Dünyada yolcu uçaklarına düzenlenen saldırılar

İran'da düşen uçağın enkazı (AP)
İran'da düşen uçağın enkazı (AP)
TT

Dünyada yolcu uçaklarına düzenlenen saldırılar

İran'da düşen uçağın enkazı (AP)
İran'da düşen uçağın enkazı (AP)

Dünya sivil havacılık tarihinde yolcu uçaklarını düşürme hamlesini Japonlar başlattı. Sovyetler Birliği bu alanda ustalaştı ve ardından da bu eğilim tüm dünyaya yayıldı. İşte 1938'den bu yana sivil uçakların hedef alındığı 'kara kutunun' geçmişi... 
Geçen çarşamba günü Ukrayna'nın başkenti Kiev'e gitmek üzere Tahran İmam Humeyni Havalimanı'ndan ayrılan Boeing 737 tipi yolcu uçağı kalkış yaptıktan kısa bir süre sonra düşmüş, uçakta bulunan 176 kişi ölmüştü.
Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Ukrayna uçağının İran'a ait füze ile kazara vurulduğuna dair kanıtlar olduğunu açıklamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump da kısa süre önce yaptığı açıklamada, Ukrayna uçağının İran tarafından "yanlışlıkla" düşürülmüş olabileceğini belirtti:
"Şüphelerim var. Çok zor bir bölgede uçuyordu, orada birileri hata yapmış olabilir. Bazı kişiler uçağın mekanik nedenle düştüğünü söylüyor; bence bu bir soru işareti. Sanırım orada çok kötü bir şey oldu."
İran Genelkurmay Başkanlığı, Ukrayna Havayolları'a ait yolcu uçağının bir füzenin kazara isabet etmesi sonucu vurulduğunu kabul etti.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“ABD üslerine yapılan füze saldırısı sonrasında ABD’ye ait savaş uçaklarının ülke etrafındaki uçuşları arttı. Ülkenin stratejik yerlerine yönelik bir saldırı yapılacağı bilgisi ulaştı. Bunun üzerine birçok hedef radarda görünmeye başladı. Ülkenin hava savunma sistemi de bu nedenle hassas bir duruma geldi."
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de uçağın 'yanlışlıkla' düşürüldüğünü belirttiği açıklamasında özür diledi.
Ancak bu, yolcu uçaklarının ilk saldırıya uğrayışı değil. Geçen 80 yıl boyunca çok sayıda sivil yolcu uçağı kasıtlı olarak ya da yanlışlıkla hedef alındı ve binlerce sivil hayatını kaybetti. 
Düşürülen ilk sivil uçak: Kweilin
İkinci Çin-Japon Savaşı'nın ortalarında, 24 Ağustos 1938'de Japon savaş uçakları Kweilin adlı DC-2 model bir yolcu uçağını Hong Kong'un kuzeyindeki Çin topraklarına inmeye zorladı. Kaptanı bir nehrin kıyısına acil iniş yaptıktan sonra Japonlar, Kweilin'i bombaladı. Saldırıda 18 yolcu ve uçağın altı mürettebatı öldü. Ölüler arasında üç üst düzey Çinli bankacı da vardı. Daha sonra anlaşılacağı üzere Japonlar saldırıyı, Çin Cumhurbaşkanı Sun Yat-sen'in tek oğlunun uçakta olduğunu düşündükleri gerçekleştirmişti. Söz konusu uçak tamir edilerek adı Chungking olarak değiştirildi. Ancak talihsizlikler peşini bırakmadı. Çin'in Yunnan'daki bir havaalanında uçuşa hazırlanırken 29 Ekim 1940’ta ikinci kez hedef alınan uçak tamamen yanarak tahrip oldu ve uçaktaki dokuz yolcu öldü.
Fin şirketi Aero tarafından işletilen Kaleva, bir sivil nakliye uçağıydı. Uçak, Fin-Sovyet ateşkesi döneminde 14 Haziran 1940'ta, Estonya'daki Tallinn'den Finlandiya'daki Helsinki'ye giderken iki Sovyet bombardıman uçağı tarafından vuruldu. Tallin’den havalanan Kaleva, İlyushin tipi uçaklardan açılan ağır makineli tüfek ateşi sonucu Finlandiya Körfezi'ne düştü. Uçaktaki yedi yolcu ve mürettebatın tamamı öldü. Uçağın denize düştüğü alanda bulunan balıkçılar, Sovyet denizaltı gemilerinin enkaza yanaşarak diplomatik postayı aldıklarını aktardı.
3 Mart 1942'de Hollanda KNILM uçaklarından Pelikaan, Endonezya'nın Bandung şehrinden Avustralya'nın Broome kasabasına uçarken üç Japon Mitsubishi savaş uçağı tarafından saldırıya uğradı. Motoru isabet alan Pelikaan sahile acil iniş yaptı ancak tekrar bombalandı. Olayda dört yolcu öldü. Uçakta o dönemde 250 bin Avustralya poundu (bugün yaklaşık 15 milyon pound) değerinde elmas vardı. Elmaslar kazadan sonra ortada kayboldu.
Almanların Churchill’e suikast girişimi
1 Haziran 1943'te, bir British Airways DC-3 tipi yolcu uçağı Portekiz başkenti Lizbon'dan İngiltere’nin  Bristol kentine 777 sayılı uçuşunu gerçekleştiriyordu. O zamanlar Alman işgali altında olan Fransa hava sahasına girdikten sonra, Junckers Ju 88 tipi 8 savaş uçağının saldırısına uğradı ve havada infilak etti. Alman istihbaratı İngiliz Başbakanı Winston Churchill'in uçakta olduğunu düşünüyordu. Rüzgar Gibi Geçti filminin baş rol oyuncusu ünlü İngiliz aktör Leslie Howard dâhil olmak üzere uçaktaki herkes öldü.
22 Ekim 1943'te, Aberdeen'den Stockholm'e tarifeli uçuş gerçekleştiren DC-3 modeli yolcu uçağı, İsveç’in Hönö Adası üzerinde, Junckers Ju 88 tipi savaş uçakları tarafından vuruldu. Pilot saldırıdan kaçınmak için alçak uçmayı denese de başarısız oldu ve 2’si mürettebat olmak üzere 17 kişi öldü.
23 Temmuz 1954'te Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na ait Lavochkin tipi savaş uçakları, Cathay Pacific Havayollarına ait olan DC-4 yolcu uçağına, Hainan Adası üstünde saldırdı, uçaktaki 10 yolcu yaşamını yitirdi.
27 Temmuz 1955'te, Avusturya Viyana'dan Tel Aviv'e uçan, İsrail Havayolları’na bağlı EL-149 yolcu uçağı, Bulgaristan hava sahasına girdikten sonra, inmesi için uyarıldı. Pilot uyarıları dikkate almayınca Bulgar Hava Kuvvetlerine bağlı MiG-15 avcı uçakları tarafından vuruldu. Uçaktaki 58 kişi hayatını kaybetti.
Sovyet hataları
30 Haziran 1962'de Habarovsk ve Moskova şehirleri arasında iç hatlar uçuşu yapan, Sovyet Aeroflot şirketine ait Tu-104 model yolcu uçağı yanlışlıkla vurularak düşürüldü. Uçak enkazında yapılan incelemede, kanatlarda uçaksavar mermisi izleri bulundu. Daha sonra yapılan gayrı resmi açıklamada; uçağın, bölgede gerçekleştirilen hava savunma tatbikatı sırasında bir uçaksavar füzesiyle yanlışlıkla vurulduğu söylendi. Kaza sonucu uçaktaki 84 kişi öldü.
21 Şubat 1973'te Trablus-Kahire seferini yapan Libya Arap Havayolları’na ait Boeing 727 tipi yolcu uçağı, Mısır hava sahasına girdikten sonra kum fırtınasına yakalandı. Pilotlar zorunlu olarak uçağı otomatik pilota bağladılar. Uçak, o sırada İsrail işgali altında bulunan Sina Yarımadası’na saptı ve İsrail’e ait iki F-4 uçağı tarafından vurularak düşürüldü. Mısırlı ünlü televizyon sunucusu Selva Hicazi (Salwa Hegazy) dâhil olmak üzere 108 kişi hayatını kaybetti. Yardımcı pilotun da arasında olduğu 5 kişi ise saldırıdan sağ olarak kurtuldu.
20 Nisan 1978'de, Sovyet Sukhoi Su-15 savaş uçakları, Murmansk yakınlarında Sovyet hava sahasını ihlal eden ve çağrılara yanıt vermeyen, Korean Airlines'a ait Boeing 707 tipi sivil uçağına ateş açtı. Saldırıda kurşun isabet eden iki kişi ölürken donmuş bir göle zorunlu iniş yapan uçaktaki 107 yolcu ise mucizevi bir şekilde kurtuldu.
Kara Kıta Afrika
3 Eylül 1978'de Zimbabwe Devrimci Halk Ordusu, Air Rhodesia'ya ait bir Vikers Viscont sivil yolcu uçağını, omuzdan ateşlenen Rus yapımı Strela-2 güdümlü silahıyla hedef aldı. Uçaktaki 56 yolcudan 18’i sağ kurtulmasına rağmen enkazı yağmalayan isyancılar tarafından10 kişi kaza yerinde öldürüldü.
12 Şubat 1979'da, Zimbabweli isyancılar yine Air Rhodesia havayoluna ait bir Vikers Viscont sivil yolcu uçağını, omuzdan ateşlenen Rus yapımı Strela-2 güdümlü silahıyla hedef aldı. Ancak bu sefer uçaktaki 59 yolcu ve mürettebatın hiçbirisi kurtulamadı.
27 Haziran 1980'de, bir DC-9 yolcu uçağı, Bologna ile Palermo şehirleri arasında seyrederken, İtalyan Ustica Adası yakınlarında havada infilak ederek denize çakıldı. Uçaktaki 81 kişi hayatını kaybetti. Kaza soruşturması neredeyse çeyrek yüzyıl sürdü. 23 Ocak 2013'te İtalya'daki en yüksek ceza mahkemesi, uçağın Nato ve Libya arasında gerçekleştirilen askeri tatbikat esnasında füzeyle vurulduğu yönünde kanıtların olduğunu açıkladı.
8 Şubat 1980'de Angola havayolları Linhas şirketine ait olan Yakolev tipi yolcu uçağı, Matala yakınlarında vuruldu. Uluslararası Havacılık Örgütü'nün raporunda, olayın sorumlusunun, bölgede savaş manevrası yapan Zambiya’ya ait MiG-19 tipi savaş uçağı olduğu belirtildi.
Kore trajedisi 
1 Eylül 1983 tarihinde, New York'tan Seul'a uçmakta olan Kore Hava Yollarına ait 007 sefer sayılı Boeing-747 model uçağa,  Sahalin Adası'nın batısındaki Moneron Adası yakınlarında, Sukhoi Su-15 tipi Sovyet savaş uçakları tarafından ölümcül bir füze saldırısı düzenlendi. Havada infilak eden uçakta, arasında ABD Kongresi üyesi Larry MacDonald’da olmak üzere 269 kişi hayatını kaybetti. Sovyetler Birliği ilk başlarda olay hakkındaki bilgi ve sorumluluğunu reddetti. Ancak daha sonra, casusluk yaptığını iddia ettikleri uçağı hedef aldıklarını itiraf etti ve olayın sorumluluğunun, Sovyet ordusunun savaş kabiliyetini test etmekle suçladıkları ABD’ye ait olduğunu ileri sürdü. Güney Kore ve ABD'deki yetkililer ise uçağın Sovyet hava sahasını ihlal etme nedeninin, hava navigasyon sistemi verilerini analiz etmekte başarısız olan pilotun hatasından kaynaklandığını iddia etti.
 24 Şubat 1985'te, Batı Almanya'daki Alfred Wegener Enstitüsü'nün bilimsel araştırmalarda kullandığı bir Dornet uçağı olan Polar-3, Antarktika'dan Kanarya Adaları'na dönerken, Batı Sahra üzerinde Polisario savaşçıları tarafından vuruldu. Uçakta bulunan üç mürettebat hayatını kaybetti.
4 Eylül 1985'te Sovyet Birliği'nin Afganistan'ı işgali sürecinde, Kandahar Havaalanı’ndan kalkan Antonov-26 tipi yolcu uçağı, omuzdan karadan havaya ateşlenen bir füze tarafından isabet alarak düştü. Uçakta bulunan 52 kişi öldü.
11 Haziran 1987'de Afgan Hava Yolları’na ait  "Antonov-26" tipi bir uçak Host kenti yakınlarında ateşlenen bir füze tarafından isabet alarak düştü. Uçakta bulunan 55 yolcudan 53’ü öldü.
14 Ekim 1987'de, İsviçreli bir özel şirkete ait olan bir Lockheed Martin model yolcu uçağı, iç savaşın yaşandığı Angola'da Kuito Havalimanı'ndan ayrıldıktan yaklaşık dört dakika sonra kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından ateşlenen bir füzeyle vuruldu, uçaktaki sekiz kişi hayatını kaybetti.
6 Kasım 1987'de, Malawi Havayollarına ait bir yolcu uçağı, yerel bir uçuş gerçekleştirdiği sırada, iç savaş yaşanan Mozambik hava sahasına yanlışlıkla girince hedef alındı, saldırıda uçakta bulunan 10 kişi öldü.
Bir kez daha İran3 Temmuz 1988’de, İran'ın Bandar Abbas Havalimanı’ndan Dubai'ye uçmakta olan İran Havayollarına ait 655 uçuş numaralı Airbus A300B2 tipi bir yolcu uçağı, 274 yolcusu ve 16 mürettebatıyla birlikte, ABD Donanmasına ait USS Vincennes (CG) Krovazörü’nden ateşlenen 2 adet SM-2 füzesi ile vuruldu. Basra Körfezi’ne çakılan uçaktaki 290 yolcu hayatını kaybetti. ABD yönetimi, uçağın İran Hava Kuvvetlerine ait F14 savaş uçağı sanıldığını ve yanlışlıkla vurulduğunu açıkladı. 
8 Aralık 1988 tarihinde Polisario Cephesi, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı tarafından kiralanan DC-7 model uçağı hedef aldı, saldırıda 5 kişi öldü. Söz konusu uçak, Batı Sahra'da çekirgelerle mücadele görevi yürütmekteydi.
22 Eylül 1993'te Gürcistan Havayolları tarafından işletilen Tupolev-154 uçağı, Gürcistan'ın Abhazya bölgesinde tartışmalı bölge içinde Suhumi Havaalanı’nda piste yaklaşırken, omuzdan ateşlenen bir füzeyle vuruldu. Uçaktaki 132 kişiden 108’i yaşamını yitirdi.  Olayın sorumluluğunu Abhaz ayrılıkçılar üstlendi.
Yarım milyon ölü
6 Nisan 1994'te; Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana ile Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamira’yı taşıyan Falcon-50 model uçak, Ruanda'nın başkenti Kigali'ye inişe hazırlanırken açılan ateşe hedef olarak düşürüldü. Bu saldırının ardından ertesi gün Ruanda'da amansız bir soykırım başladı. Uzmanlar söz konusu çifte suikastın, Ruanda iç savaşı ile Birinci Kongo Savaşı’na neden olduğunu söylüyor. Yarım milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olan iç savaşı başlatan bu saldırıyı kimin gerçekleştirdiği ise bilinmiyor. 29 Eylül 1998'de, Lion Air’e ait, Antonov-24 tipi yolcu uçağı Colombo'ya uçarken, Sri Lanka'nın kuzeybatı kıyılarında denize düştü. Pilotun bir basınç düşüşü bildirmesinden sonra 55 yolcu taşıyan uçak radarlardan kayboldu. Daha sonra uçağın ayrılıkçı Tamil Kaplanları gerillalarının saldırısı sonucu düştüğü ortaya çıktı.
4 Ekim 2001'de, Tel Aviv Novosibirsk seferini yapan Tupolev-154 tipi yolcu uçağı, Karadeniz’e çakıldı. ABD raporları; uçağın Kırım Yarımadası’ndan karadan-havaya ateşlenen S-200 füzesiyle vurulduğunu açıkladı.  Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kuchma 78 kurbanın yakınlarına başsağlığı diledi.
17 Temmuz 2014'te Malezya Hava Yolları’na ait Amsterdam- Kuala Lumpur seferini gerçekleştiren Boeing -777 tipi uçak, karadan havaya ateşlenen bir füze ile düşürüldü. Saldırıda uçaktaki 289 kişinin tamamı hayatını kaybetti. Rusya ve Ukrayna makamları, saldırıyla ilgili karşılıklı suçlamalarda bulundular.



Trump: İran geçici anlaşmayı ihlal etti, Hürmüz Boğazı'nı kontrol edeceğiz

Trump: İran geçici anlaşmayı ihlal etti, Hürmüz Boğazı'nı kontrol edeceğiz
TT

Trump: İran geçici anlaşmayı ihlal etti, Hürmüz Boğazı'nı kontrol edeceğiz

Trump: İran geçici anlaşmayı ihlal etti, Hürmüz Boğazı'nı kontrol edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın ABD ile yapılan geçici anlaşmayı ihlal ettiğini belirterek İranlı yetkilileri "kötü insanlar" olarak nitelendirdi. Fox News'e verdiği röportajda Trump, ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü ele alacağını ve boğazın güvenliğini sağlaması karşılığında geçiş ücreti alacağını söyledi.

ABD ordusu, bugün (Pazartesi) sabah saatlerinde üst üste ikinci gün İran'daki "onlarca hedefe" yönelik yeni hava saldırılarını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM), Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün sürdürülmesini sağlamak için gerekli adımları atmaya hazır olduklarını bildirdi.

İran Devrim Muhafızları ise Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt'i hedef alan saldırılar düzenlediğini duyurdu.

Tahran yönetimi de ABD'nin taahhütlerini yerine getirmemesi halinde mutabakat zaptına bağlı kalmayacağı uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, "Karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmediği her seferinde biz de yükümlülüklerimizi yerine getirmeyeceğiz. Bu şekilde hareket etmeyi sürdüreceğiz." dedi.

Öte yandan Yemen hükümeti, İran'a ait bir uçağın inişini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı'nın pistini hedef aldığını açıkladı. Yemen Silahlı Kuvvetleri de yayımladığı açıklamada, Yemen hava sahasının ihlal edilmesine karşılık verileceğini belirterek yaşanan gerilimden İran'ı sorumlu tuttu.

İngiltere hükümeti

  • İngiltere hükümeti, yeni ve benzeri görülmemiş "devlet tehdidi" yetkileri kapsamında ilk kez İran Devrim Muhafızları, aşırı sağcı "Right-wing Movement (Sağ Hareketi)" ve Rus askeri istihbaratına bağlı Gönüllü Kolordusu'nu terör listesine alacağını açıkladı.
  • Söz konusu karar, "Right-wing Movement" adlı örgütün Yahudi ve İsrail bağlantılı noktalara yönelik yedi saldırının sorumluluğunu üstlendiğini açıklamasının ardından geldi.

ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
TT

ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)

Emel Şehade

İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte İsrail, kendisini de olası bir İran saldırısının hedeflerinden biri olarak değerlendiriyor. İran'ın Hayfa Limanı ve Hayfa Körfezi'ni bombalamakla tehdit ettiğine dair haberler basında yer alırken İsrailli yetkililer, Tel Aviv'in, İran saldırısına maruz kalması durumunda anında karşılık verebilmek için Washington'dan yeşil ışık talep ettiğini açıkladı. Yetkililer, güvenlik değerlendirme toplantılarında İran ile Lübnan dosyalarını birbirine bağlayarak, İsrail ile İran arasında yaşanacak herhangi bir tırmanışın Lübnan cephesini yeniden alevlendirebileceğini öne sürdü.

Bu değerlendirmeler çerçevesinde İsrail hükümeti dün düzenlediği toplantıda İran ve Lübnan dosyalarındaki gelişmeleri ele aldı ve bakanların çoğunluğunun desteğiyle, İsrail genelindeki savaş acil durum halinin bu ayın 28'ine kadar ve gelişmelerin netleşmesine değin uzatılmasını onayladı. Karar, süresinin sona ermesinden kısa bir süre önce, güvenlik durumundaki gelişmelere göre yeniden değerlendirilmek üzere Knesset Dışişleri ve Güvenlik Komitesi'ne sunulacak.

Hükümet kararında yer alan ifadeye göre İran ve Lübnan cephelerindeki durumun belirsizliği ve gelişmelerin öngörülememesi, güvenlik birimlerini, İsrail'in nüfusu ve iç cepheyi hedef alan bir saldırıya maruz kalabileceği ani bir tırmanma ihtimaline karşı bu ilanı sürdürmeye itiyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre  İsrail hükümeti, iç cepheye geniş yetkiler tanıdı. Bu yetkiler arasında halka yönelik talimatlar verilmesi, korunaklı alanlarda kalınmasının zorunlu kılınması, önleyici tedbirlerin alınması ve acil durum birimlerine yönergeler verilmesi yer alıyor. Bu yetkiler, tehdidin niteliğine ve güncellenen güvenlik değerlendirmelerine göre, iç cephe komutanlığının halkın ve mülklerin korunması açısından gerekli gördüğü ek talimatların uygulanmasına da imkân tanıyor.

ABD seçimleri ve karar alma sürecindeki rolü

Aksa Tufanı Operasyonu ile başlayan savaş sırasında birçok görevde bulunan eski Deniz Kuvvetleri komutanı yedek Albay Eliezer Marom, İsrail'de tartışılan senaryoları olası görmüyor. Marom, İranlıların ‘İsrail'e saldırmanın, İsrail'i savunma amaçlı bir karşılık vermeye zorlayacağının farkında olduklarını, dolayısıyla saldırıya geçmelerinin mantıklı olmadığını’ belirtiyor. Marom'a göre İranlılar, İsrail'in İran'a düzenleyeceği bir saldırının ABD çıkarlarıyla çelişeceğini ve İsrail ile ABD arasında bir çatlak oluşmasına yol açabileceğini de biliyor.

Marom aynı zamanda İsrail'in İran tarafındaki mantığa güvenemeyeceğini, aksine ‘İran ile güçlü bir çatışmaya geri dönmeye hazır olması gerektiğini’ söylüyor. Marom'a göre İsrail'deki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı, İran'daki altyapı ve enerji hedeflerine yönelik güçlü bir İsrail karşı saldırısına yol açabilir. Bu da İran ekonomisine büyük zarar ve ağır hasar verecek, hatta rejimin istikrarını tehdit edip düşmesine kadar varabilecek boyutta olabilir. Marom, İsrail'in İran'da bu tür güçlü bir saldırı gerçekleştirebilecek araç ve kapasiteye sahip olduğunu belirtiyor.

Marom, İran ile ABD arasındaki durumun bir yandan, İsrail ile İran arasındaki karşılıklı tehditlerin de öte yandan, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere ABD seçimlerinin ardına kadar mevcut haliyle devam edeceğini öngörüyor. Marom’un değerlendirmesine göre, ABD çıkarları, ara seçimlerde kazanma şansını artırmak amacıyla petrol fiyatlarının düşürülmesini gerektiriyor. Marom'a göre ‘bu durum, petrodoların (petrol ihraç eden ülkelerin ham petrol satışından kazandığı ABD doları gelirleri) İran'ın hazinesine akmasıyla birlikte, ateşkesi destekleyen iki temel neden arasında yer alıyor. Bunun yanında, günümüzde genellikle Katar aracılığıyla yürütülen nükleer müzakerelerin devam etmesi de bir diğer etken. Dolayısıyla taraflar arasındaki her karşılıklı darbe alışverişi dengeli seyrediyor ve ateşkesin çöküşüne ya da yoğun bir çatışmaya işaret etmiyor. Bu nedenle Amerikalılar, gelecek Kasım ayına kadar bu durumun sürmesini umuyor.

Marom, en azından o zamana kadar tarafların, ordularını yeniden toparlayıp bir sonraki tura hazırlanabilmeleri için hazinelerine daha fazla dolar girmesini engellemekle ilgilendiklerini belirtiyor.

Çekilme mi, kalıcılık mı?

Tel Aviv ile Beyrut arasında Roma'da gerçekleştirilecek müzakere oturumu yaklaşırken, Lübnan dosyası İsrail'in gündeminin başında yer almaya devam ediyor. Bu oturuma hazır olunduğunun açıklanmasına ve ordunun güvenlik kuşağı bölgesi ile Lübnan'ın güneyindeki diğer bölgelerde konuşlu kalmasını öngören İsrail önerilerine rağmen, bazı siyasetçilerin değerlendirmesine göre, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Washington ziyaretiyle çakışması nedeniyle oturumun ertelenmesi ihtimali bulunuyor.

Görüşmelerin seyrini ve Tel Aviv ile Washington arasındaki koordinasyonu yakından gözlemleyen İsrailli bir yetkiliye göre ABD, Başkan Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında üçlü bir görüşme düzenlenmesi için çabalarını sürdürüyor. Ancak Lübnan ve Cumhurbaşkanı Avn’ın, Netanyahu'nun da katılacağı böyle bir görüşmeyi reddetmesinin ardından, bu çabanın başarı şansının düşük olduğu belirtiliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun Washington'da Başkan Trump ile görüşeceği tarih henüz belirlenmemişken, Netanyahu'ya yakın bir kaynak, Netanyahu'nun, İsrail'i destekleyen bir Amerikan siyasi figürü olarak nitelendirip taziyelerini ilettiği ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze törenine katılma ihtimalini değerlendirdiğini ve bu vesileyle Trump ile görüşmeye çalışacağını aktardı.

Öte yandan İsrail, Lübnan ordusunun İsrail ordusunun çekileceği bölgelerde konuşlanmaya hazır olduğuna dair ABD'ye ilettiği bildirimin ciddiyetten uzak olduğunu değerlendirdi ve Lübnan ordusunun ABD ordusu tarafından eğitilmesi ile bir askeri yetkilinin ‘Hizbullah'tan arındırılmış liste’ olarak nitelendirdiği listenin hazırlanması, yani Lübnan ordusu içinde Hizbullah'a yakın unsurların bulunmadığının garanti altına alınması yönündeki ısrarcı tutumunu bir kez daha teyit etti. Bu süreçte, İsrail ordusunun Lübnan'daki ‘istisnai ve hassas’ operasyonlarının, ‘Tel Aviv'in İran ile mevcut çatışma ve tırmanışa sürüklenmesi endişesiyle’ dondurulması yönündeki bir ABD talebine ilişkin İsrail açıklamaları birbiriyle çelişti.

Güvenlik yetkilileri, siyasi kanadın, ABD'nin talebi üzerine Lübnan'ın güneyinde operasyon hedef bankasında ‘hassas ve istisnai’ olarak sınıflandırılan tüm operasyonların dondurulmasını orduya emrettiğini belirtti. Ancak Washington ile Tel Aviv arasındaki koordinasyona vakıf kaynaklar bu haberler karşısında şaşkınlıklarını dile getirerek, ordunun böyle bir talep almadığını ve Hizbullah unsurlarını takip etme ile örgütün yer üstü ve yer altındaki altyapılarını tahrip etme operasyonlarını sürdürdüğünü belirtti. Aynı kaynaklar, İsrail ordusunun, Litani Nehri'nden ‘Sarı Hat’ olarak adlandırılan sınıra kadar uzanan Ali Tahir Tepeleri’nde geniş ve uzun bir yeraltı bölgesi tespit ettiğini iddia etti.

Güvenlik birimlerine ait bir rapor, İsrail ordusunun hakim noktalardaki varlığının sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesinin, İsrail’in farklı bölgeler üzerinde kontrol sağlanması açısından gerekli olduğunu vurguladı. Rapor özellikle, Hizbullah için önemli bir ağırlık merkezi olarak değerlendirdiği ve en önemli hedefleri arasında saydığı Nebatiye bölgesine dikkati çekti.

Öte yandan birden fazla İsrailli yetkili, açıklamalardaki çelişkilere rağmen, ordunun Lübnan ile yapılan çerçeve anlaşması uyarınca önümüzdeki hafta, Roma müzakerelerinin yapılmasıyla eş zamanlı olarak deneme niteliğinde tek bir bölgeden çekilmeye başlayabileceğini teyit etti. ABD'li bir yetkili, İsrailli yetkililerin açıklamalarının aksine, çekilecek bölgeye Lübnan Ordusu'nun derhal gireceğini belirterek, Washington'ın bu cephede sükûneti sağlamanın bir yolu olarak başka deneme bölgelerini de kapsayan haritalar hazırlamak için yoğun çaba sarf ettiğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail Büyükelçisi Michael Mann, ‘Herzliya Konferansı’ sırasında, AB’nin, Lübnan ordusunun bölgelerin sorumluluğunu devralması ve durumu kalıcı hale getirmesi için yoğun çaba sarf ettiğini açıkladı. Mann, Lübnan dosyası hakkındaki açıklamaları arasında, AB'nin gerek insani destek alanında önemli bir katkı sunduğunu belirtirken ‘AB’nin Lübnan'daki yerinden edilmiş kişilere insani yardım olarak 100 milyon avro tahsis ettiğini’ kaydetti.

Mann sözlerine şöyle devam etti:

“Daha da önemlisi, şu anda Lübnan ordusunun eğitimi ve gerekli teçhizatlarla donatılmasına yardımcı olmak için 200 milyon euronun üzerinde bir rakama ulaştık. Bunların tamamı, Hizbullah'ı denklemin dışına çıkarmaya yönelik genel çabanın bir parçası; böylece Lübnan Ordusu fiilen sorumluluğu üstlenebilecek ve Lübnan'da silah taşıma tekelini elinde bulundurabilecek. Ayrıca Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) adını verdiğimiz misyonlarımızdan birinden de söz ediyoruz. Önümüzdeki aylarda -ki bu konu hâlâ Brüksel'de tartışılıyor- Avrupa Birliği'nin bir tür polis operasyonu ve askeri operasyon yürütmesini umuyoruz."

Mann, askeri veya polis operasyonunu açıklarken, ‘bunun doğrudan sahada konuşlu güçler anlamına gelmediğini, aksine Lübnan ordusunun ve aynı zamanda Lübnan'daki sivil polis güçlerinin donatılması, eğitilmesi ve izlenmesine yardımcı olmayı amaçladığını’ belirtti. Mann, bunun Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) yerini almayacağını, aksine UNIFIL sonrası döneme tamamlayıcı nitelikte olacağını, yani Avrupa Birliği'ne bağlı bir izleme ve eğitim misyonu olacağını vurguladı.


Mali ordusu, Anefis çatışmalarında 30 askerinin öldüğünü açıkladı

Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)
TT

Mali ordusu, Anefis çatışmalarında 30 askerinin öldüğünü açıkladı

Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)

Mali Ordu Komutanı General Elise Jean Dao, ülkenin kuzeyinde bulunan Anefis şehrinin kontrolünü sağlamak amacıyla ayrılıkçı gruplarla girilen şiddetli çatışmalarda yaklaşık 30 askerin hayatını kaybettiğini, 60 askerin ise yaralandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre devlet televizyonunda cuma günü yayımlanan röportajda konuşan General Dao, "Yaklaşık 30 şehidimizin yasını tutuyoruz. Ayrıca aralarında durumu ağır olanların da bulunduğu 60 civarında yaralımız var" ifadelerini kullandı.

İsyancı gruplardan ve askeri kaynaklardan cuma günü gelen bilgiler, Mali ordusu ile "Afrika Kolordusu" (eski adıyla Wagner Grubu) bünyesindeki Rus paramiliter güçlerin, Anefis'in kontrolünü yeniden ele geçirdiğini doğrulamıştı.

Bölgedeki çatışmalar, 4 Temmuz'da El-Kaide bağlantılı radikal gruplar ile çoğunluğu Tuareglerden oluşan "Azavad Kurtuluş Cephesi" adlı ayrılıkçı grubun, ülkenin kuzeyinden güneyine kadar uzanan koordineli saldırılarıyla başladı. Saldırıların ilk gününde ayrılıkçılar, Anefis şehrinin kontrolünü ele geçirdiklerini duyurmuştu. Ancak şehirdeki bir kampta mevzilenen Rus "Afrika Kolordusu" ve Mali askerleri, saldırganlara karşı direnişi sürdürdü.

Ayrılıkçı grup ise yaptığı açıklamada, altı gün süren çatışmalar boyunca Mali askerlerine ve Rus savaşçılara "tarihlerindeki en ağır maddi ve insani kayıpları" verdirdiklerini iddia etti. "Azavad Kurtuluş Cephesi" sözcüsü Muhammed el-Mevlud Ramazan tarafından imzalanan bildiride, çatışmalarda kendi saflarından da "en iyi evlatlarını kaybettikleri" belirtildi.

Askeri kaynakların aktardığına göre, perşembe akşamı bölgeye ulaşan Mali ordusu takviyeleri ve Rus güçleri, ayrılıkçıların kontrolündeki stratejik Kidal şehrine yaklaşık 100 kilometre mesafede bulunan Anefis’te kontrolü yeniden sağladı.

2020 ve 2021 yıllarında gerçekleşen peş peşe askeri darbelerin ardından yönetim, güvenliği sağlama ve ülkenin toprak bütünlüğünü koruma vaadiyle askeri yönetimin eline geçti. Ancak ülke, radikal grupların isyanlarının yanı sıra, özellikle Tuareglerin ayrılıkçı talepleriyle de mücadelesini sürdürüyor.