Dünyada yolcu uçaklarına düzenlenen saldırılar

İran'da düşen uçağın enkazı (AP)
İran'da düşen uçağın enkazı (AP)
TT

Dünyada yolcu uçaklarına düzenlenen saldırılar

İran'da düşen uçağın enkazı (AP)
İran'da düşen uçağın enkazı (AP)

Dünya sivil havacılık tarihinde yolcu uçaklarını düşürme hamlesini Japonlar başlattı. Sovyetler Birliği bu alanda ustalaştı ve ardından da bu eğilim tüm dünyaya yayıldı. İşte 1938'den bu yana sivil uçakların hedef alındığı 'kara kutunun' geçmişi... 
Geçen çarşamba günü Ukrayna'nın başkenti Kiev'e gitmek üzere Tahran İmam Humeyni Havalimanı'ndan ayrılan Boeing 737 tipi yolcu uçağı kalkış yaptıktan kısa bir süre sonra düşmüş, uçakta bulunan 176 kişi ölmüştü.
Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Ukrayna uçağının İran'a ait füze ile kazara vurulduğuna dair kanıtlar olduğunu açıklamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump da kısa süre önce yaptığı açıklamada, Ukrayna uçağının İran tarafından "yanlışlıkla" düşürülmüş olabileceğini belirtti:
"Şüphelerim var. Çok zor bir bölgede uçuyordu, orada birileri hata yapmış olabilir. Bazı kişiler uçağın mekanik nedenle düştüğünü söylüyor; bence bu bir soru işareti. Sanırım orada çok kötü bir şey oldu."
İran Genelkurmay Başkanlığı, Ukrayna Havayolları'a ait yolcu uçağının bir füzenin kazara isabet etmesi sonucu vurulduğunu kabul etti.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“ABD üslerine yapılan füze saldırısı sonrasında ABD’ye ait savaş uçaklarının ülke etrafındaki uçuşları arttı. Ülkenin stratejik yerlerine yönelik bir saldırı yapılacağı bilgisi ulaştı. Bunun üzerine birçok hedef radarda görünmeye başladı. Ülkenin hava savunma sistemi de bu nedenle hassas bir duruma geldi."
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de uçağın 'yanlışlıkla' düşürüldüğünü belirttiği açıklamasında özür diledi.
Ancak bu, yolcu uçaklarının ilk saldırıya uğrayışı değil. Geçen 80 yıl boyunca çok sayıda sivil yolcu uçağı kasıtlı olarak ya da yanlışlıkla hedef alındı ve binlerce sivil hayatını kaybetti. 
Düşürülen ilk sivil uçak: Kweilin
İkinci Çin-Japon Savaşı'nın ortalarında, 24 Ağustos 1938'de Japon savaş uçakları Kweilin adlı DC-2 model bir yolcu uçağını Hong Kong'un kuzeyindeki Çin topraklarına inmeye zorladı. Kaptanı bir nehrin kıyısına acil iniş yaptıktan sonra Japonlar, Kweilin'i bombaladı. Saldırıda 18 yolcu ve uçağın altı mürettebatı öldü. Ölüler arasında üç üst düzey Çinli bankacı da vardı. Daha sonra anlaşılacağı üzere Japonlar saldırıyı, Çin Cumhurbaşkanı Sun Yat-sen'in tek oğlunun uçakta olduğunu düşündükleri gerçekleştirmişti. Söz konusu uçak tamir edilerek adı Chungking olarak değiştirildi. Ancak talihsizlikler peşini bırakmadı. Çin'in Yunnan'daki bir havaalanında uçuşa hazırlanırken 29 Ekim 1940’ta ikinci kez hedef alınan uçak tamamen yanarak tahrip oldu ve uçaktaki dokuz yolcu öldü.
Fin şirketi Aero tarafından işletilen Kaleva, bir sivil nakliye uçağıydı. Uçak, Fin-Sovyet ateşkesi döneminde 14 Haziran 1940'ta, Estonya'daki Tallinn'den Finlandiya'daki Helsinki'ye giderken iki Sovyet bombardıman uçağı tarafından vuruldu. Tallin’den havalanan Kaleva, İlyushin tipi uçaklardan açılan ağır makineli tüfek ateşi sonucu Finlandiya Körfezi'ne düştü. Uçaktaki yedi yolcu ve mürettebatın tamamı öldü. Uçağın denize düştüğü alanda bulunan balıkçılar, Sovyet denizaltı gemilerinin enkaza yanaşarak diplomatik postayı aldıklarını aktardı.
3 Mart 1942'de Hollanda KNILM uçaklarından Pelikaan, Endonezya'nın Bandung şehrinden Avustralya'nın Broome kasabasına uçarken üç Japon Mitsubishi savaş uçağı tarafından saldırıya uğradı. Motoru isabet alan Pelikaan sahile acil iniş yaptı ancak tekrar bombalandı. Olayda dört yolcu öldü. Uçakta o dönemde 250 bin Avustralya poundu (bugün yaklaşık 15 milyon pound) değerinde elmas vardı. Elmaslar kazadan sonra ortada kayboldu.
Almanların Churchill’e suikast girişimi
1 Haziran 1943'te, bir British Airways DC-3 tipi yolcu uçağı Portekiz başkenti Lizbon'dan İngiltere’nin  Bristol kentine 777 sayılı uçuşunu gerçekleştiriyordu. O zamanlar Alman işgali altında olan Fransa hava sahasına girdikten sonra, Junckers Ju 88 tipi 8 savaş uçağının saldırısına uğradı ve havada infilak etti. Alman istihbaratı İngiliz Başbakanı Winston Churchill'in uçakta olduğunu düşünüyordu. Rüzgar Gibi Geçti filminin baş rol oyuncusu ünlü İngiliz aktör Leslie Howard dâhil olmak üzere uçaktaki herkes öldü.
22 Ekim 1943'te, Aberdeen'den Stockholm'e tarifeli uçuş gerçekleştiren DC-3 modeli yolcu uçağı, İsveç’in Hönö Adası üzerinde, Junckers Ju 88 tipi savaş uçakları tarafından vuruldu. Pilot saldırıdan kaçınmak için alçak uçmayı denese de başarısız oldu ve 2’si mürettebat olmak üzere 17 kişi öldü.
23 Temmuz 1954'te Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na ait Lavochkin tipi savaş uçakları, Cathay Pacific Havayollarına ait olan DC-4 yolcu uçağına, Hainan Adası üstünde saldırdı, uçaktaki 10 yolcu yaşamını yitirdi.
27 Temmuz 1955'te, Avusturya Viyana'dan Tel Aviv'e uçan, İsrail Havayolları’na bağlı EL-149 yolcu uçağı, Bulgaristan hava sahasına girdikten sonra, inmesi için uyarıldı. Pilot uyarıları dikkate almayınca Bulgar Hava Kuvvetlerine bağlı MiG-15 avcı uçakları tarafından vuruldu. Uçaktaki 58 kişi hayatını kaybetti.
Sovyet hataları
30 Haziran 1962'de Habarovsk ve Moskova şehirleri arasında iç hatlar uçuşu yapan, Sovyet Aeroflot şirketine ait Tu-104 model yolcu uçağı yanlışlıkla vurularak düşürüldü. Uçak enkazında yapılan incelemede, kanatlarda uçaksavar mermisi izleri bulundu. Daha sonra yapılan gayrı resmi açıklamada; uçağın, bölgede gerçekleştirilen hava savunma tatbikatı sırasında bir uçaksavar füzesiyle yanlışlıkla vurulduğu söylendi. Kaza sonucu uçaktaki 84 kişi öldü.
21 Şubat 1973'te Trablus-Kahire seferini yapan Libya Arap Havayolları’na ait Boeing 727 tipi yolcu uçağı, Mısır hava sahasına girdikten sonra kum fırtınasına yakalandı. Pilotlar zorunlu olarak uçağı otomatik pilota bağladılar. Uçak, o sırada İsrail işgali altında bulunan Sina Yarımadası’na saptı ve İsrail’e ait iki F-4 uçağı tarafından vurularak düşürüldü. Mısırlı ünlü televizyon sunucusu Selva Hicazi (Salwa Hegazy) dâhil olmak üzere 108 kişi hayatını kaybetti. Yardımcı pilotun da arasında olduğu 5 kişi ise saldırıdan sağ olarak kurtuldu.
20 Nisan 1978'de, Sovyet Sukhoi Su-15 savaş uçakları, Murmansk yakınlarında Sovyet hava sahasını ihlal eden ve çağrılara yanıt vermeyen, Korean Airlines'a ait Boeing 707 tipi sivil uçağına ateş açtı. Saldırıda kurşun isabet eden iki kişi ölürken donmuş bir göle zorunlu iniş yapan uçaktaki 107 yolcu ise mucizevi bir şekilde kurtuldu.
Kara Kıta Afrika
3 Eylül 1978'de Zimbabwe Devrimci Halk Ordusu, Air Rhodesia'ya ait bir Vikers Viscont sivil yolcu uçağını, omuzdan ateşlenen Rus yapımı Strela-2 güdümlü silahıyla hedef aldı. Uçaktaki 56 yolcudan 18’i sağ kurtulmasına rağmen enkazı yağmalayan isyancılar tarafından10 kişi kaza yerinde öldürüldü.
12 Şubat 1979'da, Zimbabweli isyancılar yine Air Rhodesia havayoluna ait bir Vikers Viscont sivil yolcu uçağını, omuzdan ateşlenen Rus yapımı Strela-2 güdümlü silahıyla hedef aldı. Ancak bu sefer uçaktaki 59 yolcu ve mürettebatın hiçbirisi kurtulamadı.
27 Haziran 1980'de, bir DC-9 yolcu uçağı, Bologna ile Palermo şehirleri arasında seyrederken, İtalyan Ustica Adası yakınlarında havada infilak ederek denize çakıldı. Uçaktaki 81 kişi hayatını kaybetti. Kaza soruşturması neredeyse çeyrek yüzyıl sürdü. 23 Ocak 2013'te İtalya'daki en yüksek ceza mahkemesi, uçağın Nato ve Libya arasında gerçekleştirilen askeri tatbikat esnasında füzeyle vurulduğu yönünde kanıtların olduğunu açıkladı.
8 Şubat 1980'de Angola havayolları Linhas şirketine ait olan Yakolev tipi yolcu uçağı, Matala yakınlarında vuruldu. Uluslararası Havacılık Örgütü'nün raporunda, olayın sorumlusunun, bölgede savaş manevrası yapan Zambiya’ya ait MiG-19 tipi savaş uçağı olduğu belirtildi.
Kore trajedisi 
1 Eylül 1983 tarihinde, New York'tan Seul'a uçmakta olan Kore Hava Yollarına ait 007 sefer sayılı Boeing-747 model uçağa,  Sahalin Adası'nın batısındaki Moneron Adası yakınlarında, Sukhoi Su-15 tipi Sovyet savaş uçakları tarafından ölümcül bir füze saldırısı düzenlendi. Havada infilak eden uçakta, arasında ABD Kongresi üyesi Larry MacDonald’da olmak üzere 269 kişi hayatını kaybetti. Sovyetler Birliği ilk başlarda olay hakkındaki bilgi ve sorumluluğunu reddetti. Ancak daha sonra, casusluk yaptığını iddia ettikleri uçağı hedef aldıklarını itiraf etti ve olayın sorumluluğunun, Sovyet ordusunun savaş kabiliyetini test etmekle suçladıkları ABD’ye ait olduğunu ileri sürdü. Güney Kore ve ABD'deki yetkililer ise uçağın Sovyet hava sahasını ihlal etme nedeninin, hava navigasyon sistemi verilerini analiz etmekte başarısız olan pilotun hatasından kaynaklandığını iddia etti.
 24 Şubat 1985'te, Batı Almanya'daki Alfred Wegener Enstitüsü'nün bilimsel araştırmalarda kullandığı bir Dornet uçağı olan Polar-3, Antarktika'dan Kanarya Adaları'na dönerken, Batı Sahra üzerinde Polisario savaşçıları tarafından vuruldu. Uçakta bulunan üç mürettebat hayatını kaybetti.
4 Eylül 1985'te Sovyet Birliği'nin Afganistan'ı işgali sürecinde, Kandahar Havaalanı’ndan kalkan Antonov-26 tipi yolcu uçağı, omuzdan karadan havaya ateşlenen bir füze tarafından isabet alarak düştü. Uçakta bulunan 52 kişi öldü.
11 Haziran 1987'de Afgan Hava Yolları’na ait  "Antonov-26" tipi bir uçak Host kenti yakınlarında ateşlenen bir füze tarafından isabet alarak düştü. Uçakta bulunan 55 yolcudan 53’ü öldü.
14 Ekim 1987'de, İsviçreli bir özel şirkete ait olan bir Lockheed Martin model yolcu uçağı, iç savaşın yaşandığı Angola'da Kuito Havalimanı'ndan ayrıldıktan yaklaşık dört dakika sonra kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından ateşlenen bir füzeyle vuruldu, uçaktaki sekiz kişi hayatını kaybetti.
6 Kasım 1987'de, Malawi Havayollarına ait bir yolcu uçağı, yerel bir uçuş gerçekleştirdiği sırada, iç savaş yaşanan Mozambik hava sahasına yanlışlıkla girince hedef alındı, saldırıda uçakta bulunan 10 kişi öldü.
Bir kez daha İran3 Temmuz 1988’de, İran'ın Bandar Abbas Havalimanı’ndan Dubai'ye uçmakta olan İran Havayollarına ait 655 uçuş numaralı Airbus A300B2 tipi bir yolcu uçağı, 274 yolcusu ve 16 mürettebatıyla birlikte, ABD Donanmasına ait USS Vincennes (CG) Krovazörü’nden ateşlenen 2 adet SM-2 füzesi ile vuruldu. Basra Körfezi’ne çakılan uçaktaki 290 yolcu hayatını kaybetti. ABD yönetimi, uçağın İran Hava Kuvvetlerine ait F14 savaş uçağı sanıldığını ve yanlışlıkla vurulduğunu açıkladı. 
8 Aralık 1988 tarihinde Polisario Cephesi, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı tarafından kiralanan DC-7 model uçağı hedef aldı, saldırıda 5 kişi öldü. Söz konusu uçak, Batı Sahra'da çekirgelerle mücadele görevi yürütmekteydi.
22 Eylül 1993'te Gürcistan Havayolları tarafından işletilen Tupolev-154 uçağı, Gürcistan'ın Abhazya bölgesinde tartışmalı bölge içinde Suhumi Havaalanı’nda piste yaklaşırken, omuzdan ateşlenen bir füzeyle vuruldu. Uçaktaki 132 kişiden 108’i yaşamını yitirdi.  Olayın sorumluluğunu Abhaz ayrılıkçılar üstlendi.
Yarım milyon ölü
6 Nisan 1994'te; Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana ile Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamira’yı taşıyan Falcon-50 model uçak, Ruanda'nın başkenti Kigali'ye inişe hazırlanırken açılan ateşe hedef olarak düşürüldü. Bu saldırının ardından ertesi gün Ruanda'da amansız bir soykırım başladı. Uzmanlar söz konusu çifte suikastın, Ruanda iç savaşı ile Birinci Kongo Savaşı’na neden olduğunu söylüyor. Yarım milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olan iç savaşı başlatan bu saldırıyı kimin gerçekleştirdiği ise bilinmiyor. 29 Eylül 1998'de, Lion Air’e ait, Antonov-24 tipi yolcu uçağı Colombo'ya uçarken, Sri Lanka'nın kuzeybatı kıyılarında denize düştü. Pilotun bir basınç düşüşü bildirmesinden sonra 55 yolcu taşıyan uçak radarlardan kayboldu. Daha sonra uçağın ayrılıkçı Tamil Kaplanları gerillalarının saldırısı sonucu düştüğü ortaya çıktı.
4 Ekim 2001'de, Tel Aviv Novosibirsk seferini yapan Tupolev-154 tipi yolcu uçağı, Karadeniz’e çakıldı. ABD raporları; uçağın Kırım Yarımadası’ndan karadan-havaya ateşlenen S-200 füzesiyle vurulduğunu açıkladı.  Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kuchma 78 kurbanın yakınlarına başsağlığı diledi.
17 Temmuz 2014'te Malezya Hava Yolları’na ait Amsterdam- Kuala Lumpur seferini gerçekleştiren Boeing -777 tipi uçak, karadan havaya ateşlenen bir füze ile düşürüldü. Saldırıda uçaktaki 289 kişinin tamamı hayatını kaybetti. Rusya ve Ukrayna makamları, saldırıyla ilgili karşılıklı suçlamalarda bulundular.



Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
TT

Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)

John Bolton

Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik Husi tehdidinden kimsenin en ufak bir şüphe duymaması gerekir. Nitekim Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırı, açık bir savaş eylemi ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin ise yaralanmasına yol açan kanlı bir terör saldırısıdır.

Yıllar içinde Husilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’deki sivil hedeflere yönelik şiddetinin dozu artarken, bu saldırıların faillerine karşı uluslararası toplum adeta utanç verici bir sessizliğe büründü.

Husilerin bugüne kadarki en kanlı eylemi olan bu son vahşet, aslında bundan on yıl önce yapılması gereken adımların atılması için tam bir gerekçe sunmakta. Yemen’in karmaşık yakın tarihi, uzun vadeli tek çözümün ülkenin yeniden birleşmesi olduğunu gösteriyor. Bu da tüm rakip grupların meşru tek bir hükümetin otoritesini kabul etmesini ve ardından ülkenin geleceğini barışçıl yollarla belirlemesini gerektiriyor. İstikrarlı bir Yemen olmaksızın, Arap Yarımadası’ndaki barış ve güvenlik defalarca tehdit altında kalmaya devam edecektir.

Kuşkusuz İran’ın sağladığı silahlar, mühimmat, finansman ve istihbarat desteği olmasaydı Husiler, komşu ülkeler bir yana, kendi halkı için bile ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Tahran bugün dahi Husilerin askeri kapasitesini, Körfez’deki Arap ülkelerini kuşatmanın ve onları doğrudan yanı başlarından tehdit etmenin bir aracı olarak görüyor.

Ayrıca, artık net bir şekilde görüldüğü üzere İran, Husileri uluslararası deniz seyrüseferini engellemek ve seyrüsefer serbestisini ihlal etmek için de kullandı. İran’ın ve bünyesindeki Hamas, Hizbullah ile Iraklı silahlı grupların da yer aldığı terör uzantılarının nüfuz alanı oldukça genişti; ancak hepsinin durumu ciddi şekilde geriledi. İran’ın bir diğer müttefiki olan Suriye’deki Esed rejimi düştü, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler alarak zayıflatıldı, İran’ın üst düzey liderliği ile askeri-endüstriyel kompleksi ise büyük bir yıkıma uğradı.

Dolayısıyla Husilerin temsil ettiği askeri ve terörist tehdide nihai bir son vermenin tam zamanı. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan’ın müttefikleri, bu hedefe ulaşılmasına yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Avrupa ülkeleri ve diğer devletler; Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb üzerinden uzanan deniz yolunda hayati çıkarları olduğuna ve bu çıkarların korunması için barış içinde, birleşmiş bir Yemen’in kritik önem taşıdığına ikna edilmelidir.

İlk adım olarak Suudi Arabistan, kendi tutumunu açıkça ortaya koymak adına kapsamlı ve küresel bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Bu doğrultuda Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) toplantıya çağırmalıdır. Tüm Suudi büyükelçileri, görev yaptıkları ülkelerde en azından dışişleri bakanı düzeyinde resmi diplomatik girişimlerde bulunmakla görevlendirilmelidir. Her durumda Suudi diplomatlar, yaşananları olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatmalı; insani kayıpları, maddi hasarı ve Husi saldırılarının diğer tüm sonuçlarını eksiksiz bir biçimde açıklamalıdır.

Suudi Arabistan hükümeti hiç şüphesiz, BM Güvenlik Konseyi’ni Husi saldırısı hakkında bilgilendirmeli ve diğer diplomatik temaslarında sunduğu bilgilerin aynısını Konsey üyelerine de sağlamalıdır. Aynı şekilde Konsey’e hitap ederken, BM Şartı’nın 51. Maddesi’nde düzenlenen ‘bireysel ve toplu meşru müdafaa hakkına’ dayanmalı; Suudi Arabistan’ın Husi tehdidine karşı askeri güç kullanmasının tamamen meşru olacağını kanıtlayan gerekçeleri ortaya koymalıdır. Nitekim 1990 yılında Saddam Hüseyin kuvvetleri ülkeyi işgal edip tüm Arap Yarımadası’nı işgal tehdidi altına soktuğunda Kuveyt de tam olarak bunu yapmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan bu doğrultuda adım atmaya karar verirse; BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Konsey’in Husilere ve onlara yardım eden herkese karşı harekete geçmesini talep edebilir. Müttefikler, örneğin 1990’da Kuveyt ve dostlarının 660, 661 ve 665 sayılı kararlarla yaptığı gibi, Husi saldırılarını kınayan, Husilere ve destekçilerine yaptırım uygulayan karar tasarıları sunabilirler.

665 sayılı karar yaptırımların uygulanma mekanizmasını sağlamış; Kuveyt ile iş birliği yapan ve ‘bölgede deniz kuvvetleri bulunduran BM üyelerini, temel yaptırım kararının katı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almaya’ çağırmıştı.

Riyad daha da ileri giderek, tıpkı Kuveyt’in yaptığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nden Husi saldırganlığına son vermek adına ‘gerekli tüm yolların kullanılması’ hususunda yetki talep edebilir. Nitekim Konsey, 1990 yılında Kuveyt’e ve onunla iş birliği yapan BM üyesi ülkelere işgalci Irak güçlerini püskürtmek için bu yetkiyi veren 678 sayılı kararı kabul ederek yanıt vermişti.

Şüphesiz mevcut uluslararası konjonktürde benzer bir girişimin başarıya ulaşacağının garantisi yok. Husiler fiilen İran’ın bir vekili konumunda olduğundan Tahran, Moskova ve Pekin’deki müttefiklerinden ‘gerekli tüm yolların kullanılmasına’ izin veren bir karar tasarısını veto etmelerini isteyebilir. Rusya veya Çin’in ‘veto’ hakkını kullanması halinde ise bu durum, her iki ülkenin Ortadoğu’da barış ve güvenlik konusundaki duruşunu ve kimleri gerçek dost olarak gördüğünü açıkça gözler önüne serecektir.

Diplomatik kulvar bir yana, nihai hedef Yemen devletinin meşru tek bir hükümetin otoritesi altında yeniden birleştirilmesi olmaya devam etmektedir. Husilerin askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yemen içinde kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanmasının ön şartı, uluslararası düzeyde ise barış ve güvenliğin temelidir. Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok; Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda yaşananların hafızalardan silinmesine izin vermeden hemen harekete geçmeliyiz.


Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor

Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
TT

Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor

Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)

Baharat ve ot kokularının yayıldığı İran’daki bir çarşıda, 61 yaşındaki esnaf Nasır, ABD-İran savaşının ticari hayatı nasıl değiştirdiğini gözlemliyor. Müşteriler eskiden kuruyemişi kilogramlarla satın alırken, fiyatlardaki sert artışlar birçok kişiyi alışveriş miktarını azaltmaya itti. Bu durum, mağaza ve işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini giderek zorlaştırıyor.

Tahran’ın kuzeyindeki çarşı, geçmişte alışveriş yapanlarla dolup taşarken, bugün dükkânların neredeyse tamamı boş. Dar ve tarihi koridorlarda yalnızca az sayıda müşteri dolaşıyor. Bu manzara, esnafın yüksek sesle mallarını tanıttığı ve alışverişin canlı olduğu bir pazarda yaşanan çarpıcı değişimi gözler önüne seriyor.

Nasır, “Eskiden iki ila beş kilogram arasında kuruyemiş alan müşterilerimiz vardı. Şimdi yalnızca bir kilogram, hatta yarım kilogram almakla yetiniyorlar” diyor.

Fiyat artışlarına değinen Nasır, “Fiyatlar gerçekten yüksek. Bunu hepimiz biliyoruz. Aksini söylemek yalan olur” ifadelerini kullandı.

Esnaf, işletmelerin geleceğe yönelik plan yapabilmesi için yetkililere döviz kurunu istikrara kavuşturma çağrısında bulundu. Nasır, “Hepimiz yolumuzu kaybetmiş durumdayız” diye konuştu.

Yılların birikmiş yaptırım yükü

Yıllardır uygulanan yaptırımlar İran ekonomisini ağır biçimde zorlarken, şubat ayında ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka, ekonomik faaliyetler ve halkın günlük yaşamı üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Resmî verilere göre enflasyonun eylül ayında yıllık bazda yaklaşık yüzde 90’a ulaşmasıyla koşullar daha da ağırlaştı. Döviz kurundaki sert dalgalanmalar temel tüketim mallarının maliyetini yükseltirken, gıda fiyatları bir yıl önceki seviyelerinin iki katını aştı.

zx
Tahran Büyük Çarşısı’nda dükkânlar arasında dolaşan müşteriler (AFP)

Tahran’daki tarihi Tecriş Meydanı Çarşısı’nda halk, kötüleşen ekonomik koşullara uyum sağlamaya çalışıyor. İran bayrakları ve Farsça yazılmış tabelalar arasında dolaşan vatandaşlar, hafta sonu tatili öncesinde şekerlemeleri, mücevherleri, geleneksel kıyafetleri ve et ürünlerini inceliyor.

Ara sokaklardan birinde bir müzisyen gitar çalarken, bir başkası tahta bir kutuya elleriyle vurarak yoldan geçenlerden bahşiş almaya çalışıyor.

İstikrara ihtiyacımız var

Ancak bu görüntülerin ardında, talebin azalması ve işletme maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle ticari faaliyetlerin geleceğine ilişkin kaygılar giderek artıyor.

Çarşıda spor giyim mağazası işleten 36 yaşındaki Ali Nevrûzi, esnafın “hayatta kalmak için son ve umutsuz bir mücadele” verdiğini söyledi. Nevrûzi, üreticilerin iflas ettiğini, çalışanlarını işten çıkardığını ve mağazalarını kapattığını belirterek, bu durumun ticari faaliyetlerin diğer halkalarını da olumsuz etkilediğini ifade etti.

Nevrûzi, rafların boş görünmesini önlemek amacıyla mağazası için artık sınırlı miktarda ürün sipariş ettiğini söyledi. Zayıf talep nedeniyle deposunun da neredeyse tamamen boşaldığını belirtti.

xscdfgth
Tahran Büyük Çarşısı çevresinde alışveriş yapan bir İranlı (AP)

“Geleceğe yönelik hiçbir planımız yok. İnsanlar alışveriş yapmayı bıraktığında, bu fiilen işletmenin iflas etmesi anlamına geliyor” diyen Nevrûzi, özellikle kira ve fatura giderlerindeki artışa dikkat çekti. Sözlerini, “Tek ihtiyacımız olan biraz istikrar” diyerek tamamladı.

Şu anda işsiz olan 45 yaşındaki Azade ise artık pazara yalnızca “mağazalara bakmak” için gittiğini söyledi. Bu durum, bazı vatandaşların satın alma gücünün ne ölçüde gerilediğini ortaya koyuyor.

Satın alma gücü geriliyor

Resmî veriler, savaşın yol açtığı baskılar altında İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasının mart sonundan haziran sonuna kadar yıllık bazda yüzde 10,1 daraldığını gösteriyor.

Resmî olmayan döviz piyasasında İran para birimi geçen hafta dolar başına yaklaşık 2,7 milyon riyalden işlem gördü. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre savaş başlamadan önce bu rakam yaklaşık 1,7 milyon riyaldi.

Aylık asgari ücretin dolar karşılığı da bir yıl önce yaklaşık 120 dolar iken, bugün 65 dolar seviyesine geriledi. Bu tablo, yaşam maliyetleri yükselirken halkın satın alma gücünün nasıl aşındığını gösteriyor.

Buna karşılık İran Ekonomi Bakanı, ülkenin yakın zamanda ekonomik çöküş yaşayacağı yönündeki öngörüleri reddetti. Bakan, ülkenin karşıtlarını vatandaşlar arasında endişe yaratmaya ve döviz kurunu daha da yükseltmeye çalışmakla suçladı.

Fiyatlar uçtu, alışveriş miktarları küçüldü

Azade, fiyatlardaki artışın boyutlarını bir örnekle anlattı. Birkaç ay önce 22 sente satın aldığı bir mutfak bezinin fiyatının bugün 1,10 dolara çıktığını belirten Azade, ürünün fiyatının beş katına ulaştığını söyledi.

“Bu, fiyatların yalnızca artmadığını, gerçekten akıl almaz seviyelere fırladığını gösteriyor” dedi.

Azade, bazı meyveleri satın almaktan vazgeçmek zorunda kaldığını, tatil yapmanın maliyetini de artık karşılayamadığını ifade etti.

“Var olmamızın tek anlamı hayatta kalmak olmamalı. Gerçekten yaşamamız gerekiyor, öyle değil mi?” diye sordu.

x
Tahran’ın kuzeyindeki Tecriş Çarşısı’nda alışveriş yapan İranlılar (AP)

Krizin etkileri yalnızca mağazalar ve gıda pazarlarıyla sınırlı kalmıyor. Hane halkının harcamalarına bağlı hizmet sektörünü ve zanaatları da etkiliyor.

57 yaşındaki oto tamircisi Mücteba Rızai, müşteri sayısının geçmişteki seviyesinin onda birine gerilediğini, buna karşılık ürün fiyatlarının iki ila üç kat arttığını söyledi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rızai, “Müşterilere fiyatları söylerken gerçekten utanıyorum. İnsanlar yalnızca fiyatı sormak için geliyor, sonra da gidiyor” ifadelerini kullandı.

Rızai, İranlıların günlük yaşamının bir parçası olan kıyafet alışverişi yapmak, eğlenmek için dışarı çıkmak ve restoranlarda yemek yemek gibi faaliyetlerin artık birçok kişi için karşılanamaz hâle geldiğini ifade etti.

Satışları düşen mağazalar, değer kaybeden ücretler ve alışverişlerini asgari düzeye indiren aileler, giderek ağırlaşan ekonomik baskılarla karşı karşıya. Yaptırımların, savaşın ve enflasyonun yıprattığı İran piyasasında ekonomik istikrar, acil bir ihtiyaç olmaya devam ediyor.


Hürmüz’de gerilim artıyor… Tahran şartlarında ısrarcı

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu’da bölgesel sularda seyrederken (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu’da bölgesel sularda seyrederken (CENTCOM)
TT

Hürmüz’de gerilim artıyor… Tahran şartlarında ısrarcı

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu’da bölgesel sularda seyrederken (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu’da bölgesel sularda seyrederken (CENTCOM)

Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemiler ile petrol tankerlerine yönelik saldırıların yeniden başlamasıyla gerilim arttı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre boğazdan geçen gemi sayısı iki aydan uzun sürenin en düşük seviyesine geriledi. Bu gelişme, geçen hafta petrol tankerlerine yönelik saldırıların savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaşmasının ardından yaşandı.

ABD ile İran, küresel enerji arzı üzerindeki olası güvenlik ve ekonomik etkilerine ilişkin endişeler sürerken denizlerde karşılıklı baskı adımları atıyor.

Sahadaki gerilim artarken Tahran, Washington ile yürütülecek olası müzakerelerde yedi şartının yerine getirilmesi konusundaki ısrarını sürdürdü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise diplomatik istişarelerin devam etmesinin önemini vurguladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan uyarılarını dikkate almayarak İran’a uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışan bir ticari yük gemisinin Umman Körfezi’nde etkisiz hâle getirildiğini açıkladı.

CENTCOM’un X platformu üzerinden yayımladığı açıklamada, ABD’ye ait bir savaş uçağının Panama bayraklı, “Ocean Molika” adlı ve “Arika Sun” olarak da bilinen geminin kıç bölümünü hassas güdümlü mühimmatla hedef aldığı belirtildi. Açıklamada, saldırının geminin tahrik sistemini devre dışı bıraktığı, ancak gemiye ve mürettebatına tamamen zarar verilmediği ifade edildi.

Öte yandan İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), dün Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatla hedef alındığını bildirdi. Geminin kaptanının verdiği bilgiye göre, mühimmat tankerin iskele tarafına isabet etti ve gemide yangın çıktı.

İran Devrim Muhafızları da boğazdan geçişi sırasında deniz mayınına çarpan bir petrol tankerinde patlama meydana geldiğini ve yangın çıktığını duyurdu.