Besic ve Müslüman Kardeşler’in çocuk askerleri

Besic, çocukları savaş cephelerine sürüyor. (AFP)
Besic, çocukları savaş cephelerine sürüyor. (AFP)
TT

Besic ve Müslüman Kardeşler’in çocuk askerleri

Besic, çocukları savaş cephelerine sürüyor. (AFP)
Besic, çocukları savaş cephelerine sürüyor. (AFP)

İnci Atvan
Dünya liderleri yaklaşık 10 yıl önce çocukların asker olarak kullanılmasını durdurmak için birlikte çalışma kararı aldılar. Ancak bununla birlikte 12 Şubat ‘Çocukların Asker Olarak Kullanılmasına Karşı Mücadele Günü’ vesilesiyle birçok faaliyet yürütülse de çocuklarla ilgili araştırmalar yapan uluslararası kuruluşlar durumda fazla bir iyileşme kaydedilmediğini açıkladı.
Sivil toplum kuruluşu olan World Vision International, bazıları 7 yaşından küçük olan 300 binden fazla çocuğun 2019 yılında farklı ülkelerde askere alındığını duyurdu. Söz konusu çocukların, çatışmalara maruz kalan Afrika ülkelerinde, Irak, Suriye, Yemen ve Afganistan gibi çatışmaların sürdüğü alanlardaki paramiliter güçlerin yanı sıra DEAŞ ve El-Kaide gibi terör grupları tarafından asker olarak kullanıldığı belirtildi. Kuruluş, bazı hükümet veya kuruluşların, çocukların beyinlerini yıkayarak yerlerine kendi ideolojik ilkelerini yerleştirdiklerine dikkati çekti.
Besic, çocukları savaşmak için eğitiyor
ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Asıllıları Kontrol Şubesi, 16 Ekim 2018 tarihinde Besic’e finansal destek sağlayan şirketlere yaptırım uyguladı. Besic, İran Devrim Muhafızları Ordusu komutası altında paramiliter bir güç olarak faaliyet gösteriyor. ABD yönetimine göre bu güç, bölgede Devrim Muhafızları tarafından başlatılan çatışmalarda çocukların orduya alınması, telkin edilmesi, eğitilmesi ve konuşlandırılması gibi çeşitli faaliyetler yürütüyor.
Besic, 1979 yılında İran’daki İslam devriminden kısa bir süre sonra, iç güvenlik sağlama araçlarından biri olarak kuruldu. 2007 yılında Devrim Muhafızları’nın resmi yetkisi altına giren bu gücün İran’ın her şehrinde şubesi var. Faaliyetleri kapsamında ise okul yaşına gelmiş çocukların ikna edilmesi ve yaşları 12’yi aşmayan çocuklara savaş eğitimi verilmesi de yer alıyor.
Fatimiyyun Tugayı
Besic, İran’da şiddetli baskı faaliyetleri ve ciddi insan hakları ihlallerine katılımın yanı sıra (daha sonra Suriye’ye konuşlandırılacak olan) Devrim Muhafızları içerisindeki çocuklar da dahil savaşçıları orduya almak ve eğitmekle görevli.
ABD Hazine Bakanlığı’nın internet sitesine göre bu güç, İran vatandaşlarının yanı sıra İran’daki Afgan mültecileri de orduda görevlendiriyor. Bu çerçevede 14 yaşını aşmamış çocuklar, Suriye’de İran Devrim Muhafızları kontrolü altındaki savaşçılardan oluşan bir milis güç olan Fatimiyyun Tugayı’na dahil edildi. Diğer bazı çocuklar da Zeynebiyyun Tugayı bünyesine alındı. Pakistan vatandaşlarından oluşan bu milis gücün Suriye’de Devrim Muhafızları kontrolüne tabi olduğu biliniyor.

(AFP)
Ortadoğu Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre Besic milisleri, İran’daki molla rejiminin merkezi unsuru konumunda. Toplumsal ve siyasi bir katılım sergileyen bir güvenlik örgütü olması dolayısıyla radikalizm çıkarlarını da destekliyorlar.
2013’teki çalışma, üniversite öğrencileri, fabrika çalışanları, devlet çalışanları ve mühendisler de dahil olmak üzere Besic’e bağlı 17 kuruluşun bulunduğunu ortaya koydu. Aynı şekilde düzenli, aktif ve özel olmak üzere üç çeşit üyelik şekli mevcut olduğu kaydedildi.
Örgütün büyük çoğunluğu düzenli unsurlardan oluşuyor. Aktif üyelikte orta düzeyde faaliyetler ortaya koyulurken temel ideolojik kurslar ve askeri eğitimler veriliyor. Söz konusu üyeler arasında çocuk askerler de bulunuyor. Özel üyelik ise Devrim Muhafızları saflarına tam katılım gösteren askerleri kapsıyor.
Savaş suçu
Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü) kuruluşuna göre İran, 1980’lerdeki İran- Irak savaşı sırasında binlerce çocuk askeri gönüllü güçler olarak kullandı. Söz konusu çocuk askerler, sınırlı eğitimlerle en tehlikeli savaş koşulları altında savaştırılarak ölmelerine neden olundu. Yetkililer, çocukların orduya alındığına dair kanıtlara ulaştığında çocukların gönüllülüğü ve asker olarak kullanılmasına yol açan askeri zorunluluklar gibi’ bazı yasa dışı gerekçeler olduğuna dikkat çektiler.
Uluslararası kurallara göre 15 yaş altındaki çocukların orduya alınması savaş suçu olarak sayılıyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilgili İsteğe Bağlı Protokolü, orduya ve savaş faaliyetlerine alım için asgari yaşın 18 olduğunu vurguluyor. İran’ın da bu protokolde imzası var. Ancak parlamentosu henüz bu protokolü onaylamadı.
Müslüman Kardeşler ve beyin yıkama
Ancak İran’ın dini eğitim yoluyla çocukları orduya alma ve ideolojik olarak beyinlerini yıkama yöntemi bu ülkedeki teokratik yönetimle sınırlı değil. Bu durum Müslüman Kardeşler’in siyasi hayata girmeden önce, 1928 yılında dini bir grup olarak ortaya çıkmasıyla başladı.
Çok sayıda araştırma, Müslüman Kardeşler’in gençlerin kendilerinden büyüklere sadakatlerini sağlayarak ideolojik yönetime dayalı uygulamalar gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. Bu durum örgütün 2012 yılında iktidara yükselmesinden ve bir yıl sonra hızla düşüş yaşamasından önce Mısır’da ve diğer bölgelerde toplumsal güçlenmeyi sağlamasına yardımcı oldu.

(AFP)
Washington Enstitüsü’nde İslami gruplar konusunda çalışmalar yürüten ABD’li araştırmacı Eric Treasure, Müslüman Kardeşler’in çocukları fikri ve ideolojik açıdan ikna etmek için 9 yaşını aşmadan orduya aldığını aktardı. Treasure’a göre Müslüman Kardeşler üyeleri, Mısır’daki hemen hemen her üniversitede bünyesine yeni üyeler katıyor. Orduya alımların güçlü dindarlık belirtileri gösteren öğrencilere yakınlaşarak başladığını belirten Treasure, bazı Müslüman Kardeşler üyelerinin öğrencilerle sohbet ederek arkadaş olduğunu ve öğrencileri futbolda ve derslerinde yardımcı olmak gibi siyasi olmayan normal faaliyetlerle meşgul ettiğini vurguladı. Eric Treasure’a göre orduya alım süreci bir yıla kadar da sürebiliyor.
Müslüman Kardeşler ile bağlılık dereceleri
Müslüman Kardeşler’de de tıpkı Besic örgütünde olduğu gibi sadakat düzeyine ve grubun hedefleri lehine çalışma sürecine bağlı olarak bağlılık dereceleri bulunuyor. Grup, Ezher Üniversitesi öğrencilerinden oluşan üyeleri, Aralık 2016’da askeri geçit töreninde görünene kadar silahlı bir kol olduğunu reddediyordu.
Grup, 2012 yılında Mısır’da iktidara geldiğinde suçlu görülen unsurları gözaltına almak için ‘yönetimden yararlanan sivil gücün’ oluşturulduğunu duyurdu. Bu güç açıkça ilk olarak Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi tarafından ilan edilen anayasa bildirisine karşı protesto gösterileri sırasında ortaya çıktı. Zira 5 Aralık 2012 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde Müslüman Kardeşler’e bağlı milisler tarafından eylemcilere saldırı düzenlendi.
Söz konusu dönemde Özgürlük ve Adalet Partisi Başkanı Yardımcısı İsam el-Aryan bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada “Ruhsatlı silah taşımak için yasal koruma eğitimi alma hakkımız var. 28 merkezimize saldırı düzenlendi. Kendimizi savunma hakkına sahip değil miyiz?” ifadesini kullandı.
Fiziksel taciz
World Vision’ın 2019 yılı istatistiklerine göre farklı çatışma alanlarındaki silahlı gruplar, psikolojik ve kültürel olarak kendine çekme ve etkileme kolaylığı nedeniyle çocukları savaş saflarında kullanmak için sömürüyor. Yemen’de 842 çocuğun çoğunluğu Husi milisler tarafından orduya alınmış durumda. Aynı şekilde Arap Yarımadası’ndaki El-Kaide ve Halk Komiteleri de 2013 yılında çok sayıda çocuğu orduda görevlendirdi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri çocukların Ensar eş-Şeriat olarak da tanınan El-Kaide örgütü tarafından fiziksel tacizde bulunmak için orduya alındığına dikkati çekti.
Suriye’de de çocuk asker sayısı 961’e ulaştı. 2014 yılından bu yana çatışan taraflar, 7 yaşından küçük çocukları orduya alıyor. 2015 yılında UNICEF tarafından yapılan araştırmada orduya alınan çocukların yarısından fazlasının 15 yaşından küçük olduğu belirtilidi. Çocuklar ayrıca Özgür Suriye Ordusu ve ona bağlı gruplar, Tevhid Tugayı, Ahrar eş-Şam, Nusra Cephesi ve İslam Ordusu tarafından da asker olarak kullanıldı.
Son istatistiklere göre Şii ve Sünni silahlı gruplar tarafından orduya alınan çocuk sayısı 523’e ulaştı. Bu sayı Afganistan’da 643. İç silahlı çatışmalar, hükümet güçleri ve saldırgan silahlı gruplar tarafından yaygın şekilde çocukların sömürülmesine tanık olunan Myanmar’da ise 491 çocuk orduya alınmış durumda. UNICEF tarafından 2017 yılına kadar yayınlanan verilere göre Uluslararası Çocuk Askerler Örgütü, 2012 yılından sonra savaşan 700 çocuğun ordudan bırakılmasını sağladı. Aynı şekilde 382 ulusal ordu yetkilisine karşı da davalar açıldı.
Konuya dair 2019 yılında yayınlanan listenin üst sırasında Afrika ülkeleri yer aldı. Somali’de eş-Şebab terör örgütü tarafından 2 bin 221 çocuğun, Nijerya’da bin 92 çocuğun, Güney Sudan’da bin 221 çocuğun, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde 291 çocuğun ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde bin 49 çocuğun asker olarak kullanıldığı kaydedildi.

 


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.


İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor
TT

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz  bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine yönelik yakın bir İsrail askeri saldırısı uyarısında bulunmasından kısa bir süre sonra İsrail ordusunun İran'a karşı “önleyici bir saldırı” başlattığını duyurdu.

Buna karşılık İran silahlı kuvvetleri İsrail'e karşılık vermede “sınır tanımayacaklarını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kudüs'ü işgal eden rejim tüm kırmızı çizgileri aştığına göre ... Bu suça karşılık vermenin sınırı olmayacaktır.”

Şu ana kadar yaşanan gelişmelerden bazıları...

  • Yükselen Aslan Operasyonu: Cuma günü şafak vakti İsrail, Natanz'daki Ahmedi Ruşen uranyum zenginleştirme kompleksi de dahil olmak üzere İran'daki çok sayıda nükleer ve askeri tesisin yanı sıra birçoğu suikasta kurban giden üst düzey askeri komutanların evlerine “kesin ve önleyici” saldırılar düzenledi.
  • Hedef alınan İranlı liderler: Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Ortak Operasyonlar Dairesi Komutanı General Gulam Ali Raşid öldürüldü.
  • Nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar: Saldırılarda başta Muhammed Mehdi Tahrani ve Feridun Abbasi olmak üzere altı nükleer bilim adamı öldürüldü.
  • İran'ın tepkisi: Tahran Tel Aviv'e doğru çok sayıda füze ile karşılık verdi.

*İran Devrim Muhafızları: Füze saldırımızda ülkemizi vurmak için kullanılan İsrail askeri merkezlerini ve hava üslerini hedef aldık.

*Washington'un İran füzelerine karşı İsrail'e yardım ettiğini söyleyen ABD'li bir yetkili: “ABD'nin İsrail'i hedef alan füzelerin düşürülmesine yardımcı olduğunu teyit ediyorum” dedi.

*İsrail medyasında yer alan haberlere göre acil servisler İran'ın füze saldırısında ikisi ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandı.

*CNN'e konuşan İsrailli yetkili şu ifadeleri kullandı: "Bakanlar Kurulu şu anda İran'ın füze saldırısına verilecek yanıtı görüşmek üzere toplanıyor."

*İsrail Savunma Bakanlığı İran'a ait onlarca hava savunma sistemi hedefinin imha edildiğini duyurdu.

*İsrail ordusu , gerekli olduğu sürece operasyonlara devam etmeye hazır olduğunu açıkladı.

*İsrail ordusu, Hemedan ve Tebriz de dahil olmak üzere İran Hava Kuvvetleri'ne ait askeri üslere saldırdığını ve imha ettiğini açıkladı.

*Trump, Washington'un bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla krizin çözümüne yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

*Suudi Arabistan Nükleer Düzenleme Kurumu: Krallığın çevresi herhangi bir radyolojik sonuca karşı güvenlidir.

*Katar Emiri Trump ile telefonda görüşerek gerilimin azaltılması ve diplomatik çözümlere ulaşılması gerektiğini vurguladı.

*İran hava sahası Cumartesi gününe kadar kapalı kalacak.

*İran Televizyonu: Hava savunma sistemleri ilk kez iki İsrail F-35 savaş uçağını düşürdü.

*İran'a yönelik daha fazla saldırıda bulunma sözü veren Netanyahu yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Son 24 saat içinde üst düzey askeri komutanları, önde gelen nükleer bilim adamlarını, rejimin en önemli uranyum zenginleştirme tesislerini ve balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırdık. Daha fazlası gelecek... Rejim kendisine ne yapıldığını ya da ne yapılacağını bilmiyor. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştı."

*İsrail ordusu: İran İsrail'e en az 100 roket fırlattı, bunların çoğu engellendi ya da hedefe ulaşmadı

*ABD Enerji Bakanı: Ortadoğu'daki mevcut durumun küresel enerji kaynakları üzerindeki olası etkilerini izlemek üzere Ulusal Güvenlik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde çalışıyoruz.

*İran , Fordo ve İsfahan tesislerinde sınırlı hasar olduğunu doğruladı.

*UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi:

*Nükleer tesislerin güvenliğini teyit etmek üzere İranlı yetkililerle temas halindeyiz.

*İran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin İsrail saldırılarının ilk dalgası sırasında hedef alındığını doğruladı.

*İranlı yetkililer bize Fordo ve İsfahan'daki iki nükleer tesisin saldırıya uğradığını bildirdi.

*İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği bir yer üstü tesisi imha edildi.

*Natanz'daki yeraltı zenginleştirme tesislerine yönelik bir saldırı olduğuna dair herhangi bir belirti yok ancak güç kaynağına yönelik saldırı santrifüjlere zarar vermiş olabilir.

*Sebepleri ya da koşulları ne olursa olsun nükleer tesisler asla saldırıya uğramamalıdır.

*İsrail Savunma Bakan, "İran, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerine roket atarak kırmızı çizgileri aşmıştır. İran rejimi ağır bir bedel ödeyecektir" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı, "İran rejimi her zamankinden daha zayıftır ve bu İran halkının rejime karşı durması için bir fırsattır. Netanyahu'dan İran halkına: Ben ve İsrail halkı sizinle birlikteyiz. İran'ın balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü imha ettik. İsrail, İran'a karşı tarihin en büyük askeri operasyonlarından birini başlattı. İranlıları baskıcı ve şeytani rejime karşı birleşmeye çağırıyorum."

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı Ortadoğu'da güvenlik, barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışmaya devam etmenin önemine vurgu yaptılar.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı itidal, gerilimi azaltma ve tüm anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesinin önemini ele aldı.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İranlı hacıların tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatanlarına ve ailelerine güvenli bir şekilde dönmeleri için koşullar hazır olana kadar kendilerine tüm hizmetlerin sağlanması talimatı verdi.

*İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'in askeri ve nükleer tesislere yönelik büyük saldırısının ardından ülkesinin itidal çağrılarını reddettiğini vurguladı.

*İsrail itfaiyesi İran'dan atılan roketin ardından binada mahsur kalanları kurtardı.

*İsrail itfaiyesi İran'ın füze saldırısının yol açtığı büyük olaylara müdahale ettiğini duyurdu

*İran devlet televizyonu: İsrail'e dördüncü roket dalgası fırlatıldı

*İsrail ordu sözcüsü İran medyasında yer alan bir savaş uçağının düşürüldüğü ve pilotun yakalandığı haberlerini yalanladı