Gölge savaşları: Korona salgınına dair istihbarat çalışmaları

ABD istihbaratı koronavirüs salgınında BND’nin izlediği yöntemlerin benzerlerini uyguluyor. (Getty)
ABD istihbaratı koronavirüs salgınında BND’nin izlediği yöntemlerin benzerlerini uyguluyor. (Getty)
TT

Gölge savaşları: Korona salgınına dair istihbarat çalışmaları

ABD istihbaratı koronavirüs salgınında BND’nin izlediği yöntemlerin benzerlerini uyguluyor. (Getty)
ABD istihbaratı koronavirüs salgınında BND’nin izlediği yöntemlerin benzerlerini uyguluyor. (Getty)

Muhammed Tahir
Dünya 2002 yılının son aylarında, 21’inci yüzyılın ilk küresel salgınına neden olan SARS virüsüyle tanıştı. SARS salgını, Güney Çin’deki bir bölgede ortaya çıktı ve kısa sürede dünya geneline yayılarak yüzlerce kişinin hayatına mal oldu. Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi, SARS salgınının gizli tutulmasını kararlaştırmıştı. Ancak, Çin hükümetinin iletişim kanallarını ve telsiz görüşmelerini dinleyen  Alman Dış İstihbarat Teşkilatı (BND) konuyu öğrendi ve Berlin hükümeti ile ülkedeki sağlık otoritelerine SARS hakkında eksiksiz bir dosya sundu. Pekin, bu dosya paylaşımının üzerinden haftalar geçtikten sonra resmen salgını kabullenmek zorunda kaldı. BND, sadece salgının mahiyeti hakkında değil, Çin hükümetinin bu bilgiyi içeride ve dışarıda gizlemek için izlediği stratejiye dair de ayrıntılı bir dosya oluşturmuştu.
Bugün ABD istihbarat teşkilatları da koronavirüs salgınına dair BND’nin izlediği yöntemlerin benzerlerini uyguluyor. Washington DC kulislerinde birkaç gün önce ABD Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı John Ratcliffe'in (ABD’deki 17 istihbarat teşkilatının tümünden sorumlu isim), virüsün Çin’in Wuhan kentinden ABD’ye sıçrayabileceğine dair Başkan Donald Trump’a bir rapor sunduğu konuşuluyordu. Ancak Trump’ın istihbarat uyarılarını dikkate almayarak riskin ciddiyetini hafife aldığı söyleniyor. Dolayısıyla şimdilerde dünya genelinde en yüksek vakaların görüldüğü ABD’de koronavirüs salgınına dair istihbarat örgütlerinin üzerine düşeni yaptığı ancak siyasetçilerin hatasının salgının büyümesine neden olduğu anlaşıldı. Bu belki de ABD siyasi tarihindeki en büyük skandallardan biridir. 
Yeni tip koronavirüs salgınıyla ilgili istihbarat toplamak, sadece Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA’nın sorumluluğunda değildir. ABD’de Ulusal Tıbbi İstihbarat Merkezi (NCMI) diye bir kuruluş da bulunmaktadır. NCMI Savunma Bakanlığı’na bağlıdır ve toplum sağlığını ilgilendiren hususlardan sorumludur. Koronavirüs salgınına dair ABD istihbarat servisleri çok çeşitli yöntemler kullanmakta, asla resmi raporlar, medya, internet kaynakları ve sosyal medya takibiyle yetinmemektedir. İstihbarat servislerinin yararlandığı bilgi kaynakları, uydu görüntüleri, muhbir ve casuslar ve iletişim kanallarının gizlice dinlenmesine dayanmaktadır. Uzmanlar ABD’nin koronavirüs salgının ardından, özellikle Çin ve İran’a yönelik istihbarat faaliyetlerini artırdığını belirtiyor. Salgının yayılmasındaki farklı etkenleri, bu ülkelerin salgınla mücadele stratejilerini ve resmi açıklamalarda yer almayan gerçek rakamların bilgisini istihbarat çalışmalarıyla elde ettikleri ifade ediliyor. Söz konusu bilgilerin Çin hükümetinin içine yerleştirilmiş casuslar ve İran Sağlık Bakanlığı’ndaki muhbirler aracılığıyla ele geçirildiği kaydediliyor. Böylelikle istihbarat örgütlerinin her zaman yaptıkları şeyi, yani resmi kurumların ulaşamayacağı bilgi ve belgeleri ele geçirmek için koronavirüs salgını sürecinde de faaliyetlerini artırarak sürdürdüğü anlaşılıyor. Salgının neden olduğu siyasi, ekonomik zararlara ve propagandalara dair çalışmaları da hükümetle ve karar vericilerle paylaşıyorlar.
“İstihbarat servisleri korona salgının önleyemez. Ancak karar vericilere güvenli bilgiler sağlayarak, akıllı kararlar almalarını sağlayabilirler.”

Korona ulusal güvenliği tehdit ediyor
Bugün dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını sadece halk sağlığı için tehlike arz etmiyor, aynı zamanda benzerine az rastlanır bir şekilde ulusların güvenliğini ve devlet mekanizmalarını tehdit ediyor. Dolayısıyla bu salgına karşı verilen mücadele dünya savaşlarını andırıyor. Bu savaşta büyük ekonomik, sosyal ve insani kayıplar kaçınılmaz olarak değerlendiriliyor. Bu küresel savaşta da istihbarat servisleri, tarih boyunca önceki savaşlarda olduğu gibi ‘gölgede’ bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda, Harvard Kennedy Schoool’dan askeri istihbarat konusunda uzmanlaşmış tarih araştırmacısı Calder Walton, Foreign Policy (ABD Dış politika dergisi) 3 Nisan’da yayınlanan yazısında istihbarat örgütlerinin korona salgınıyla mücadelede aktif bir şekilde yer aldığını belirtti. Walton, istihbarat örgütlerinin karar vericilere virüsün nasıl yayıldığına ve etkilerine dair kendi çalışmalarını aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Bu bilgilerin, Fort Detrick, Maryland merkezli Ulusal Tıbbi İstihbarat Merkezi NCMI’da toplanarak değerlendirildiğini yazdı. NCMI ayrıca ülke genelindeki ve yurt dışındaki virolog ve salgın uzmanlarıyla da aktif bir şekilde temas kuruyor. NCMI, Soğuk Savaş sürecinde olduğu gibi ABD’nin biyolojik tehditlere karşı gözü kulağı olarak biliniyor.
ABD istihbarat örgütlerinin koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında bilgi hırsızlığında bulunduğunu söyleyen Walton, sır olarak kalması istenen bilgileri ele geçirdiklerini belirtti. Ancak bunun amacının karar vericilere devletlerin salgının boyutlarına dair yayılmasını istemediği bilgileri aktarmak olduğunu kaydetti. Resmi verilerin bazen gerçek rakamlarla çelişmesi dolayısıyla özellikle Çin, Rusya, Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerdeki durumun, yönetim tarafından bilinmesi büyük önem arz ediyor. Nitekim Çin yönetimi, salgının ilk başlarında diğer ülkelerle bilgi paylamayarak meseleyi örtbas etmek istemişti. Rusya ise bir süre şüphe uyandıracak kadar çok az sayıda vaka bildirdi ve ardından resmi veri akışını kestiğini duyurdu. Bu istihbarat bilgilerinin bir kısmı casuslar ve muhbirler aracılığıyla, bir kısmı yapay zeka teknolojisiyle, bir kısmı da uydular aracılığıyla elde ediliyor. 

Yumuşak Güç Savaşı
İstihbarat servislerinin önemli bir rol oynadığı üçüncü yol ise yanlış bilgilendirmeyle mücadele etmektir. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analiz habere göre, Pekin ve Washington arasında şu aralar salgınının dünyaya yayılması hususunda bir propaganda savaşı yaşanıyor. Bu savaşın özünde demokratik sitemlerin mi yoksa otoriter sistemlerin mi vatandaşlarını daha iyi koruyabildiği çekişmesi yaşıyor.
ABD’nin korona salgını vakalarında dünyada birinci sırayı aldığı bugünlerde salgını büyük ölçüde kontrol altına almayı başaran Çin yönetimi ‘yumuşak güç savaşını’ önde götürmektedir. Çin, virüsün ABD ordusu mensupları tarafından Wuhan şehrine getirildiğini iddia etmişti. ABD ise bu iddiayı yalanlayarak Çin’i komplo teorilerini yaymakla itham ediyor. ABD’li uzmanlar Çin’in iddialarının, ‘Soğuk Savaş’ sürecinde Sovyetler Birliği İstihbarat Teşkilatı KGB’nin başlattığı ‘komplo teorilerine’ benzer olduğuna dikkat çekiyor. KGB, AIDS virüsünün ABD ordusuna ait Fort Detrick’deki Amerikan Biyolojik Araştırma Enstitüsü’nde ‘infektion’ adlı bir çalışma kapsamında geliştirildiğini ileri sürmüştü. Ulusal Tıbbi İstihbarat Merkezi’nin söz konusu enstitünün devamı olması dikkati  çekiyor. Yani Sovyetler Birliği ve Çin’in ABD’yi suçlayan teorileri bu noktada kesişiyor. 
İstihbarat örgütlerinin korona ve benzeri salgınlarla mücadelede bulunabileceği bir diğer yol ise gözetim. Otoriter rejimlerin bu hususta hukukun üstünlüğünü ve sivil özgürlükleri destekleyen Batılı liberal demokrasilerine göre avantajları var. Çin yönetimi, hasta komşuları hakkında bildirimde bulunanlara ödül vermekten tutun, dijital kimlik takibine kadar, birçok farklı yöntem izleyerek vatandaşlarını toplu olarak gözleyebildi. ABD’de ise halen kamu sağlığı için insanların özeline müdahil olunup olunamayacağı tartışılıyor. Diğer yandan ABD’nin en önemli müttefiki olan İsrail, vatandaşlarını dijital sistemler aracılığıyla takip edeceğini bildirdi.

İstihbarat dosyalarının üzerindeki gizlilik kaldırıldığında koroanavirüs salgını sürecindeki istihbarat çalışmalarının daha iyi anlaşılması bekleniyor. (Getty)​
Alınan dersler

Şu andan itibaren en az bir yıl sürmesi muhtemel bir anti virüs aşısı bulunana kadar ABD’lilerin İsrail ve Çin gibi katı gözetim önlemlerini uygulamaya hazır olup olmadıklarını belirlemeleri gerekiyor. Ancak rüzgâr aksi yönde esebilir. İngiltere'de Yüksek Mahkeme eski yargıcı Jonathan Sumpchen, ülkesinin polisinin hükümetin kararlarına rağmen parklarda spor yapan insanlara sözlü şiddet uygulamasını kınadı. Hukukun üstünlüğünü dikkate almadan hükümetin kararlarını dayatmanın ‘polis devletini’ çağrıştırdığını söyledi.
Her halükarda, yukarıda bahsi geçen dört istihbarat yöntemi, istihbarat örgütlerinin salgınla mücadeleye olan katkılarını göz önüne sermektedir. Gelecekte bir gün, bu belgeler üzerindeki gizlilik kararları kaldırıldığında, , koroanavirüs salgını sürecindeki istihbarat çalışmaları daha iyi anlaşılacaktır. Şu an inkâr edilse de, istihbarat örgütlerinin, ülkelerindeki karar vericilere ne tür bilgiler sağladığı ortaya çıkacaktır. Medyada, İsrail istihbaratı MOSSAD’ın, dış bir kaynaktan koronavirüs test kitleri ve solunum cihazları almak için operasyon yaptığına dair bilgiler yer aldı. Farklı istihbarat örgütlerinin, sağlık araç ve gereçleri için benzer operasyonlar yürüttüğü biliniyor. Sonuç itibariyle istihbarat örgütleri, bağımsız devletlerin son çaresi olmaya devam ediyor. 
Gelecekte tüm dünyadaki hükümetlerin salgınlarla savaşmak için yeni istihbarat yöntemleri geliştireceği kesindir. Nasıl ki Pearl Harbor ve 11 Eylül saldırıları ABD istihbaratında kapsamlı bir revizyona yol açmışsa, korona salgını da benzer etkilere neden olacaktır. Yani ‘salgın istihbaratının’, karşı casusluk ve siber güvenlik gibi geleceğin dünyasında önemli bir yer teşkil edeceğini öngörebiliriz. Aynı zamanda yakın gelecekte yönetimlerin, önlerindeki verileri nasıl değerlendirdiği de görülecektir. 



Trump’ın belirlediği süre dolmadan önce İran köprüleri ve demiryolları hedef alındı

 Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
TT

Trump’ın belirlediği süre dolmadan önce İran köprüleri ve demiryolları hedef alındı

 Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)

İran’a düzenlenen saldırıların yoğunluğu artarken, hedeflerin özellikle köprüler ve demiryolu ağları üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala yaşandı.

Gün içinde düzenlenen saldırılarda Kaşan’da bir demiryolu köprüsü, Meşhed’de bir tren istasyonu ve Tebriz yakınlarında bir viyadük hedef alındı. Saldırılar, ülke içindeki ana ulaşım hatlarının aksamasına yol açtı.

Trump, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin taleplerine ABD’nin doğu saatine göre akşam 20.00’ye kadar yanıt vermemesi halinde ‘İran medeniyetini tamamen yok etmekle’ tehdit etti.

Artan gerilim, İsrail ordusunun İran vatandaşlarına trenleri kullanmamaları ve demiryolu hatlarından uzak durmaları yönünde yaptığı doğrudan uyarılarla eş zamanlı gerçekleşti. Bu durum, hedef listesinin ulaşım altyapısını kapsayacak şekilde genişletildiğine işaret ederken, ABD tarafı da köprüler ve enerji tesislerinin hedef alınabileceğini dile getirdi.

Trump, dün yaptığı açıklamada İran’a verdiği sürenin bu akşam saat 20.00’de sona ereceğini belirterek, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir anlaşma için bunun ‘nihai süre’ olduğunu vurguladı. Şartların yerine getirilmemesi halinde köprüler ve enerji tesisleri de dahil olmak üzere geniş çaplı altyapı saldırılarının gündeme geleceğini ifade etti.

Bugün Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda ise Trump, “Bu gece tüm bir medeniyet yok olabilir ve bir daha geri dönmeyebilir. Bunun olmasını istemem ama büyük ihtimalle olacak” ifadelerini kullandı. Ayrıca yaşananların, bazı İranlı liderlerin öldürülmesi nedeniyle ‘devrim niteliğinde’ sonuçlar doğurabileceğini savundu. Trump, altyapının hedef alınmasının savaş suçu olarak değerlendirilmesine ilişkin ise ‘hiç endişe duymadığını’ belirterek, asıl amacın İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu vurguladı.

Diğer yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance bugün yaptığı açıklamada, Washington’un İran’a karşı ‘henüz kullanmaya karar vermediği araçlara’ sahip olduğunu belirterek, müzakerelerin bu seçeneklere başvurulmasını engellemesini umduğunu ifade etti.

Macaristan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, ABD’nin, belirlenen son tarihten önce İran’dan hâlâ bir yanıt alınabileceğine inandığını söyledi. ABD’nin İran’daki askeri hedeflerini büyük ölçüde gerçekleştirdiğini savunan Vance, son saatlerde yoğun diplomatik temasların yaşanacağını dile getirdi.

Vance, “Kullanmayı henüz kararlaştırmadığımız araçlarımız var. ABD Başkanı bunları kullanmaya karar verebilir… İran yaklaşımını değiştirmezse bu yönde adım atacaktır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran’ın İslamabad Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem, Pakistan’ın arabuluculuk çabalarının ‘kritik ve hassas bir aşamaya’ yaklaştığını belirterek, gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi, ancak ayrıntı vermedi. Aynı zamanda Tahran yönetimi, 45 günlük ateşkes önerisini reddederek, geçici bir durdurma yerine savaşın kalıcı olarak sona ermesini hedeflediğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise saldırılarını genişletmeye hazır olduğunu duyurdu. Yapılan açıklamada, İran altyapısının ABD tarafından hedef alınması halinde sivil tesislerin de vurulabileceği uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, ABD ordusunun ‘kırmızı çizgileri aşması’ durumunda verilecek karşılığın bölge sınırlarını aşacağı belirtilirken, ABD ve müttefiklerinin altyapısının uzun yıllar petrol ve gaz erişiminden mahrum kalabilecek saldırılara hedef olabileceği ifade edildi. Ayrıca hedef seçiminde gösterilen ‘itidalin’ sona erdiği ve sivil tesislerin hedef alınmasından kaçınılmayacağı vurgulandı.

Tahran’dan ülkenin güneyine kadar geniş çaplı saldırılar

ABD’nin bugün erken saatlerde İran’a bağlı Harg Adası’ndaki askeri hedeflere hava saldırıları düzenlediği bildirildi. The Wall Street Journal’ın Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre operasyon, adadaki askeri unsurları hedef aldı.

Bir ABD’li yetkili de Reuters’a yaptığı açıklamada, Harg Adası’nda 50’den fazla askeri noktanın vurulduğunu doğruladı. Yetkili, İran’ın petrol ihracatı açısından kritik öneme sahip olan adadaki enerji altyapısının hedef alınmadığını belirtti.

Sahadaki gelişmelere göre saldırılar ilk olarak Tahran’da başladı, ardından çevresine ve ülkenin orta ile güney bölgelerine yayıldı. Operasyonlarda askeri ve lojistik hedeflerin yanı sıra ulaşım ve enerji altyapısına odaklanıldığı görüldü. Başkentte sabaha karşı saat 03.00 civarında kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde patlamalar meydana gelirken, güvenlik önlemleri artırıldı ve sahada hareketlilik gözlendi.

Batı Tahran’da saldırılar, Mehrabad Havalimanı çevresinde yoğunlaştı. Hava tesisleri ve havacılıkla bağlantılı altyapılar hedef alınırken, Tahransar bölgesinde de patlamalar yaşandı. Kuzeyde Narmak’ta bir patlama kaydedilirken, şehir merkezinde Filistin Meydanı ve Enghelab Caddesi yakınlarında da patlama sesleri duyuldu.

Başkentin doğusuna doğru alçak irtifada uçan füzelerin, Tahran’ın güneydoğusundaki Parchin bölgesine yöneldiği ve burada askeri tesisler çevresinde patlamalar meydana geldiği bildirildi. Saldırılar güney ve güneybatı bölgelerine de yayılırken, lojistik hatlar ve operasyonel destek altyapısı hedef alındı.

Karaj ve çevresinde, hava destek ve üretimle bağlantılı tesisler hedef alındı; bunlar arasında helikopter üretim tesislerinin de bulunduğu aktarıldı. Başkentin batısındaki Şehriyar’da ise belirli hedeflerin bulunduğu değerlendirilen konut binalarının vurulduğu bildirildi.

Ülkenin orta kesimlerinde Kum’da gece yarısından sonra patlamalar meydana gelirken, yoğun duman yükseldiği gözlendi. Arak ve Hondab çevresinde ise savaş uçaklarının uçuşlarının sürdüğü kaydedildi.

Güney bölgelerinde ise saldırıların kapsamı belirgin şekilde genişledi. Abadan ve Hürremşehr’de limanlar ile denizcilik ve askeri sanayiye bağlı tesislerin çevresinde patlamalar meydana geldi. Bender Abbas ve Keşm’de de şiddetli patlamalar kaydedilirken, liman altyapısı ve deniz kapasitesine yönelik hedeflerin vurulduğuna işaret eden bulgular ortaya çıktı.

Eş zamanlı olarak saldırılar lojistik altyapıyı da kapsayacak şekilde genişletildi. Demiryolu hatları, köprüler ve ulaşım arterleri hedef alınırken, Meşhed’de tren seferleri durduruldu ve kara ulaşımı için alternatif düzenlemeler devreye sokuldu.

İsrail ordusu ise hava kuvvetlerinin İran içinde geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, istihbarata dayalı saldırılarda füze geliştirme kapasitesiyle bağlantılı askeri ve sanayi altyapısının hedef alındığı belirtildi.

Ordudan yapılan açıklamaya göre, hedefler arasında Şiraz’daki bir petrokimya tesisi de yer aldı. Söz konusu tesisin, patlayıcı üretiminde kullanılan ve balistik füze geliştirilmesinde kritik öneme sahip nitrik asit üretiminde kullanıldığı ifade edildi.

Açıklamada, bu tesisin vurulmasının İran’ın özellikle kimyasal bileşenlere dayalı silah üretim kapasitesini daha da zayıflattığı savunuldu. Tesisin, balistik füze programı için gerekli temel bileşenleri üreten son merkezlerden biri olduğu öne sürüldü.

İsrail ordusu, bu saldırının daha önce İran’ın en büyük petrokimya komplekslerinden biri ile Mahşehr bölgesindeki diğer tesislere yönelik operasyonların devamı niteliğinde olduğunu ve askeri programla bağlantılı sanayi altyapısını zayıflatmayı amaçladığını bildirdi.

İsrail ordusu ayrıca, İran’ın kuzeybatısında büyük bir balistik füze fırlatma sahasının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, bu sahadan İsrail’e doğru onlarca füzenin fırlatıldığı ifade edildi.

Ordudan yapılan değerlendirmeye göre saldırı, balistik füze birliklerine bağlı unsurlar ve komutanların aktif olarak operasyon yürüttüğü sırada gerçekleştirildi. Hedef almanın, İsrail ve diğer ülkelere yönelik yeni saldırıların önlenmesi amacı taşıdığı kaydedildi.

İsrail ordusu, bu operasyonların İran yönetiminin askeri altyapısını hedef almaya yönelik sürdürülen çalışmaların parçası olduğunu ve ülkenin gelişmiş silahlar ile füze üretim ve kullanım kapasitesini sınırlamayı hedeflediğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor

İran içindeki tırmanış, Hürmüz Boğazı’nda artan gerilimle eş zamanlı ilerliyor. Boğaz, iki taraf arasında doğrudan karşı karşıya gelinen ana cephe haline gelirken, İngiltere Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO), Kiş Adası’nın güneyindeki uluslararası sularda bir konteyner gemisinin vurulduğunu, olayda can kaybı yaşanmadığını açıkladı.

UKMTO, savaşın başlamasından bu yana 20’den fazla geminin saldırıya uğradığını bildirirken, deniz taşımacılığı ve küresel enerji arzında ciddi aksamalar yaşanabileceği yönündeki endişelerin arttığına dikkat çekti. Bu çerçevede, 30’dan fazla ülkeden askeri planlamacıların Londra’da bir araya gelerek boğazda seyrüsefer güvenliğini sağlama seçeneklerini değerlendirdiği aktarıldı.

Söz konusu gelişmeler, sahadaki askeri operasyonlarla siyasi tehditlerin kesiştiği bir döneme denk geliyor. ABD’nin verdiği sürenin dolmasına yaklaşılırken, İran içinde kritik altyapının daha geniş ölçekte hedef alınabileceğine dair işaretler güçleniyor. Tarafların, bir anlaşmaya varılamaması halinde daha kapsamlı bir tırmanış aşamasına geçmeye hazırlandığı değerlendiriliyor.


ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

 ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu
TT

ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

 ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

Bölge, Tahran ile Washington arasında doğrudan çatışmanın patlak vermesiyle tehlikeli bir dönemece girdi. İran, başkent Tahran'ı hedef alan ve bir Yahudi sinagogunun tamamen yıkılmasına yol açan saldırılara karşılık olarak İsrail'in kalbine balistik füzeler yağdırdı.

İsrail ordusunun İran vatandaşlarına "tren" ağını kullanmamaları konusunda benzeri görülmemiş bir uyarıda bulunmasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni bir anlaşmaya varılması için belirlediği sürenin dolmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.

Tahran, ABD'nin "sivil altyapıyı" hedef alma tehditlerine açık bir meydan okumayla, ateşkes önerilerini kategorik olarak reddettiğini ve "Hürmüz Boğazı"nı kapatmakta ısrar ettiğini duyurdu; bu durum, uluslararası denizciliği ve küresel enerji arzını fırtınanın merkezine yerleştirdi.

İsrail ordusu, Kum şehri yakınındaki hayati öneme sahip bir köprüyü hedef alan geniş çaplı hava saldırılarının tamamlandığını duyurdu; bu saldırılar, Hark petrol adasını sarsan patlamalarla eş zamanlı olarak geldi.

İran Devrim Muhafızları ise Washington'un "kırmızı çizgileri" aşması halinde, yanıtın "bölge sınırlarının ötesine" geçeceğini belirterek, Trump'ın anlaşmanın reddedilmesi halinde İran tesislerini "yok etme" tehditlerine atıfta bulundu.


ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.