Arap dünyasında dost-düşman algısı değişiyor mu?

İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
TT

Arap dünyasında dost-düşman algısı değişiyor mu?

İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)

Emine Hayri
Ortadoğu’daki düşman ve dost konumları yeniden belirleniyor. Kardeşlik dengeleri ve dostluk terazileri, kimin yanında kimin karşısında olunacağına dair yeni listeler ve yeni kurallar oluşturmak için kızgın bir kabın içinde eritiliyor. Artık haber bültenleri ‘İsrail’in saldırganlıklarına’ ya da ‘Yahudi devletinin davranışlarına’ veya ‘yerleşimcilerin tacizleri ve yerinden edilmişlerin çığlıklarına’ değil, İran’ın Irak’ta yaptıklarına, Lübnan'daki siyasi hareketler, politikacılar ve vatandaşlar arasında yaşananlara Türkiye’nin Libya’daki hareketlerine ve ABD’nin tüm bunlara karşı ne gibi tutumlar sergilediğine değiniyor.
Kafelerdeki akşam oturmaları, internet üzerindeki halk tabanlı analizler, dikkat çeken dedikodular ve bölgede karşı karşıya gelenler arasındaki rekabet, halk arenasında korkunç bir karışıklığa yol açtı.
Otobüse bindiğinizde kiminin Türkiye’nin Libya’ya müdahalesine övgüde bulunduğunu, kiminin ise bu müdahaleyi sömürgecilik olarak tanımladığını duyuyorsunuz.
Otobüsten iniyorsunuz, bir seyyar satıcının Kasım Süleymani’nin bir ‘gerilla kahramanı’ hatta ‘Bölgenin Che Gueverası’ olduğu şeklindeki sözlerini işitirken bir müşterisinin, ülkesinin mezhepsel ve siyasi kontrolünü genişletmeye çalışırken başka bir ülkede suikasta uğrayan birine ‘kahraman’ demesinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalıştığına tanık oluyorsunuz. Bankada oturup sıranızı beklerken haber bülteninde bölgedeki düşmanlıklardan bahsedildiğini ve bunlar arasında İsrail'in adının geçmediğini görüyorsunuz. Daha düne kadar ‘kardeş’ olanlar bugün bir birinin ipini çeken ‘düşmanlara’ dönüşmüşlerdi.

Sosyal medya kardeşler için bir savaş alanı haline geldi (Reuters)

Kardeşlik ve düşmanlık
Kardeşlik ve düşmanlık arasında, yeni yıla girilirken yeni rotalar çiziliyor, onlarca ve belki de yüzlerce yıldır kullanılan kavramlar yeniden tanımlanıyordu. Gündem, bazen Türkiye'nin Libya’daki savaş alanına girme kararıyla bazen ABD’nin gerçekleştirdiği Kasım Süleymani suikastıyla ısınırken önceden belirlenmiş eğilimler ve kutuplaşmış ideolojilere sahip medya platformları da bu gündemleri canlı tutuyorlar. Tüm bunlar da Arap toplumunda kafa karışıklığı yaratıyor.
Sokaktaki bu kafa karışıklığı aslında anlaşılabilir bir durum. Filistin davası ve Arap-İsrail çatışması onlarca yıldır Arap toplumun zihnindeki ‘düşmanlık’ kavramının neredeyse tam karşılığıydı.
Bunu anlamak için İsrail’in 2004 yılında İslami Direniş Hareketi’nin Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’e düzenlediği suikastın ardından Arap medyasının ve halkının verdiği tepkiyi hatırlamak yeterli olacaktır. O dönem Arap ülkelerinde insanlar sokağa dökülüp İsrail işgalini kınayan protesto gösterileri düzenlediler. Sokağa çıkan bu protestocular, ne İslamcı ne İhvancı şeklinde ayrıştırılmadılar. Sadece tek düşman; İsrail’e duydukları öfkeyi haykırıyorlardı. Bugün ise Uluslararası Siyaset Konseyi'nde uluslararası ilişkiler araştırmacısı olan Amr Abdulati’nin de dediği gibi Arap Baharı’nın patlak vermesinden bu yana manzara tamamen değişti.
Amr Abdulati konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi;
“2011’den bu yana, Arap toplumunun algısında ve temel kavramlarında bir değişiklik oldu. Artık devlet, olayların, sonuçlara verilen tepkilerin ve öncelik listelerinin ana itici gücü haline geldi. 2011 yılından bu yana, Arap halklarının çoğunluğu endişe içinde ve değişen iç meselelerine dalmış durumda. Filistin sorunu artık Arap dünyasındaki tek değişken değil. Ya milyonlarca Arap artık bir takım konulara dikkat etmeye başladı ya da peş peşe yaşanan olaylar onları çıkarları için demokratikleşme, gerileyen kalkınma oranları, ülkelerindeki dini-siyasi grupların ortaya çıkışı ve komşu ülkelerden gelen tehditler gibi diğer konulara bakmaya zorluyor. Örneğin milyonlarca Mısırlı, Müslüman Kardeşler’in ve onun arkasında duran, onu destekleyen bölge ülkelerinin Mısır’ın ulusal güvenliğine yönelik tehditlerine maruz kaldı.”
Mısır'ın düşmanları
Mısır’ın başkenti Kahire’nin doğusunda bulunan Nasr City’de özel bir dershane önünde lise öğrencilerine kimi ‘Mısır’ın düşmanı’ olarak gördükleri soruldu. Cevap verenler arasında ‘hiçbir düşmanımız yok’ diyen de oldu, ‘Türkiye’, ‘İran’, ‘Müslüman Kardeşler’, ‘yolsuzluk’, ‘adam kayırma’ ve ‘İsrail’ diyen de oldu.
Amr Abdulati bu tabloyla ilgili olarak şu yorumda bulundu;
“Genç kuşaklar, bölgeyi etkileyen en büyük tehditlerin hiçbirine tanıklık etmedi. Bunların başında 1948, 1956, 1967 ve 1973 savaşları geliyor. Bu savaşları belki okuldaki derslerde görmüş olabilirler. Ancak o duyguları, tehlikeleri, farkındalığı ve milli duygular üzerindeki etkisini yaşamadılar. Yeni nesil, İsrail’in düşman bir ülke olduğunu okuyabilir veya duyabilir. Fakat bölgedeki birçok ülke arasındaki ilişkilerin doğasını ve gelişimini kendi gözleriyle görüyorlar. Bu nesil İran'ın bölge ülkelerine yönelik tehditleri, nükleer silah yarışı ve bölgedeki birbirini tehdit eden diğer ülkeleri görerek büyüdüler. Öyle veya böyle bu bir gerçek.”

Mısır'da turistleri taşıyan ve terör saldırısına uğrayan otobüs (AFP)

İçerideki terör
Prestijli radyo kanalı ‘Savtu’l-Arab’ın (Arapların Sesi) yayın müdürü Dr. Lamia Mahmud, medyadaki mevcut düşmanın kimliği sorusuna zorlanarak cevap verirken şunları sorguladı; “Askerlerimize veya güvenlik güçlerimize bombalı saldırı düzenleyen, güvenliğimize ve  ekonomimize en büyük zararı vermek için terör eylemleri gerçekleştiren bir terörist nasıl düşman olamaz?! Bir Arap vatandaşı başka bir Arap vatandaşını havaya uçurduğunda, gençleri onun bir düşman olmadığına ya da İsrail'den daha az düşmanlık içinde olduğuna nasıl ikna ederim? Şuan en büyük sorun düşmanın kim olduğunu bilmek. Sadece İsrail mi? Yoksa Türkiye Libya'yı işgal etmeyi planlayan bir ülke olarak mı görülüyor? Arap Dünyasında bazı kesimler Erdoğan yönetiminin Osmanlı Hilafeti'ni yeniden tesis etmek için Arap rejimlerini yıkmaya çalıştığını iddia ediyor. Bu algının Arap halklarında ne kadar kabul göreceğini ise zaman gösterecek.
Gerçek düşman kim? Arap ülkelerine nüfuz etmeye çalışan İran mı? Yahut Filistin halkını bölmekten ve gerçek davayı boşa harcamaktan utanmayan gruplar mı?”
Dr. Mahmud'un soruları, düşmanı tanımlamadaki büyük endişeye işaret etse de bu soruların cevaplarını kendisi de veremiyor. Aksine sadece cevabın ne kadar aciz kaldığını ortaya koyuyor. Dr. Mahmud, “Bizim, yöneticileri anlaşmazlık tohumları eken bölge halklarına karşı bir düşmanlığımız yok. Kavgamız bunu yapan yönetimlerle. Yönetimler geçicidir, ancak halklar kalıcıdır” ifadelerini kullanıyor.
İlişkilerin ve komşulukların devam etmesi, Arap izleyicinin bilgi edinmesinin, analiz ve yorumda bulunmasının, bilgilerin taraflı ve belli bir ideolojiye sahip medya platformlarınca yönlendirilmediğinden emin olmasının uzun süreceği anlamına gelmiyor.
Geleneksel medya kuruluşların çoğunun artık ‘Take Away media’ (paket servis medya çn.) olduğunu söyleyen Dr. Lamia Mahmud onları şöyle tanımlıyor, “İçerikleri sığdır. Verilen bilgiler belgelendirilmez veya derinlemesine bir analiz yapılmaz. İçeriğin bir kısmı doğrulama veya belgelendirmeye ihtiyaç duyulmadan elektronik ortamlardan ve sosyal medya platformlarından kırpılıyor. Arap izleyicisini eğitmek için bilgili, bilgilendirici, analitik ve profesyonel haber programlarına ihtiyacımız var. Türkiye'nin rolünü analiz eden, İran politikalarını açıklayan, bilgiyi manipüle etmeden veya gizlemeden çevremizde gerçekleşen eylemleri açıklayan programlar nerede? Arap izleyicisi artık dinleme ya da okuma sabrına sahip değil. Değerine ya da geçerliliğine bakmaksızın önüne gelen bilgiyle yetiniyor” şeklinde konuştu.
Araştırmacı Amr Abdulati de benzer söylemlerde bulunarak, Arapların yaklaşık yarısını oluşturan genç nesillerin doğasına dikkat çekti ve onları ‘sosyal medya kuşağı’ olarak tanımladı. Sosyal medya sitelerinin her şeyi barındırdığını vurgulayan Abdulati, İsrailli yetkililerin örneğin Twitter üzerinden Arap dünyasına yönelik iletişim biçimini onları derinden etkileyebilecek ve onlara ulaşabilecek şekilde düzenlediklerine işaret etti.
Doğru yöntem ve ağır gölgeler
Neyse ki doğru yöntem, tüm ağırlığına rağmen gölgelerin Arap dünyasında tedavi edilemez yaralar açmasını engelledi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da araştırmalar yapan Arap Barometre Ağı tarafından sokaktaki Arap insanının İsrail ve İran’la ilgili düşüncelerine dair yapılan ve sonuçları birkaç gün önce açıklanan anket, İran’la yakın oranlara sahip olsalar da İsrail’in halen en büyük tehdit olarak görüldüğünü ortaya koydu. Anket, Mısır, Filistin, Lübnan, Ürdün, Sudan, Yemen, Libya, Irak, Cezayir ve Kuveyt gibi 10 ayrı Arap ülkesinde gerçekleştirildi.
Anket sonuçlarına göre, ankete katılanların dörtte üçü İsrail'i bölgenin istikrarına yönelik İran'dan daha büyük bir tehdit olarak görüyor.  Sadece Kuveyt’te 10 kişiden 4’ü (yüzde 42) İran'dan diğer ülkelerden daha fazla korktuklarını söyledi. Bununla birlikte İran, doğrudan müdahale ettiği iki ülke; Yemen (yüzde 33) ve Irak'ta (yüzde 31) ılımlı bir tehdit olarak görülüyor. Ürdünlülerin sadece yüzde 11'i, Lübnanlıların yüzde 7’si, Mısırlıların yüzde 6’sı, Sudanlıların yüzde 4’ü, Filistinlilerin yüzde 3’ü, Fas’ın yüzde 2’si, Cezayir ve Libya’nın yüzde 1’i ve Tunus'un yüzde 1'den azı İran'ın bölgenin istikrarı için birincil tehdit olarak gördüğünü belirtti.
En büyük düşman İsrail
Buna karşın Arapların büyük çoğunluğu İsrail'in bölge için en büyük tehdit olmaya devam ettiğini söylüyor. Anketin yapıldığı ülkelerde her 10 kişiden en az biri İsrail'i bölgesel istikrara yönelik ana tehdit olarak gördüğünü belirtti.
İsrail’in en büyük düşman olduğu görüşü en fazla Lübnan (yüzde 79), Filistin (yüzde 63) ve Mısır (yüzde 54) tarafından desteklenirken, Ürdün (yüzde 42) ve Sudan’da (yüzde 36) ankete katılanların üçte birinden fazlası bu görüşü onayladı. Ayrıca, Fas (yüzde 27), Yemen (yüzde 24), Libya (yüzde 24), Cezayir (yüzde 21) ve Irak'ta (yüzde 21) her beş kişiden biri İsrail'i en büyük tehdit olarak görüyor. İsrail'i bir tehdit kaynağı olarak görenlerin sayısının en düşük olduğu ülkeler ise Tunus (yüzde 14) ve Kuveyt (yüzde 13) oldu.
Bununla birlikte anketin Süleymani suikastı ve sonrasında gelişen olaylar öncesinde gerçekleştiğini belirtmekte fayda var. Ayrıca ankette, katılımcıların Türkiye’nin Libya'daki son hareketlerine ilişkin görüşleri de sorulmadı.
Bununla birlikte anketin kameraya alınması ve cevapların belgelenmesinin katılımcıların cevapları üzerindeki etkili olduğunu belirtmekte fayda var.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.