İsrail işgalinin dehşetini anlamak için bilinmesi gereken 30 hikaye

Filistinliler, birçok yerde İsrail askerleri ve polisinin sert müdahalesine maruz kalıyor (Reuters)
Filistinliler, birçok yerde İsrail askerleri ve polisinin sert müdahalesine maruz kalıyor (Reuters)
TT

İsrail işgalinin dehşetini anlamak için bilinmesi gereken 30 hikaye

Filistinliler, birçok yerde İsrail askerleri ve polisinin sert müdahalesine maruz kalıyor (Reuters)
Filistinliler, birçok yerde İsrail askerleri ve polisinin sert müdahalesine maruz kalıyor (Reuters)

İşgal Altındaki Bölgelerde İnsan Hakları İçin İsrail Bilgi Merkezi (B’Tselem), kurulduğu 1989’dan bugüne dek yaptığı saha araştırmalarından elde ettiği sonuçlar ve belgelerden yola çıkarak 30 yılda incelediği olaylardan 30’unu listeledi.
B’Tselem Müdürü Hagai El-Ad’ın “İsrail işgalinin şiddetini anlamak için bilinmesi gereken 30 hikaye” başlığıyla paylaştığı kayıtlar, vurularak öldürülen ya da sakat kalan Filistinliler için açılan davaların çoğunlukla kapatıldığını ve mağdurların adaleti arama noktasında çaresiz kaldığını gösteriyor.
Bugün 70 yaşındaki Ayşe Ebu Laban’ın kızı Ruveyde, 1989’da bir İsrail askeri tarafından vurularak öldürüldü. Mülteci kampında yaşayan 13 yaşındaki Ruveyde, bir gün önce yine askerler tarafından öldürülen 16 yaşında bir başka çocuğun cenaze törenine giderken vuruldu. İsrail ordusu “Kız çocuğunun ölümüyle, bölgedeki askeri varlıklar arasında hiçbir bağlantı yoktur” savunması yaptı. Anne bugün, “Hakim düşmanınızsa gidip kime şikayet edeceksiniz?” diye soruyor.

Ruveyde (B’Tselem)
2001’de Batı Şeria’nın başka bir kampında, Nur Şems’le 11 yaşındaki Hanan ve 8 yaşındaki İman adlı kız kardeşleri, İsrail tanklarının açtığı ateş sonucu yaralandı. İsrail ordusu soruşturma açılması için ortada bir dayanak olmadığını iddia etti.
Aylar sonra İman, vücuduna saplanan şarapnel parçasının çıkarılacağı ameliyat için babasıyla Ürdün’e gitme hazırlığı yaparken, seyahatten haftalar önce askerler, işe gitmekte olan babasını Anabta kontrol noktasında vurarak öldürdü.
1992’de Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus mahallesinde 3 yaşındaki Naim Ebu Amne askerler tarafından vurularak öldürüldü.
Meryem Ebu Nicem eşi Bilal’i 2014’te kaybetti. Gazze’deki Cebaliye Mülteci Kampı’na düzenlenen bombardımanda Bilal’in babası ve iki erkek kardeşinin yanı sıra komşularının çocukları olan 3 yaşındaki Rağad ve 14 yaşındaki Şeyma öldürüldü, Meryem’in annesi Fevziye ağır yaralandı. Fevziye 2008’deki bombardımanda 11 aile ferdini kaybetmişti.
Zihinsel engelli genci dövdüler
1991’de Batı Şeria’nın Beyt Rima köyünde 23 yaşındaki zihinsel engelli Muhammed Barguti evinin girişinde otururken çıkagelen askerler yerinden kıpırdamayan genci dövdü. İsrail ordusu “Bu şartlar altında askerlere karşı yasal işlem emri vermeyi gerektiren bir husus göremedik” açıklaması yaptı. Muhammed o gün bugündür ne zaman bir İsrail askeri görse canını kurtarmak için kaçıyor.
1997’de İsrail sınır polisi, Cemal Şukar isimli Filistinliyi dövdü. Yediği dayağı ve bacaklarının nasıl ağrıdığını bugün dahi hatırlasa da hissettiği öfkeyi çocukları da yaşamasın diye başından geçenleri onlara hiç anlatmadı.
2002’de Tubas kasabasında İsrail askerleri Nidal Ebu Muhsin adlı Filistinliyi canlı kalkan olarak kullandı. Üç yıl sonrasındaysa aynı kasabadan Şehrazad Ebu Muhsin’in 14 yaşındaki oğlu Selahaddin, plastik tabancayla oynarken İsrail askerleri tarafından vurularak öldürüldü.

Naim (B’Tselem)
2006’da Gazze Şeridi’ndeki Beyt Lahiya’da 7 yaşındaki Hadil Gaben İsrail bombardımanı evlerini vurduğunda oturma odasında oyun oynuyordu. İsrail Askeri Başsavcılığı soruşturma açmadı.
2009 başlarında yine aynı yerde, bu kez beyaz fosfor bombası Ebu Halime ailesinden aralarında henüz bir yaşındaki Şehid’in de olduğu 6 kişiyi öldürdü. Yaralılar hastaneye traktör tepesinde taşındı. Yolda askerlerin açtığı ateş sonucu iki kişi daha öldü. Soruşturma dosyası kapatıldı.
1994’te Adarbe ailesinin en büyük oğlu İmad vurulmadan yalnız bir hafta önce erkek kardeşleriyle birlikte vakit geçirmek için Ölüdeniz’e gitmişti. Öldürülmesinin ardından erkek ve kız kardeşleri doğan çocuklarına onun adını verdi. İmad’ı öldüren asker ertelemeli iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Önce oğul, sonra baba vuruldu, evleri yıkıldı
Çocuklarına ölen kardeşlerinin adını veren Filistinlilerden bir diğeri de 19 yaşındaki Yusuf’un ağabeyi Remzi Ebu Emşe oldu. 1995’te Yusuf satılabilir bakır ya da alüminyum bulmak için gittiği atık sahasında İsrail askerleri tarafından vuruldu. Olay disiplin cezasıyla örtüldü ancak ailenin yaşadığı trajedi bununla kalmadı: İsrail ordusu 2003’te evlerini yerle bir etti, 2014’te babaları İsrail bombardımanında öldürüldü.
21 yaşındaki Sabir Ebu Erus, 1998’de Kalandiye Mülteci Kampı’nda dövüldü ve kötü muameleye maruz kaldı. B’Tselem saha araştırmacısı kendisiyle konuşmaya geldiğinde başından geçenleri tüm ayrıntılarıyla anlatırken utanç duydu. “Kanıt yok” diye dava kapandı ancak Sabir 40’ını geçmiş olsa da yaşadığı psikolojik acıyı bugüne dek üzerinde taşıdı. Sabir, şiddet içeren filmleri ya da İsrail ordusunun karıştığı olaylarla ilgili haberleri izleyemiyor.
Dövülen Filistinli günler sonra tedavi edilebildi
Emin Hamdan da İsrail ordusu ya da polisine dair her şeyden korkuyor. 16 yıl önce İsrail askerleri tarafından kameraların gözü önünde bir kontrol noktasında dövüldü. Olay uluslararası çapta ses getirdi. Bir sonraki gün aynı yerde aynı askerler tarafından hastaneye gidişi engellendi, kırılan kemiklerinin tedavisi için hastaneye ulaşması üç gününü aldı.
Doktor Samir Hicazi 2004’te askerler tarafından öldürüldü. Askeri Savcılık soruşturmaya gerek görmedi.

Selma Sevarke (B’Tselem)
1999’da askerlerin Gazze Şeridi’ndeki balıkçılara ateş açması sonucu, Han Yunus Mülteci Kampı’ndan Said Berdevil ve Mahmud Şerif yaralandı. Soruşturma açılması için talimat verilmesine gerek görülmedi.
23 yaşındaki Medet Şuveyki 2000’de İsrail askeri tarafından dövüldükten saatler sonra hastaneye götürülebildi, orada da polis tarafından tutuklanmakla tehdit edildi. O günden Şuveyki’nin bedeninde izler kaldı, bir de geçmeyen depresyon. Medet, geride kalan 19 yıla dönüp baktığında “hakları ihlal edilen Arap mağdurların adalete kavuşmasını sağlayacak bir sistemin olmadığını” düşünüyor.
Polis şiddeti nedeniyle konuşma kabiliyetini yitirdi
2010’da Muhammed Debabse, Aşkelon’da İsrail polisinin saldırısına uğradı. Polis merkezinin önünden geçerken bir anda gözünü hastanede açtı. “Kanıt yok” denerek mesele kapatıldı ancak Muhammed konuşma kabiliyetini yitirdi.
2012’de Doğu Kudüs’te İsrail polisi 9 yaşındaki Emir Derviş’i karakolda iki saat boyunca dövdü. Anne Cihad, oğlunun çocukluğunun o günden sonra değiştiğini söylerken, tutuklamalar ve kötü muamele bu olayın sonrasında da sürdü. Bir önceki tecrübesini unutmayan aile, soruşturma açılması için şikayette bulunmadı.
Şimdilerde 77 yaşındaki Emne Fanun’un Battir köyünde askerler tarafından dövülmesinin üzerindense 29 yıl geçti. Yaşadıklarını dün gibi hatırlayan Fanun, “Acıya rağmen hayat devam ediyor” diyor.
2008’de İsrail askerinin attığı göz yaşartıcı gazın ağzına isabet ettiği olay sırasında Yazan Safi 13 yaşındaydı, gördüğü hasar nedeniyle protez diş takıldı. Aile çocuğun tedavisi için her 6 ayda bir İsrail’e giriş izni almak zorunda kaldı. Yazan 18 yaşına girdiğindeyse ordu geçiş izni vermeyi reddetti.
Gazze Şeridi’nde yaşayan Selma Sevarke 74 yaşındayken 2011’de sınırın diğer tarafından açılan ateş sonucu vuruldu. Aldığı yaralardan sonra Gazze-İsrail sınırına bir daha yaklaşmaya korkuyor.
73 yaşındaki Servet Şeravi 2015’te El Halil’de arabasının içindeyken askerler tarafından vurularak öldürüldü. İncelemeler sonrası dava kapandı.
16 yaşındaki Filistinli Samir 2013’te Batı Şeria yakınlarında askerler tarafından vuruldu. Oğlu öldürülen baba Ahmed’in çalışma izni de hemen iptal edildi. Olaya karışan iki asker hakkında getirilen “ateşli silah kullanırken dikkatsizlik ve ihmal” suçlamaları 2,5 yıl sonra geri çekildi.

Ala Dali (B’Tselem)​
Askerlere 0,01 şekel para cezası

16 yaşındaki Mehran Ebu Nuseyr 2007’de İsrail kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirirken, iki arkadaşı yaralandı. Üç arkadaş da Gazze’deki yoksulluktan kaçıp İsrail’de iş aramak istiyordu. Dava, askeri yetkililerin incelemelerinin ardından kapatıldı.
Batı Şeria’nın Ni’lin köyünden Ata Emire dünyaya gözlerini yetim olarak açtı. Askerler babası Atallah’ı 1996’da öldürdüğü sırada annesi ona 5 aylık hamileydi. Çocuklarını babasız yetiştirmek zorunda kalan anne Hana şimdi 56 yaşında ve geçen yılların acı verici olduğunu söylüyor.
Aynı yıl silahla vurma olayına dair başka bir olayda 4 asker, “ordu talimatlarına riayet etmedikleri için” 0,01 şekel (bir kuruştan daha az) ödeme cezası aldı. Üç yıl kadar önce arkadaşlarıyla köyüne dönmeye çalışan İyad Amle’yi öldürmüşlerdi. Aldıkları ceza temyizden döndü ve bir ay ertelemeli bir yıl hapis cezasına dönüştü. İyad’ın ailesiyle hiçbir zaman kendilerini toparlayamadı.
Hastaneye gidemediği için bacağı kesildi
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, Filistinli Muhyiddin 2016’da İsrail sınır polisi tarafından öldürüldüğünde daha 10 yaşındaydı.
2017’de 19 yaşındaki Nebi Salih tutuklandı, saatlerce kötü muameleye maruz kaldı, gözleri bağlıyken karşısında duran asker tarafından vurulmakla tehdit edildi.
2018’de Refah’tan 20 yaşındaki Ala Dali, bisikletinin üzerindeyken İsrail ordusunun top ateşiyle vuruldu. İsrail Ramallah’taki hastaneye sevk edilmesine izin vermedi ve Gazze’deki doktorlar Ala’nın bacağını kesmek zorunda kaldı. Filistin bisiklet takımının bir üyesi olan Ala, İsrail’in uyguladığı abluka nedeniyle Gazze Şeridi dışındaki hiçbir yarışmaya katılamadı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.