Arap dünyasında dost-düşman algısı değişiyor mu?

İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
TT

Arap dünyasında dost-düşman algısı değişiyor mu?

İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)

Emine Hayri
Ortadoğu’daki düşman ve dost konumları yeniden belirleniyor. Kardeşlik dengeleri ve dostluk terazileri, kimin yanında kimin karşısında olunacağına dair yeni listeler ve yeni kurallar oluşturmak için kızgın bir kabın içinde eritiliyor. Artık haber bültenleri ‘İsrail’in saldırganlıklarına’ ya da ‘Yahudi devletinin davranışlarına’ veya ‘yerleşimcilerin tacizleri ve yerinden edilmişlerin çığlıklarına’ değil, İran’ın Irak’ta yaptıklarına, Lübnan'daki siyasi hareketler, politikacılar ve vatandaşlar arasında yaşananlara Türkiye’nin Libya’daki hareketlerine ve ABD’nin tüm bunlara karşı ne gibi tutumlar sergilediğine değiniyor.
Kafelerdeki akşam oturmaları, internet üzerindeki halk tabanlı analizler, dikkat çeken dedikodular ve bölgede karşı karşıya gelenler arasındaki rekabet, halk arenasında korkunç bir karışıklığa yol açtı.
Otobüse bindiğinizde kiminin Türkiye’nin Libya’ya müdahalesine övgüde bulunduğunu, kiminin ise bu müdahaleyi sömürgecilik olarak tanımladığını duyuyorsunuz.
Otobüsten iniyorsunuz, bir seyyar satıcının Kasım Süleymani’nin bir ‘gerilla kahramanı’ hatta ‘Bölgenin Che Gueverası’ olduğu şeklindeki sözlerini işitirken bir müşterisinin, ülkesinin mezhepsel ve siyasi kontrolünü genişletmeye çalışırken başka bir ülkede suikasta uğrayan birine ‘kahraman’ demesinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalıştığına tanık oluyorsunuz. Bankada oturup sıranızı beklerken haber bülteninde bölgedeki düşmanlıklardan bahsedildiğini ve bunlar arasında İsrail'in adının geçmediğini görüyorsunuz. Daha düne kadar ‘kardeş’ olanlar bugün bir birinin ipini çeken ‘düşmanlara’ dönüşmüşlerdi.

Sosyal medya kardeşler için bir savaş alanı haline geldi (Reuters)

Kardeşlik ve düşmanlık
Kardeşlik ve düşmanlık arasında, yeni yıla girilirken yeni rotalar çiziliyor, onlarca ve belki de yüzlerce yıldır kullanılan kavramlar yeniden tanımlanıyordu. Gündem, bazen Türkiye'nin Libya’daki savaş alanına girme kararıyla bazen ABD’nin gerçekleştirdiği Kasım Süleymani suikastıyla ısınırken önceden belirlenmiş eğilimler ve kutuplaşmış ideolojilere sahip medya platformları da bu gündemleri canlı tutuyorlar. Tüm bunlar da Arap toplumunda kafa karışıklığı yaratıyor.
Sokaktaki bu kafa karışıklığı aslında anlaşılabilir bir durum. Filistin davası ve Arap-İsrail çatışması onlarca yıldır Arap toplumun zihnindeki ‘düşmanlık’ kavramının neredeyse tam karşılığıydı.
Bunu anlamak için İsrail’in 2004 yılında İslami Direniş Hareketi’nin Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’e düzenlediği suikastın ardından Arap medyasının ve halkının verdiği tepkiyi hatırlamak yeterli olacaktır. O dönem Arap ülkelerinde insanlar sokağa dökülüp İsrail işgalini kınayan protesto gösterileri düzenlediler. Sokağa çıkan bu protestocular, ne İslamcı ne İhvancı şeklinde ayrıştırılmadılar. Sadece tek düşman; İsrail’e duydukları öfkeyi haykırıyorlardı. Bugün ise Uluslararası Siyaset Konseyi'nde uluslararası ilişkiler araştırmacısı olan Amr Abdulati’nin de dediği gibi Arap Baharı’nın patlak vermesinden bu yana manzara tamamen değişti.
Amr Abdulati konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi;
“2011’den bu yana, Arap toplumunun algısında ve temel kavramlarında bir değişiklik oldu. Artık devlet, olayların, sonuçlara verilen tepkilerin ve öncelik listelerinin ana itici gücü haline geldi. 2011 yılından bu yana, Arap halklarının çoğunluğu endişe içinde ve değişen iç meselelerine dalmış durumda. Filistin sorunu artık Arap dünyasındaki tek değişken değil. Ya milyonlarca Arap artık bir takım konulara dikkat etmeye başladı ya da peş peşe yaşanan olaylar onları çıkarları için demokratikleşme, gerileyen kalkınma oranları, ülkelerindeki dini-siyasi grupların ortaya çıkışı ve komşu ülkelerden gelen tehditler gibi diğer konulara bakmaya zorluyor. Örneğin milyonlarca Mısırlı, Müslüman Kardeşler’in ve onun arkasında duran, onu destekleyen bölge ülkelerinin Mısır’ın ulusal güvenliğine yönelik tehditlerine maruz kaldı.”
Mısır'ın düşmanları
Mısır’ın başkenti Kahire’nin doğusunda bulunan Nasr City’de özel bir dershane önünde lise öğrencilerine kimi ‘Mısır’ın düşmanı’ olarak gördükleri soruldu. Cevap verenler arasında ‘hiçbir düşmanımız yok’ diyen de oldu, ‘Türkiye’, ‘İran’, ‘Müslüman Kardeşler’, ‘yolsuzluk’, ‘adam kayırma’ ve ‘İsrail’ diyen de oldu.
Amr Abdulati bu tabloyla ilgili olarak şu yorumda bulundu;
“Genç kuşaklar, bölgeyi etkileyen en büyük tehditlerin hiçbirine tanıklık etmedi. Bunların başında 1948, 1956, 1967 ve 1973 savaşları geliyor. Bu savaşları belki okuldaki derslerde görmüş olabilirler. Ancak o duyguları, tehlikeleri, farkındalığı ve milli duygular üzerindeki etkisini yaşamadılar. Yeni nesil, İsrail’in düşman bir ülke olduğunu okuyabilir veya duyabilir. Fakat bölgedeki birçok ülke arasındaki ilişkilerin doğasını ve gelişimini kendi gözleriyle görüyorlar. Bu nesil İran'ın bölge ülkelerine yönelik tehditleri, nükleer silah yarışı ve bölgedeki birbirini tehdit eden diğer ülkeleri görerek büyüdüler. Öyle veya böyle bu bir gerçek.”

Mısır'da turistleri taşıyan ve terör saldırısına uğrayan otobüs (AFP)

İçerideki terör
Prestijli radyo kanalı ‘Savtu’l-Arab’ın (Arapların Sesi) yayın müdürü Dr. Lamia Mahmud, medyadaki mevcut düşmanın kimliği sorusuna zorlanarak cevap verirken şunları sorguladı; “Askerlerimize veya güvenlik güçlerimize bombalı saldırı düzenleyen, güvenliğimize ve  ekonomimize en büyük zararı vermek için terör eylemleri gerçekleştiren bir terörist nasıl düşman olamaz?! Bir Arap vatandaşı başka bir Arap vatandaşını havaya uçurduğunda, gençleri onun bir düşman olmadığına ya da İsrail'den daha az düşmanlık içinde olduğuna nasıl ikna ederim? Şuan en büyük sorun düşmanın kim olduğunu bilmek. Sadece İsrail mi? Yoksa Türkiye Libya'yı işgal etmeyi planlayan bir ülke olarak mı görülüyor? Arap Dünyasında bazı kesimler Erdoğan yönetiminin Osmanlı Hilafeti'ni yeniden tesis etmek için Arap rejimlerini yıkmaya çalıştığını iddia ediyor. Bu algının Arap halklarında ne kadar kabul göreceğini ise zaman gösterecek.
Gerçek düşman kim? Arap ülkelerine nüfuz etmeye çalışan İran mı? Yahut Filistin halkını bölmekten ve gerçek davayı boşa harcamaktan utanmayan gruplar mı?”
Dr. Mahmud'un soruları, düşmanı tanımlamadaki büyük endişeye işaret etse de bu soruların cevaplarını kendisi de veremiyor. Aksine sadece cevabın ne kadar aciz kaldığını ortaya koyuyor. Dr. Mahmud, “Bizim, yöneticileri anlaşmazlık tohumları eken bölge halklarına karşı bir düşmanlığımız yok. Kavgamız bunu yapan yönetimlerle. Yönetimler geçicidir, ancak halklar kalıcıdır” ifadelerini kullanıyor.
İlişkilerin ve komşulukların devam etmesi, Arap izleyicinin bilgi edinmesinin, analiz ve yorumda bulunmasının, bilgilerin taraflı ve belli bir ideolojiye sahip medya platformlarınca yönlendirilmediğinden emin olmasının uzun süreceği anlamına gelmiyor.
Geleneksel medya kuruluşların çoğunun artık ‘Take Away media’ (paket servis medya çn.) olduğunu söyleyen Dr. Lamia Mahmud onları şöyle tanımlıyor, “İçerikleri sığdır. Verilen bilgiler belgelendirilmez veya derinlemesine bir analiz yapılmaz. İçeriğin bir kısmı doğrulama veya belgelendirmeye ihtiyaç duyulmadan elektronik ortamlardan ve sosyal medya platformlarından kırpılıyor. Arap izleyicisini eğitmek için bilgili, bilgilendirici, analitik ve profesyonel haber programlarına ihtiyacımız var. Türkiye'nin rolünü analiz eden, İran politikalarını açıklayan, bilgiyi manipüle etmeden veya gizlemeden çevremizde gerçekleşen eylemleri açıklayan programlar nerede? Arap izleyicisi artık dinleme ya da okuma sabrına sahip değil. Değerine ya da geçerliliğine bakmaksızın önüne gelen bilgiyle yetiniyor” şeklinde konuştu.
Araştırmacı Amr Abdulati de benzer söylemlerde bulunarak, Arapların yaklaşık yarısını oluşturan genç nesillerin doğasına dikkat çekti ve onları ‘sosyal medya kuşağı’ olarak tanımladı. Sosyal medya sitelerinin her şeyi barındırdığını vurgulayan Abdulati, İsrailli yetkililerin örneğin Twitter üzerinden Arap dünyasına yönelik iletişim biçimini onları derinden etkileyebilecek ve onlara ulaşabilecek şekilde düzenlediklerine işaret etti.
Doğru yöntem ve ağır gölgeler
Neyse ki doğru yöntem, tüm ağırlığına rağmen gölgelerin Arap dünyasında tedavi edilemez yaralar açmasını engelledi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da araştırmalar yapan Arap Barometre Ağı tarafından sokaktaki Arap insanının İsrail ve İran’la ilgili düşüncelerine dair yapılan ve sonuçları birkaç gün önce açıklanan anket, İran’la yakın oranlara sahip olsalar da İsrail’in halen en büyük tehdit olarak görüldüğünü ortaya koydu. Anket, Mısır, Filistin, Lübnan, Ürdün, Sudan, Yemen, Libya, Irak, Cezayir ve Kuveyt gibi 10 ayrı Arap ülkesinde gerçekleştirildi.
Anket sonuçlarına göre, ankete katılanların dörtte üçü İsrail'i bölgenin istikrarına yönelik İran'dan daha büyük bir tehdit olarak görüyor.  Sadece Kuveyt’te 10 kişiden 4’ü (yüzde 42) İran'dan diğer ülkelerden daha fazla korktuklarını söyledi. Bununla birlikte İran, doğrudan müdahale ettiği iki ülke; Yemen (yüzde 33) ve Irak'ta (yüzde 31) ılımlı bir tehdit olarak görülüyor. Ürdünlülerin sadece yüzde 11'i, Lübnanlıların yüzde 7’si, Mısırlıların yüzde 6’sı, Sudanlıların yüzde 4’ü, Filistinlilerin yüzde 3’ü, Fas’ın yüzde 2’si, Cezayir ve Libya’nın yüzde 1’i ve Tunus'un yüzde 1'den azı İran'ın bölgenin istikrarı için birincil tehdit olarak gördüğünü belirtti.
En büyük düşman İsrail
Buna karşın Arapların büyük çoğunluğu İsrail'in bölge için en büyük tehdit olmaya devam ettiğini söylüyor. Anketin yapıldığı ülkelerde her 10 kişiden en az biri İsrail'i bölgesel istikrara yönelik ana tehdit olarak gördüğünü belirtti.
İsrail’in en büyük düşman olduğu görüşü en fazla Lübnan (yüzde 79), Filistin (yüzde 63) ve Mısır (yüzde 54) tarafından desteklenirken, Ürdün (yüzde 42) ve Sudan’da (yüzde 36) ankete katılanların üçte birinden fazlası bu görüşü onayladı. Ayrıca, Fas (yüzde 27), Yemen (yüzde 24), Libya (yüzde 24), Cezayir (yüzde 21) ve Irak'ta (yüzde 21) her beş kişiden biri İsrail'i en büyük tehdit olarak görüyor. İsrail'i bir tehdit kaynağı olarak görenlerin sayısının en düşük olduğu ülkeler ise Tunus (yüzde 14) ve Kuveyt (yüzde 13) oldu.
Bununla birlikte anketin Süleymani suikastı ve sonrasında gelişen olaylar öncesinde gerçekleştiğini belirtmekte fayda var. Ayrıca ankette, katılımcıların Türkiye’nin Libya'daki son hareketlerine ilişkin görüşleri de sorulmadı.
Bununla birlikte anketin kameraya alınması ve cevapların belgelenmesinin katılımcıların cevapları üzerindeki etkili olduğunu belirtmekte fayda var.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.