ABD güçlerinin çekilmesi halinde Irak'ı bekleyen muhtemel senaryolar

ABD’li askerler, İran’ın füzelerle hedef aldığı Ayn el-Esed Üssü’nde incelemelerde bulunuyor (Reuters)
ABD’li askerler, İran’ın füzelerle hedef aldığı Ayn el-Esed Üssü’nde incelemelerde bulunuyor (Reuters)
TT

ABD güçlerinin çekilmesi halinde Irak'ı bekleyen muhtemel senaryolar

ABD’li askerler, İran’ın füzelerle hedef aldığı Ayn el-Esed Üssü’nde incelemelerde bulunuyor (Reuters)
ABD’li askerler, İran’ın füzelerle hedef aldığı Ayn el-Esed Üssü’nde incelemelerde bulunuyor (Reuters)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta özellikle İran destekli Şii partiler, ABD güçlerinin ülkeden çıkarılması konusunda baskıyı sürdürürken, gözlemciler bu adımın siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda yol açabileceği muhtemel problemlere karşı uyarıyor.
ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesinin önündeki en büyük sorun ise bu adımın Kürt ve Sünni bölgelerde uygulanması olarak gösteriliyor. Zira söz konusu bölgelerde bu yönde bir uygulamanın Irak siyasetinde ve toplumunda çatırdamalara neden olabileceği endişesi dile getiriliyor.
Kürt siyasi partiler, bu adımın atılması halinde Türkiye ve İran ile olan sınır bölgelerinin tehlikeye girebileceğine ve Bağdat-Erbil ilişkilerinde bazı sorunlara kapı aralayabileceğine işaret ediyor.
Irak’ın batısında Sünni nüfusun çoğunlukta olduğu kentlerde ‘Sünni Bölge’ oluşturulması yönündeki iddiaların dile getirildiği bir ortamda, gözlemciler ABD güçlerinin bu bölgelerden çekilmesi durumunda bölgenin İran destekli grupların denetimine girmesinden, ülkenin bölünmesinden ve iç savaşın patlak vermesinden kaygı duyuyor.
ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesi halinde Bağdat’ın karşılaşabileceği en büyük problem muhtemelen bu güçlerin çekilmesiyle oluşacak boşluğun doldurulmasıdır. Irak Silahlı Kuvvetler’in gelecekte oluşabilecek güvenlik risklerini ortadan kaldırabilme gücüne sahip olup olmadığı meselesi tartışılan konular arasında yer alıyor. Ayrıca bu adımın atılmasıyla Irak’ın bölgede yalnızlaşabileceği ihtimali dillendiriliyor.
Şartlı çekilme
Irak’ta ABD güçlerinin çekilmesini savunan grupta Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi ile İran destekli Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu yer alırken, bu çekilmeye muhalefet eden grupta ise Kürt ve Sünni partilerin yanı sıra Irak’ın eski Başbakanı Haydar el-İbadi öncülüğündeki Şii Nasr Koalisyonu bulunuyor.
Irak’ta dün sosyal medya hesapları üzerinden dolaşıma koyulan fotoğrafta Mukteda es-Sadr’ın Ketaib Seyyid eş-Şuheda örgütü lideri Ebu Ala el-Velayi başta olmak üzere Şii silahlı milis grup liderleriyle bir araya geldiği görülüyor. Görüşmenin İran’ın Kum kentinde gerçekleştiği belirtildi.
Velayi, görüşmeye ilişkin Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Muhendis’in kanları ikinci kez zafer kazandı ve direnişçilerin çabalarını birleştirdi. Hoşgörüsü için sayın Mukteda es-Sadr’a teşekkür ederim” diye yazdı.
Sadr ile söz konusu gruplar arasında ihtilaflı konuların olduğu biliniyor. Ancak söz konusu görüşmenin ABD askerlerinin ülkeden çıkarılması hedefiyle gerçekleştiği belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump ise FOX News yayınında konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Irak'ta dünyanın en pahalı havalimanı tesislerinden birini oluşturmuşuz. Eğer ayrılacaksak bize elçilikler için, inşa ettiğimiz yapılar için, yaptığımız yatırım için para ödemek zorundasınız. 35 milyar dolar para harcamışız. Bence onlar da bu parayı ödeme konusunda hemfikir olacaklardır. Yoksa biz orada kalacağız” ifadelerini kullanmıştı.
ABD destekli ‘Sünni Bölge’
Irak basınında daha önce Parlamento Başkanı Muhammed el-Halbusi ve bazı önde gelen Sünni liderlerin, ilk aşamada Anbar ve Selahaddin şehirlerini içine alacak bir Sünni bölgesinin oluşturulmasına dair gerekli planları görüşmek üzere Dubai'de bir araya geldikleri yönünde haberler çıktı.
Söz konusu haberlerde, İran’ın Irak’taki etkisinden rahatsız olan ABD ve Körfez ülkelerinin bu görüşmeyi destekledikleri iddia edildi.
Independent Arabia’ya konuşan bir kaynak, “Sünni gruplar, İran'a yakın güçlerin artan etkisini engelleme çerçevesinde Arap dünyasının ve Türkiye’nin yanı sıra ABD’nin desteğini alan bir bölge kurma hazırlığında” ifadelerini kullandı.
İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, “ Sünni liderler, ABD'nin bu bölgelerde kalma ve geri çekilmeme güvencesi karşılığında, bölgeyi silahlı grupların etkisinden kurtarmak için bu alanlarda otoritesini ilan etme fırsatı buldu” dedi.
Duygusal çağrı
Iraklı Sünni lider Esil en-Nuceyfi, Sünni Bölge oluşturma iddialarını yalanlayarak, Irak’ta temel altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi için idari bölgelerin kurulmasını desteklediğini belirtti.
Nuceyfi, Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Öncelik, sadece Irak halkı tarafından kabul edilen temsilciler arasında sakin bir diyalog ışığında çözülebilecek tartışmalı konuların gündeme getirme çabası değil siyasi durumun kapsamlı bir şekilde düzeltilmesini desteklemek olmalıdır. Mezhep temelli bir bölge kurma çağrısı, duygusal bir çağrıdır. Bunun, sonuçlarını hesaplamadan ABD güçlerinin çıkarılması yönündeki çağrılardan farkı yok” ifadelerini kullandı.
Güvenlik boşluğu
Gözlemciler, ABD güçlerinin çekilmesi halinde Irak Silahlı Kuvvetleri’nin dolduramayacağı bir güvenlik boşluğunun oluşabileceğine dikkat çekerek, İran destekli silahlı milislerin otoritesini dayatmak için bu boşluktan faydalanabileceği endişesini dile getiriyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Irak Savunma Bakanlığı eski müsteşarı Maan el-Cuburi, yaptığı açıklamada, “ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesi güvenlik boşluğuna neden olacaktır. Zira ABD güçleri ülkedeki askeri sistemin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu güçler silah, eğitim ve istihbarat alanlarında destek sağlıyor” dedi.
Cuburi, açıklamasının devamında, “Uluslararası Koalisyon’un çekilmesi, bazı gruplara oluşacak boşluğu doldurma fırsatı sunacaktır. Bu da siyasi partiler arasındaki dengelerin bozulmasıyla sonuçlanır. Bu çekilmeden en çok kazanç sağlayacak olan taraf İran destekli silahlı gruplardır. Çekilme söz konusu güçlere bu bölgeyle ilgili proje ve ajandasını uygulama fırsatı sağlayacaktır” diye konuştu.
Karşıt dengeler
Gözlemciler, çekilmenin aynı zamanda Irak toplumunda bölünmeye neden olabileceği ve bunun Irak’ın İran’a teslim edilmesi anlamına geleceğini ifade ediyor.
Irak Stratejik Araştırmalar Grubu Başkanı Vasık el-Haşimi, yaptığı açıklamada, “ABD güçlerinin ülkeden çıkarılmasıyla ilgili apaçık bir zorluk var. Nitekim Iraklı güçler, DEAŞ ile mücadele edecek, ülkeyi koruyabilecek askeri donanıma sahip değil” dedi.
Haşimi, açıklamasının devamında şunları söyledi;
“Kürt ve Sünni güçler, ABD kuvvetlerini İran’a karşı bir denge unsuru olarak görüyor. Zira Sünniler, parlamentonun yabancı güçlerin çıkarılması kararını onaylamasının ardından ABD ve Körfez ülkelerinin desteğiyle Sünni Bölge kurma çalışmalarına başladı. Bazı Kürt çevreler, ayrılıktan ve Kürt Devleti’nden konuşmaya başladı. Bu asla gerçekleşmeyecek ancak yine de bu konuşmalar duydukları baskı nedeniyle yapılıyor. Bu yöndeki konuşmalar, ABD güçlerinin çıkmasıyla meydanın İran’a kalmasından endişe eden tarafların denge oluşturmak amaçlı verdiği sinyallerdir. Şii partiler arasında da silahlı gruplardan korkanlar var. Yani bu kararın uygulanması toplumsal bölünmeyi beraberinde getirecektir. Bu durumdan ne Sünniler ne de Kürtler razı. Sünni vekiller, ABD’nin çekilmesi sonrasında Irak’ın İran’a teslim edilmeyeceği konusunda güvence istiyorlar.”
Irak hava sahası
Uzmanlar, Irak hava sahası güvenliğinin büyük ölçüde ABD’ye dayandığına dikkat çekerek, ABD güçlerinin çekilmesi halinde bu alanda büyük sorunlar yaşanabileceğini söylüyor.
Independent Arabia’ya konuşan stratejist Ahmed eş-Şerifi, “Modern savaşların en kritik noktası hava sahası egemenliğidir. Irak bu alanı koruyamıyor ve bu konuda ABD’den destek alıyor. Kim ABD askerlerinin çekilmesinden bahsederse Irak hava sahasını büyük problemlere açmış olur. ABD ve Uluslararası Koalisyon’un Irak’taki varlığı ülkenin demokratik çerçevede kalmasının güvencesidir. Irak Ordusu silahsızdır ve ABD’nin çekilmesi silahlı kanadı bulunan siyasi partilere demokrasiye darbe vurma fırsatı verir” ifadelerini kullandı.
Tazminat yok
ABD Başkanı Donald Trump’ın çekilmek için ‘tazminat’ istediği açıklamasına cevap Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin Sözcüsü Saad el-Hadisi’den geldi.
Hadisi, dünkü açıklamasında, Trump’ın açıklamasına atıfla, “Bu tutumlar medya üzerinden yayınlanmıştır. Biz, iki ülke arasında doğrudan iletişim yoluyla yapılan resmi diplomatik kanallarla muhatap oluruz. ABD tarafından resmi olarak çekilme karşılığında bir mali tazminat talep etmiş değil. Çekilme sadece ABD güçlerini değil, 2014 yılında Irak Hükümeti’nin talebine binaen gelen tüm Uluslararası Koalisyon güçlerini kapsıyor” dedi.
ABD'nin Irak Maslahatgüzarı Joey Hood, Şubat 2019’da yaptığı açıklamada, “Irak hükümetinin talep etmesi halinde (ABD) güçlerimiz, uluslararası koalisyon ve NATO güçleri ülkeden çekilebilir. Irak güvenlik güçleri, Irak'taki güvenliği korumaya henüz hazır değil. Bunu ancak yabancı güçlerin yardımıyla yapabilir” demişti
Hood ayrıca Irak'ta sadece askeri danışman ve eğitmenlerinin bulunduğunu belirterek, ülkede ABD'ye ait herhangi bir askeri üs olmadığını ifade etmişti.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.