Ehram’ın altıncı kat ‘sakinlerinin’ hikâyeleri

Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri
Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri
TT

Ehram’ın altıncı kat ‘sakinlerinin’ hikâyeleri

Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri
Ehram’ın Necib Mahfuz için düzenlediği 50'inci ellinci yaş günü kutlamasında yer alan sanat ve düşünce devleri

Geçen uzun yıllar, bu tarihî kattakilerin kokularını ve izlerini silmedi. Bazıları, Mısırlı el-Ehram gazetesinin altın çağında olduğu zamanlarda, Mısır’daki kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının sembol isimlerini uzun yıllar ağırlamasından dolayı bu kata ‘Ölümsüzler Müzesi’ adını verir. Ehram’ın altıncı katına ayak basar basmaz mekânın koridorlarında yaratıcılığı, saygınlığı ve yüksekliği hisseder, ürettiği bol sayıda tiyatro eseriyle Arap tiyatro tarihinin öncülerinden biri haline gelen Tevfik el-Hakim’i altıncı katın en büyük ve meşhur odası 606 numaralı şık ofisinde yeni bir edebi yapıt yaratırken hayal edersiniz. Ya da aynı katta kendisinin 70’li yılların başındaki ‘ne savaş ne barış’ haline itiraz ettiği ‘Tevfik el-Hakim’in Beyanı’ adındaki meşhur mücadelesine eşlik edersiniz. El-Hakim’in bu çıkışı, Sedat’ın el-Hakim’e ve başka bir grup gazeteci ve düşünüre karşı ayaklanmasına yol açmıştır. Bu katta, Mısırlı sıcaklığının en ince detaylarına kadar somutlaştıran edebi harikalar yazarı dünyaca ünlü Necib Mahfuz’un Nobel ödülünü kazandığının ilan edilmesinden sonra bu kata davet edilen konukların sevincini de yaşayabilirsiniz. Aynı şekilde ünlü yazar Luis Avad’ın, Firavun medeniyetinden duyduğu kıvancını, zengin Marksisizmini ve Nasırcı tecrübeye karşı açıklığını bir araya getirdiği derinlikli yazılarına da tanık olabilirsiniz.
Arap kütüphanesine edebi-eleştirel çalışmalar ile akademik araştırmalardan oluşan büyük bir raf ekleyen Mısırlı yazar Aişe Abdurrahman, nam-ı diğer Bintu’ş-Şati’nin (Sahil Kızı) Arap-İslam kimliğinin ve kadının eğitim ve çalışma hakkının altını çizmek için girdiği mücadeleleri de yakından yaşayabilirsiniz. Kim bilir, belki Avrupa yolculuğunda Hüseyin Fevzi’ye katılır ve onun yaşayıp yazdığı gibi sizin de Avrupa’nın sanatı ve kültürü karşısında gözleriniz kamaşır.
Altınca kattaki yürüyüşünüz sırasında ‘Biraz Korku’, ‘Sonra Güneş Doğar’, ‘Öğlen Rüyaları’ ve sonradan sinema filmleri ve radyo ve televizyonlarda tiyatro şaheserlerine dönüşen daha başka edebi çalışmaların sahibi büyük roman yazarı Servet Ebaza’nın 604 numaralı odadan yükselen o duru ve şen kahkahalarına hazır olun. Ehram’ın bu altıncı katı, Lütfi el-Huli’nin felsefesine, Yusuf Cevher’in düşüncesine, Salah Tahir’in sanatına ve tüm alanların öncü ve sembol isimlerinden geriye kalan çalışmalara, yaratmalara, konuşmalara ve tartışmalara kucak açmış, şahit olmuştu. Tüm bunlar, Ehram’a daha fazla fikrî ve eşsiz siyasi ağırlığa sahip bir gazete görünümü veriyordu.
Bunun yanı sıra Ehram, Cemal Abdunnasır’ın düşüncelerinin, onun Mısır ve Arap bölgesine dair planlarının ve sömürgeciliğe karşı verdiği Afrikalı mücadelenin okunduğu bir platform olarak da ünlenmiştir.
Mısırlı yazar Muhammed Selmavi, altıncı katın nadir bilinen hikâyelerini Şarku’l Avsat’a anlatırken şu ifadeleri kullandı:
“Altıncı katın hikâyesi, Ehram’ın eski Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Hasaneyn Heykel’in büyük kültür devlerini ve isimlerini tek bir yerde toplamaya karar vermesiyle başladı. O, Ehram’ın topluma karşı sorumluluğunun, insanları içeride ve dışarıda yaşanan olaylarla sarıp kuşatan günlük gazete görevinin ötesine geçtiği düşüncesinden hareket ediyordu. Ona göre Ehram, Arap milleti zihniyetinin ve vicdanının oluşumuna esaslı bir katkı sağlayan bir kurum olmalıydı.”
O dönemin genç gazetecileri tarafından ‘Ölümsüzler Müzesi’ olarak adlandırılan altıncı katı öne çıkaran özellik, 60’lı yıllarda düşünce ve kültür sahasının en büyük isimlerinin yazıhanelerini içermesinin yanı sıra bu büyük isimlerin roman, tiyatro, hikâye, eleştiri ve makale türünde kaleme aldığı seçkin eserleriyle mensup oldukları sınıflar, görüşler ve yönelimlerle oluşan geniş ve eşi görülmemiş çeşitliliktir.
Selmavi, sözüne şöyle devam ediyor:
“Necib Mahfuz gibi önde gelen romancılar, Tevfik el-Hakim gibi yaratıcı tiyatro yazarları, Yusuf İdris gibi kısa öykü öncüleri, Luis Avad, Dr. Zeki Necib vd. gibi cesur ve aydınlatıcı tutumlara sahip siyasi düşünürler ve filozoflardan oluşan bir düşünce ve kültür ehlinin yanında siyasi yazarlar da görüyordum. Bu kat adeta Mısır’ın göbeğinde, meşale tutan bir kültür minaresine dönüşmüştü.”
Selmavi, altıncı kat hakkındaki önemli gerçekler ve hatıralara daha fazla ışık tutuyor:
“Tevfik el-Hakim’in 606 numaralı yazıhanesi, altıncı katın en büyük yazıhanesiydi ve tüm siyasi, kültürel ve toplumsal renkleri ve tayfları temsil eden bir düşünce meclisini andırıyordu. Nitekim bu mekân, tarafları arasındaki görüş farklılıkları ile daha da zenginleşen görüşmelere sahne oluyordu. Bu katın sakinleri ile olan ilk ilişkimi, el-Hakim ile aramdaki ilişki üzerinden kurmam belki de doğaldı. Ben, aynı binada kendisi ile çalıştığım ‘Arap tiyatrosunun babasının’ öğütlerinden faydalanmak isteyen ve tiyatro yazarlığının başında olan biriydim. Aramızdaki mesafe yalnızca birkaç merdivendi. Bu durum beni teşvik etti ve aramızdaki yaş ve edebi konum farkına rağmen zamanla onunla ilişkim sıkılaştı.”
Selmavi’nin altıncı kata dair unutamadığı şeylerden biri de herkesin bu kata ve sakinlerine karşı beslediği büyük takdir duygusunu ortaya koyan şey, yani Genel Yayın Yönetmeni ve Yönetim Kurulu Başkanı Heykel’in yazarlar ve düşünürler ile toplantı yapmak istediğinde hiçbirini kendi ofisine çağırmayıp onların altıncı kattaki kalelerine geliyor olmasıdır.
Selmavi, konuşmasını şöyle sürdürüyor:
“30 yıldan fazla bir süre sıkı bir şekilde irtibat halinde olduğum büyük edebiyatçı Necib Mahfuz ile ilk tanışmam, Tevfik el-Hakim’in altıncı kattaki yazıhanesinde oldu. Orada bulunanlar arasındaki konuşmalara katılıyorduk. Bu ilişki daha sonra devlerin gençlere göstermiş olduğu ilgi ve gözetim ölçüsünde güçlendi. Necib Mahfuz’un ilk öykülerimden birinin müsveddesini okuduğunu gördüğümde şaşırmıştım. Kendisinden bunu talep etmediğim halde düzeltmeler de yapıyordu. Bu düzeltmeleri yaparken de Mahfuz’un tabiriyle “İçime sinmezse silebileyim” diye kurşun kalem kullanıyordu. Fransız Paris Match dergisinden bir gazeteci ekibin benimle iletişime geçmesi hiç aklımdan çıkmaz. Ekip, dünyaca ünlü edebiyatçının günlük hayatına dair fotoğrafların eşlik ettiği bir makale hazırlamak için Kahire’ye gelmiş, bana da onu, odasındaki koyu renkli koltuk yerine yazıhanesinde oturmaya ikna etmem için başvurmuştu. Ondan gelen bu itirazın arkasındaki sırrı bilmiyorlardı tabii. Şöyle ki Mahfuz ile bir araya geldikleri bu yazıhane 1988 yılında Nobel Ödülü almasından sonra kendisine tahsis edilen 606 numaralı oda, yani Tevfik el-Hakim’e ait yazıhaneydi. El-Hakim, bir önceki yıl vefat etmişti ve odası bir süre kapalı kaldı. Ehram yönetimi, dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçilerine ve şanına yakışır olsun diye bu odayı Nobelli yazarının yazıhanesi yapmaya karar verene kadar. Ancak Mahfuz, yazı masasına bir kez bile geçmedi. El-Hakim’e olan saygısından ötürü bir misafir gibi odada bulunan koltuğa otururdu hep. Onu, o masada oturmuş haldeyken fotoğraf çektirmeye ikna etmeye çalıştığımda, 'Benim olmayan bir masada nasıl fotoğrafımı çekebilirler?!' dedi. Kader diledi, İhvan dönemindeki yönetim Ehram ile ilişkimi sonlandırdıktan sonra 2016 yılında Ehram’a döndüğümde Necib Mahfuz’un altıncı kattaki yazıhanesi benim oldu. O dönemki Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Abdulhadi Alam, yazıhanemin altıncı katta olacağını haber verdi. Yazıhanemi göstermek üzere o, yardımcılarından biri ve ben yukarı çıktığımızda bir baktım, beni 605 numaralı odaya sokuyor. “Bu Necib Mahfuz’un odası” diye bağırdığımda yardımcı bana, 'Mahfuz’un odası 606 numara' dedi. Ben de ona Mahfuz’un Nobel Ödülü aldıktan sonra oraya geçtiğini, Ehram yazarları arasına katıldığından beri asıl odasının 605 numara olduğunu açıkladım. Hafızada kazılı anılar ve dersler ile birlikte altıncı kata mensup olmaktan duyduğum mutluluk tarif edilemez.”
Altıncı katın, büyük gazeteci-yazar Salah Muntasır’da da ayrı bir yeri var. Şarku’l Avsat’a konuşan Muntasır, altıncı kata dair düşüncelerini şöyle tarif ediyor:
“Orayı bir okul bildim. Orada Mısır’ın Zeki Necib Mahmud, Tevfik el-Hakim, Ayşe Abdurrahman, Salah Tahir gibi büyük düşünürleri ile buluştum. Bu isimler, kültür ve düşünce hayatında gerçek bir ekolü temsil ediyor. Birçok kişi gazetecinin bilgi, tecrübe ve yaş bakımından kendisinden üstün olan kişinin yönlendirmeleri ve talimatları ile öğrenip geliştiğini düşünüyorsa da bu yanlış bir düşüncedir. Zira o, hocaları ile oturup, onları dinleyip gözlemleyerek, onlardan ilham alarak ve onların bilgi ve düşüncelerini azık edinerek öğrenir. Bu, Ehram’daki altıncı katın en önemli etkilerinden biriydi. Bunun yanı sıra bu kat, önemli kültürel isimleri bu eski gazetede bir araya getirmekle Mısır ve tüm Arap bölgesinde bir meşale rolü oynamış, günlük bir gazete iken tüm alanları ve yönelimleri içeren kapsamlı bir üniversiteye dönüşmüştür. Bu kat, Ehram’ın kendi çocuklarının düşünce dünyasını ve vicdanını oluşturmada ve zenginleştirmede de esaslı bir rol oynamıştır. Nitekim derin bir kültürden ve geniş bir ufuktan faydalanan yeni bir gazeteci nesli oluşarak yerelde ve Arap düzleminde bir düşünce ve gazetecilik hareketini yönlendirmiştir.”
Ehram’ın yazı müdürü gazeteci-yazar Enver Abdullatif’in de altıncı kata dair söyleyecekleri var:
“Benim için burası, asansörde 6 düğmesine bastıktan sonra çıkacağınız bir kattan ibaret olmayıp okuyucunun bilincini şekillendirmeden sorumlu büyük Ehram yazarları ile ilişkili olan her şeydir. Bu kat, tarih sayfalarını büyük edebiyatçı ve düşünürlere açtı. Ehram’da orayı bir mekân olarak görmeyen altıncı kat sakinleri yaşadı. Bununla birlikte Ehram’ın zirvesi hakkında konuşurken Kemal el-Mellah, Salah Cahin, Ahmed Behçet ve daha nice devlerin adını söylemeden geçemezsiniz.”
Abdullatif’e göre altıncı kat düşüncesi şu şekilde doğdu:
“Bana bunu Heykel anlattı: Ehram’ı teslim aldıklarında haber alanında üstün olan Ahbaru’l-Yevm (Günün Haberleri) gibilerle başa çıkma cesareti göstermede Ehram’ı geride bırakan basın ekolleri varmış. Öte yandan Daru’l-Hilal fotoğrafla ilgilenirken Rose el-Yusuf dergisi de bir hiciv ekolüymüş. İşte bu noktadan üzerinde çalışılmış olarak altıncı kat düşüncesi ortaya çıkarak çok sayıda yazar, edebiyatçı, düşünür ve eleştirmeni kendine çekip Ehram’ı entelektüeller yurdu haline getirmiş. Bu düşünce, Ehram’ın 1968 yılında açılan ve Şubat 1969’da Cumhurbaşkanı Abdunnasır tarafından ziyaret edilen yeni binasının altıncı katında hayata geçti. 100'üncü yıl kutlamalarında Sedat da altıncı kat sakinleri ile bir araya geldi”.
Abdullatif, altıncı katın okurlara kültür aktarımı yapmadaki rolünde olduğu gibi Ehram gazetecileri üzerindeki ezici etkisi ile yaşadığı durumlara şu sözlerle açıklık getiriyor:
“Altıncı katın aslî sakinlerinden olan Dr. Yusuf İdris ile olan ilişkim, o dönemde Gençlik ve Geleceğin Bilimi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Prof. Salah Celal tarafından kendisi ile bir görüşme yapmakla görevlendirildiğimde başladı. Altıncı kata doğru giderken yolda fotoğrafçı meslektaşım Muhammed Vesim’i gördüm. Ondan yetenekli romancının fotoğrafını çekmesi için benimle gelmesini istedim. Yusuf İdris beni ve yüzüne yönelmiş kamerayı gördüğünce şaşkınlıkla, 'Adın ne? Beni niçin istiyorsun?' diye sordu. Beni tanımıyordu. Kendisine, 'Prof. Salah Celal’in talebi üzerine Gençlik Dergisi adına sizinle görüşmek için izin istiyorum' dedim. Bu teklifi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti ve onunla gerçekten de bir görüşme gerçekleştirdim! Yusuf İdris o gün hükümetin izlediği tüketim açılımı politikaları ve büyüklere yönelik saygıyı yanlış anlama arasında kriz yaşayan gençlikten bahsetti. Kendisine olayların Yusuf İdris’in mensup olduğu asi edebiyatçı kuşağının üretilmesindeki etkisini sordum. Yusuf İdris, yüzüne karşı yönelttiğim bu ‘karışık’ soru ile şaşırdı ve onu başka bir zamana ait olmakla suçladı. O, eserlerinin her zaman gençleri teşvik edici olduğunu düşünüyordu. Yine de öfkelenmeden şu cevabı verdi: ‘Kuşak diye bir şey yok; devam eden ve uzanan bir edebiyat nehri ve akımı var. Her biri, daha geniş bir zaman nehrinde, gelişim ve toplumsal değişim nehrinde yüzer. Şu edebiyatçının 50, bunun da 60 kuşağından olduğunu söylemek çok zor. Kuşağı ifade ederken yapılan bu bölümleme edebi, bilimsel ve sanatsal gerçekliği değil sadece coğrafi gerçekleri tarif ederken doğru olur.' Böylece genç editörlerle yayın yapabilmeyi öğrendim. Hiçbirine üstten bakmıyorum, zira her bir gazetecinin öz saygınlığı, görüşü ve diyalog hakkı var.”
Asansör kapılarını altıncı kata açtığı ilk anda sizi sanat ve yaratıcılık karşılıyor. Zira başyapıtlardan biri olan ‘Salyangozlar’ı karşınızda görüyorsunuz. Salah Tahir’e ait olan bu eser, bu zengin katta, Ehram kurumunun (Mısır’daki Modern Sanat Müzesi’nden sonra en büyük ikinci servet sahibi) servetinin bir parçası sayılan büyük ve önemli sanatsal çalışmaların yanındaki yerini almaktadır. Sonra yazıhaneler koridorunda başka çalışmalara denk gelirsiniz. Bu çalışmalardan biri de Naci Kamil’in Düşünür Lütfü el-Huli için yaptığı bronz portredir.
Şarku’l Avsat’a konuşan büyük sanatçı ve eleştirmen Muhammed Nasır, altıncı katla ilgili olarak şunları söyledi:
“Tevfik el-Hakim’in 606 numaralı odasında bu tür çalışmalardan önemli miktarda bulunuyordu. Sanatçı Salah Tahir’in el-Hakim için çizdiği iki tablo da bunlar arasındadır. Bu iki eser arasında odaya adımınızı atar atmaz sizi selamlayacak olan ünlü bir tablo var. Aynı şekilde yetenekli sanatçı Cemal es-Secini de ona tahtadan bir portre sunmuştu. Onu da odasında tutuyordu. 80’li yıllarda ben de kendisine iki tablo çizmiş olma onuruna sahibim. Edebiyatçı Necib Mahfuz’un odasında da çok sayıda heykel çalışması vardı. Bununla birlikte onun gözdesi, söz konusu dönemde kendisine çizdiğim portreydi. Bunu yazıhanesinin arkasında belirgin bir yere yerleştirdi. Bu onun genç sanatçılara gösterdiği desteğin ve sanata verdiği değerin işaretidir. Hatıralarımda yer edinen düşünürlerden bir diğeri de halen kulaklarımda çınlayan güzel gülüşü ile merhum büyük yazar Servet Ebaza’dır. Ehram’a atanmadan önce onu ziyaret ederdim. Kurumun güvenlik görevlisi alışıldık bir önlem olarak kendisine altıncı kattaki yazıhanesine çıkmamı onaylayıp onaylamadığını soruyordu. Onlara beni veya ziyaretimin sebebini hatırlamadığını ancak bir engel olmadığını, çıkmama izin vermelerini söylerdi. Beni her gördüğünde bana sıkıntı çıkardığı için gülerdi. Zira yüzümü iyi hatırlar ve beni tanır ama ismimi hep unuturdu. Sonra onunla kültürü ve zengin hikâyeleri ile bana karşı cimrilik etmediği uzun bir diyaloga girerdik. O yetenekli bir üstat, bense sanat yolunun başında genç bir sanatçıydım. Seneler geçti, ben ona bir portre çizdim. Ailesi bu çalışmayı halen onun özel eşyaları arasında tutar.”



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.