ÖDBG liderlerinden Halid Ömer: Sudan devriminde Guş’un rolü yok

​Halid Ömer
​Halid Ömer
TT

ÖDBG liderlerinden Halid Ömer: Sudan devriminde Guş’un rolü yok

​Halid Ömer
​Halid Ömer

Sudan'da Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) liderlerinden Kongre Partisi Genel Sekreteri Halid Ömer, Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Servisi Başkanı Salah Abdullah Guş’un Sudan devrimindeki rolü hakkında söylenenlerin asılsız olduğunu bildirdi. ÖDBG’nin bütünüyle halkın iradesine dayandığını ve eski rejimden herhangi bir taraf ile ilişkisi olmadığını ifade eden Ömer, ülkedeki değişimi engellemek isteyen iç ve dış çevrelerin bulunduğuna dikkat çekti.
Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Halid Ömer, ordu genel komutanlığına gittiklerini ve ordu güçlerinden devrime taraf olmalarını istediklerini belirterek bu güçlerin geçişin bir parçası olmaya çalıştıklarını ve devrime karşı bir tutum benimsemediklerini söyledi. Salah Guş ile hiçbir şekilde ilişkilerinin bulunmadığını ifade eden Ömer, ÖDBG’nin 30 yıl boyunca iktidarda olan rejim karşıtlığının bilindiğini vurguladı.
Ömer, geçiş dönemi iktidarına yönelik bir askeri darbe gerçekleştirilebileceği konusunda da uyarıda bulundu:
“Böyle bir ihtimal halen söz konusu. Devrimin önüne kesmek isteyen iç ve dış çevreler var. ÖDBG’nin ve geçiş hükümetinin darbenin önünü açabilecek boşlukları kapatması gerekiyor. Devrim görevini tamamlamaya çalışan sivil ve kitlesel güç tabanının genişletilmesiyle bu başarılabilir. Bu güçler nüfuzunu kaybederse darbe kapısı açılır.”
1989 darbesinin failleri karşısında alınan önlemlerin Sudan halkına karşı suç işleyenlerden hesap sorulmasını hedeflediğini dile getiren Ömer, alınan bu önemlerle herhangi bir grubun, ideolojinin veya İslamcıların hedef tahtasına konulmadığını kaydetti. Ayrıca suç işlememiş ya da yolsuzluk yapmamış herhangi bir İslamcının da siyasi çalışmalarda bulunma, fikirlerini söyleme ve seçimlere girme hakkının bulunduğunu belirtti. Mevcut olan rejimin çözülmesi için tartışılmakta olan bir yasa bulunduğu bilgisini veren Ömer bunun Özgürlük ve Değişim Koalisyonu ile Devrim Güçleri'nin bir talebi olduğunu vurguladı.
Ömer, geçici adalet dosyasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulundu:
“Geçtiğimiz dönemde yargı organlarının oluşumuna ilişkin önemli adımlar atıldı ve yeni yasa tasarıları hazırlandı. Bununla birlikte başsavcı ve yargıtay başkanının atamalarının yanı sıra oturuma eyleminde işlenen suçlara ilişkin bağımsız bir soruşturma komisyonu da kuruldu. Elbette suç işleyen herkesten hesap sorulacak ve her hak sahibi hakkı olanı alacak. Siyasi etkileri bir kenara, adaletin uygulanması konusunda gerçek bir istek var. Bu durum bizi neyin beklediğini göstermektedir. Özgürlük ve Değişim Koalisyonu ve geçiş hükümetinin adaleti feda etmesine veya tahrif etmesine izin veren siyasi düşüncelerin olduğunu sanmıyorum. Bu, devrimin ve devrimcilerin en önemli taleplerinden biridir ve hiçbir koşulda pazarlığa açık değildir.”
Halid Ömer, Egemenlik Konseyi'ndeki sivillere yönelik olumsuz yargılarda bulunmak için çok erken olduğunu belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Ülkenin istikrara kavuşması ve geçiş döneminin başarılı olması için ellerinden geleni yapıyorlar. Ayrıca anayasal belgenin uygulanması için de uğraşıyorlar. Onlara karşı haksız yargılamalarda bulunan kimselerin bu tutumlarını gözden geçirmeleri gerekiyor.”
Ömer, geçiş dönemini düzenleyen anayasal belgenin kitle hareketi ile ordu arasında yaşanan kanlı çatışmaların ardından ortaya çıkan bir güvensizlik atmosferinde imzalandığını dile getirerek anlaşmanın devamlılığına ilişkin mihenk taşının sivillerin ve ordunun belgeye karşı yükümlülüklerini yerine getirme dereceleri olduğunu vurguladı. Ayrıca tarafların taahhütlerine olan bağlılıklarını sorgulamak için henüz çok erken olduğunu ve niyetleri değil, güven veren eylemleri yargıladıklarını belirtti. Ülkede felaketlerin yaşanmaması için bütün tarafların anayasal belgeye uymak zorunda olduklarının altını çizen Ömer bunun bütün taraflarca talep edilen ulusal bir tutum olduğunu söyledi.
Geçiş hükümetinin performansının sorgulanması için de henüz çok erken olduğunu belirten Ömer, Özgürlük ve Değişim Koalisyonu ile geçiş hükümetinin halkın taleplerini karşılamak ve büyük zorlukların üstesinden gelmek adına ellerinden geleni yapmaları gerektiğini kaydetti. Sivil güçleri bünyesinde barındıran Özgürlük ve Değişim Koalisyonu gibi geniş bir koalisyonda tanık olunan görüş ve tutumların farklılığının doğal bir durum olduğunu söyleyen  Ömer sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özgürlük ve Değişim Koalisyonu içerisinde tüm konuların tartışıldığı yapılar var. Bu tartışmaların ardından ortak bir vizyon belirleniyor. Özgürlük ve Değişim Koalisyonu'nun şu anki vizyonu, geçiş döneminin sonunda özgür ve adil seçimlerin yapılacağı güne dek geçici hükümete tam destek vermektir. Koalisyon içerisinde zorluklarla nasıl başa çıkılacağı konusunda tek bir vizyon var.”
Ömer ayrıca Özgürlük ve Değişim Koalisyonu içerisindeki zıt tutumları ise yadırgamadığını belirtti:
“Herhangi bir tarafın veya grubun farklı bir görüşü benimseme hakkı vardır. Ancak bileşenler arasındaki güvenin zayıflamaması için koalisyon içindeki uyum ruhuna saygı duyulması gerekir. Koalisyon içinde yeni bir liderliğin seçilmesi ve yapıların tamamlanmasının ardından öncekinden daha esaslı bir şekilde kenetlenme oldu. Karşı karşıya olduğumuz sorunlar oldukça büyük. Bu zorlukla göz önüne alındığında hiçbir partinin veya grubun koalisyondan çıkması veya bir bölünmeye sebep olması gibi bir seçenek söz konusu olamaz. Zorluklar, koalisyondaki bileşenleri bölmüyor. Bilakis onları daha da birleştiriyor.”
Sudan Kongre Partisi Genel Sekreteri Halid Ömer, son müzakere turunda hükümetin müzakere heyeti ile Devrimci Cephe arasında barış anlaşmasına ulaşıncaya kadar valilerin siviller arasından atanmasına ilişkin bir anlaşmanın olduğunu doğruladı. Devrimci Cephe ile diyalog kurmak, onların kaygılarını ve çekincelerini ele almak ve geçici iktidar kurumlarının oluşumunu etkilemeyecek çözümler bulmak adına geçici parlamentonun oluşumunun 31 Aralık'a kadar ertelenmesi yönünde bir karar alındığını ifade eden Ömer, “Özgürlük ve Değişim Koalisyonu bu adımı bir iyi niyet göstergesi olarak attı. Çünkü Devrimci Cephe ile çatışmak ve kendileriyle üzerinde uzlaşıya varılmış bir anlaşmaya ulaşmak istiyor” dedi.
Bazılarının ülkedeki duruma ilişkin değerlendirmelerinde ‘yumuşak düşüş’ tabirini kullanarak getirdiği eleştirilere cevap veren Ömer bu terimin anlamsız olduğunu belirtti:
“Ülkede gerçek bir devrim gerçekleşti ve rejim alaşağı edildi. Bu, bölgesel ya da uluslararası bir destek olmaksızın, saf bir ulusal iradeyle başarıldı. Fakat geçiş hükümeti kendisinden önceki rejimden kalan çok karmaşık meseleleri miras aldı. Bunlar arasında ekonomik çöküş, siyasi ve sosyal parçalanma ve bölgesel ve uluslararası çevre ile dengesiz dış ilişkiler gibi başlıklar var. Geçiş dönemini atlatmak için karşılıklı suçlamalara değil, bu karmaşıklıklar hakkında daha derin tartışmalara ve çeşitli seçenekler üzerinde düşünmeye ihtiyacımız var.”
Ömer, ABD yönetiminin Sudan'daki değişime karşı göstermiş olduğu tepkinin olması gerekenden daha düşük bir seviyede kaldığına değinerek “ABD yönetimi uzun bir süredir eski rejime düşmandı. Şu anda ülke, halk hareketi tarafından gerçekleştirilen demokratik bir geçişe sahne oluyor. ABD yönetiminden bu tereddütlü tutumundan ziyade bu değişimi desteklemesini umuyorduk” dedi.
Eski rejimin Sudan’ın Arap ve Afrika bölgesindeki ilişkilerini bozduğunu belirten Ömer devrimin en önemli görevlerinden birinin ulusal egemenliği koruyan ilişkiler kurmak olduğunu vurguladı:
“Özgürlük ve Değişim Koalisyonu ile geçiş hükümeti, karmaşık bölgesel meselelerin üstesinden gelmek, ülkeyi bölgesel çevresine düşman olan konumundan çıkarmak ve komşu ülkelerle dengeli ilişkiler kurmak için ellerinden geleni yapıyorlar.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.