Suriye Dışişleri Bakanı'ndan güvenli bölge açıklaması

Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)
Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)
TT

Suriye Dışişleri Bakanı'ndan güvenli bölge açıklaması

Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)
Halep’te yıkılmış binaların molozlarını temizleyen gönüllüleri izleyen Suriyeli bir asker (AP)

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Türkiye hükümetine yönelik açıklamalarda bulundu. Muallim, Türkiye’yi ‘Astana Görüşmeleri’ ve ‘Soçi Anlaşması’ kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemek ve Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib bölgesinde Heyet-i Tahriru'ş Şam’ı (HTŞ)  desteklemeye devam etmekle suçladı.
New York’ta dün, Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları sırasında konuşan Muallim, İdlib bölgesinin yabancı uyruklu teröristlerinin bir araya geldiği dünyanın en yoğun toplanma yeri haline geldiğini söyleyerek, “Hangi devlet, böyle bir durum karşısında, halkını koruma ve bölgeyi terörden arındırma hakkı ve görevinden vazgeçer?” dedi.
Suriye'nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre Muallim, rejim güçlerinin Rusya'nın desteğiyle İdlib'in güney ve Hama’nın kuzey kırsalındaki terör unsurlarının kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyona dikkati çekerek, Suriye’nin İdlib’deki durumu çözmek için olumlu girişimlerde bulunduğunu ve terörün yok edilmesine katkıda bulunacağını umduğu ilgili taraflara gerekenden daha fazla süre verildiğini kaydetti.
Muallim açıklamalarını şöyle sürdürdü;
“Türk hükümeti, Astana Görüşmeleri ve Soçi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmedi. Bununla birlikte İdlib’in büyük bir kısmını kontrol altında tutan HTŞ terör örgütünü de desteklemeye devam etti. Batı ülkeleri de İdlib’deki terör örgütlerinin korunmasını destekliyor.”
Muallim, ayrıca ABD ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde askeri varlıklarını sürdürmeleri ve Suriye topraklarında ‘güvenli bölge’ olarak adlandırılan bir anlaşma ilan etmelerinin BM Anlaşması’na aykırı olduğunu söyledi. SANA’nın haberine göre Muallim, “Suriye devletinin rızası olmadan Suriye topraklarına yayılan yabancı kuvvetler, işgal gücüdür. Bu güçlerin varlığını ortadan kaldırmak için uluslararası hukuk çerçevesinde harekete geçme hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı. Ayrıca Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı da sert eleştirilerde bulunan Muallim, SDG’yi, ABD desteğiyle Haseki, Rakka, Deyr-i Zor ve Halep’te yaşayanlara karşı cezai ve baskıcı uygulamalarda bulunmakla suçladı.
Suriye Anayasa Komisyonu’nun oluşumuna ilişkin ilkelere de değinen Muallim, sürecin, Suriye yönetimi ve halkı tarafından yönetilmesi ve sahiplenilmesi gerektiği ve Suriye'nin kendi geleceğini dışarıdan müdahale olmadan belirleme hakkına sahip olması konusunda BM Suriye Özel Temsilcisi (Geir Pedersen) ile tamamen aynı fikirde olduğunu belirtti. Muallim, ayrıca komisyon çalışmaları ve önerileri için herhangi bir önkoşul getirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmeleriyle ilgili olarak ise Muallim şöyle devam etti;
“Tüm Suriyeli mültecilerin gönüllü olarak ve güvenli bir şekilde ülkelerine dönmeleri için kapılar açık. Geri dönmek isteyenlere bir devlet olarak, ihtiyaç duyulan tüm tesisleri temin ediyoruz.  Terörden kurtarılan bölgelerin hizmet tesisleri ve altyapısını yeniden inşa ediyoruz. Ancak Batı ülkeleri ve mülteci barındıran bazı ülkeler, Suriyeli mültecilerin geri dönüşlerine engel oluyor.”
Bununla birlikte Muallim, ABD’nin sorumsuz eylemleri karşısında Suriye'nin İran'la tam bir dayanışma içerisinde olduğunu bir kez daha yineledi.
Mısır Dışişleri Bakanı, BM Suriye Özel Temsilcisi ile görüştü
Öte yandan dün, New York'taki 74. BM Genel Kurul toplantıları oturum aralarında BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen ile bir araya gelen ve burada açıklamalarda bulunan Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, Suriye'deki terörist ve aşırılık yanlısı örgütlerle mücadele etmenin ve başta İdlib olmak üzere yabancı savaşçıların bulunduğu bölgelerden sızıntılar olma riskini ele almanın önemini vurguladı. Şükri, ayrıca Suriye'deki terörist gruplara finans sağlayan ve destekleyen bazı bölge ülkelerinin hesap vermelerinin sağlanmasının önemine dikkati çekti.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Hafız görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Şükri görüşmede, Suriye’deki son gelişmeleri gözden geçirerek, Mısır'ın Suriye krizi çözümünün yanı sıra ülkedeki güvenlik ve istikrarı sağlama çabalarına dair her türlü desteği vermek istediğini iletti” dedi.
Şükri, ayrıca Mısır'ın BM Özel Temsilcisi’nin bu konudaki sürekli ve takdire şayan çabalarının bir sonucu olarak Anayasa Komisyonu’nun oluşturulduğuna dair yakın zamanda yapılan duyuruyu memnuniyetle karşıladığını da ifade etti. Komisyon’un kısa sürede çalışmaya başlamasının önemini vurgulayan Şükri, bununla birlikte 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı (BMGK) uyarınca Suriye'de siyasi bir çözüme yönelik çabaların da yoğunlaştırılması gerektiğini kaydetti.
Türkiye ve ABD’den 7’inci ortak hava devriyesi
Diğer yandan Türkiye ile ABD, dün, Fırat'ın doğusundaki ‘güvenli bölge’ uygulamaları kapsamında 7'nci kez ortak hava devriyesi gerçekleştirdi.
Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinden kalkan 2’si Türkiye ve 2’si ise ABD’ye ait toplam 4 helikopter, sınır hattında devriye gezdi. Devriye görevinin sona ermesinin ardından helikopterler Müşterek Operasyon Merkezi karargahına geri döndü.
Bununla birlikte Türkiye’den güvenli bölge ve Washington ile anlaşmaya varılan konulara ilişkin farklı açıklamalar geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Güvenli Bölge Anlaşması’nın programa uygun olduğunu açıklarken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ülkesinin, ABD’liler ile yaşananlardan memnun olmadığını açıkladı.  New York'ta BM Genel Kurul toplantıları oturum aralarında açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, Türkiye'nin güvenli bölgedeki hedefinin terör örgütü olarak nitelendirdiği Kürtlerden oluşan Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) bölgeden çıkarılması olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, ayrıca ABD'nin güvenli bölgenin oluşturulmasından sonra Suriye'ye dönmek isteyenlere yardım sağlaması gerektiğini de sözlerine ekledi.
İlgili bağlamda ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından ‘Suriye'de Barışa Açılan Kapı’ başlıklı Uluslararası Suriye Konferansı gerçekleştirildi. Konferansta, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimi ile ilişkilerin yeniden başlatılması çağrısı yapılırken, Suriyeli mülteciler meselesi, Suriye'deki mevcut durum, İdlib'teki gelişmeler, çatışmayı sonlandırmanın siyasi yolları ve Türkiye’nin Suriye dosyasına yönelik politikası ele alındı. Konferansa 22 ülkeden diplomat, akademisyen, gazeteci ve uzman ile 30 Suriyeli ve yabancı sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.
CHP, konferansa Suriye rejimi ve bazı destekçilerinin yetkilileri ve temsilcilerinin yanı sıra Türkiye'deki Suriyeli muhalifleri Konferans’a davet etti. Bu arada Baas Partisi Ulusal Yönetim Üyesi Halef el-Miftah’ın da davetliler arasında olduğuna ilişkin haberlere rağmen Miftah Konferans’a katılmadı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise rejime yakın kişi veya temsilcilere Konferans’a katılmak üzere vize vermeyi reddetti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konferansta yaptığı konuşmada, mevcut rejim yönetimi altında Suriye ile dostluk çağrısında bulundu. Kılıçdaroğlu, “Ben bir siyasi partinin başkanı olarak Suriye ile dostane ilişkilerimiz olsun istiyorum. Suriye ile uzun bir sınırımız var. Türkiye, Suriye’deki yangını söndürme imkanına ve iyi bir üne sahipti. Yanlış Suriye politikası ile komşu ülkelerdeki yangının büyümesine neden oldu. Suriye’de barışa giden en kestirme yol, Ankara ve Şam arasında bir yol kurulmasından geçiyor” şeklinde konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ise Şam’dan gelmesi beklenen katılımcıların bir kısmının vize sorunları nedeniyle konferansa katılamadığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lideri olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) Suriye politikalarını eleştiren Ağbaba, “AK Parti, CHP’nin tavsiyelerini dinlemiş olsaydı, Suriye'deki kurumsal yapılar çökmez ve şu anki mevcut duruma gelmezdik” ifadelerini kullandı. Yanlış politikaların yol açtığı yıkımın Suriye ile barış içinde yaşama olasılığını engellemeyeceğine dikkati çeken Ağbaba, “Suriye'nin geleceğini yalnızca Suriye halkının belirleyebileceğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.
İstanbul Büyük Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ise konferansın açılışında yaptığı konuşmada, Suriyeli mültecilerin bu savaşa inanmadıklarını belirterek, “Bazı karar vericiler ne yazık ki yangına körükle gitmeyi tercih etmektedir. Yanı başımızdaki bu dost ülkeden göç edenleri ülkemize almakla kalmadık, ne yazık ki birçoğunu kendi haline bıraktık. Suriyeli göçmenlerin çoğunun, ülkelerinde inanmadıkları bir savaşa katılmak yerine kendilerine bir gelecek kurmak için ülkemize sığındıklarının farkındayız. Onları suçlamak doğru olmaz” ifadelerini kullandı. Suriyelilerin dünyanın tüm ülkelerinde, özellikle de Avrupa'da nefretle karşılaştıklarını ve ülkesinin Suriyelileri kabul etmesi ve krizlerini çözmesi gerektiğine dikkati çeken İmamoğlu, Türkiye'deki Suriyelilerin insani durumunun kötü olduğunu ve bu konunun ele alınması gerektiğini vurguladı.



Libya’nın Zaviye kentinde çatışmalar... Şehirdeki petrol rafinerisinde olağanüstü hâl ilan edildi

Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
TT

Libya’nın Zaviye kentinde çatışmalar... Şehirdeki petrol rafinerisinde olağanüstü hâl ilan edildi

Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)

Reuters’a konuşan mühendisler, Libya’daki Zaviye Petrol Rafinerisi çevresinde çıkan çatışmalar nedeniyle bugün tesiste acil durum ilan edildiğini bildirdi.

Zaviye, başkent Trablus’un yaklaşık 40 kilometre batısında bulunuyor ve günlük 120 bin varillik kapasitesiyle Libya’nın faaliyet gösteren en büyük petrol rafinerisine ev sahipliği yapıyor.

Rafineri ayrıca, günlük 300 bin varil üretim kapasitesine sahip Şarara petrol sahasına bağlı bulunuyor.

Zaviye Emniyet Müdürlüğü, Ortak Güvenlik Odası ve kentteki diğer güvenlik birimleri bugün geniş çaplı bir güvenlik operasyonunun başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, operasyonun ‘suçluların, aranan kişilerin, yasa dışı grupların ve kamu güvenliği ile toplumsal barışı tehdit eden unsurların hedef alınmasını’ amaçladığı belirtildi.

Kentteki bir görgü tanığı, Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada, çatışmaların bugün sabah saatlerinden itibaren rafineri yakınında başladığını ve bölgede alarm sirenlerinin çaldığını söyledi. Tanık, çatışma işaretlerinin bir gün önceden ortaya çıktığını, güvenlik güçlerinin bölgede yığınak yaptığını ve rafineri yakınındaki bazı yerleşim alanlarının boşaltıldığını aktardı.

Görgü tanığına göre çatışmalar, Trablus hükümetine yakınlığıyla bilinen Muhammed Bahrun komutasındaki Güvenlik Müdürlükleri Destek Gücü ile Bingazi merkezli hükümetin İçişleri Bakanı’na yakınlığıyla tanınan Osman el-Leheb liderliğindeki Destek Taburu da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik grupları arasında yaşanıyor.

Ortak Güvenlik Odası, operasyonun devlet otoritesini tesis etmeyi, suç kaynaklarını kurutmayı ve güvenlik kaosu ile kontrolsüzlüğe son vermeyi amaçlayan kapsamlı bir güvenlik planının parçası olduğunu açıkladı. Açıklamada vatandaşlara güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları ve şüpheli hareketleri bildirmeleri çağrısında bulunuldu.

Şu ana kadar çatışmalarda taraflar arasında ya da siviller arasında can kaybı yaşandığına ilişkin resmi bir bilgi paylaşılmadı. Ancak kentte faaliyet gösteren Libya Kızılayı, mahsur kalan vatandaşlardan çok sayıda yardım çağrısı aldığını duyurdu. Rastgele düşen havan ve top mermilerinin bazı evlere isabet etmesi nedeniyle siviller arasında korku ve paniğin arttığı belirtildi.

Öte yandan Zaviye Petrol Rafinerisi Şirketi, tesis içerisindeki çeşitli noktalara ağır silahlardan atılan çok sayıda merminin düştüğünü ve bunların operasyon alanlarına kadar ulaştığını açıkladı. Şirket, çalışanların güvenliği, tesislerin korunması ve çevrenin zarar görmemesi amacıyla rafinerinin tamamen durdurulduğunu ve limandaki tankerlerin tahliye edildiğini bildirdi. Şirket açıklamasında ayrıca, bir gün önce devreye alınan acil durum komitesinin gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüğü kaydedildi.


Irak, bir hükümet yetkilisinin yaptırımları aşmak için İran’a destek verdiği yönündeki ABD suçlamasını reddetti

Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)
Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)
TT

Irak, bir hükümet yetkilisinin yaptırımları aşmak için İran’a destek verdiği yönündeki ABD suçlamasını reddetti

Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)
Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)

Irak Petrol Bakanlığı, ABD’nin, Bakan Yardımcısı Ali Maaric el-Behadili hakkında İran’ın yaptırımları aşmasına yardım ettiği yönündeki suçlamalarını reddetti. Açıklama, Washington’ın Tahran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Bağdat üzerindeki baskısını artırdığı bir dönemde geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Behadili’ye yaptırım uygulandığını duyurdu. Bakanlık, Behadili’nin ‘İran rejimi ve ona bağlı terör örgütlerine destek sağlamak amacıyla Irak petrolünü yönlendirmek için resmi görevini kötüye kullandığını’ öne sürdü.

Washington ayrıca Behadili’yi, İran petrolünü Irak petrolüyle karıştırarak Tahran’ın Amerikan yaptırımlarını aşmasına yardımcı olmakla suçladı.

Irak Petrol Bakanlığı ise aynı gün yaptığı açıklamada suçlamaları reddederek, ‘tüm dosya ve ithamların delil ve somut verilere dayanılarak, şeffaflık ve sorumluluk ilkeleri çerçevesinde ele alınmasının önemini’ vurguladı.

Bakanlık, konuya ilişkin soruşturma yürütmeye hazır olduğunu belirtirken, ‘ham petrol ihracatı, pazarlanması, tankerlerin yüklenmesi ve buna bağlı prosedürlerin’ Behadili’nin görev alanına girmediğini ifade etti.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl da aynı suçlamalar kapsamında bir Iraklı iş insanının yönettiği kuruluşlara yaptırım uygulamıştı. Ancak Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), o dönemde İran lehine Irak limanlarında veya kara sularında herhangi bir petrol karıştırma operasyonu yapıldığı iddialarını reddetmişti.

İran ile Irak’taki başlıca siyasi aktörler arasında yakın ilişkiler sürerken, Washington Bağdat üzerindeki baskısını artırarak Tahran destekli ve ABD tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan silahlı grupların silahsızlandırılması yönünde adım atılmasını talep ediyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaşın ardından, söz konusu grupların Irak’taki Amerikan tesislerine yönelik 600’den fazla saldırı düzenlediği belirtiliyor.


Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
TT

Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’a atfedilen girişim karşısında sessizliğini bozdu. Dibeybe, ‘önce anayasa’ yaklaşımına bağlılığını ve ‘askeri yönetime’ karşı olduğunu vurgulayarak söz konusu girişime örtülü biçimde karşı çıktı. Gözlemciler, bu tutumu ‘Batı Libya’daki dış kaynaklı dayatılmış çözümlere yönelik halk öfkesini yatıştırmaya dönük bir manevra’ olarak değerlendiriyor. Bu gelişme, Birleşmiş Milletler’in (BM) krizi çözmeye yönelik çabalarının sürdüğü bir dönemde yaşandı.

Dibeybe’nin hafta ortasında yaptığı açıklamalar, kendisi ile Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi. Menfi ve Takala’nın, başından bu yana Amerikan girişimine ve 4+4 Komitesi üzerinden yürütülen BM sürecine mesafeli yaklaştığı belirtildi.

Libya, yıllardır iki rakip hükümet arasında siyasi bölünmüşlük yaşıyor. Bunlardan ilki Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve doğuda faaliyet gösteren Usame Hammad başkanlığındaki yönetim. Doğu merkezli yönetim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Halife Hafter tarafından destekleniyor.

Bu çerçevede DYK üyesi Muhammed Maazeb, DYK ile UBH arasında bir ‘ittifak’ bulunmadığını belirtti. Maazeb, “Batı bölgesindeki yürütme organı ile danışma konseyi arasında yalnızca gerekli bir koordinasyon söz konusu” dedi. Takala ile Dibeybe arasında ‘sınırlı bir gerilim’ olduğunu kabul eden Maazeb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki isim arasındaki temasların sürdüğünü söyledi.

Maazeb ayrıca, Dibeybe ile Menfi arasındaki ilişkinin, ‘Boulos girişiminin gündeme gelmesinden ve Menfi’nin görevden uzaklaştırılma riski hissetmesinden bu yana en fazla zarar gören ilişki olduğunu’ ifade etti. ABD Başkanı’nın danışmanına atfedilen girişim, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in, Menfi’nin yerine yeni bir başkanlık konseyinin başına geçmesini; buna karşılık Dibeybe’nin Trablus ve Bingazi yönetimlerini birleştirecek ortak hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)

Maazeb, konseyinin mevcut siyasi süreçlere, özellikle geçen hafta İtalya’nın başkenti Roma’da ilk toplantısını yapan BM destekli 4+4 Komitesi’ne yönelik muhalefetinin, bu sürecin anayasal çerçeveleri aştığı gerekçesiyle ortaya çıktığını belirtti. Maazeb, bu girişimin Libya halkının zamanını daha da tüketerek başarısızlığa mahkûm olduğunu savunarak, bunun siyasi süreçte dışlanma korkusundan kaynaklanmadığını ifade etti.

Sadeq Institute Direktörü Enes el-Kamati yaptığı değerlendirmede, Dibeybe’nin başlangıçta mevcut ittifaklarından uzaklaşıp yalnızca Trablus’taki silahlı grupların desteğiyle Boulos girişimine yönelik itirazları bastırmayı planlamış olabileceğini, ancak bunun mümkün olmadığını fark ettiğini söyledi.

El-Kamati, özellikle Misrata kentindeki çeşitli aktörlerin ve Saddam Hafter’e yönelik reddin etkisiyle Dibeybe’nin kısa sürede dolaylı bir karşıtlık pozisyonu aldığını belirtti.

Buna karşılık siyasi analist Salah el-Bakkuş, Dibeybe’nin son haftalarda Menfi ile yaşadığı gerilim nedeniyle ciddi bir kayıp yaşamadığını savundu. Bakkuş, Menfi’nin sahadaki etkisinin sınırlı olduğunu ve iki ismin de 2021 başından bu yana yetki paylaşımı ve siyasi çekişmeler nedeniyle sık sık gerilim yaşadığını hatırlattı.

Bakkuş ayrıca, Dibeybe ile DYK arasında daha derin bir anlayış bulunduğunu ve 4+4 Komitesi kapsamında temsilcilerin belirlenmesinde DYK’ye resmen danışılması hâlinde gerilimin yönetilebileceğini ifade etti.

Bakkuş, Dibeybe’nin Boulos girişimini desteklediğine ya da buna açıkça yaklaştığına dair herhangi bir açıklama yapmadığını, bunun da tarafların süreci kendi lehine kullanmasını engellediğini belirtti.

Bakkuş’a göre, ABD’nin bu planı zorlaması durumunda Dibeybe, toplumdaki geniş karşıtlığı kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanabilirdi.

Son olarak Bakkuş, BM Libya Destek Misyonu’nun süreci Boulos girişimine yaklaşacak şekilde kademeli adımlarla ilerlettiğini, müzakerelerin ise Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasındaki karmaşık anlaşmazlıklardan uzak, sınırlı sayıda aktörle yürütülmeye başlandığını söyledi.

Libyalı siyasi aktivist Husam el-Kamati, Boulos’a atfedilen girişimin aslında ‘sokaktaki nabzı ölçmek ve BM uzmanlar komitesinin ülke genelindeki siyasi ve askeri isimleri kapsayan yolsuzluk şüphelerini ortaya koyan raporunu gölgelemek amacıyla gündeme getirildiğini’ savundu.

El-Kamati’ye göre Dibeybe, Amerikan girişimini reddederek ve ‘önce anayasa, ardından siyasi çözüm’ söylemini öne çıkararak sokak tepkisini yatıştırmaya çalıştı. Ayrıca Dibeybe’nin ‘askeri yönetimi reddetme’ vurgusu yaptığını belirten el-Kamati, buna karşın doğudaki etkili güçlerle ekonomik ilişkilerin perde arkasında sürdüğünü ve bunun BM uzmanlar komitesi raporlarında da işaret edildiğini ifade etti.

Açıklamasının sonunda el-Kamati, Dibeybe’nin Takala ve Menfi ile ilişkilerini onarmaya öncelik vermeyeceği kanaatinde olduğunu belirtti. Ona göre Dibeybe, Batı Libya’daki kendisine bağlı silahlı grupların desteğine ve doğudaki ekonomik temaslara dayanmayı sürdürüyor. Öte yandan, Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin komutanı Halife Hafter, Boulos girişimine ve BM destekli 4+4 Komitesi aracılığıyla yürütülen çözüm sürecine daha olumlu yaklaşan taraflar arasında yer alıyor.