Brigitte Macron: Göründüğünden daha siyasi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)
TT

Brigitte Macron: Göründüğünden daha siyasi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)

Radab Nahar
Geçen yıl en çok satanlar listesine giren ve büyük bir başarı elde eden Fransız kitaplar arasında, Le Parisien gazetesinde yazar olan Ava Djamshidi ve Nathalie Schuck’un kaleme aldığı ‘Bayan Başkan’ (Madame la president) kitabı da yer aldı. Kitap, Elysee Sarayı’nı tanıtırken, Fransa Cumhurbaşkanı olan eşi Emmanuel Macron’un hayatında ve ülkeyi yönetmeye yönelik siyasi kararlarında Fransa’nın First Lady’si Brigitte Macron’un oynadığı gerçek role değiniyor.
Plon yayınevi tarafından basılan kitap, yaklaşık 300 sayfadan ve 5 bölümden oluşurken, siyasetçi ve tecrübeli bir kadın olarak Brigitte Macron’u içeriyor. Fransızlar, Brigitte’i, ince bir vücuda ve ilginç bir gülümsemeye sahip bir kadın, halka açık alanlarda ve her münasebette daima eşinin yanında veya arkasında yer almak isteyen nazik bir hanımefendi olarak tanıyor. Ancak perde arkasında, Fransa devletinin işlerinde belirleyici bir rol oynadığını kim bilebilirdi ki? Ya da Elysee’de yaşanan her şey özellikle de söylenen her cümle hakkında bilgi sahibi olduğu kim tarafından bilinebilirdi ki?
Öte yandan kitap, kendisinden 24 yaş büyük olmasına rağmen ebedi bir aşk bağına sahip bir erkekle bir kadının hikayesini anlatıyor. 30 yıllık geçmişe sahip bu hikaye, kitapta efsanelerden ve masallardan biriymiş gibi sergileniyor. Peki ya öğretmenine aşık olan bu öğrenci, nasıl cumhurbaşkanı oldu? Cevap oldukça basit; Macron hırslı, mücadeleci ve savaşçı bir adam. Aynı zamanda eşi de onu, hayatındaki en zor ve en tehlikeli durumlarda bile ileriye taşıyabilen çok güçlü bir karaktere sahip.
Kitabın içeriği, oldukça zaman ve çaba almış. Öyle ki Djamshidi ve Schuck, First Lady ile yapılmış 4 görüşmenin yanı sıra, çifte yakın birkaç siyasi isimle röportaj ve toplantılarına güveniyor.
Kitap, cumhurbaşkanlığını üstlenmek için hazırlık döneminden hikayelerin yardımıyla, olay ve diyalogların sanki dün yaşanmış gibi sunumuyla Fransa Cumhurbaşkanı’nın Elysee Sarayı’ndan önce ve sonra eşiyle olan ilişkisine bir bakış sağlayan zengin bir çalışma.
Kitap, Cumhurbaşkanı Macron’un, eşi Brigitte’e olan güçlü ilişkisini yansıtan beden diline odaklanıyor.
Brigitte olmadan asla!
Çiftin ilişkisini takip ederken Bayan Başkan, Cumhurbaşkanı Macron’un, (yoğun muhalefet ortasında ilk kez Fransa’nın First Lady’si pozisyonuna ulaşan) eşi Brigitte’e olan güçlü ilişkisini yansıtan beden diline odaklanıyor.
Kitap ayrıca, en küçük ayrıntılara ve Macron’un ‘eşinin her zaman yanında olmasına ihtiyaç duyduğu’ kendiliğinden gelişen eylemlerine de ışık tutuyor.
Bu çerçevede özel seçim kampanyaları sırasında Macron’un yanında çalışanlardan biri, “Cumhurbaşkanı Macron’dan, kampanya günlerinden en sık duyduğum cümle ‘Brigitte nerede?’ oldu” ifadelerini kullandı.
Brigitte, yalnızca randevularını değil eşiyle ilgili tüm meseleleri, hatta onun hayatını da koordine etmeye çalışıyor. Zaman çizelgesi ise her zaman önem verdiği konular arasında yer alıyor. Zira her şey belirli bir nizama göre yürümeli; yemek saatleri, uyku vakitleri, toplantılar, görüşmeler, dinlenme vakitleri… Brigitte Macron, düzenli, dakik ve son derece organize bir kadın.
“Her şeyini ona borçlu. Onun sayesinde cumhurbaşkanı oldu”. Emmanuel Macron’un yakın bir arkadaşının Le Parisien gazetesine söylediği ifadeler. Bu ifadelere, aynı zamanda kitabın sayfalarında da rastlamak mümkün. Birçok kesim, Macron 15 yaşında Fransa’nın kuzeyindeki Amiens şehrinde bir ortaokulda eğitim görürken Brigitte’in, onun drama öğretmeni olduğu hikayesini ve Brigitte’in onun üzerindeki etkisini biliyor.
Macron, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğinin ‘insanlığa karşı bir suç’ olduğunu belirttiğinde yanındaki hiç kimse, onu yaptığı bu büyük hata dolayısıyla uyarmaya cesaret edemedi. Ancak eşi onu azarladı ve kendisine, “Eğer cumhurbaşkanı olmak istiyorsan, bu tür sözler söylememelisin” dedi.
Ama Macron’u cesaretlendirmekten ve desteklemekten geri durmamasına rağmen Brigitte, gerektiğinde eşini ilk eleştiren kişi de oldu. Örneğin Macron, 14 Şubat 2017 tarihinde BFM televizyon kanalında bir programda, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğini, ‘barbarca’ olarak nitelendirerek, bunun ‘insanlığa karşı bir suç’ olduğunu ifade etmişti. O dönemde yanındaki hiç kimse, onu yaptığı bu büyük hata dolayısıyla uyarmaya cesaret edememişti. Kitabın yazarları ise kitapta, açıklamanın ardından Brigitte’in nasıl kampanya merkezine girdiğini ve onu nasıl azarladığını anlatıyor. Yazarlara göre eşi, Macron’a, ‘eğer cumhurbaşkanı olmak istiyorsa, bu tür sözler söylememesi’ gerektiğini bildirdi
Bu çerçevede Brigitte Macron, göreve başladıktan sonra eşinin konuşmasıyla ilgilenmekle yetinmedi, aksine Fransa halkına hitaben kullandığı kısa cümleleri reddederek, içeriğe müdahalelerde bulunmaya başladı. Zira ona göre bu kısa konuşma biçimleri, tüm Fransızlar tarafınca anlaşılır olmayabilirdi. Bu yüzden eşini, ‘yalnızca zenginlerin başkanı olduğu’ klişesini kırarak, tüm sosyal sınıflara ulaşmasını sağlayan hitap şekillerine yöneltti.
Kitap, cumhurbaşkanının danışmanlarının, Brigitte’in varlığından ve her konudaki müdahalelerinden hoşnut olmadığına değiniyor. Öyle ki onu, cumhurbaşkanlığı çemberinde ve siyasi mutfakta kendi pozisyonlarına karşı gerçek bir tehdit olarak görüyorlardı. Bazı danışmanlar, Brigitte’e karşı düşmanlık ve nefret besliyordu.
Otorite korkuları
Djamshidi ve Schuck, Amiens lisesinde bu basit Fransız öğretmenin, tarihe dahil olacağını, haber manşetlerine adını yazdıracağını ve modern dünyanın en ünlü kadın figürlerinden biri olacağını kimin hayal edebileceğini soruyor. Ayrıca çikolata üreticisi olan basit bir aileye mensup Brigitte’in eski öğrencisiyle olan evliliğinin, modern prensesler ve First Lady’ler kulübüne gireceğini kim tahmin edebileceğini sorguluyor.
Yazarlar daha sonra ise Brigitte Macron’un, biriyle her görüşmesinde Clinton çiftiyle olan şakalaşmasına nasıl güldüğüne değiniyor. Hillary bağırarak, “Ah, ben onu tanıyorum. Onunla daha önce dışarı çıktım” diyordu. Bill ise, “İlişkinde onunla kalsaydın, şimdi kırsal bir kasabada otopark kadını olacağını biliyor musun?” diye konuşuyor. Clinton ise, “Hayır, eğer onunla kalsaydım, ABD Başkanı olurdu. Arkansas’ta bir çukurdasın” ifadelerini kullanıyor.
Belki de bu şaka, yazarların sorusuna da yanıt veriyor. Ayrıca First Lady’inin kendinden ne denli emin olduğunu ve otoriteye ulaşma yeteneğini ortaya koyuyor.
Ama otoritenin de endişeleri var. Yazarlar, Brigitte Macron’u, eşinin Fransa Cumhurbaşkanlığına ulaşmaya hazırlanırken, elinden geleni yaptığına değiniyor. Seçim kampanyasının son aylarında, özellikle de eşinin zafer kazanacağını anladığında konuya ilişkim tüm literatürleri ve fikirleri incelediğini söylüyorlar. Yazarlara göre Brigitte, kendilerine “Fransız First Lady’lerle ilgili her şeyi okudum” dedi. Cumhurbaşkanlığı tarzını yaşamaktan nefret eden, hiç var olmamış gibi marjinalize edilenler de dahil, bu hayatta hepsinin mutsuz olduğunu söyleyen Brigitte, “Okuyarak, öykülerini çevreleyen trajediyi, şiddeti ve komploları hissettim, aynı şekilde ölümü de” dedi. Brigitte Macron, eşinin kafasının dünyanın dört bir yanından gelen kameralar önünde patladığını gördüğünde Jacqueline Kennedy’nin korkunç kaderinden endişe duymuştu. Petit Clamart bölgesinde, General Charles de Gaulle ve eşine yapılan saldırıyı hatırladığında adeta titremişti.
Otoritenin, ağır bir yük taşımasını beklemediğini söyleyemeyiz. İnsanlardan, hatta dünyadaki bazı resmi şahsiyetlerden ‘eşiyle olan yaş farkından başlayarak, Elysee ve ülkenin tüm bölgelerindeki siyasi ve idari farklılıklara kadar’ sert eleştirilere maruz kaldı.
Öte yandan direnişe ve cesarete tutundu. Asla ayrıcalıklı bir konumda olmadığı bir ilerleme için sabırsızlanıyordu.
Gizemli belge
Kitap, araştırmalarını, Fransa’nın First Lady’sinin notlarına ışık tutarak sonlandırıyor. Brigitte Macron, anılarını not ediyordu. Bunu, Elysee Sarayı’na girmeden önce de yapardı. İyi ya da kötü, yönetim içinde veya dışında yaşadığı anları belgeliyordu. Gizemli belgeleri hiç okumayan arkadaşları, bunları ‘küçük bir gazete’ olarak nitelendiriyor. Peki ya acaba bunlar, ne kadar sır içeriyordu ve yayınlanabilirler miydi?
Her zaman yazar olmayı hayal ettiğini söyleyen Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı görevinin bitmesi sonrasında bunlar hususunda bir kitap yayınlayacak mı?
Belki evet… Elysee’den ayrıldıktan sonra çift, iki normal yazar gibi hayatlarına devam edebilir. Önceki hayatlarında olduğu gibi normal bir yaşam sürebilirler, ancak lise hatıraları ve Elysee yaşantılarıyla birlikte…
Kitap: Madame la president 
Yazarlar: Ava Djamshidi ve Nathalie Schuck
Yayınevi: Plon



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.