​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
TT

​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)

Suriye eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü. Haddam’ın hikâyesi, Suriye’nin yakın tarihinin önemli bir yönünü anlatıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katıldı, Hama isyanında şehre vali olarak atandı, Kuneytra işgal edildiğinde yine aynı görevdeydi. Hafız Esed hastalandığında ‘yakın dostu’ olarak hep yanındaydı, iyileştiğinde de başkan yardımcılığına getirildi. ‘Lübnan dosyasından’ sorumluydu ve Suriye’nin Lübnan’dan çıkışını organize etti. Son yıllarını muhalif olarak sürgünde geçirdi. Doğduğu yer olan Banyas’a korona salgını yaklaştığında Paris’te kalp krizi geçirerek hayata veda etti.
Haddam, 1932’de Banyas’ta dünyaya geldi. İlk eğitimini bu şehirde aldı. Daha sonra Şam Üniversitesi’nde hukuk fakültesine kaydoldu. Mişel Eflak ve Salah Baytar başkanlığındaki Baas Partisi’ne katıldı. Baas Partisi, Mart 1963’teki darbe ile yönetime geldi. Üniversite yıllarında hava kuvvetlerinde pilot olan Hafız Esed ile arkadaşlık geliştirdi. Her ne kadar Esed, Nusayri kendisi ise Sünni olsa da aynı bölgeden olmaları ve aynı ideolojileri paylaşmaları ikili arasında sıkı bir ilişkinin kurulmasına neden oldu. Üniversiteyi bitirmesinin ardından Lazkiye’ye döndü ve siyasal faaliyetler yürüten bir avukat olarak bir süre çalıştı.

Hama kuşatması
Haddam, Baas Partisi Suriye’de yönetime geldiğinde rejime ve Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız’a muhaliflerin yoğun yaşadığı Hama şehrine vali olarak atandı. Sami Mubeyyid, ‘Çelik ve İpek’ adındaki kitabında şunları aktardı:
“1964 Nisan’ında Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in bir bölümü Hama merkez olmak üzere isyan başlattı. Haddam krizi diplomatik yollarla çözmeye çalışsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız isyancıların konuşlandığı camiye hava saldırısı düzenlenmesini emretti.”
Söz konusu olayın ardından Hama’daki başkaldırı şiddet kullanılarak bastırıldı. Haddam daha sonra Golan Tepeleri’ndeki Kuneytra valisi olarak görevlendirildi. Ancak 5 Haziran 1967’de İsrail’in bu bölgeyi işgal etmesi üzerine şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Bu kritik süreçte rejimde üç doktor görev almaktaydı. Bu isimler Devlet Başkanı Nureddin el-Atasi,  Başbakan Yusuf ez-Zeyn ve Dışişleri Bakanı İbrahim Mahus’tu. Suriye diplomasisinin başkanı Mahus, Golan Tepeleri işgal edildiğinde (Baas Partisi’ni iktidara getiren Mart Devrimi’ni kast ederek) şu meşhur sözü söylemişti:
“Şehirleri kaybetmemiz o kadar da önemli değildir. Çünkü düşmanın amacı devrimi sonlandırmaktır.”
 Bu cümlenin günümüze dek yansımaları bulunmakta. Zira Suriye’de şu anda üç nüfuz bölgesinde beş ülkenin ordusu mevcut.
Devlet Başkanı Atasi, 1968’de Haddam’ı kısa süreliğine Şam Valisi olarak atadı. Ardından Haziran 1969’da İktisat Bakanı olarak görevlendirildi. Bu süreçte Baas içindeki derin ihtilaflar gün yüzüne çıktı. Salah Cedid, Atasi ve Mahus evrensel solcular olarak nitelenirken Savunma Bakanı Hafız Esed ‘pragmatist’ olarak değerlendiriliyordu. Sonunda Hafız Esed, 17 Kasım 1970’te Tashih Hareketi (Reform) adını verdiği hareketle rakiplerini saf dışı bırakarak yönetime el koydu. Esed arkadaşlarını hapse attı ancak Mahus Cezayir’e kaçmayı başardı.

Başkanın dostu
Esed, 1970 yılında iktidarı ele geçirdiğinde ‘gençlik dostu’ Haddam’ı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atadı. Haddam aynı zamanda Esed’in cumhurbaşkanlığına eşzamanlı olarak üstlendiği Meclis Başkanı’nın yardımcısı pozisyonundaydı. Haddam, Sünni olması sebebiyle 1970’lerden 1980’lere kadar Müslüman Kardeşler’e karşı sürdürülen mücadelede ‘süngü başı’ olarak istihdam edildi. Ayrıca yeni rejimin savunması için entelektüellerle de yakın ilişkiler geliştirmek üzere görevlendirilmişti. Hafız Esed, 1983’te kalp krizi geçirip yatağa düşünce Haddam devlet yönetiminden sorumlu askeri-siyasi heyetin içinde yer aldı. Bu heyet o zamanlar Esed’in kardeşi Rıfat Esed’in iktidar hırsını dizginlemekle meşguldü. Rıfat Esed, Müslüman Kardeşler’le mücadele ettiği süreçte ‘Savunma Tugayları’nın’ başındaydı ve iyice güçlenmişti. Hafız Esed, 1984’te iyileştiğinde kendisine üç yardımcı atadı. Bunlar Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Askeri İşlerden Sorumlu Rıfat Esed ve parti işlerinden sorumlu olarak da Zuheyr Meşarika’ydı. Bu süreçte Haddam ve Savunma Bakanı Mustafa Atlas, Hafız Esed’in en yakın adamları olarak öne çıktılar. (Atlas sürgünde olduğu Paris’te 2017’de öldü) Haddam’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması üzerine boşalan koltuğuna Faruk Şara getirildi. İç savaş sonrası Lübnan’da konuşlu olan Suriye askerleri Haddam’ın sorumluluğundaydı. Haddam Lübnan’daki taraflarla birebir ilişkiler geliştirdi. 1979’dan sonra Tahran’la ilişkileri de Haddam yürüttü.

İzolasyonu sonlandırdı
‘Çelik ve İpek’ kitabında, Haddam'ın dışişleri bakanı olarak Baas Partisi’nin iktidara geldiği 1963-1970 yılları arasında Suriye’ye uygulanan uluslararası izolasyonun sona ermesi için etkili bir rol oynadığına işaret ediliyor. Haddam’ın Suriye’nin Arap komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmesini sağladığı savunuluyor. Özellikle Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün ve Irak ile ilişkileri güçlendirdiği ifade ediliyor. Mayıs 1974'te Suriye ve Mısır'ın İsrail’e karşı müşterek savaşından sonra eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından hazırlanan ‘çatışmasızlık anlaşması’ karşıtlarına siyasi baskı uyguladı. 1978’de Hafız Esed’in İsrail ile görüşmelerde bulunan Enver Sedat karşıtı mektuplarını Arap liderlere götürmekle görevlendirildi.  Şam üzerine uluslararası baskıların artması üzerine Şah Pehlevi’nin devrilmesinin ardından İran ile ilişkiler geliştirdi. Ağustos 1979'da Tahran'ı ziyaret eden Haddam, İran Devrimi’ni “çağdaş tarihteki en önemli olay” olarak niteledi. Bu süreçte Devrim Lideri Humeyni ile ittifak geliştirilmesine öncülük etti. Ancak bir yandan da Suudi Arabistan liderliğindeki Arap ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirerek bir denge politikası izlenmesini savunuyordu.

Esed'in elçisi
Haddam, Nisan 1975'te Esed’in Lübnan Özel Temsilcisi olarak görevlendirildi. İç savaş başlamadan önce Lübnan’daki taraflar arasında gerçekleşen müzakerelerde aracı oldu. Suriye muhaberatının Lübnan sorumlusu Gazi Kenan ve Şam İstihbarat Müdürü Muhammed Nasif Hayrbek ile birlikte Lübnan siyasi çevrelerinde Suriye nüfuzunun artmasını sağladı. (Gazi Kenan’ın 2005’te intihar ettiği duyuruldu. Nasif Hayrbek Haziran 2015’te öldü.) 1985'te Velid Canbolat, Nebih Berri ve İyleh Habika’yı ateşkese ikna ederek ‘Üçlü Anlaşma’nın’ yapılmasını koordine etti. Suriye ve Suudi Arabistan, Ekim 1989'da tarafların çoğunun 17 yıllık iç savaşı sona erdirmeyi kabul ettiği Taif Anlaşması’nın imzalanmasında etkili oldu. İsrail’in 1996’da Güney Lübnan’ı işgal etmesinin ardından Lübnan Başbakanı Mişel Avn’ı ‘Nisan İttifakı’ ve benzeri uluslararası anlaşmaları imzalamaya ikna etti. Abdulhalim Haddam, 1990’lı yıllarda İsrail ile müzakerelerde diplomatik kişiliğiyle öne çıkmayı başardı. Siyasi tarih uzmanları, Haddam’ın Esed’in izniyle 1992-2000 yılları arasında Refik Hariri’nin başbakanlığını desteklediğini aktarıyor. Huddam Lübnan siyasi çevrelerinde ‘Lübnan’ın hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu. Zira Lübnan’daki tüm siyasi çevreler üzerinde ciddi etkileri vardı. Hafız Esed, Lübnan dosyasını 1998’e kadar Haddam’a vermişti. Ancak Basil Esed’in trafik kazasında ölmesi üzerine Londra’dan dönen Beşşar Esed Lübnan dosyasında görevlendirildi. Bu durum Haddam’ın ve Lübnan’daki müttefiklerinin hoşuna gitmemişti.

Yumuşak geçiş
Hafız Esed’in 2000 yılında vefat etmesi üzerine ‘geçiş dönemini’ kimin üstleneceği üzerinde tartışmalar başladı. Haddam bu süreçte öne çıkmayı denedi ancak baskıların artması üzerine ‘yumuşak geçiş’ olarak adlandırılan kararnameyi imzalamak zorunda kaldı. Beşşar Esed başkomutan olarak atandı. Temmuz ayında ise anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanı tayin edildi. Beşşar Esed, Haddam’ın Başkan Yardımcısı görevini sürdürmesini talep etti. Eylül 2000’de Maruni Patriği Nasrallah Butrus’un muhalefet hareketini sonlandırmakla görevlendirildi. Temmuz 2001’de Cumhurbaşkanı Emil Lahud ve Başbakan Refik Hariri çatışmasında arabulucu oldu. Suriyeli uzmanlar, Haddam’ın bu süreçte Lahud ve Hariri’nin arasını düzelttiğini ve Hafız Esed’in ölümüyle Suriye ile arası bozulan Velid Canbolat’ın gönlünü kazandığını söylüyor. Haddam’ın siyasi rolü azaldığında, 2003 yılında, siyasi görüşleri özgürlük ve demokrasi hakkında ‘Çağdaş Arap Düzeni’ başlıklı bir kitap yazdı. Baas Partisi’nin Haziran 2005’teki kurultayında Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı görevinden istifa ettiğini ancak parti merkez yönetim teşkilatındaki görevini sürdüreceğini duyurdu. Daha sonra Lübnan üzerinden sürgün hayatı yaşayacağı Paris’e gitti. Dışişleri Bakanı Faruk Şara, Haddam’ın pozisyonuna getirildi. Velid el-Muallim de Dışişleri Bakanı olarak tayin edildi. Refik Hariri’nin suikasta kurban gitmesinin ardından birçok Arap ve Avrupa ülkesi Suriye’yi boykot etti. Haddam bu süreçte rejimden ayrıldığını ilan etti ve rejimi ‘dostu’ olan Hariri’yi öldürmekle suçladı. Haddam ayrıca Sadrettin Beyanuni aracılığıyla Müslüman Kardeşler’le ilişki kurarak ‘Kurtuluş Cephesi’ adı altında muhalif bir oluşumun içinde yer aldı. Haddam ‘vatana ihanetle’ suçlandı. Şam ve Banyas’taki özel mülklerine el konuldu. 
Haddam 2011 devriminde önemli bir siyasi rol üstlenmemeyi tercih etti. Ancak dünya devletleri müdahil olmazsa Suriyelilerin kendilerini korumak için silahlanmaları gerektiğini söyledi. Son yıllarında Suriye ve Lübnan’ın yakın tarihine dair hatırlarını yazmaya yoğunlaştı. Haddam’a yakın olanlar, son dönemlerde maddi durumunun oldukça kötüleştiğini aktarıyor. Birçok hastalıktan mustarip olan Haddam dün sabah geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti.
 



Washington ve Tahran arasında Zeydi: Yetersiz bir hükümet ve mercek altındaki Irak egemenliği

 Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Washington ve Tahran arasında Zeydi: Yetersiz bir hükümet ve mercek altındaki Irak egemenliği

 Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)

Selam Zeydan

Irak parlamentosu, Iraklı fraksiyonların hükümete katılmasının engellenmesi sebebiyle son derece karmaşık bölgesel ve iç koşulların ortasında, Ali el-Zeydi hükümetine güvenoyu verdi ve 23 bakanlık için önerdiği adaylardan 14'ünü onayladı.

Hukuk Devleti Koalisyonu Başkanı Nuri el-Maliki, parlamentonun Yüksek Öğretim ve İçişleri bakanlıkları için adaylarını reddetmesinin ardından büyük darbe aldı. Aynı kaderi, Sünni müttefiki Azm Koalisyonu Başkanı Müsenna es-Samarrai de yaşadı; Kültür ve Planlama bakanlıkları için adayları parlamento tarafından reddedildi.

Konu hakkında bilgili kaynaklara göre Zeydi, silahlı örgütlerle bağlantılı herhangi bir bakanı reddetmesi için yoğun Amerikan baskısıyla karşı karşıya kaldı. Çok sayıda bakan adayı veto edildi ve yerlerine yenileri önerildi. Kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi’nin, özellikle bazı fraksiyonların silahsızlanma ve yalnızca siyasi sürece katılma arzusunu dile getirmesi nedeniyle, Amerikan tarafıyla müzakereler sonuçlanana kadar bu fraksiyonlara tahsis edilen bakanlıklar için yeni adayların sunulmasını ertelemeye karar verdiğini doğruladı. Zeydi, yaklaşan Kurban Bayramı'ndan sonra kabinesini tamamlayacak ve kalan dokuz bakanlık pozisyonu için Amerikan tarafıyla bir anlaşmaya varmaya çalışacak.

Bu arada İran, Koordinasyon Çerçevesi’ne Amerikan baskısına boyun eğmemesi ve hükümet içindeki pozisyonlara fraksiyonların temsilcilerinin atanması yönünde yoğun baskı uyguladı. Bu ihtilaf, Amerikan tehditlerinin ciddiyetiyle birleşince, Koordinasyon Çerçevesi içinde bölünmeye yol açtı. Bu bölünmeden Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim ile Asaib Ehli-l Hak lideri Kays el-Hazali'nin temsil ettiği, ABD ile karşı karşıya gelmeye karşı çıkan grup zaferle çıktı.

Zeydi, son derece karmaşık koşullar altında görevi üstlendi. Irak, mutlak Amerikan ve İsrail hakimiyeti altındaki hava sahası üzerinde kontrol sahibi değil. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle petrol ihracatının yapılamaması ve hükümetin çalışanların maaşlarını ödeyememesi gibi zorlukla karşı karşıya kalmasıyla aynı zamanda meydana geldi.

Zeydi, son derece karmaşık koşullar altında görevi üstlendi. Irak, mutlak Amerikan ve İsrail hakimiyeti altındaki hava sahası üzerinde kontrol sahibi değil. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle petrol ihracatının yapılamaması ve hükümetin çalışanların maaşlarını ödeyememesi gibi bir zorlukla karşı karşıya kalmasıyla aynı zamanda meydana geliyor.

Koordinasyon Çerçevesi, Seyyid eş-Şuhada Tugayları’na bağlı ve Ebu Ala el-Veli önderliğindeki Zafer Hareketi, Hizbullah Tugayları’na bağlı Haklar Hareketi ile İmam Ali Tugayları’na bağlı ve Şibli el-Zeydi önderliğindeki Hizmetler Hareketi, ayrıca Muhsin el-Mendelavi önderliğindeki el-Esas Koalisyonu gibi fraksiyonları temsil eden güçlere herhangi bir bakanlık vermedi. Öte yandan, mevcut kabinede yer almayan Asaib Ehli-l Hak hareketi, başbakan yardımcılığı pozisyonunu hedefliyor. Bu görev için Kays Hazali, kardeşi ve hareketin genel sekreteri olan Leys Hazali'yi aday gösterdi.

Karmaşık bölgesel ortamda, Zeydi hükümeti, adaylar konusunda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle İçişleri ve Savunma Bakanlıkları için atamaları kesinleştirmeden çalışmalarına başladı. Durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer unsur ise Irak'ta son zamanlarda Necef şehrinde bir İsrail askeri üssünün inşa edildiğine dair çıkan haberlerdi. Zira bu durum, Ekim 2023 savaşından bu yana İsrail ile çatışma halinde olan Iraklı örgütler için açık bir meydan okuma oluşturuyor.

Görsel kaldırıldı.Iraklı milletvekilleri, Bağdat'taki parlamento binasında, Başbakan Ali Zeydi başkanlığındaki yeni hükümeti oylamak üzere yapılacak oturuma katılıyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Bu bağlamda, bilgili kaynaklar, Irak hükümetinin Necef çölündeki bu güçlerin ne kadar süre kaldığı ile ilgili kesin kanıtlardan yoksun olduğunu söyledi. Ancak, bir çobanın ihbarı üzerine, bölgeye derhal bir güvenlik gücü gönderildi ve söz konusu güç hedef alındı. Kaynaklar, ABD Büyükelçiliği ile temasa geçildikten sonra büyükelçiliğin Irak tarafına bu güçlerin kendileriyle bağlantılı olmadığını bildirdiğini ve o zaman bunların İsrail güçleri oldukları hipotezinin güçlendiğini de belirtti.

Aynı kaynaklar, bölgede beşten fazla uçak ve çok sayıda askeri aracın bulunduğunu vurguladı. 12 Günlük Savaş'tan bu yana Irak'ın hava savunma sistemlerinin yetersizliği nedeniyle Amerikan ve İsrail uçaklarının Irak hava sahasını kontrol ettiğini belirtmekte fayda var.

Kerbela Operasyon Komutanı Ali el-Haşimi şunları söyledi: “İsrailli güç Necef çölüne doğru 25 kilometre mesafede bulunuyordu. Kendisine yaklaşırken, güvenlik güçlerimizi hedef alan uçaklarla karşılaştık. Bu nedenle geri çekilmek yerine konuşlanmaya karar verdik. Ertesi gün, gücün bulunduğu yere doğru ilerlediğimizde, çoktan ayrılmış olduğunu gördük.”

Gücün söz konusu yerde 48 saatten fazla bulunmadığını ve bölgede haftalarca bulunduğu yönündeki haberlerin yanlış olduğunu, bunun bir üs değil, bir girişim olduğunu ifade etti.. Wall Street Journal'ın bir İsrail üssünün kurulduğuna ilişkin haberinin ardından, Ortak Operasyonlar Komutanlığı yeni bir askeri operasyon başlatacağını duyurdu. Bu operasyon, Irak hükümetinin bilmediği herhangi bir İsrail veya Amerikan üssünün varlığına ilişkin endişeler nedeniyle, bütün birliklerin katılımını ve ıssız çöl alanlarının aranması faaliyetlerini içeriyor.

Aynı bağlamda, Parlamento Güvenlik ve Savunma Komitesi üyesi Yaser İskender Vatut, İsrail güçlerinin 2003'ten önce kurulmuş bir askeri üsse ait eski bir piste bir günlük iniş gerçekleştirdiğini belirtti. İsrail varlığının amacının Irak topraklarından fırlatılan insansız hava araçlarının kalkış noktalarını takip etmek ve hedeflerini belirlemek olduğunu açıkladı. Irak güvenlik güçleri iniş alanına vardığında İsrail güçlerinin çoktan geri çekilmiş olduğunu, ardından yapılan aramada sadece askerlerin geride bıraktığı yiyecek artıklarının ve kalıntıların bulunduğunu kaydetti.

Ancak yazar Muntazar Nasır, Necef çölünde bir İsrail üssünün kurulmasını, devlet otoritesinin yokluğunu ortaya koyan büyük bir skandal olarak nitelendirdi. Bunu, devlet projesinin kendi mimarları veya projede yer alanlar tarafından, son yıllarda dış taleplere boyun eğilmesi nedeniyle çökmesine, ayrıca, direniş gruplarıyla bağlantılı bazı kişilerin Irak hava sahasında yabancı cisimleri tespit eden radarları hedef alıp devre dışı bırakmalarına bağladı.

Nasır, yaptığı açıklamaada, Irak hükümetinin Irak hava sahasını koruyan, güvenlik ve askeri konularda kendisi ile iş birliği yapan uluslararası koalisyonla olan anlaşmasını feshettiğini söyledi. İş birliğinin devam etmesinin Irak'ı bu tür ihlalleri ortaya çıkarmaktan sorumlu tutabileceği için feshedilmiş olabileceğini belirten Nasır, Irak'ın gelişmiş hava savunma sistemlerinden yoksun olduğu için tanımlanamayan cisimleri tespit edemediğini açıkladı.

Nasır şunu da vurguladı: “Bu İsrail üssü Sünni çoğunluklu bir bölge olan Anbar çölünde kurulmuş olsaydı, bu konu propaganda amacıyla kullanılır ve Sünni bileşene veya ayrım gözetmeksizin Sünni siyasi oluşumlara suçlamalar yöneltilirdi. Ancak bugün herkes sessiz çünkü burası Şii bir bölge ve Irak güçlerinin ve milislerinin burnunun dibinde bulunuyor.”

İsrail üssünün kurulmasının ardındaki amaçların çok sayıda olduğunu, bunların arasında İran'ın Tel Aviv'i hedef alan uçak ve füzelerini izlemek, sahip olduğu teknolojiyi korumak için bir uçağı veya mürettebatını kurtarmaya çalışmak gibi amaçların da bulunduğunu vurguladı. İsrail'in Irak devletine nüfuz edebilecek kapasitede olduğuna dair herkese açık bir mesaj gönderdiğini belirtti. “Hatta Bağdat'ın kalbinde özel operasyonlar bile gerçekleştirebilirken, etkili siyasi bloklar kurulacak hükümetteki paylarını güvence altına almakla meşgul oldukları için bu tehlikeyi fark edemediler” dedi.

Zeydi, Irak'ın İran’ın müdahalelerini sınırlamasını, müttefiklerini hükümet pozisyonlarından uzaklaştırmasını ve komşularını tehdit etmekten kaçınmasını talep eden Washington ile ilişkilerini yönetmede ciddi bir zorlukla karşı karşıya

Zeydi, Irak'ın İran’ın müdahalelerini sınırlamasını, müttefiklerini hükümet pozisyonlarından uzaklaştırmasını ve komşularını tehdit etmekten kaçınmasını talep eden Washington ile ilişkilerini yönetmede ciddi bir zorlukla karşı karşıya. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre Chatham House'un Ortadoğu ve Kuzey Afrika programında araştırmacı olan Haydar el-Şakiri şunları söyledi: “Eğer İsrail'in Amerikan desteğiyle Necef'te üs kurduğu kanıtlanırsa, Irak ile ABD arasındaki ilişki daha da gerginleşecektir, çünkü şu anda ABD'nin Irak'ın egemenliğini ihlal etmesi nedeniyle ilişkide bir karışıklık yaşanıyor.” ABD'nin İsrail'in Irak'ın egemenliğini ihlal etmesine yardım ettiğini ve bunun gelecekte ve özellikle de güvenlik ve ekonomik anlaşmaların sonuçlandırılması alanında, İran ile ABD arasındaki ilişkileri karmaşıklaştırdığını vurguladı.

Görsel kaldırıldı.Irak'ın güneybatısındaki Necef çölünde, enkaz halindeki bir kamyonetin etrafında toplanan adamlar. İsrail güçleri, İran'a karşı savaş sırasında Irak çölünde eski bir havaalanını kullanarak geçici bir üs kurmuştu,12 Mayıs 2026 (AFP)

Şakiri, silahlı fraksiyonlar ve Amerikalılar arasındaki ateşkesin geçici olduğunu ve ABD'nin Irak’ın egemenliğini ihlal etmeye devam etmesi halinde, yeniden çatışmalar nedeniyle ateşkes görüşmelerinin geçmişte kalacağını belirtti. Zira fraksiyonlar şu anda hükümet kurma ve pozisyonları paylaşma sürecinde oldukları için herhangi bir gerilimin kendi çıkarlarına olmadığını düşünüyorlar.

Şakiri, İsrail ve ABD'nin Irak hava sahasını sürekli ihlal etmesinin ve uçakların hedef alınmamasının öncelikle Irak'ı savaştan uzak tutma yönündeki siyasi bir karardan kaynaklandığını, herhangi bir teknik veya askeri zayıflıkla ilgili olmadığını, çünkü hükümetin hava savunması olsa bile gerilimi tırmandırmayacağını açıkladı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail ordusu, Batı Şeria'daki Cenin mülteci kampında Filistinli genci öldürdü

Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)
Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)
TT

İsrail ordusu, Batı Şeria'daki Cenin mülteci kampında Filistinli genci öldürdü

Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)
Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)

Filistin Sağlık Bakanlığı, bugün, İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin Mülteci Kampı’nda bir Filistinli genci öldürdüğünü açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre İsrail ordusu ise bir yıldan uzun süredir kontrol altında tuttuğu ve girişleri yasakladığı kampa sızmaya çalıştığını öne sürdüğü kişiye ateş açıldığını bildirdi.

Bakanlığın kısa açıklamasında, “34 yaşındaki Nuruddin Kemal Hasan Feyyad’ın, işgal güçlerinin açtığı ateş sonucu Cenin Kampı’nda hayatını kaybettiği” belirtildi.

İsrail ordusu sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, askerlerin sabaha karşı “Cenin Kampı bölgesine sızmaya çalışan şüpheli bir kişiyi tespit ettiğini” söyledi. Sözcü, bölgede askerlerin faaliyet yürüttüğünü ve girişlerin yasak olduğunu ifade etti.

Açıklamada, askerlerin prosedür gereği önce havaya uyarı ateşi açtığı, ancak kişinin uyarıları dikkate almayıp bölgeye yaklaşmayı sürdürmesi üzerine doğrudan ateş açıldığı ve yaralandığı kaydedildi.

İsrail ordusu ayrıca, askerin olay yerinde ilk müdahaleyi yaptığı, ardından yaralının Filistin Kızılay ekiplerine teslim edildiği ve daha sonra ölümünün açıklandığı bilgisini paylaştı.

Filistin Kızılayı ise Cenin’deki ekiplerinin, “uyluğundan gerçek mermiyle vurulmuş halde hayatını kaybetmiş bir genci” teslim alarak hastaneye naklettiğini duyurdu.

İsrail ordusu, 21 Ocak 2025’ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin ve Tulkerim mülteci kamplarında geniş çaplı askeri operasyonlar yürütüyor. “Demir Duvar” adı verilen operasyon kapsamında, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) göre yaklaşık 40 bin Filistinli yerinden edildi.

İsrail’in 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da günlük şiddet olayları yaşanırken, AFP’nin Filistin yönetimi verilerinden elde ettiği bilgilere göre, 2023’te başlayan Gazze savaşı sonrası aralarında çocuklar ve silahlı kişilerin de bulunduğu en az bin 72 Filistinli, İsrail askerleri veya Yahudi yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.


Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları Haddad suikastını doğruladı

Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)
Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları Haddad suikastını doğruladı

Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)
Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)

Hamas kaynakları, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın üst düzey ismi İzzeddin el-Haddad’ın dün Gazze kentinde düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini doğruladı.

Hamas’a yakın üç kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Haddad’ın cenazesinin ailesi ve yakın çevresi tarafından teşhis edildiğini belirtti. Kaynaklar, saldırının şiddeti nedeniyle Haddad’ın naaşının bazı bölümlerinin parçalandığını ifade etti.

Kaynaklar ayrıca, Haddad’ın cenazesinin bugün öğle saatlerinde toprağa verileceğini aktardı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz, Gazze kentinin er-Rimal mahallesinde bir apartman dairesini hedef alan saldırının Haddad’a yönelik olduğunu açıklamıştı. İsrailli yetkililer, Haddad’ın 7 Ekim 2023 saldırılarının planlayıcılarından biri olduğunu ve binlerce İsraillinin öldürülmesi ile kaçırılmasından sorumlu tutulduğunu öne sürmüştü.

Saldırının dün saat 19.45 sularında Gazze kentinin merkezindeki er-Rimal mahallesinde bulunan bir apartman dairesine düzenlendiği belirtildi. Gazze’nin en seçkin bölgelerinden biri olarak bilinen mahalledeki saldırıdan yaklaşık 10 dakika sonra ise el-Vahde Caddesi’nde bir araç daha hedef alındı.

İki saldırıda en az 7 Filistinlinin yaşamını yitirdiği, 30’dan fazla kişinin de yaralandığı bildirildi.

İsrailli güvenlik kaynakları, Kanal 12 televizyonuna yaptıkları açıklamada, Haddad’a yönelik saldırının hassas istihbarat bilgilerine dayandığını belirtti. Kaynaklar, hedef alınan aracın saldırıya uğrayan apartman dairesinin bulunduğu bölgeden ayrıldığını, Haddad ya da beraberindekilerin kaçmasını önlemek amacıyla aracın da vurulduğunu ve içindekilerin öldürüldüğünü ifade etti.

Haddad’a yönelik suikastın, Hamas’ın yeni siyasi büro başkanını belirleme sürecini tamamlamak üzere olduğu bir dönemde gerçekleştiği belirtildi. Hareketin yeni liderinin yarın açıklanmasının beklendiği kaydedildi.

Haddad, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri konseyin diğer önde gelen isimlerini öldürmesinin ardından, Kassam Tugayları içinde Gazze’deki en etkili isim olarak görülüyordu. İsrail daha önce Kassam Tugayları’nın eski komutanı Muhammed ed-Dayf ile daha sonra örgütün liderliğini üstlenen Muhammed Sinvar’ı öldürdüğünü açıklamıştı. Savaşın ilk dönemlerinde ise askeri konsey üyelerinden Mervan İsa hayatını kaybetmişti.

Esir takası anlaşmaları kapsamında serbest bırakılan çok sayıda İsrailli rehinenin, daha önce Haddad ile görüştüklerini anlattıkları belirtildi.

Haddad’ın savaş sırasında en az iki oğlunu kaybettiği ifade edildi. Bunlar arasında büyük oğlu Suhayb el-Haddad’ın da bulunduğu, oğullarının düzenlenen hava saldırılarında yaşamını yitirdiği aktarıldı. Ayrıca Haddad’ın kişisel korumalarından biri olan damadının da ayrı bir saldırıda hayatını kaybettiği kaydedildi.