sahasının en büyük isimlerinin yazıhanelerini içermesinin yanı sıra bu büyük isimlerin roman, tiyatro, hikâye, eleştiri ve makale türünde kaleme aldığı seçkin eserleriyle mensup oldukları sınıflar, görüşler ve yönelimlerle oluşan geniş ve eşi görülmemiş çeşitliliktir.
Selmavi, sözüne şöyle devam ediyor:
“Necib Mahfuz gibi önde gelen romancılar, Tevfik el-Hakim gibi yaratıcı tiyatro yazarları, Yusuf İdris gibi kısa öykü öncüleri, Luis Avad, Dr. Zeki Necib vd. gibi cesur ve aydınlatıcı tutumlara sahip siyasi düşünürler ve filozoflardan oluşan bir düşünce ve kültür ehlinin yanında siyasi yazarlar da görüyordum. Bu kat adeta Mısır’ın göbeğinde, meşale tutan bir kültür minaresine dönüşmüştü.”
Selmavi, altıncı kat hakkındaki önemli gerçekler ve hatıralara daha fazla ışık tutuyor:
“Tevfik el-Hakim’in 606 numaralı yazıhanesi, altıncı katın en büyük yazıhanesiydi ve tüm siyasi, kültürel ve toplumsal renkleri ve tayfları temsil eden bir düşünce meclisini andırıyordu. Nitekim bu mekân, tarafları arasındaki görüş farklılıkları ile daha da zenginleşen görüşmelere sahne oluyordu. Bu katın sakinleri ile olan ilk ilişkimi, el-Hakim ile aramdaki ilişki üzerinden kurmam belki de doğaldı. Ben, aynı binada kendisi ile çalıştığım ‘Arap tiyatrosunun babasının’ öğütlerinden faydalanmak isteyen ve tiyatro yazarlığının başında olan biriydim. Aramızdaki mesafe yalnızca birkaç merdivendi. Bu durum beni teşvik etti ve aramızdaki yaş ve edebi konum farkına rağmen zamanla onunla ilişkim sıkılaştı.”
Selmavi’nin altıncı kata dair unutamadığı şeylerden biri de herkesin bu kata ve sakinlerine karşı beslediği büyük takdir duygusunu ortaya koyan şey, yani Genel Yayın Yönetmeni ve Yönetim Kurulu Başkanı Heykel’in yazarlar ve düşünürler ile toplantı yapmak istediğinde hiçbirini kendi ofisine çağırmayıp onların altıncı kattaki kalelerine geliyor olmasıdır.
Selmavi, konuşmasını şöyle sürdürüyor:
“30 yıldan fazla bir süre sıkı bir şekilde irtibat halinde olduğum büyük edebiyatçı Necib Mahfuz ile ilk tanışmam, Tevfik el-Hakim’in altıncı kattaki yazıhanesinde oldu. Orada bulunanlar arasındaki konuşmalara katılıyorduk. Bu ilişki daha sonra devlerin gençlere göstermiş olduğu ilgi ve gözetim ölçüsünde güçlendi. Necib Mahfuz’un ilk öykülerimden birinin müsveddesini okuduğunu gördüğümde şaşırmıştım. Kendisinden bunu talep etmediğim halde düzeltmeler de yapıyordu. Bu düzeltmeleri yaparken de Mahfuz’un tabiriyle “İçime sinmezse silebileyim” diye kurşun kalem kullanıyordu. Fransız Paris Match dergisinden bir gazeteci ekibin benimle iletişime geçmesi hiç aklımdan çıkmaz. Ekip, dünyaca ünlü edebiyatçının günlük hayatına dair fotoğrafların eşlik ettiği bir makale hazırlamak için Kahire’ye gelmiş, bana da onu, odasındaki koyu renkli koltuk yerine yazıhanesinde oturmaya ikna etmem için başvurmuştu. Ondan gelen bu itirazın arkasındaki sırrı bilmiyorlardı tabii. Şöyle ki Mahfuz ile bir araya geldikleri bu yazıhane 1988 yılında Nobel Ödülü almasından sonra kendisine tahsis edilen 606 numaralı oda, yani Tevfik el-Hakim’e ait yazıhaneydi. El-Hakim, bir önceki yıl vefat etmişti ve odası bir süre kapalı kaldı. Ehram yönetimi, dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçilerine ve şanına yakışır olsun diye bu odayı Nobelli yazarının yazıhanesi yapmaya karar verene kadar. Ancak Mahfuz, yazı masasına bir kez bile geçmedi. El-Hakim’e olan saygısından ötürü bir misafir gibi odada bulunan koltuğa otururdu hep. Onu, o masada oturmuş haldeyken fotoğraf çektirmeye ikna etmeye çalıştığımda, 'Benim olmayan bir masada nasıl fotoğrafımı çekebilirler?!' dedi. Kader diledi, İhvan dönemindeki yönetim Ehram ile ilişkimi sonlandırdıktan sonra 2016 yılında Ehram’a döndüğümde Necib Mahfuz’un altıncı kattaki yazıhanesi benim oldu. O dönemki Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Abdulhadi Alam, yazıhanemin altıncı katta olacağını haber verdi. Yazıhanemi göstermek üzere o, yardımcılarından biri ve ben yukarı çıktığımızda bir baktım, beni 605 numaralı odaya sokuyor. “Bu Necib Mahfuz’un odası” diye bağırdığımda yardımcı bana, 'Mahfuz’un odası 606 numara' dedi. Ben de ona Mahfuz’un Nobel Ödülü aldıktan sonra oraya geçtiğini, Ehram yazarları arasına katıldığından beri asıl odasının 605 numara olduğunu açıkladım. Hafızada kazılı anılar ve dersler ile birlikte altıncı kata mensup olmaktan duyduğum mutluluk tarif edilemez.”
Altıncı katın, büyük gazeteci-yazar Salah Muntasır’da da ayrı bir yeri var. Şarku’l Avsat’a konuşan Muntasır, altıncı kata dair düşüncelerini şöyle tarif ediyor:
“Orayı bir okul bildim. Orada Mısır’ın Zeki Necib Mahmud, Tevfik el-Hakim, Ayşe Abdurrahman, Salah Tahir gibi büyük düşünürleri ile buluştum. Bu isimler, kültür ve düşünce hayatında gerçek bir ekolü temsil ediyor. Birçok kişi gazetecinin bilgi, tecrübe ve yaş bakımından kendisinden üstün olan kişinin yönlendirmeleri ve talimatları ile öğrenip geliştiğini düşünüyorsa da bu yanlış bir düşüncedir. Zira o, hocaları ile oturup, onları dinleyip gözlemleyerek, onlardan ilham alarak ve onların bilgi ve düşüncelerini azık edinerek öğrenir. Bu, Ehram’daki altıncı katın en önemli etkilerinden biriydi. Bunun yanı sıra bu kat, önemli kültürel isimleri bu eski gazetede bir araya getirmekle Mısır ve tüm Arap bölgesinde bir meşale rolü oynamış, günlük bir gazete iken tüm alanları ve yönelimleri içeren kapsamlı bir üniversiteye dönüşmüştür. Bu kat, Ehram’ın kendi çocuklarının düşünce dünyasını ve vicdanını oluşturmada ve zenginleştirmede de esaslı bir rol oynamıştır. Nitekim derin bir kültürden ve geniş bir ufuktan faydalanan yeni bir gazeteci nesli oluşarak yerelde ve Arap düzleminde bir düşünce ve gazetecilik hareketini yönlendirmiştir.”
Ehram’ın yazı müdürü gazeteci-yazar Enver Abdullatif’in de altıncı kata dair söyleyecekleri var:
“Benim için burası, asansörde 6 düğmesine bastıktan sonra çıkacağınız bir kattan ibaret olmayıp okuyucunun bilincini şekillendirmeden sorumlu büyük Ehram yazarları ile ilişkili olan her şeydir. Bu kat, tarih sayfalarını büyük edebiyatçı ve düşünürlere açtı. Ehram’da orayı bir mekân olarak görmeyen altıncı kat sakinleri yaşadı. Bununla birlikte Ehram’ın zirvesi hakkında konuşurken Kemal el-Mellah, Salah Cahin, Ahmed Behçet ve daha nice devlerin adını söylemeden geçemezsiniz.”
Abdullatif’e göre altıncı kat düşüncesi şu şekilde doğdu:
“Bana bunu Heykel anlattı: Ehram’ı teslim aldıklarında haber alanında üstün olan Ahbaru’l-Yevm (Günün Haberleri) gibilerle başa çıkma cesareti göstermede Ehram’ı geride bırakan basın ekolleri varmış. Öte yandan Daru’l-Hilal fotoğrafla ilgilenirken Rose el-Yusuf dergisi de bir hiciv ekolüymüş. İşte bu noktadan üzerinde çalışılmış olarak altıncı kat düşüncesi ortaya çıkarak çok sayıda yazar, edebiyatçı, düşünür ve eleştirmeni kendine çekip Ehram’ı entelektüeller yurdu haline getirmiş. Bu düşünce, Ehram’ın 1968 yılında açılan ve Şubat 1969’da Cumhurbaşkanı Abdunnasır tarafından ziyaret edilen yeni binasının altıncı katında hayata geçti. 100'üncü yıl kutlamalarında Sedat da altıncı kat sakinleri ile bir araya geldi”.
Abdullatif, altıncı katın okurlara kültür aktarımı yapmadaki rolünde olduğu gibi Ehram gazetecileri üzerindeki ezici etkisi ile yaşadığı durumlara şu sözlerle açıklık getiriyor:
“Altıncı katın aslî sakinlerinden olan Dr. Yusuf İdris ile olan ilişkim, o dönemde Gençlik ve Geleceğin Bilimi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Prof. Salah Celal tarafından kendisi ile bir görüşme yapmakla görevlendirildiğimde başladı. Altıncı kata doğru giderken yolda fotoğrafçı meslektaşım Muhammed Vesim’i gördüm. Ondan yetenekli romancının fotoğrafını çekmesi için benimle gelmesini istedim. Yusuf İdris beni ve yüzüne yönelmiş kamerayı gördüğünce şaşkınlıkla, 'Adın ne? Beni niçin istiyorsun?' diye sordu. Beni tanımıyordu. Kendisine, 'Prof. Salah Celal’in talebi üzerine Gençlik Dergisi adına sizinle görüşmek için izin istiyorum' dedim. Bu teklifi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti ve onunla gerçekten de bir görüşme gerçekleştirdim! Yusuf İdris o gün hükümetin izlediği tüketim açılımı politikaları ve büyüklere yönelik saygıyı yanlış anlama arasında kriz yaşayan gençlikten bahsetti. Kendisine olayların Yusuf İdris’in mensup olduğu asi edebiyatçı kuşağının üretilmesindeki etkisini sordum. Yusuf İdris, yüzüne karşı yönelttiğim bu ‘karışık’ soru ile şaşırdı ve onu başka bir zamana ait olmakla suçladı. O, eserlerinin her zaman gençleri teşvik edici olduğunu düşünüyordu. Yine de öfkelenmeden şu cevabı verdi: ‘Kuşak diye bir şey yok; devam eden ve uzanan bir edebiyat nehri ve akımı var. Her biri, daha geniş bir zaman nehrinde, gelişim ve toplumsal değişim nehrinde yüzer. Şu edebiyatçının 50, bunun da 60 kuşağından olduğunu söylemek çok zor. Kuşağı ifade ederken yapılan bu bölümleme edebi, bilimsel ve sanatsal gerçekliği değil sadece coğrafi gerçekleri tarif ederken doğru olur.' Böylece genç editörlerle yayın yapabilmeyi öğrendim. Hiçbirine üstten bakmıyorum, zira her bir gazetecinin öz saygınlığı, görüşü ve diyalog hakkı var.”
Asansör kapılarını altıncı kata açtığı ilk anda sizi sanat ve yaratıcılık karşılıyor. Zira başyapıtlardan biri olan ‘Salyangozlar’ı karşınızda görüyorsunuz. Salah Tahir’e ait olan bu eser, bu zengin katta, Ehram kurumunun (Mısır’daki Modern Sanat Müzesi’nden sonra en büyük ikinci servet sahibi) servetinin bir parçası sayılan büyük ve önemli sanatsal çalışmaların yanındaki yerini almaktadır. Sonra yazıhaneler koridorunda başka çalışmalara denk gelirsiniz. Bu çalışmalardan biri de Naci Kamil’in Düşünür Lütfü el-Huli için yaptığı bronz portredir.
Şarku’l Avsat’a konuşan büyük sanatçı ve eleştirmen Muhammed Nasır, altıncı katla ilgili olarak şunları söyledi:
“Tevfik el-Hakim’in 606 numaralı odasında bu tür çalışmalardan önemli miktarda bulunuyordu. Sanatçı Salah Tahir’in el-Hakim için çizdiği iki tablo da bunlar arasındadır. Bu iki eser arasında odaya adımınızı atar atmaz sizi selamlayacak olan ünlü bir tablo var. Aynı şekilde yetenekli sanatçı Cemal es-Secini de ona tahtadan bir portre sunmuştu. Onu da odasında tutuyordu. 80’li yıllarda ben de kendisine iki tablo çizmiş olma onuruna sahibim. Edebiyatçı Necib Mahfuz’un odasında da çok sayıda heykel çalışması vardı. Bununla birlikte onun gözdesi, söz konusu dönemde kendisine çizdiğim portreydi. Bunu yazıhanesinin arkasında belirgin bir yere yerleştirdi. Bu onun genç sanatçılara gösterdiği desteğin ve sanata verdiği değerin işaretidir. Hatıralarımda yer edinen düşünürlerden bir diğeri de halen kulaklarımda çınlayan güzel gülüşü ile merhum büyük yazar Servet Ebaza’dır. Ehram’a atanmadan önce onu ziyaret ederdim. Kurumun güvenlik görevlisi alışıldık bir önlem olarak kendisine altıncı kattaki yazıhanesine çıkmamı onaylayıp onaylamadığını soruyordu. Onlara beni veya ziyaretimin sebebini hatırlamadığını ancak bir engel olmadığını, çıkmama izin vermelerini söylerdi. Beni her gördüğünde bana sıkıntı çıkardığı için gülerdi. Zira yüzümü iyi hatırlar ve beni tanır ama ismimi hep unuturdu. Sonra onunla kültürü ve zengin hikâyeleri ile bana karşı cimrilik etmediği uzun bir diyaloga girerdik. O yetenekli bir üstat, bense sanat yolunun başında genç bir sanatçıydım. Seneler geçti, ben ona bir portre çizdim. Ailesi bu çalışmayı halen onun özel eşyaları arasında tutar.”



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.