Suriye Dışişleri Bakanı'ndan güvenli bölge açıklaması

Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)
Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)
TT

Suriye Dışişleri Bakanı'ndan güvenli bölge açıklaması

Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)
Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Türkiye hükümetine yönelik açıklamalarda bulundu. Muallim, Türkiye’yi ‘Astana Görüşmeleri’ ve ‘Soçi Anlaşması’ kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemek ve Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib bölgesinde Heyet-i Tahriru'ş Şam’ı (HTŞ)  desteklemeye devam etmekle suçladı.
New York’ta dün, Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları sırasında konuşan Muallim, İdlib bölgesinin yabancı uyruklu teröristlerinin bir araya geldiği dünyanın en yoğun toplanma yeri haline geldiğini söyleyerek, “Hangi devlet, böyle bir durum karşısında, halkını koruma ve bölgeyi terörden arındırma hakkı ve görevinden vazgeçer?” dedi.
Suriye'nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre Muallim, rejim güçlerinin Rusya'nın desteğiyle İdlib'in güney ve Hama’nın kuzey kırsalındaki terör unsurlarının kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyona dikkati çekerek, Suriye’nin İdlib’deki durumu çözmek için olumlu girişimlerde bulunduğunu ve terörün yok edilmesine katkıda bulunacağını umduğu ilgili taraflara gerekenden daha fazla süre verildiğini kaydetti.
Muallim açıklamalarını şöyle sürdürdü;
“Türk hükümeti, Astana Görüşmeleri ve Soçi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmedi. Bununla birlikte İdlib’in büyük bir kısmını kontrol altında tutan HTŞ terör örgütünü de desteklemeye devam etti. Batı ülkeleri de İdlib’deki terör örgütlerinin korunmasını destekliyor.”
Muallim, ayrıca ABD ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde askeri varlıklarını sürdürmeleri ve Suriye topraklarında ‘güvenli bölge’ olarak adlandırılan bir anlaşma ilan etmelerinin BM Anlaşması’na aykırı olduğunu söyledi. SANA’nın haberine göre Muallim, “Suriye devletinin rızası olmadan Suriye topraklarına yayılan yabancı kuvvetler, işgal gücüdür. Bu güçlerin varlığını ortadan kaldırmak için uluslararası hukuk çerçevesinde harekete geçme hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı. Ayrıca Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı da sert eleştirilerde bulunan Muallim, SDG’yi, ABD desteğiyle Haseki, Rakka, Deyr-i Zor ve Halep’te yaşayanlara karşı cezai ve baskıcı uygulamalarda bulunmakla suçladı.
Suriye Anayasa Komisyonu’nun oluşumuna ilişkin ilkelere de değinen Muallim, sürecin, Suriye yönetimi ve halkı tarafından yönetilmesi ve sahiplenilmesi gerektiği ve Suriye'nin kendi geleceğini dışarıdan müdahale olmadan belirleme hakkına sahip olması konusunda BM Suriye Özel Temsilcisi (Geir Pedersen) ile tamamen aynı fikirde olduğunu belirtti. Muallim, ayrıca komisyon çalışmaları ve önerileri için herhangi bir önkoşul getirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmeleriyle ilgili olarak ise Muallim şöyle devam etti;
“Tüm Suriyeli mültecilerin gönüllü olarak ve güvenli bir şekilde ülkelerine dönmeleri için kapılar açık. Geri dönmek isteyenlere bir devlet olarak, ihtiyaç duyulan tüm tesisleri temin ediyoruz.  Terörden kurtarılan bölgelerin hizmet tesisleri ve altyapısını yeniden inşa ediyoruz. Ancak Batı ülkeleri ve mülteci barındıran bazı ülkeler, Suriyeli mültecilerin geri dönüşlerine engel oluyor.”
Bununla birlikte Muallim, ABD’nin sorumsuz eylemleri karşısında Suriye'nin İran'la tam bir dayanışma içerisinde olduğunu bir kez daha yineledi.
Mısır Dışişleri Bakanı, BM Suriye Özel Temsilcisi ile görüştü
Öte yandan dün, New York'taki 74. BM Genel Kurul toplantıları oturum aralarında BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen ile bir araya gelen ve burada açıklamalarda bulunan Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, Suriye'deki terörist ve aşırılık yanlısı örgütlerle mücadele etmenin ve başta İdlib olmak üzere yabancı savaşçıların bulunduğu bölgelerden sızıntılar olma riskini ele almanın önemini vurguladı. Şükri, ayrıca Suriye'deki terörist gruplara finans sağlayan ve destekleyen bazı bölge ülkelerinin hesap vermelerinin sağlanmasının önemine dikkati çekti.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Hafız görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Şükri görüşmede, Suriye’deki son gelişmeleri gözden geçirerek, Mısır'ın Suriye krizi çözümünün yanı sıra ülkedeki güvenlik ve istikrarı sağlama çabalarına dair her türlü desteği vermek istediğini iletti” dedi.
Şükri, ayrıca Mısır'ın BM Özel Temsilcisi’nin bu konudaki sürekli ve takdire şayan çabalarının bir sonucu olarak Anayasa Komisyonu’nun oluşturulduğuna dair yakın zamanda yapılan duyuruyu memnuniyetle karşıladığını da ifade etti. Komisyon’un kısa sürede çalışmaya başlamasının önemini vurgulayan Şükri, bununla birlikte 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı (BMGK) uyarınca Suriye'de siyasi bir çözüme yönelik çabaların da yoğunlaştırılması gerektiğini kaydetti.
Türkiye ve ABD’den 7’inci ortak hava devriyesi
Diğer yandan Türkiye ile ABD, dün, Fırat'ın doğusundaki ‘güvenli bölge’ uygulamaları kapsamında 7'nci kez ortak hava devriyesi gerçekleştirdi.
Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinden kalkan 2’si Türkiye ve 2’si ise ABD’ye ait toplam 4 helikopter, sınır hattında devriye gezdi. Devriye görevinin sona ermesinin ardından helikopterler Müşterek Operasyon Merkezi karargahına geri döndü.
Bununla birlikte Türkiye’den güvenli bölge ve Washington ile anlaşmaya varılan konulara ilişkin farklı açıklamalar geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Güvenli Bölge Anlaşması’nın programa uygun olduğunu açıklarken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ülkesinin, ABD’liler ile yaşananlardan memnun olmadığını açıkladı.  New York'ta BM Genel Kurul toplantıları oturum aralarında açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, Türkiye'nin güvenli bölgedeki hedefinin terör örgütü olarak nitelendirdiği Kürtlerden oluşan Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) bölgeden çıkarılması olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, ayrıca ABD'nin güvenli bölgenin oluşturulmasından sonra Suriye'ye dönmek isteyenlere yardım sağlaması gerektiğini de sözlerine ekledi.
İlgili bağlamda ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından ‘Suriye'de Barışa Açılan Kapı’ başlıklı Uluslararası Suriye Konferansı gerçekleştirildi. Konferansta, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimi ile ilişkilerin yeniden başlatılması çağrısı yapılırken, Suriyeli mülteciler meselesi, Suriye'deki mevcut durum, İdlib'teki gelişmeler, çatışmayı sonlandırmanın siyasi yolları ve Türkiye’nin Suriye dosyasına yönelik politikası ele alındı. Konferansa 22 ülkeden diplomat, akademisyen, gazeteci ve uzman ile 30 Suriyeli ve yabancı sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.
CHP, konferansa Suriye rejimi ve bazı destekçilerinin yetkilileri ve temsilcilerinin yanı sıra Türkiye'deki Suriyeli muhalifleri Konferans’a davet etti. Bu arada Baas Partisi Ulusal Yönetim Üyesi Halef el-Miftah’ın da davetliler arasında olduğuna ilişkin haberlere rağmen Miftah Konferans’a katılmadı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise rejime yakın kişi veya temsilcilere Konferans’a katılmak üzere vize vermeyi reddetti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konferansta yaptığı konuşmada, mevcut rejim yönetimi altında Suriye ile dostluk çağrısında bulundu. Kılıçdaroğlu, “Ben bir siyasi partinin başkanı olarak Suriye ile dostane ilişkilerimiz olsun istiyorum. Suriye ile uzun bir sınırımız var. Türkiye, Suriye’deki yangını söndürme imkanına ve iyi bir üne sahipti. Yanlış Suriye politikası ile komşu ülkelerdeki yangının büyümesine neden oldu. Suriye’de barışa giden en kestirme yol, Ankara ve Şam arasında bir yol kurulmasından geçiyor” şeklinde konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ise Şam’dan gelmesi beklenen katılımcıların bir kısmının vize sorunları nedeniyle konferansa katılamadığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lideri olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) Suriye politikalarını eleştiren Ağbaba, “AK Parti, CHP’nin tavsiyelerini dinlemiş olsaydı, Suriye'deki kurumsal yapılar çökmez ve şu anki mevcut duruma gelmezdik” ifadelerini kullandı. Yanlış politikaların yol açtığı yıkımın Suriye ile barış içinde yaşama olasılığını engellemeyeceğine dikkati çeken Ağbaba, “Suriye'nin geleceğini yalnızca Suriye halkının belirleyebileceğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.
İstanbul Büyük Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ise konferansın açılışında yaptığı konuşmada, Suriyeli mültecilerin bu savaşa inanmadıklarını belirterek, “Bazı karar vericiler ne yazık ki yangına körükle gitmeyi tercih etmektedir. Yanı başımızdaki bu dost ülkeden göç edenleri ülkemize almakla kalmadık, ne yazık ki birçoğunu kendi haline bıraktık. Suriyeli göçmenlerin çoğunun, ülkelerinde inanmadıkları bir savaşa katılmak yerine kendilerine bir gelecek kurmak için ülkemize sığındıklarının farkındayız. Onları suçlamak doğru olmaz” ifadelerini kullandı. Suriyelilerin dünyanın tüm ülkelerinde, özellikle de Avrupa'da nefretle karşılaştıklarını ve ülkesinin Suriyelileri kabul etmesi ve krizlerini çözmesi gerektiğine dikkati çeken İmamoğlu, Türkiye'deki Suriyelilerin insani durumunun kötü olduğunu ve bu konunun ele alınması gerektiğini vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.