Sadr, Sistani'ye meydan okuyor, İran ise beklemede

Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
TT

Sadr, Sistani'ye meydan okuyor, İran ise beklemede

Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)

Hasan Fahs*
Necef’te bulunan en büyük Şii otorite  Ayetullahuzma Ali Sistani’nin, halkın protesto gösterilerinin ardında Irak sokaklarında meydana gelen kriz karşısındaki tutumunu açıkladı.
Sistani; reform, yolsuzlukla mücadele ve yolsuzluk yapanların yargılanmasını talep ediyor. Dini mercinin bu tutumu, Irak'taki bazı siyasi partilerin, özellikle de Sadr Hareketinin lideri Mukteda es-Sadr'ın beklentilerini karşılamadı.
Sairun ittifakının lideri ve mevcut hükümetteki en büyük bloğa sahip olan Mukteda es-Sadr aynı zamanda Irak siyasetine yön veren en etkili kişi olarak kabul edilmektedir.
Adil Abdulmehdi’nin krize ve protestocuların taleplerinin karşılanması şeklindeki çözüm önerilerine yönelik, perşembe ve cuma gecesi, yaptığı konuşmadan bir gün önce Irak’ta en üst Şii otoritenin konuyla ilgili benimseyeceği tutum hakkında bir takım tahminlerde bulunuldu.
Sistani’nin konu ile ilgili yaptığı açıklamalar, Irak’taki bazı siyasi blokların duymak istediği dibi değildi. Dini merciin, reform ve hesap verilebilirlik konusunda sınıfta kalan, hükümette üslendiği rolü yerine getirmek yerine yalnıza birtakım basit kararlar alan Abdulmehdi’yi istifaya zorlaması bekleniyordu.
Reform politikalarının başarılı olup olmamasına bakılmaksızın Abdulmehdi, halkın önceden beri biriken ve kronik hale gelen taleplerini karşılama ve siyasi tabakaya yönelik itirazlarını dikkate alma noktasında başarısız oldu.
Abdulmehdi, yaptığı bir konuşmasında eleştiri oklarını mevcut siyasi sürece ortak olan diğer siyasi partilere yöneltti. Kendisinin bu duruma düşmesinde diğer siyasi partilerin kilit rol oynadığını belirtti.
Abdulmehdi başbakanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren koalisyon ilkesine göre hareket edildi.
Abdulmehdi parlamentodaki uzlaşının sonucu olarak iktidara gelse de kendisinin Meclis’te bağımsız bir nüfuzu bulunmuyor.
Irak’ta protesto gösterileri ile başlayan krizin patlak vermesinin ardından Abdulmehdi, krizi parlamentoya taşıyarak anlaşmanın ortadan kaldırılması yönünde hareket etmek istedi.
Abdulmehdi, ülkedeki toplumsal ve güvenlik alanındaki gerilemenin sorumluluğunu parlamentodaki siyasi bloklara yüklüyor. Abdulmehdi, parlamentodaki siyasi bloklardan kabinesini tamamlaması için olağanüstü yetkiler istedi. Bu, Abdulmehdi’nin, parlamentoyu oluşturan siyasi bloklar arasındaki eşitlik anlayışından uzak, yeni temellere dayanan ve hegemonyasını hakim kılmasını sağlayacak bir hükümet kurmasına yol açabilir.
Konuşmasında, uluslararası ve bölgesel ilişkilerde elde ettiği başarılardan ve Irak'ı tekrar uluslararası arenada etkin kılmak için hükümetiyle birlikte yürüttüğü çabalardan bahsetti. Başarı elde etmekten aciz olmadığını, dış siyasetteki başarısının bunun bir kanıtı olduğunu söyledi.
Abdulmehdi, parlamentoyu oluşturan siyasi blokların Sistani tarafından dolaylı olarak suçlanmasının ardından güçlü görünmeye çalıştı. Abdulmehdi’nin konumu Sistani’nin aynı yönde bir tutum benimsemesi sonucu daha da güçlendi.
Dini otorite, meclisteki siyasi blokları engelleme politikası yerine hükümetin ve kurumlarının işini yapması, halkın haklı taleplerinin yerine getirebilmesi için yardımcı olmaları konusunda çağrıda bulundu. Sistani, “Söz konusu siyasi bloklar, yargıyı ele geçirip cezai uygulamaların gerçekleştirilmesini engellemek suretiyle, yolsuzluğa bulaşanların cezalandırılması ve halkın gasp edilen mallarının geri alınmasının önüne geçiyor” dedi.
Abdulmehdi ve Sistani’nin açıklamalarındaki bu uyum Sairun bloğu gibi bazı siyasi blokları kışkırttı ve Abdulmehdi'ye ve parlamentoya karşı tansiyonun yükselmesine sebep oldu. Söz konusu siyasi bloklar güçlerinin yetersiz olduğu ve durumu dini otoritenin aleyhine çeviremeyeceklerini bildiği için Sistani ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçındı. Haşdi Şabi’yi temsil eden “Fetih” bloğu da fırtınaya karşı direnemeyip Sistani’nin açıklamalarına bağlılığını ilan etti. Dini mercinin taleplerini yerine getirme ve bu doğrultuda yapılması gerekenleri yapma konusunda bağlılığını dile getiren Fetih bloğu, Başbakanın çağrılarına da uyacaklarını belirtti.
Mukteda es-Sadr'ın liderliğini yaptığı Sadr hareketi başkent Bağdat’taki ve diğer şehirlerdeki gösterilere alenen katıldığını açıklamasa da gösterilere katılan en geniş çaplı gösterici kitlesi attıkları sloganlarla Sadr hareketine mensup olduklarını ortaya koyuyorlardı. Sadr hareketinin tutumunu açıkça ortaya koymaması, olayların sonucunu bekleme seçeneğini tercih etmesi sebebiyledir. Dini otoritenin Abdulmehdi'ye dolaylı şekilde destek vermesi, Mukteda es-Sadr'ı doğrudan tutumunu açıklama seçeneğine itebilir. Abdulmehdi, parlamentodan koalisyondan uzak tek başına hükümet kurabileceği yetkiler istedi. Bu, parlamentodaki bloklar arasında pozitif yankıların bulunması durumunda gerçekleşebilir. Abdulmehdi’nin çağrısına sadece Hamis el-Hancer liderliğindeki Ulusal Eksen İttifakı yanıt verdi. Bu durum parlamentonun çalışmalarını durdurabilir ve yeni bir erken seçime gidilmesine neden olabilir. Böyle olması halinde Abdulmehdi’nin hükümeti iş çevirme hükümetine dönüşebilir. Bu adım da eğer istenen sonuçları vermezse Sadr, kendisini hükümeti istifaya çağırıp erken seçim çağrısı yapma seçeneği ile karşı karşıya bulacak. Mukteda es-Sadr'ı bu duruma düşüren sebep; Ayetullahuzma Sistani’nin, seçimlerin yapılmasının zorluğu ve parlamento ve hükümetin feshedilmesi gibi durumlar sebebiyle Irak’ın anayasal bir boşluk haline doğru savrulmasını engellemek amacıyla çaba göstermesidir. Dolayısıyla yeni bir hükümet kurmak zor olabilir ve sokağın öfkesi patlayabilir. Bu da Irak’ın yeni bir savaşa girmesine ve kalan topraklarının ve kurumlarının yıkılmasına neden olabilir.
Sadr’ın, tansiyonu yükseltme seçeneğine başvurması İran tarafı için bir endişe kaynağı haline gelebilir. İran, protesto gösterileri başladığından beri iki görüşü benimsedi.
Birincisi; göstericilerin talepleri onlar için doğal bir haktır, hükümet ve siyasi bloklar bu talepleri stratejik bir plan doğrultusunda yerine getirmelidir.
İkincisi; talimatlarını ABD ve İngiltere büyük elçiliklerinden ve özellikle Riyad ve Abu Dabi olmak üzere çeşitli Arap başkentlerinden alan Iraklı sivil ve laik güçlerin Tahran'ın müttefiklerine karşı komplo kurduğuna inanmak.
Söz konusu başkentler, İran’a düşman olan bir rejim ve otoriteyi iş başına getirmek ve ABD programının uygulanması için mevcut siyasi sürece darbe indirmek istiyorlar.
Tahran’ı en çok korkutan durum Irak’ta askerin tekrar iktidarı ele geçirmesi. Bu, İran rejiminin hiçbir şekilde kabul edemediği bir durum. İran, 2003'te, güneybatı sınırındaki ABD varlığı sebebiyle doğrudan bir tehdit hissetti. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi ABD’nin Irak’taki varlığı karşısında sessiz kalınmasında bir etkendi. Aynı şekilde ABD varlığına karşı mücadele için yapılan planların hedefine ulaşamaması ve başarısız olması da Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasından kaynaklanıyor. Necef’teki dini merciin tutumu yönetimin yeniden militarize edilmesi yönündeki çabaların başarısız kılınmasını ve Tahran’a yönelik yeniden bir tehdit ve meydan okumayı içeriyor.
Sistani’nin tutumunun ardından, Abdulmehdi’nin takındığı tutumun sert olduğu ve istifa seçeneğinin söz konusu dahi olmayacağı görülüyor. İran, Kudüs Gücü vasıtasıyla, kendisine tabi olan kuvvetleri ve grupları Abdulmehdi ile tam bir işbirliği yapmaya zorlayacak. Bu adım İran’ın durumu kontrol altına almasında yardımcı olacak.
Bu bağlamda ortaya şöyle bir soru çıkıyor; Daha birkaç gün önce İran'ı ziyaret eden ve Tahran rejimi lideri Ali Hamaney ile görüşen Mukteda es-Sadr, hükümetin istifasını ve parlamentonun feshedilmesini nasıl isteyebilecek?
Bu durum Irak hükümetinin istikrarını isteyen İranlılara yönelik açık bir meydan okuma olarak görülebilir.
Irak’ın istikrarı, Washington ile mücadele döneminde olan Tahran’ın bu merhaleyi aşmasına imkan verebilir. Abdulmehdi’ye karşı sert bir tutum benimseyen Sadr’ın İran’dan karşı tepkiler almaması, Necef’teki dini otorite ile karşı karşıya kalması pahasına değişim seçeneğine gitmesine yol açabilir mi?
Independent Arabi'da yayınlanan makale*



Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.


Irak Kürdistanı’nda “Uluslararası Koalisyon” çekilmesine ilişkin endişeler artıyor

Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)
Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)
TT

Irak Kürdistanı’nda “Uluslararası Koalisyon” çekilmesine ilişkin endişeler artıyor

Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)
Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)

Bağdat’taki federal hükümet, gelecek çarşamba günü Irak’taki “Uluslararası Koalisyon” güçlerinin ülkeden ayrılmasını “Egemenlik Günü” olarak nitelendirerek kutlamaya hazırlanırken Kürt liderlerin çoğu, özellikle de bölgesel yönetimin başkenti Erbil’de, bu çekilmeye ilişkin ciddi endişeler taşıyor.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin medya ofisi, pazar günü, Financial Times gazetesinde yayımlanan ve Barzani’ye atfedilen ifadelerle ilgili açıklama yaptı. Haberde Barzani’nin ABD’nin çekilmesini “utanç verici” olarak nitelendirdiği ve bunun “Washington’ın Kürt müttefiklerini korumasız bırakacağını” söylediği aktarılmıştı.

Açıklamada kullanılan üslup gazetedeki ifadelerden farklı olsa da Irak’taki Uluslararası Koalisyon’a öncülük eden ABD güçlerinin 30 Eylül’e kadar ülkeden çekilmesine ilişkin endişelerin ötesine geçilmedi.

Barzani’nin ofisinden yapılan açıklamada, “Yayımlanan haber, açıklamalarını metinde yer aldığı şekliyle aktarırken mesleki doğruluk ve objektiflik ilkelerine riayet etmemiş, aksine haberin yazarı kişisel çıkarım ve yorumlarını açıklamaların gerçek içeriğinin önüne geçirmiştir” denildi.

Bölgesel yönetimin ve Başbakan Barzani’nin tutumuna ilişkin açıklamada, “ABD ve Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi, Kürdistan Bölgesi’nin 1.000’den fazla füze saldırısı ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldığı son derece hassas bir döneme denk geliyor” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada, son aylarda İran ve Irak’taki silahlı gruplar tarafından bölgeye düzenlenen saldırılara işaret edildi.

fvghyju
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani (Reuters)

Barzani, “Kürdistan Bölgesi’nin herhangi bir savunma sistemi sağlanmadan açıkta ve savunmasız bırakılması endişe vericidir” değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamada ayrıca, “Irak’taki güvenlik istikrarsızlığının devam etmesi, federal sistemin temelleri açısından açık bir tehdit oluşturmaktadır” denildi.

IKBY’nin ABD ile yakın ilişkilerinden “gurur duyduğu” belirtilen açıklamada, bölgesel yönetimin İran İslam Cumhuriyeti yetkilileriyle de sürekli görüşme ve temas halinde olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Kürdistan Bölgesi’nin herhangi bir savaş veya çatışmanın tarafı olmadığı yönündeki tutumumuzu defalarca yineledik” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “İranlı muhalif güçlerin Irak ve Kürdistan Bölgesi’ndeki varlığının yeni olmadığı, köklerinin önceki rejim dönemine kadar uzanan uzun yılların bir devamı olduğu” belirtildi.

İran ise bölgeye yönelik saldırılarında bu grupların varlığını gerekçe gösteriyor.

ghyju
ABD’ye ait bir helikopter, Irak Kürdistanı’ndaki Erbil yakınlarında bulunan Harir Üssü çevresinde uçuyor (Arşiv - Rudaw)

Bağdat’ın çekilme gününe yönelik kutlamalarının aksine ve bu vesileyle dört gün resmi tatil ilan etmesine rağmen Barzani’nin açıklamasında söz konusu çekilmeyi memnuniyetle karşılayan herhangi bir ifadeye yer verilmedi. Ancak Barzani, Başbakan Ali Zeydi’nin yolsuzlukla mücadele, milislerin silahsızlandırılması ve Erbil ile Bağdat arasındaki çözülmemiş meselelerin anayasal çerçevede çözüme kavuşturulmasına yönelik çabalarına destek verdiğini belirtti.

Gerekçeli endişeler

Araştırmacı ve danışman Kifah Mahmud, Kürt liderlerin dile getirdiği endişelerin, ABD ve Uluslararası Koalisyon’un Irak’tan çekilmesiyle bağlantılı bir dizi risk göz önüne alındığında “gerekçeli” olduğunu söyledi.

Mahmud, bu endişelerden birinin DEAŞ’ın tamamen ortadan kalkmamış olması olduğunu belirterek örgütün, Kürdistan Bölgesi ve Bağdat çevresinin yanı sıra Enbar, Musul ve Tikrit gibi son derece hassas bölgelerde hâlâ uyuyan hücrelere sahip olduğunu ifade etti.

dfgthy
24 Temmuz 2026’da Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman (AFP)

Mahmud, bu hücrelerin zaman zaman harekete geçtiğini ve Bağdat yönetimi ya da Peşmerge güçleri tarafından duyurulan bazı saldırıları gerçekleştirdiğini söyledi.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD’nin çekilmesi bu hücreleri harekete geçmeye teşvik edecek ve faaliyetleri için daha geniş bir alan sağlayacaktır” dedi.

Irak’ın hava savunma sisteminin henüz tamamlanmadığına, gözetleme ve keşif sistemlerinin de hâlâ geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Mahmud, “ABD, Irak’taki teröristlerin hareketlerini izlemek ve Irak güçlerine gerekli istihbaratı sağlamak için uydulara, casus uçaklara ve diğer keşif araçlarına güveniyordu” ifadelerini kullandı.

Mahmud ayrıca, Irak’ın askeri kapasitesinin ülkeyi tamamen koruyabilecek seviyeye henüz ulaşmadığını belirtti.

Silah ve teçhizat, askeri birliklerin koordinasyonu ve bütünlüğü açısından hâlâ eksiklikler bulunduğunu ifade eden Mahmud, bunun göstergesinin ise “parçalanmış yapı ve çok sayıda silahlı grup ile milisin varlığı” olduğunu söyledi.


Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
TT

Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)

Savaş sırasında Hartum’dan kaçan çok sayıda kişi, hayatlarını yeniden kurma umuduyla kente geri döndü. Ancak aylar önce ordu tarafından yeniden kontrol altına alınmasının ardından başkentte temel yaşam koşullarının hâlâ sağlanamaması, geri dönenleri yeniden ayrılmak ya da istemeyerek kentte kalmak arasında seçim yapmaya zorluyor.

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’te savaşın başlamasının ardından yaklaşık 4 milyon kişi başkentten ayrıldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, ordunun geçen yıl kenti yeniden ele geçirmesinin ardından yaklaşık 2,7 milyon kişi Hartum’a geri döndü.

Ancak birçok kişi için dönüş sevinci, karşılaştıkları zorlu yaşam koşulları nedeniyle kısa sürdü.

Bunlardan biri, 43 yaşındaki iş insanı İmad Halid Ahmed. Ailesi bir ay önce Kahire’den Hartum’a dönen Ahmed, şimdi ailesini yeniden Mısır’ın başkentine götürmeye hazırlanıyor.

Ahmed, “Pişman olduğumu söylemiyorum ancak ailenin geri dönmesi kararı bir hataydı” dedi. Hartum’a dönmeleri istenen bazı hükümet yetkilileri de AFP’ye yaptıkları açıklamada, ailelerini yurt dışında tutmayı planladıklarını belirtti.

Savaşın izleri Hartum’da hâlâ görülüyor. Kentin iki yakası arasında hayati bir bağlantı sağlayan Şambat Köprüsü’nün bir bölümü, hava saldırısına uğramasının ardından hâlâ kullanılamıyor. Başkentin merkezinde ise lastikleri çalınmış ve kurşunlarla delik deşik olmuş çok sayıda terk edilmiş araç bulunuyor.

Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’a dönüşünü dönüm noktası olarak sunmaya çalışırken, ordunun yayımladığı görüntülerde yıkımın boyutu da gözler önüne seriliyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, eski halinden geriye kalan bir iskeletten ibaret durumda. Sarayın içi ise HDK tarafından yağmalanıp tahrip edilmesinin ardından büyük ölçüde boşaltılmış durumda.

Buna rağmen ordu, halkı Hartum’a dönmeye teşvik ediyor. Yetkililer, havalimanını yeniden inşa ederek iç hat uçuşlarına açarken bazı altyapı tesislerinin de yeniden yapılandırılması çalışmalarına başladı.

“Hayat pahalılığı belimizi büküyor”

Ancak tüm bunlar hizmetlerin yeniden sağlanması için yeterli olmadı. Elektrik hâlâ günlerce kesiliyor, su hizmetlerinde de benzer sorunlar yaşanıyor. Birçok kişi ise her geçen gün artan yüksek fiyatlar nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

49 yaşındaki Suad Muhammed İdris, Hartum Bahri’deki evine döndüğünde eşyalarının çalındığını gördüğünü anlatıyor. Yeni bir buzdolabı alacak maddi imkâna sahip olmadığı için gıda ürünlerini her gün satın almak zorunda kalıyor.

Altı çocuk annesi dul kadın, “Sebze ve eti her gün almak zorundayım. Fiyatlar yüksek ve her gün daha da artıyor... Ülkeme büyük bir özlemle döndük ama hayat pahalılığı belimizi büküyor” dedi.

Geri dönüşler daha çok halkın yaşadığı mahallelerde yoğunlaşırken, varlıklı bölgeler hâlâ sakinlerini bekliyor. Ağaçlarla çevrili sokaklarda kırık cam parçalarının bulunduğu bölgede, bazıları yıkılmış görkemli evler sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizliği yalnızca kuş cıvıltıları bozuyor.

Geri dönmesinin üzerinden üç ay geçen 86 yaşındaki Süreyya Babekir, yeniden bavullarını hazırlıyor.

Babekir, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Ben, eşim ve küçük kızım Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gideceğiz... Elbette ayrılmak istemiyorduk ancak sağlık durumumuz ve tedaviye ulaşmanın zorluğu bunu zorunlu kılıyor” dedi.

Savaşta ağır hasar gören sağlık sektörünün durumu, çok sayıda kişi için öncelikli sorunların başında geliyor.

Geçen yıl halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler yardım kuruluşları tarafından yeniden kullanılabilir hale getirilse de tıbbi malzemelerin büyük bölümü hâlâ temin edilemiyor.

Doktor Hayfa Ömer, “Hastanın ve ailesinin herhangi bir tetkik ya da görüntüleme işlemi için hastane dışına çıkmak zorunda kalmaması için elimizden geldiğince çalışıyoruz” dedi.

Ömer, “Ancak bazı ilaçlar bulunmuyor... Hastadan bunları hastane dışından satın almasını istiyoruz. İnsanların içinde bulunduğu koşulları bildiğimiz için bunu söylerken içimiz acıyor” diye konuştu.

Ancak İmam Bekir Abbas’ın da belirttiği gibi hastane dışında bile ilaç bulmak kolay değil. Abbas, eşi, iki çocuğu ve anne babasıyla birlikte üç yılını Kahire’de geçirdikten sonra Hartum’un güneyine döndü.

34 yaşındaki Abbas, bir eczanenin önünde, “Babam tansiyon hastası. İlacı bulabilmek için 10 eczaneye girmem gerekiyor. Üstelik ilacın fiyatı her gün değişiyor” dedi.

Abbas, diyabet hastası annesinin insülinini soğukta muhafaza etmekte de zorlanıyor. Bir buzdolabı satın aldığını belirten Abbas, “Ancak elektrik günde 12 saat kesiliyor, bu nedenle insülin bozuluyor” ifadelerini kullandı.

“İşler yolunda değil”

Hartum bugün, bir zamanlar 8 milyondan fazla kişinin yaşadığı büyük bir Afrika başkenti olan eski halinin gölgesini andırıyor.

Hartum’da AFP’ye konuşan Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi, kentteki yıkımın boyutunun, Ukrayna da dahil olmak üzere tanık olduğu tüm çatışmalardakinden daha büyük olduğunu söyledi.

HDK’nin Hartum’a yönelik aralıklarla insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesine rağmen yetkililer, hayatın normale dönmesi konusunda ısrar ediyor.

Yetkililer, temmuz ayında üniversitelerde uzaktan eğitim sistemine son verdi ve öğrencilerin kampüslere dönmesini zorunlu hale getirdi. Bu kararın ardından Hartum Üniversitesi’ndeki tıp fakültesi öğretim üyeleri toplu istifa edebilecekleri uyarısında bulundu.

Bir yüksek lisans öğrencisi AFP’ye yaptığı açıklamada, “Üniversite, tezimin çevrim içi savunulmasını reddetti” dedi. Öğrenci, tez danışmanının ise ‘başka bir ülkede bulunduğunu’ belirtti.

İşletme bölümünde lisans eğitiminin son yılına başlaması gereken başka bir öğrenci ise bu yaz yüz yüze sınavlara girememesinin ardından eğitimine yeniden başlayabilmek için Mısır’da burs bulma çabası içine girdi.

Genç öğrenci, “Bizi dinlemediler. Onlar için önemli olan tek şey insanların geri dönmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen öğrenci, “Bu siyasi bir mesele. İnsanların geri dönmesini istiyorlar ki her şeyin yolunda olduğunu gösterebilsinler. Oysa... hiçbir şey yolunda değil” ifadelerini kullandı.