Bağdadi, Bağdat'ın yakın tarihinin en kanlı figürü haline nasıl geldi?

DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
TT

Bağdadi, Bağdat'ın yakın tarihinin en kanlı figürü haline nasıl geldi?

DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)

Tarık eş-Şami
DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi, ABD'nin düzenlediği operasyon ile öldürüldü. Böylece 21'inci yüzyılın en aşırılık yanlısı isimlerinden biri daha tarihe karıştı.
Birçok kimse Bağdadi’nin hayat hikayesini merak ediyor. Bağdadi sakin bir köyde sürdürdüğü dindar yaşantısından aşırılık yanlısı bir hayata nasıl savruldu? İşte Ebubekir el-Bağdadi’nin 48 yıllık hayatının ayrıntıları....
Erken yaşlarda radikalleşti
Asıl adı İbrahim Avad İbrahim el-Bedri olan Ebubekir el-Bağdadi 1971'de Samarra'da, orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi dindar olmasıyla tanınan Bağdadi’nin bağlı olduğu aşiretin Hazreti Muhammed'in soyundan geldiği iddia ediliyordu. Bağdadi gençliğinin ilk yıllarında özellikle Kur'an-ı Kerim ve İslam hukuku alanlarında okumalar yaptı. Çocukluğundan beri aşırılık yanlısı olarak öne çıkan Bağdadi'nin dini vecibelerini yerine getirmeyen akranlarını cezalandırdığı biliniyor.
Bağdadi üniversitede de dini alana olan ilgisini sürdürdü ve ilahiyat alanını seçti. Bağdat Üniversitesi’nin İslami Çalışmalar bölümüne giren Bağdadi  1996 yılında buradan mezun oldu. Ardından Saddam İslami Çalışmalar Üniversitesi’nde Kur'an-ı Kerim alanında çalışmalar yürüttü. 1999’da yüksek lisans, ardında da 2007’de doktorasını tamamladı.
Bağdadi 2004 yılına kadar Bağdat’ın bir mahallesinde, iki eşi ve altı çocuğuyla birlikte yaşadı. Bu süreçte evi civarındaki camilerden birinde çocuklara Kur'an-ı Kerim eğitimi verdi.
Bağadi, söz konusu dönemde amcası tarafından Müslüman Kardeşler hareketine katılmaya ikna edildi. Kısa süre içinde hareketteki az sayıdaki şiddet yanlısı radikallerin cazibesine kapıldı. 2000 yılına gelindiğinde artık Selefi cihat yolunu benimsemişti.
Aktivistlikten isyana uzanan yol
ABD'nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden birkaç ay sonra Ceyş Ehl es-Sünni ve el-Cemah adlı isyancı örgütün kurulmasına yardım eden Bağdadi, ABD güçleri tarafından 2004’ün şubat ayında Felluce'de tutukladı. Bağdadi, 10 tutuklu ay kaldığı kampta kendini dini konulara adayarak bu alanda çalışmalar yürüttü. Mahkumlara namaz kıldıran ve din dersleri veren Bağdadi, Cuma hutbesi de vermeye başladı.
Söz konusu dönemde kampta bulunan mahkumlardan biri Bağdadi'yi içine kapanık ve pek konuşmayan biri olarak niteledi. Ancak Saddam’a bağlı isimlerle cihat yanlıularının birlikte bulunduğu kampta rakip gruplar arasında yürüttüğü faaliyetlerde ön plana çıktı. Bağdadi buradaki birçok grup arasında ittifaklar kurmasının ardından 2004’ün kasım ayında serbest bırakıldı. Ancak yine de bu gruplarla iletişimde kalmaya devam etti. Bağdadi daha sonra Ürdünlü Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak kolunun sözcüsü ile temas kurdu.
Sözcü, Bağdadi’nin dini bilgisinden etkilendi ve radikal İslam  ilkelerine bağlı kalacak bir biçimde Irak El Kaidesi’nin propagandasını yapması için onun Şam’a gitmesini talep etti.
Haziran 2006’da bir ABD hava saldırısında öldürülen Zerkavi'nin yerine Mısırlı Ebu Eyyüp El-Masri geçti. Masri, aynı yılın ekim ayında Irak El Kaidesi’ni dağıtarak yerine Irak İslam Devleti adını verdiği örgütü kurdu. Grup, El Kaide’ye olan bağlılığını ise sürdürdü.
Yeni Emir
Bağdadi, dini konulardaki yeterliliği ve Irak İslam Devleti’ni kuran yabancılarla, örgüte daha sonra katılan yerel Iraklılar arasında iletişimi sağlamadaki yeteneğiyle ön plana çıktı. Örgütün Şeriat Komitesi’nde yönetici oldu. Ardından da örgütün emirinin Ebu Ömer El-Bağdadi olması kararını alan 11 üyeli Şura Konseyi’ni oluşturdu.
Şura Konseyi, örgütün kurucusunun ve emirinin 2010’un nisan ayında ölmesinin ardından Bağdadi’yi yeni emir ilan etti. ABD ordusu tarafından büyük ölçüde yok edilen örgüt Bağdadi tarafından yeniden inşa edilmeye başlandı.
Esed yönetimine karşı 2011’başlayan gösterilerin neden olduğu kaostan faydalanmak isteyen Bağdadi, Suriye’deki örgüt üyelerinden birinden gizlice Irak İslam Devleti’nin bir kolunu kurmasını istedi. Bu, daha sonra kamuoyu tarafından Nusra Cephesi adıyla tanınan örgüttü.
DEAŞ’ın ortaya çıkışı
Bağdadi bir süre sonra Nusra'nın lideri Ebu Muhammed el-Colani ile anlaşmazlık yaşadı. Zira El-Colani, Esed’e karşı savaşan Sünni muhaliflerle iş birliği yapmak istiyordu. Bağdadi ise ayrı bir devlet kurmak taraftarıydı. Bağdadi 2013 baharında yaptığı açıklamayla Nusra Cephesi’ni Irak İslam Devleti’nin bir parçası olduğunu bildirdi. Yeni örgütün adının DEAŞ olduğunu duyurdu.
Zevahiri, Bağdadi’den Nusra Cephesi’nin bağımsız olmasını talep etti. Bağdadi ise bu isteği yerine getirmedi. Bunun üzerine Zevahiri, Şubat 2014’te DEAŞ’ı El Kaide’den ayırdı. DEAŞ'ın bu hamleye cevabı Nusra Cephesi’yle çatışmak ve Suriye’nin doğusunda, Nusra’nın elindeki yerleri ele geçirmek oldu. Örgüt, ele geçirdiği bölgelerde sert dini kurallar koydu ve halkı bunlara uymaya zorladı. Bağdadi bölgede hakimiyeti sağlamasının ardından adamlarına Irak’ın batısına doğru genişlemeleri emrini verdi.
Hilafetin ilanı
DEAŞ, 2014'ün temmuz ayında Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’un kontrolünü ele geçirdi. Bağdadi “halifelik” ilan ederek örgütün adını değiştirdi. Örgütün yeni adı “İslam Devleti” oldu.
Her ne kadar basın organları bugüne kadar birçok kez Bağdadi’nin öldüğü ile ilgili haberler yayınlasa da bunların çoğu asılsız çıktı. Ancak yapılan değerlendirmeler Bağdadi’nin son ölüm haberinin doğru olması halinde örgütün becerikli bir arabulucuyu ve acımasız bir siyasetçiyi kaybettmiş olacağı yönünde.
İnternet üzerinden yürütülen yoğun propagandalar sayesinde DEAŞ'a binlerce yabancı katıldı. ABD'den verilen bilgiler söz konusu yabancıların sayısının yaklaşık 40 bin olduğu yönünde. Petrol kuyularının ve kaçakçılık operasyonlarının yönetimini ele geçiren örgüt bölge halkına da vergiler dayattı. DEAŞ böylece tarihin en zengin terör örgütü haline geldi.
Karşı saldırı
Ancak DEAŞ vahşeti, yani rehinelerin kafalarını uçururken görüntülemesi ve bunu sosyal medyada yayınlanması Batı ve İslam alemini Bağdadi'nin karşısında, aynı safta yer almasını sağladı.
Ardından ABD’nin öncülük ettiği Uluslararası Koalisyon kuruldu.  Buna Irak kuvvetleri ile Suriye’deki bazı Arap gruplar ve Kürt birliklerinden oluşan Suriye Demokratik Güçleri de destek verdi. DEAŞ bölgedeki egemenliğini kademe kademe kaybetti.
Örgütün kontrolü tamamen kaybetmesi ise Suriye-Irak sınırında, Baguz'daki savaşla oldu. Ardından da Trump DEAŞ’ın bozguna uğradığını duyurdu. Açıklamada ayrıca binlerce DEAŞ’lının da tutuklandığı bilgisi verildi.
Kaçınılmaz son
Bağdadi, DEAŞ’ın bozguna uğramasının ardından kaçtı. Ancak güçleri onun izini sürmeyi bırakmadı. DEAŞ'ın temaslarında elektronik araçları kullanmaması ve saklanmadaki mahareti sayesinde Bağdadi uzun süre yakalanamadı.
Washington'dan yapılan son açıklamada Bağdadi'nin Suriye'nin kuzey sınırında, Türkiye sınırına yakın İdlib şehrinde ABD özel kuvvetlerinin yürüttüğü operasyonla öldürüldüğü bildirildi. Daha sonra yapılan açıklamalarda ise Bağdadi’nin ABD kuvvetlerinin yaklaşması üzerine kendisini patlattığı belirtildi. DEAŞ lideri böylece katliamlar, cinayetler ve aşırılıklarladolu hayatını kendi eliyle sonlandırmış oldu. Adı, yakın tarihteki en ünlü katillerin yanındaki yerini aldı.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.