​Batı algısında Hüsnü Mübarek: Doğrular ve yalanlar

 Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)
Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)
TT

​Batı algısında Hüsnü Mübarek: Doğrular ve yalanlar

 Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)
Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)

İnci Atvan
Eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek, salı sabahı öldü. Ardından gazetelerde, dergilerde ve sosyal medyada Mübarek’in 30 yıllık siyasal mirasına yönelik tartışmalar başladı.
Yönetimi bırakmasını isteyen Halk İntifadasının üzerinden dokuz yıl geçti ancak kendisi ve ailesi hakkındaki tartışmalar son bulmadı. Hüsnü Mübarek’in 11 Şubat 2011’de yönetimden azledilme şeklinin doğru olup olmadığı halen tartışılıyor.
Hüsnü Mübarek, Arap Baharı’nın düşen ilk ‘domino taşı’ Tunuslu mevkidaşı Zeynelabidin Bin Ali’nin aksine ülkesini terk etmemeyi tercih etti. Başkanlıktan istifa ettiğini duyurduğu 2 Şubat 2011'de ulusa seslendiği duygusal konuşmasında şunları söylemişti:
“Bu vatanda yaşadım ve onun için savaştım. Topraklarını, çıkarlarını ve egemenliğini korumak için mücadele verdim ve bu topraklarda öleceğim.”
ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a göre Mübarek’in verdiği bu söz, yargılanıp hapsedilmesine ve ardından da zorunlu ev hapsine maruz kalarak sağlığının kötüleşmesine neden oldu.
Son yıllarda Hüsnü Mübarek dönemine dair birçok gerçek gün yüzüne çıktı. İç tartışmaların ötesinde yurt dışından tanıklıklar, yakın Mısır tarihindeki önemli bir evreye ait olayların iç yüzünü gösterir nitelikte. Batı’nın 25 Ocak ‘halk hareketleri’ döneminde Hüsnü Mübarek’e dair tutumu tartışmalı olarak görülüyor. Batılı yetkililerin o dönemki açıklamaları, Batı basınında aleyhine yer alan haberler, makale ve yorumlar bugün dahi tartışmaya açıktır.
Batılı ülkeler, özellikle ABD ve İngiltere, 25 Ocak 2011’de halk hareketi başladığında ilk başlarda belirsiz bir tutum takındı. Daha sonra bu ülkeler protestoları desteklemekle birlikte, rejimin devrilmemesi gerektiği yönünde bir pozisyon benimsediler. Protestocuları ikna edecek reformların gerçekleştirilmesini savunsalar da daha sonra Mübarek’in istifasını ve iktidarın barışçıl bir şekilde geçişinin sağlanmasını desteklediler. 


ABD yönetimi, 25 Ocak olayları sırasında Mübarek hakkında kararsızdı. (Getty Images)

Hüsnü Mübarek’in görev süresi Eylül 2011'de sona eriyordu. Batılı ülkeler arasında görev süresini tamamlayıp ayrılması ve derhal ayrılması konusunda görüş ayrılıklarının olduğu dikkat çekiyordu.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Hard Choices ‘Zor Seçimler’ adlı kitabında söz konusu dönemde Beyaz Saray içinde Mısır’a dair yaşanan tartışmaları aktardı. Beyaz Saray ikilem içindeydi: Bir yandan özgürlükçü ABD ilkeleri protestocuların desteklenmesini gerekli kılıyordu diğer yandan ABD’nin bölgedeki önemli bir müttefiki olan Mısır’da yönetim değişikliğinin kargaşaya neden olma ihtimali söz konusuydu.
Clinton hatırlarında, protesto gösterilerinin devam ettiği 18 güne dair Mısır yönetimi ile Beyaz Saray arasındaki telefon trafiğine geniş bir şekilde yer veriyor. Aynı zamanda aile dostu olan Hüsnü Mübarek’le ilgili hayal kırıklığını ise şöyle ifade ediyordu:
“Yıllarca süren iktidardan sonra Mübarek’in Mısır halkının özgürlüğünü ve temel insan haklarını yok sayması gerçekten de hayal kırıcıydı. Üstelik ekonomi de kötü yönetiliyordu.’’
Ancak Hillary Clinton, Mübarek sonrasında yaşanabilecekler konusunda endişeli olduğunu itiraf ediyor ve Başkan Barack Obama'yı da bu konuda uyardığını söylüyor. Clinton sözlerine şöyle devam ediyor:
“ABD’nin ulusal çıkarlarıyla ilgili kaygılar tüm ABD yönetimlerini Mübarek’le iyi ilişkiler kurmasını sağladı. İran halen nükleer silah edinmeye çalışıyordu, El-Kaide de yeni saldırı tehditlerinde bulunuyordu. Süveyş Kanalı halen önemli bir ticaret rotasıydı ve İsrail’in güvenliği için Mısır’ın rolü hayati bir önem taşıyordu. Mübarek tüm bu konularda güvenilir bir ortaktı. Mübarek başkanlığındaki Mısır, bölgesel barış için kritik bir rol üstlenmişti. 30 yıllık iş birliğin ardından bu ilişkiden uzaklaşmaya hazır mıydık?”
Kitabının diğer bölümlerinde Mübarek'i "ABD’nin stratejik bir müttefiki" olarak tanımlayarak Mısır'daki olayların İran Devrimi’ne benzer sonuçlar vermesinden endişe duyduğunu belirten Clinton şöyle devam ediyor:
“İran Devrimi’nin bir benzerinin Mısır’da yaşanmasından korkuyorum. Eğer böyle olursa bu durum Mısır halkı için bir felaket anlamına gelir. Tarih diktatörlükten demokrasiye geçişte birçok zorluk olduğunu ispat etmiştir. Olaylar bir anda tehlikeli bir şekilde gelişip yanlış yollara sapabilir.”
Clinton’un endişelerini Obama’nın yardımcısı Joe Biden, ABD Savunma Bakanı Robert Gates ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon da paylaşıyordu. Ancak Obama kararını danışmanlarının etkisi altında verdi.
Mübarek’in azli konusunda çekinceleri olanlar yukarıda saydığımız isimlerden ibaret değildi. Daha sonra 25 Ocak olaylarını ele alan ABD basını, Hüsnü Mübarek’i Ortadoğu’da güvenilir bir ‘barış aracısı’ olarak niteliyordu. New York Times gazetesi, 25 Ocak-11 Şubat tarihleri arasında Mübarek’in düşüşünün Ortadoğu’daki barış görüşmelerini sekteye uğratabileceği yönünde çok sayıda makale yayınlamıştı. Buna Thomas Friedman ve o zamanlar ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı olan John Kerry’nin makaleleri örnek olarak gösterilebilir.

Yolsuzluk ve ekonomik başarısızlık tartışması
İktidar kurumlarından kaynaklanan idari, mali ve politik yolsuzluk, Mübarek’in başkanlığı terk etmesini isteyen kamu öfkesinin başlıca nedenlerinden biriydi. Daha sonraki yargılama sürecinde de kendisi ve iki oğlu, cumhurbaşkanlığı sarayları için tahsis edilen 125 milyon cüneyhi zimmetlerine geçirmekle suçlandılar. Cumhurbaşkanı Mübarek’e yakın olan işadamlarının yaptığı yolsuzluklar da vardı. Bunların başında Mübarek’in dostu olan Hüseyin Salim geliyordu ki kendisi daha sonra Maliye Bakanlığı’ndan uzlaşma talebinde bulunmuştu. Ancak buna rağmen batı basınının bir kısmı yolsuzluk meselesini abartmıştı, İngiltere merkezli The Guardian gazetesi 4 Şubat 2011’de manşetten verdiği haberinde Mübarek’in servetini yaklaşık 70 milyar dolar olarak gösterdi. Bu haber Mısır’da yankılanarak halkın öfkesinin artmasına neden oldu. Yıllar sonra gazete yönetimi özür dileyerek söz konusu verilerin Princeton Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Emani Cemal’in tahminlerine dayandığını itiraf etti.


Mübarek’in Filistin yanlısı tutumu ABD ile ilişkilerinde gerilime neden oluyordu. (Getty İmages)

‘Batı Basınında Arap Liderlerin Ele Alınışı’ başlıklı bir medya araştırmasına göre New York Times gazetesi, Mübarek dönemindeki yolsuzluklara dair çok sayıda haber yapmasına rağmen Mübarek’in kişisel olarak yolsuzluğa bulaştığına dair herhangi bir haber yapmadı. Aksine Mübarek’in “Ortadoğu’daki mevkidaşlarına nazaran zenginliğe düşkün olmadığını” yazdılar. Mübarek’in mütevazi bir yaşam sürdüğü, Şarm eş-Şeyh’teki villasının komşusu Suudi işadamı Bekir bin Ladin’in villasından daha küçük olduğunu ifade ettiler. New York Times, babasının yönetiminin son 10 yılındaki yolsuzlukların arkasındaki ismin Cemal Mübarek olduğunu ileri sürdü.  
Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in danışmanı ve Londra’daki King's College profesörü Sir Lawrense Freedman ve meslektaşı Tony Michael ile meslektaşı Jeffrey Michaels tarafından Aralık 2012’de “Ortadoğu Liderlerini Tanımlamak” başlıklı bir kitap yayınlandı. Bu kitapta batılı diplomatların Ortadoğu’daki liderlere dair izlenimlerine yer veriliyordu. Birçok diplomat Mısır ekonomisinin Ocak 2011 olayları öncesinde ciddi ilerlemeler kaydettiğini aktarıyordu.
Kitap, Kasım 1997'den Haziran 2001'e kadar ABD’nin Kahire Büyükelçisi görevinde bulunan Daniel Charles Kurtzer’in “Mısır ekonomisi son 10 yılda eşi görülmemiş bir ilerleme kaydetti” ifadesini aktarıyor. Ayrıca ABD’li ve İngiliz diplomatların 2004’ten bu yana Mısır ekonomisinin yeni bir evreye girdiğini, Hüsnü Mübarek’in atadığı bakanların mali reformlara öncelik vererek bunu başardığını ancak bu reformların henüz toplumun geniş kesimlerine yansımadığını bildiriyor.

Irak savaşı
Arapların büyük çoğunluğu, Hüsnü Mübarek’i ABD’nin Irak işgalinin arkasında olmakla suçluyor. Ancak Friedman kitabında şu ifadeler yer alıyor:
“Mübarek ile ABD ilişkilerinin bozulması, Mübarek’in ABD’nin Irak işgaline destek vermemesiyle başladı. Mübarek, ABD yönetimini aleni bir şekilde işgalin ‘Pandora’nın kutusunu’ açacağı yönünde uyardı. Bir başka yerde de, Irak’ın Anglo-Amerikan istilasının, bölgede düşmanlıklar yaratıp yüzlerce Bin Ladin çıkmasına neden olabileceğini’ söyledi.” 
Mübarek ve Washington arasındaki ilişkilerin gerilmesinin birkaç nedeni daha vardı. Nisan 2003 tarihli bir ABD diplomatı mesajında, Mısır yönetiminin 31 Ekim 1999’da New York-Kahire seferini yaparken, kalkışından 40 dakika sonra Atlas Okyanusu'na çakılan Mısır Havayolları uçağının soruşturmasına dahil olmak istediği ancak bu talebin reddedilmesinin öfkeye neden olduğunu yazmıştı. Mısır’ın Filistinlileri İsrail’in koşullarına razı edememiş olması ve İkinci intifada sürecinde İsrail’in uygulamalarına tepki olarak büyükelçisini çekmesi de iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine neden olmuştu. Şarku’l Avsat gazetesinde 2005 yazında yayınlanan bir makalede, Mısır’ın bu tutumuyla İsrail’i ‘barış sürecinin’ dışına ittiğine yer verildi. Buna ek olarak ABD-Mısır ilişkilerinin, Mısır’ın Irak ambargosunu delmesi ve ABD tarafının uyarılarına rağmen Libya ve Sudan’la ilişkiler geliştirmesinin iki ülke ilişkilerini zedelediği ifade edilmişti. 



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.