Ürdün'ün Filistin konusundaki ilkeleri

Ürdün'ün Filistin konusundaki ilkeleri
TT

Ürdün'ün Filistin konusundaki ilkeleri

Ürdün'ün Filistin konusundaki ilkeleri

Ürdün’ün Salı günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump tarafından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun katılımıyla açıkladığı Ortadoğu Barış Planı’nın ayrıntıları hakkında yorum yapmaktan kaçınması, Ürdünlülerin ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak da bilinen planın ‘yaşama şansı’ olduğunu düşünmediğinin bir işaretidir.
Şarku’l Avsat’a konuşan Ürdünlü siyasi kaynaklar, Amman'ın Filistin Devleti için çizilen yeni sınırları kabul etmeyerek başkenti Doğu Kudüs olan, 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin Devleti kurulmasını garanti eden uluslararası meşruiyet kararları temelinde Filistin meselesini çözme ilkelerine bağlı kaldığını aktardılar.
Ancak Ürdünlü yetkililer, Batı Şeria'da parçalanmış bir Filistin Devleti kurulması ve Kudüs'ün bölünmeden İsrail’in başkenti kalmasını içeren 180 sayfalık planın içeriği hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
Plan, İsrail'in Ürdün Vadisi ve Ölü Deniz'in kuzeyindeki egemenliğini koruyarak Filistin Devleti ile tarihi coğrafi sınırları ortadan kaldırıyor.
Ürdün Meclis Başkanı Atıf et-Taravine’nin Yüzyılın Anlaşması’nı ‘bölgeyi bölen Sykes-Picot Anlaşması’yla çizilen haritanın bir güncellemesi’ ve ‘yeni bir Balfour Deklerasyonu’ olarak nitelediğine dikkati çekten kaynaklar, Ortadoğu Barış Planı’ndaki hiçbir önerinin Ürdün-İsrail Barış Antlaşması’nda (1994) çizilen ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından belgelenerek üzerinde uzlaşıya varılan haritalar aracılığıyla uluslararası kabul görmüş yasal gerçekliği etkilememesi gerektiğinin altını çizdiler.
Planın duyurulduğu günün sabahında hazırlanan ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi tarafından düzenlenen Ürdün hükümetinin resmi açıklamasında, Ürdün'ün planı reddetmesinin temel dayanaklarını ortaya koyan anahtar ifadeler vardı. Ürdün hükümeti açıklamasında, Filistin topraklarının ilhak edilmesi, işgal altındaki Filistin topraklarında kurulan Yahudi yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve İsrail’in Kudüs ile ilgili herhangi tek taraflı bir önleminin ‘tehlikeli sonuçları’ olabileceği uyarısında bulundu. Uluslararası hukuku ihlal eden ve bölgeyi daha fazla gerginliğe iten adımlar kınandı.
Resmi açıklamaya göre Ürdün, 1967'de başlayan işgali sona erdiren, Filistin halkının haklarını koruyan, tüm tarafların güvenliğini garanti eden ve nihai statü sorunları dahil olmak üzere Ürdün'ün çıkarlarını koruyan iki devletli bir çözüm temelinde adil, kapsamlı ve gerçek bir barış istiyor. Kaynaklar, bunun aksi bir durumun Ürdün tarafından kabul görmeyeceğini vurguladılar.
Amman, kabul gören referanslara, Arap Barış Girişimi’ne ve uluslararası ilkelere uygun, kapsamlı bir çözüm çerçevesinde son dönemde yaşanan tüm gelişmeleri ele alan ciddi ve doğrudan müzakereler başlatılmasının ardından halkların kabul ettiği adil ve kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmayı amaçlayan gerçek bir çaba arayışı içerisinde.
Ürdün siyasi çevreleri, Trump planındaki tek olumlu boyutun, Ürdün Haşimi Krallığı’nın Kudüs'teki İslam ve Hıristiyan alemi için kutsal olan mekanlar üzerindeki vesayetinin tanınması olduğu görüşünde. Ancak aynı kaynaklara göre Amman’daki siyasi çevreler bunu ‘Ürdün’ün yönetim politikasını ödüllendiren bir mesaj’ olarak nitelese de resmi kaynaklar ABD’nin bu ‘üzüntü verici’ barış planında Ürdün’den bahsedilmesini istemiyorlar.
Üst düzey siyasi kaynakların Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalara göre Ürdün, Avrupa’yı Ürdün ve Filistin’in Ortadoğu Barış Planı’na karşı tutumunu desteklemeye zorlayabilecek diplomasi trafiğine hazırlanıyor.
Birkaç gün önce ‘France 24’ kanalına demeç veren Ürdün Kralı 2. Abdullah, Yüzyılın Anlaşması’na yönelik tutumunu açıklamak için acele etmemiş, anlaşmayı ‘bardağın dolu tarafı’ olarak nitelemişti. Ürdün Kralı, Filistinlileri ve İsraillileri bir araya getirme fikrini desteklediğini de sözlerine eklemişti.
Bununla birlikte Ürdünlü üst düzey siyasi kaynaklar, gazetecilerin de katıldığı kapalı bir oturumda Ürdün'ün ‘yüzyılın krizi anlaşmasına karşı’ hazır olduğunu vurguladılar. Kaynaklar, Ürdün'ün Filistin sorununa yönelik tutumunun onlarca yıldır aynı olduğunu ve konunun tepkiler temelinde ele alınmayacağını, daha ziyade Ürdün devletinin ve tüm bileşenlerinin stratejisi çerçevesinde Ürdün'ün Ortadoğu Barış Planı’na alternatif planlarla Yüzyılın Anlaşması’nın barındırdığı değişikliklere karşı hazır olduğunu aktardılar. Ürdün'ün Yüzyılın Anlaşması gibi herhangi bir planın uygulamasının bir parçası olmayacağına işaret eden kaynaklar, ABD yönetimi Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan ettiğinde olduğu gibi bu anlaşmayı da bir gerçeklik olarak ele almayacağını belirttiler.
Kaynakların, özellikle ABD’nin Ürdün’e 5 yıl boyunca bir milyar 600 milyon dolarlık yardım yapmasıyla ilgili iş birliği anlaşmasının sürekliliği açısından ekonomik baskılara maruz kalabileceği endişesi çerçevesinde Ürdün'ün baskılarla iki yönlü olarak baş edeceğini aktardılar. Bunlardan ilki, Ürdün’ün sabitelerine bağlı kalması, ikincisi de yeni bir sıkıştırmaya yol açmayacak şekilde baskılara direnmesi.
Parlamentonun ikinci kanadı Ürdün Ayan Meclisi, herhangi bir barış girişiminin Filistin halkının başkenti Doğu Kudüs olan, 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurmaları konusundaki devredilemez haklarını garanti etmesi gerektiğini vurguladı. Genel kurul oturumunun ardından açıklamalarda bulunan Ayan Meclisi Başkanı Faysal Akif el-Fayez, herhangi bir barış sürecinde Ürdün'ün yüksek ulusal sabitelerinin korunmasının zorunluluğunu vurgularken bu sabitelere yönelik her türlü saldırıyı ise reddetti. Ürdün Kralı 2. Abdullah da ‘ne alternatif bir vatana ne de yeniden yerinden edilmelere izin verilmeyeceğini, tüm Filistinli mültecilerin kendi topraklarına geri dönmesi gerekliliğini ve Haşimi Krallığı’nın Kudüs üzerindeki vesayetinin kırmızı çizgisi olduğunu’ söyledi.



"26 Haziran Hareketi" Gazze'de kitlesel katılım sağlayamadı

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
TT

"26 Haziran Hareketi" Gazze'de kitlesel katılım sağlayamadı

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)
İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan ve bacağı ampute edilmiş bir Filistinli, Gazze şehrindeki mülteci kampında iki kızıyla birlikte yürüyor (EPA)

Gazze Şeridi'nde "26 Haziran Devrimi" veya "Hareketi" olarak adlandırılan eylemin organizatörleri, Hamas yönetimine karşı gösteri ve toplanma alanı olarak bölge genelinde birçok ana meydan ve kavşağı belirlemesine rağmen, halkı sokağa dökme konusunda başarısız oldu.

Çoğunluğu savaş sırasında veya öncesinde Gazze Şeridi'nden ayrılan kişilerden oluşan hareketin organizatörleri; insanca bir yaşam talebi, Gazze'nin yönetiminin bölge halkını kurtarabilecek ve savaşın tamamen durmasını sağlayacak bir merciye devredilmesi gibi talepleri içeren sloganlar yükseltti. Ancak Gazze Şeridi'ndeki topyekûn İsrail savaşının durmasından bu yana türünün ilk örneği olan bu hareketin başarısız olmasının arkasında birçok temel neden yatıyor.

Hamas'ın tepkisi ve güvenlik endişeleri

Hamas yönetimi ve örgüte yakın medya organları, hareketin başarısızlığını "büyük bir zaferin sevinci" olarak nitelendirdi. Hareket, geçtiğimiz günlerde yoğun bir medya propagandası yürütmüş ve halkı bu eyleme katılmamaları yönünde uyararak, hareketin Gazze'de kaos yaratmak amacıyla İsrail ve diğer dış mihraklar tarafından desteklendiğini iddia etmişti. Hamas kanadı, eyleme katılımın olmamasını Gazzelilerin kendilerini hedef alan tehlikeli projelere karşı sahip olduğu bilincin kanıtı olarak nitelendirdi.

Filistinliler, Maghazi mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için yas tuttu (AP)

Filistinliler, Maghazi mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için cenaze namazı kıldı (AP)

Hamas'ın bu harekete yönelik endişelerine ilişkin Şarku’l Awsat’a konuşan üst düzey bir hareket yetkilisi, örgütün bu eyleme her türlü yolla karşı koymaya çalışmasının arkasında birçok neden olduğunu belirtti. Yetkili, İsrail'in bu durumu fırsat bilerek sahaya konuşlanacak güvenlik güçlerine yönelik suikast ve saldırılar düzenleyebileceğini, ayrıca silahlı çete üyelerinin halkın arasına sızarak büyük bir kaos yaratmasından endişe ettiklerini dile getirdi. Yetkili ayrıca, mevcut durumdan Hamas'ın sorumlu tutulması için makul bir neden olmadığını, hareketin üzerine düşen her şeyi yaptığını ve halkın acılarını dindirmek için müzakerelerde sunulan her teklife olumlu yaklaştığını, buna karşın İsrail'in süreci reddederek operasyonlarına kasten devam ettiğini savundu.

Gazze şehrinde bir sokakta Hamas polisi (Arşiv- Reuters)Gazze şehrinde bir sokakta Hamas polisi (Arşiv- Reuters)

Nitekim olası bir kaosu önlemek amacıyla polis güçlerinin Gazze'nin çeşitli bölgelerine konuşlandığı sırada, İsrail güçleri Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Megazi mülteci kampında bir araçta bulunan 3 emniyet görevlisini düzenlediği saldırıyla öldürdü.

Hamas yetkilisi, İsrail'in polis ve güvenlik güçlerini hedef alması nedeniyle yaşanan güvenlik zafiyetinin ve silahlı çetelerin daha önce giriştiği eylemlerin, hareketin başarılı olabileceği yönünde örgüt içinde bir endişe yarattığını kabul etti. Bu durumun hareketi ve iç güvenlik realitesini olumsuz etkileyerek katlanılamaz yeni bir durum dayatmasından korkulduğunu belirten kaynak, kaos yaratma girişimlerine karşı sahada "uygun şekilde" müdahale edilmesi yönünde iç talimatlar verildiğini gizlemedi. Ayrıca aşiretler ve kanaat önderleriyle koordineli şekilde, taşıdığı büyük riskler nedeniyle bu hareketi boşa çıkarmak için organize bir medya kampanyası yürütüldüğünü de ifade etti.

Hamas'ın son dönemde, insani krizin asıl sorumlusunun yardımların girişini engelleyen ve zaman zaman miktarını azaltan İsrail olduğunu vurgulayan medya kampanyalarına hız verdiği gözlemlendi. Hareket ayrıca, Gazze İdari Komitesi'nin sorumlulukları üstlenmek üzere bölgeye girişini defalarca talep ettiğini, ancak bunun halen engellendiğini belirtti.

Siyasi analizler ve sahadaki gerçeklik

Hamas çizgisine yakınlığıyla bilinen siyasi analist İbrahim el-Medhun, hareketin başarısız olmasının siyasi bir mesaj taşıdığını belirterek, Gazze Şeridi'ndeki halk tabanının savaş boyunca maruz kaldığı bütün yıkıma rağmen ulusal ilkelerine bağlı kaldığını ve "şüpheli projelere" alet olmadığını savunu.

Filistinliler, 22 Haziran 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracın yanında (DPA)Filistinliler, 22 Haziran 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir aracın yanında (DPA)

Şarku’l Avsat'a konuşan el-Medhun, halkın güvenlik güçlerinden korktuğu için değil, "ulusal utanç çemberine" düşme ve İsrail'e hizmet eden bir projenin parçası olarak görülme korkusuyla sokağa çıkmadığını iddia etti. Yaşadıkları acıların istismar edilmesini reddeden bölge halkı arasında bir bilinç oluştuğunu söyleyen el-Medhun; olası bir kaosa sürüklenmenin yalnızca bütün ölüm, yıkım ve kuşatmadan sorumlu olan İsrail'in işine yarayacağını, aşiretlerin, aydınların ve diğer Filistinli grupların takındığı ortak tavrın da hareketin başarısızlığında büyük rol oynadığını belirtti. El-Medhun, Filistin davasının tarihinin en tehlikeli aşamasından geçtiği bu dönemde birlik olmanın ve sorumluluk almanın şart olduğunu vurguladı.

Buna karşılık, yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim ise Hamas'ın bu başarısızlık karşısında "sevincini" abartmaması gerektiği uyarısında bulundu. Hamas'ın, İsrail savaşının bir şekilde devam ettiği ve siyasi bir ufkun görünmediği Gazze Şeridi'ndeki mevcut sorunun parçası olduğunu belirten İbrahim, hareketi iç meselelerdeki birçok konuyu yeniden gözden geçirmeye, halkla ve sahadaki gerçeklerle daha sağlıklı bağlar kurmaya çağırdı. İbrahim; Hamas'ın bahaneleri ortadan kaldırarak ve müzakerelerde esneklik göstererek halkın öfkesini dindirmesi gerektiğini, böylece Gazzelilerin topraklarında kalmasının sağlanabileceğini ve İsrail'in Gazze Şeridi'nin yüzde 70'ini kontrolü altına alarak yaratmaya çalıştığı meydan okumalara karşı durulabileceğini, zira halkın daha fazla dayanacak gücünün kalmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'a konuşan Mustafa İbrahim, hareketin başarısızlık nedenlerinden birinin, organizatörlerin Gazze Şeridi dışındaki kişilerden oluşması ve halka liderlik edecek gerçek bir figürün bulunmaması olduğunu belirtti. Eylemi organize edenlerin çoğunun tartışmalı isimler olduğunu, savaş öncesindeki benzer hareketlerin ise bölge içinden, aidiyeti ve eğilimleri bilinen kişilerce yürütüldüğünü hatırlattı. İbrahim, halkın kafasında oluşan "Gazze'yi yönetecek alternatif kim?" ve "Bu hareketin sonuçları ne olacak?" gibi pek çok sorunun da katılımı engellediğini belirtti.

Analist ayrıca, halkın tamamen insani durumlarını düzeltme arayışına odaklanması, su ve aşevi kuyruklarında beklemesi, yaşanan feci insani şartlar ve geçmişteki acı deneyimlerin yarattığı korku gibi nedenlerle bu harekete mesafeli yaklaştıklarını ifade etti. İsrail'in bu durumu kendi lehine kullanacağı endişesinin yanı sıra Hamas'ın aşiretleri, cami hatiplerini ve sosyal medya aktivistlerini seferber ederek yürüttüğü karşı propagandanın da eylemin engellenmesinde büyük başarı sağladığını kaydetti.

Organizatörlerin perspektifi: Fiziki başarısızlık, sembolik başarı

Hareketin organizatörlerinden biri olan ve savaş sırasında kaldığı evin bombalanması sonucu ailesinden pek çok kişiyi kaybedip Gazze Şeridi'nden ayrılmak zorunda kalan gazeteci Abdülhamid Abdülati ise hareketin; ezici insani gerçeklik, sert güvenlik baskısı ve savaş koşullarının siyasi olarak manipüle edilmesi şeklindeki üç boyutlu bir denklem nedeniyle başarısız olduğunu savundu.

Gazze Şeridi'ndeki Megazi mülteci kampında İsrail hava saldırısında hasar gören bir araçta çıkan yangını söndürmeye çalışan sivil savunma ekipleri (AP)Gazze Şeridi'ndeki Megazi mülteci kampında İsrail hava saldırısında hasar gören bir araçta çıkan yangını söndürmeye çalışan sivil savunma ekipleri (AP)

Abdülati, hareketin kendisini koruyacak geniş bir siyasi veya toplumsal şemsiyeden yoksun olduğunu, eyleme çağıranların ve katılanların sistemli bir şekilde "hain ilan edilme" ve karalama kampanyalarına maruz kaldığını belirtti. Hamas'ın, unsurlarını sokağa dökerek güç gösterisi yapma, ölüm tehditleri savurma ve sığınmacıları kamplardan çıkarma gibi sahada uyguladığı caydırıcı güvenlik önlemleri ile toplumsal karşı propagandayı birleştirerek sokağı nötralize etmeyi başardığını ifade etti. Abdülati, Gazze vatandaşının gözaltına alınmanın da ötesinde çadır ve yardım gibi en temel hayatta kalma unsurlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığı varoluşsal bir pazarlık yaşadığını, bu çetin savaş ortamında içe kapanmanın bir bilinçsizlik değil, bir hayatta kalma güdüsü olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat'a konuşan Abdülati, son olarak şu değerlendirmede bulundu: "Hareket, değişim yaratma konusundaki doğrudan hedeflerine ulaşamadı belki ama sembolik bir başarı elde etti. İçeride biriken öfkeyi ve sessiz çatlağın boyutunu gözler önüne serdi. Hamas'ın sokağı kontrol etmedeki başarısının geçici ve taktiksel bir güvenlik başarısı olduğunu, buna karşılık halk tabanında stratejik bir erime yaşadığını kanıtladı. Bu da demek oluyor ki mağduriyetler ve talepler bitmedi, sadece küllerin altında daha da yoğunlaştı."


Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
TT

Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi İşler ile Barış İnşasından Sorumlu Yetkili Rosemary DiCarlo, Sudan’ın yeni bir insani felaketin eşiğinde olduğunu belirterek, Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e yönelik olası saldırıya dair artan işaretler konusunda uyarıda bulundu.

BM Güvenlik Konseyi’nde Sudan’a ilişkin düzenlenen oturumda konuşan DiCarlo, son iki haftada el-Ubeyd çevresinde hem Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) hem de Sudan ordusu tarafından gerçekleştirilen insansız hava aracı (İHA) saldırılarında belirgin bir artış yaşandığını ifade etti. DiCarlo, bölgede herhangi bir askeri gerilim artışının yüz binlerce sivili doğrudan tehlikeye atacağını vurguladı.

Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Kolombiyalı vatandaşlar ve şirketlerin ağırlıkta olduğu sınır ötesi bir ağ içerisinde yer alan 4 kişi ve 4 şirkete yaptırım uyguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu ağın, eski Kolombiyalı askerleri devşirmek ve çocuklar da dahil olmak üzere savaşçıları HDK saflarında savaşmak üzere eğitmekle suçlanıyor.


Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
TT

Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) yeni hükümetin kurulması yolundaki durgun sular hareketleniyor. Ekim 2024’te yapılan seçimlerden bu yana yaklaşık iki yıldır ertelenen hükümet kurma süreci, kurulacak kabinede daha fazla nüfuz elde etmek isteyen rakip partiler arasındaki çekişmeler nedeniyle zorlu bir viraja girmiş durumda.

Seçim haritasında "Yeni Nesil" (Neweg) gibi yeni kurulan partiler yer alsa da Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Bafıl Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), bölgedeki siyasi ritmi belirlemeye devam ediyor.

KDP'li bir yönetici, "Hükümetin kurulamamasının sürmesi, tarafları yeniden seçim seçeneğine yaklaştırıyor" derken, muhalif cephe ise bölge başbakanlığı makamını ve hükümet koltuklarının yarı yarıya (yüzde 50) paylaşılmasını talep ediyor.

KYB ve Yeni Nesil Hareketi, şu ana kadar 100 sandalyeli IKBY parlamentosunda yaklaşık 38 sandalyeyi güvence altına alan bir ittifaka güveniyor. Bu sayı, onları 39 sandalyeye sahip KDP'ye oldukça yaklaştırıyor. Mevcut aritmetikte, parlamentodaki küçük partiler mutlak çoğunluğa (51 sandalye) ulaşmada bir "terazi kefesi" rolü oynuyor ve bu durum siyasi manevraları kızıştırıyor.

Gerçekler: IKBY 2024 seçim sonuçları ve sandalye dağılımı:

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): 39 sandalye

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): 23 sandalye

Yeni Nesil Hareketi (Neweg): 15 sandalye

İslam Birliği (Yekgirtu): 7 sandalye

Adalet Toplumu (Komal): 3 sandalye

Halk Cephesi (Berey Gel): 2 sandalye

Ulusal Duruş (Helwest): 2 sandalye

Goran (Değişim) Hareketi: 1 sandalye

Azınlıklar (Hristiyan ve Türkmenler): 5 sandalye

Bölge parlamentosunun seçilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen, başkanını seçmek ve komisyonlarını oluşturmak üzere henüz toplanamadı; dolayısıyla yeni hükümet de kurulamadı. Erbil'deki resmi bir kaynak, bu durumu KYB'nin hiçbir "seçim dayanağı" olmaksızın KDP ile bakanlıkları eşit şekilde paylaşmak istemesine bağlıyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan yetkili kaynak, "Erbil'deki eğilim, hükümetin yalnızca iki ana parti arasında kurulması yönünde" diyerek KDP'nin seçimde birinci çıktığını ve KYB dahil tüm güçlerle diyalog kurduğunu belirtti. Ancak aynı kaynak, Bafıl Talabani'nin Yeni Nesil lideri Şasvar Abdulvahid’i gözaltına alıp ardından onu ittifaka zorladığını iddia etti.

Süleymaniye'deki bir güvenlik gücü, Ağustos 2025'te Abdulvahid'i "hakaret ve diğer davalarla ilgili yargı emirleri" doğrultusunda gözaltına almış, Abdulvahid ise davanın tamamen siyasi kaynaklı olduğunu savunmuştu. Yaklaşık 5 aylık tutukluluğun ardından, Süleymaniye Mahkemesi Ocak 2026’da Abdulvahid’i kefaletle serbest bıraktı. Serbest kalmasının ardından Abdulvahid, Talabani ile nadir görülen bir ittifak kurarak KYB’nin KDP karşısındaki müzakere konumunu güçlendirdi.

Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)

Hükümetin eşit paylaşımı talebi

KDP kanadı, KYB’nin rakiplerinin bileğini bükmek istediğini ve seçim sonuçlarının ötesinde zorla koltuk paylaşımı talep ederek süreci tıkadığını savunuyor. IKBY milletvekillerinin 2 Aralık 2024'te sadece yemin etmekle sınırlı kalan tek oturumundan bu yana parlamento iki büyük parti arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kapalı tutuluyor.

Yeni Nesil ile KYB arasındaki ittifakın kalıcılığı konusunda da şüpheler var. Özellikle geçmişini muhalefet üzerine kuran Şasvar Abdulvahid’in partisinde bu ortaklığa içten içe karşı çıkıldığı yönünde haberler mevcut. Ancak Abdulvahid Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, partisinde bu ittifaka karşı çıkan milletvekili olmadığını, olsaydı bunu açıkça ilan edeceklerini belirterek şunları söyledi:

"Yeni ittifakımız KDP ile aynı sayıda sandalyeye sahip. Bu da bize yeni hükümette başbakanlığın yanı sıra bakanlıkların yarısını alma hakkı veriyor. Bu denkleme uymamak, bölgeye zarar vermek anlamına gelir."

Yeni Nesil Parti lideri Şasivar Abdulvahid (NRT kanalı)Yeni Nesil Parti lideri Şasvar Abdulvahid (NRT kanalı)

"Zoraki İttifak" suçlaması

KDP, Talabani-Abdulvahid ittifakını homojen bir cephe olarak görmüyor. KDP yöneticilerinden Dijwar Faik, "KYB, Yeni Nesil liderini hapse atarak bu ittifakı ona dayattı, bu zoraki bir anlaşmadır" dedi. Faik, KDP'nin aslında Yeni Nesil ile müzakere edip onu ikna edebilecek güçte olduğunu, ancak 1992’den beri süregelen KYB ortaklığına darbe vurmak istemediğini belirtti.

IKBY’de ilk hükümet 1991 ayaklanmasının ardından 1992 yılında KDP ve KYB arasındaki yarı yarıya (50-50) güç paylaşımı esasına göre kurulmuştu. Bugün ise Faik, krizin çözülememesi durumunda tek çarenin yeniden seçime gitmek olduğunu ve seçim birincisi olarak başbakanlık makamının KDP'nin anayasal hakkı olduğunu savunuyor.

Buna karşılık KYB yöneticisi Ahmed el-Herki, KDP’yi yeni siyasi gerçekliği kabullenmemekle suçlayarak, "Yeni sayısal denklem gelecekteki hükümetin temeli olmalıdır. KDP eskiden bunu savunuyordu, şimdi ise bizim Yeni Nesil ile ittifakımızı hazmedemiyor" dedi. El-Herki, Kasım 2025’teki Irak genel seçimlerinin ardından IKBY hükümeti için bir ön anlaşma sağlandığını, ancak Nisan 2026’da Irak Cumhurbaşkanlığı makamının KYB adayı Nizar Amedi lehine sonuçlanmasıyla iki partinin arasının yeniden açıldığını belirtti.

KYB'li bir diğer yönetici Suran el-Davudi ise partilerinden yükselen yeni vizyonu şu sözlerle özetledi: "Bağdat ile ilişkileri geliştirmeyi, mali krizleri aşarak memur maaşlarının düzenli ödenmesini hedefliyoruz. Bu da KDP'nin ortaklık, denge ve yetki paylaşımına dayalı yeni bir yönetim felsefesini kabul etmesini gerektiriyor."

Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)

Hukuki bir ihlal var mı?

KDP, parlamento aktifleştikten sonra bu tür ittifakların kurulmasını hukuki bir ihlal olarak görüyor. Dijwar Faik, iki partinin bakanlıkların yarısını talep etme hakkı olmadığını, bu seçeneğe parlamento açılmadan önce başvurmaları gerektiğini ifade ederek, KDP'nin kendisini destekleyen diğer bloklarla birlikte aslında 44 sandalyelik bir güce ulaştığını iddia ediyor.

Buna karşın KYB ve Yeni Nesil kanadı, seçimlerden sonra ittifak kurmanın bütün siyasi sistemlerde son derece doğal bir durum olduğunu ve bunun en son Irak genel seçimlerinde de yaşandığını belirterek, hukuki bir engel bulunmadığını savunuyor. Her iki tarafın da pozisyonunu koruması nedeniyle Kürt bölgesinde hükümetin kurulması iki tarihi rakip arasındaki uzlaşıya kilitlenmiş durumda.