Bağdadi, Bağdat'ın yakın tarihinin en kanlı figürü haline nasıl geldi?

DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
TT

Bağdadi, Bağdat'ın yakın tarihinin en kanlı figürü haline nasıl geldi?

DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)

Tarık eş-Şami
DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi, ABD'nin düzenlediği operasyon ile öldürüldü. Böylece 21'inci yüzyılın en aşırılık yanlısı isimlerinden biri daha tarihe karıştı.
Birçok kimse Bağdadi’nin hayat hikayesini merak ediyor. Bağdadi sakin bir köyde sürdürdüğü dindar yaşantısından aşırılık yanlısı bir hayata nasıl savruldu? İşte Ebubekir el-Bağdadi’nin 48 yıllık hayatının ayrıntıları....
Erken yaşlarda radikalleşti
Asıl adı İbrahim Avad İbrahim el-Bedri olan Ebubekir el-Bağdadi 1971'de Samarra'da, orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi dindar olmasıyla tanınan Bağdadi’nin bağlı olduğu aşiretin Hazreti Muhammed'in soyundan geldiği iddia ediliyordu. Bağdadi gençliğinin ilk yıllarında özellikle Kur'an-ı Kerim ve İslam hukuku alanlarında okumalar yaptı. Çocukluğundan beri aşırılık yanlısı olarak öne çıkan Bağdadi'nin dini vecibelerini yerine getirmeyen akranlarını cezalandırdığı biliniyor.
Bağdadi üniversitede de dini alana olan ilgisini sürdürdü ve ilahiyat alanını seçti. Bağdat Üniversitesi’nin İslami Çalışmalar bölümüne giren Bağdadi  1996 yılında buradan mezun oldu. Ardından Saddam İslami Çalışmalar Üniversitesi’nde Kur'an-ı Kerim alanında çalışmalar yürüttü. 1999’da yüksek lisans, ardında da 2007’de doktorasını tamamladı.
Bağdadi 2004 yılına kadar Bağdat’ın bir mahallesinde, iki eşi ve altı çocuğuyla birlikte yaşadı. Bu süreçte evi civarındaki camilerden birinde çocuklara Kur'an-ı Kerim eğitimi verdi.
Bağadi, söz konusu dönemde amcası tarafından Müslüman Kardeşler hareketine katılmaya ikna edildi. Kısa süre içinde hareketteki az sayıdaki şiddet yanlısı radikallerin cazibesine kapıldı. 2000 yılına gelindiğinde artık Selefi cihat yolunu benimsemişti.
Aktivistlikten isyana uzanan yol
ABD'nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden birkaç ay sonra Ceyş Ehl es-Sünni ve el-Cemah adlı isyancı örgütün kurulmasına yardım eden Bağdadi, ABD güçleri tarafından 2004’ün şubat ayında Felluce'de tutukladı. Bağdadi, 10 tutuklu ay kaldığı kampta kendini dini konulara adayarak bu alanda çalışmalar yürüttü. Mahkumlara namaz kıldıran ve din dersleri veren Bağdadi, Cuma hutbesi de vermeye başladı.
Söz konusu dönemde kampta bulunan mahkumlardan biri Bağdadi'yi içine kapanık ve pek konuşmayan biri olarak niteledi. Ancak Saddam’a bağlı isimlerle cihat yanlıularının birlikte bulunduğu kampta rakip gruplar arasında yürüttüğü faaliyetlerde ön plana çıktı. Bağdadi buradaki birçok grup arasında ittifaklar kurmasının ardından 2004’ün kasım ayında serbest bırakıldı. Ancak yine de bu gruplarla iletişimde kalmaya devam etti. Bağdadi daha sonra Ürdünlü Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak kolunun sözcüsü ile temas kurdu.
Sözcü, Bağdadi’nin dini bilgisinden etkilendi ve radikal İslam  ilkelerine bağlı kalacak bir biçimde Irak El Kaidesi’nin propagandasını yapması için onun Şam’a gitmesini talep etti.
Haziran 2006’da bir ABD hava saldırısında öldürülen Zerkavi'nin yerine Mısırlı Ebu Eyyüp El-Masri geçti. Masri, aynı yılın ekim ayında Irak El Kaidesi’ni dağıtarak yerine Irak İslam Devleti adını verdiği örgütü kurdu. Grup, El Kaide’ye olan bağlılığını ise sürdürdü.
Yeni Emir
Bağdadi, dini konulardaki yeterliliği ve Irak İslam Devleti’ni kuran yabancılarla, örgüte daha sonra katılan yerel Iraklılar arasında iletişimi sağlamadaki yeteneğiyle ön plana çıktı. Örgütün Şeriat Komitesi’nde yönetici oldu. Ardından da örgütün emirinin Ebu Ömer El-Bağdadi olması kararını alan 11 üyeli Şura Konseyi’ni oluşturdu.
Şura Konseyi, örgütün kurucusunun ve emirinin 2010’un nisan ayında ölmesinin ardından Bağdadi’yi yeni emir ilan etti. ABD ordusu tarafından büyük ölçüde yok edilen örgüt Bağdadi tarafından yeniden inşa edilmeye başlandı.
Esed yönetimine karşı 2011’başlayan gösterilerin neden olduğu kaostan faydalanmak isteyen Bağdadi, Suriye’deki örgüt üyelerinden birinden gizlice Irak İslam Devleti’nin bir kolunu kurmasını istedi. Bu, daha sonra kamuoyu tarafından Nusra Cephesi adıyla tanınan örgüttü.
DEAŞ’ın ortaya çıkışı
Bağdadi bir süre sonra Nusra'nın lideri Ebu Muhammed el-Colani ile anlaşmazlık yaşadı. Zira El-Colani, Esed’e karşı savaşan Sünni muhaliflerle iş birliği yapmak istiyordu. Bağdadi ise ayrı bir devlet kurmak taraftarıydı. Bağdadi 2013 baharında yaptığı açıklamayla Nusra Cephesi’ni Irak İslam Devleti’nin bir parçası olduğunu bildirdi. Yeni örgütün adının DEAŞ olduğunu duyurdu.
Zevahiri, Bağdadi’den Nusra Cephesi’nin bağımsız olmasını talep etti. Bağdadi ise bu isteği yerine getirmedi. Bunun üzerine Zevahiri, Şubat 2014’te DEAŞ’ı El Kaide’den ayırdı. DEAŞ'ın bu hamleye cevabı Nusra Cephesi’yle çatışmak ve Suriye’nin doğusunda, Nusra’nın elindeki yerleri ele geçirmek oldu. Örgüt, ele geçirdiği bölgelerde sert dini kurallar koydu ve halkı bunlara uymaya zorladı. Bağdadi bölgede hakimiyeti sağlamasının ardından adamlarına Irak’ın batısına doğru genişlemeleri emrini verdi.
Hilafetin ilanı
DEAŞ, 2014'ün temmuz ayında Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’un kontrolünü ele geçirdi. Bağdadi “halifelik” ilan ederek örgütün adını değiştirdi. Örgütün yeni adı “İslam Devleti” oldu.
Her ne kadar basın organları bugüne kadar birçok kez Bağdadi’nin öldüğü ile ilgili haberler yayınlasa da bunların çoğu asılsız çıktı. Ancak yapılan değerlendirmeler Bağdadi’nin son ölüm haberinin doğru olması halinde örgütün becerikli bir arabulucuyu ve acımasız bir siyasetçiyi kaybettmiş olacağı yönünde.
İnternet üzerinden yürütülen yoğun propagandalar sayesinde DEAŞ'a binlerce yabancı katıldı. ABD'den verilen bilgiler söz konusu yabancıların sayısının yaklaşık 40 bin olduğu yönünde. Petrol kuyularının ve kaçakçılık operasyonlarının yönetimini ele geçiren örgüt bölge halkına da vergiler dayattı. DEAŞ böylece tarihin en zengin terör örgütü haline geldi.
Karşı saldırı
Ancak DEAŞ vahşeti, yani rehinelerin kafalarını uçururken görüntülemesi ve bunu sosyal medyada yayınlanması Batı ve İslam alemini Bağdadi'nin karşısında, aynı safta yer almasını sağladı.
Ardından ABD’nin öncülük ettiği Uluslararası Koalisyon kuruldu.  Buna Irak kuvvetleri ile Suriye’deki bazı Arap gruplar ve Kürt birliklerinden oluşan Suriye Demokratik Güçleri de destek verdi. DEAŞ bölgedeki egemenliğini kademe kademe kaybetti.
Örgütün kontrolü tamamen kaybetmesi ise Suriye-Irak sınırında, Baguz'daki savaşla oldu. Ardından da Trump DEAŞ’ın bozguna uğradığını duyurdu. Açıklamada ayrıca binlerce DEAŞ’lının da tutuklandığı bilgisi verildi.
Kaçınılmaz son
Bağdadi, DEAŞ’ın bozguna uğramasının ardından kaçtı. Ancak güçleri onun izini sürmeyi bırakmadı. DEAŞ'ın temaslarında elektronik araçları kullanmaması ve saklanmadaki mahareti sayesinde Bağdadi uzun süre yakalanamadı.
Washington'dan yapılan son açıklamada Bağdadi'nin Suriye'nin kuzey sınırında, Türkiye sınırına yakın İdlib şehrinde ABD özel kuvvetlerinin yürüttüğü operasyonla öldürüldüğü bildirildi. Daha sonra yapılan açıklamalarda ise Bağdadi’nin ABD kuvvetlerinin yaklaşması üzerine kendisini patlattığı belirtildi. DEAŞ lideri böylece katliamlar, cinayetler ve aşırılıklarladolu hayatını kendi eliyle sonlandırmış oldu. Adı, yakın tarihteki en ünlü katillerin yanındaki yerini aldı.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.