Mülteci kamplarının kapısına dayanan tehlike: Koronavirüs

WHO, Bangladeş’te salgının neden olabileceği can kaybının Hiroşima bilançosunun 7 katına çıkabileceği konusunda uyarıyor

Rohingyaların yaşadığı bir mülteci kampı (Getty)
Rohingyaların yaşadığı bir mülteci kampı (Getty)
TT

Mülteci kamplarının kapısına dayanan tehlike: Koronavirüs

Rohingyaların yaşadığı bir mülteci kampı (Getty)
Rohingyaların yaşadığı bir mülteci kampı (Getty)

Muhammed Tahir
Küresel yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını tüm Dünyayı etkilemeye devam ederken hükümetler ise salgının yayılmasını önlemek için halkları sosyal izolasyona ve evde kalmaya çağırıyor. Ancak isteseler dahi bu önlemlere uyamayacak olmayanlar da var: Bir vatanları ve evleri olmayan mülteciler.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), tüm dünyada 70 milyondan fazla yerinden edilmiş insanın bulunduğunu belirtiyor. Bunların 30 milyonu ülkelerinden temel insan hakları ihlalleri sebebiyle kaçan mülteciler iken, 40 milyonu ise ülkelerinin sınırları içerisinde göç etmek zorunda kalanlardan oluşuyor. Mülteci kampları ve gecekonduların salgın öncesinde bile dâhilindeki ihtiyaçlara yetişilmesinin mümkün olmayacağı kadar çok sayıda insanı barındıran yerler olduğu hiç şüphesiz.
Nitekim, koronavirüs mülteci kamplarına ulaştığı taktirde, kötü insani ve sıhhi koşullar nedeniyle, kısıtlı bir mekandaki kalabalık insan grubu arasında hızlıca yayılacağı kesin.
Örneğin, Bangladeş’in sahil kenti Cox’s Bazar’da Myanmar sınırı bitişiğinde bulunan mülteci kampı, birbiriyle dip dibe 34 kamptan oluşuyor. Bu kamplarda, Myanmar iktidarındaki rejimin zulmünden kaçan en az 855 bin Müslüman Rohingya mülteci yaşıyor. Çevrelerinde ise yaklaşık 400 bin yoksul Bangladeşlinin yaşadığı köyler mevcut. The Economist dergisinin tahminlerine göre, burada kilometrekare başına 40 bin kişi, en kalabalık kamplarda ise 70 bin kişi düşüyor. Karşılaştırmak gerekirse, salgının patlak verdiği Vuhan’da kilometrekare başına 6 bin kişi düşüyor.
“Muazzam bir nüfus yoğunluğunun görüldüğü sınırlı bir coğrafyada mahsur kalan on milyonlarca mülteci, salgın karşısında kendilerini koruyan hiçbir kalkan olmadan kör talihlerini bekliyor.”

Salgına elverişli ortam
Söz konusu mülteci kampından daha kalabalıkları da var. Ortadoğu ve Afrikalı mültecilerin toplandığı Yunanistan’ın Midilli Adası’ndaki Moria Kampı, bunlardan biri. Buradaki nüfuz, Cox’s Bazar’da bulunan kamplardakinden beş kat daha fazla. Yunan hükümeti, biri Eğriboz Adası’nda diğeri ise Atina yakınlarında bulunan iki mülteci kampını birkaç sakininde koronavirüs tespit edilmesinin ardından karantina altına aldı. Nitekim hijyen şartlarının yokluğu ve umumi kullanım alanların varlığı altında sosyal izolasyona uyulmasının mümkün olmaması nedeniyle salgın bu kamplara ulaştığı taktirde hızlıca yayılacağından korkuluyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cox’s Bazar’da koronavirüs tespit edildiği şüpheleri ile birlikte, Bangladeş’deki UNHCR ofisi, kampları yeni prosedürlere tâbi tuttu. Buralardaki eğitim birimleri, çayhaneler ve temel dükkanlar kapatıldı. Kamplar yalnızca temel ihtiyaçların gireceği şekilde karantina altına alındı. Ancak bu kısıtlamalar insanların çalışıp para kazanmalarını, dolayısıyla karınlarını doyurmalarını engellediği için, karantina uzun vadede bir seçenek olmayabilir. Diğer yandan, İtalya ve ABD gibi gelişmiş sağlık sistemlerine sahip büyük ülkelerdeki can kaybı artışı ve hastanelerin çöküş eşiğine gelişi düşünüldüğünde akıllara şu soru geliyor: Büyük ülkeler dahi salgınla baş edemezken kim bilir kamplarda neler yaşanır?

Hiroşima bilançosunun 7 katı
WHO tarafından hazırlanan ve Bangladeş basınında yer alan müdahale planına göre, acil sağlık planları olmadan koronavirüsün yalnızca Bangladeş’te yarım milyon insanın canına mâl olacağı tahmin ediliyor. Bu rakam, 2. Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya atılan bombanın öldürdüğü insan sayısının -70 bin- 7 katına denk geliyor. Planda “Diğer ülkelerdekiler ile karşılaştırıldığında, bu rakam şaşırtıcı değil. Ancak tehlikenin boyutunu gösteren ve eylem çağrısında bulunan bir rakam” ifadeleri kullanılıyor.
Norveç Mülteci Konseyi Genel Sekreteri Jan Egeland, The Atlantic dergisine verdiği demeçte kamplardaki hassas durumu “Virüsle mücadelede işlerine yarayacak her şeyi kaybetmiş durumdalar. Evlerini, topluluklarını ve hastanelerini” ifadeleri ile anlatıyor. Mart ayında “önleyici tedbirler alınmadığı taktirde yeni tip koronavirüsün mülteci grupları bütünüyle yok edeceği” uyarısında bulunan Egeland, “Mülteciler, güvenli olduğunu düşündükleri için bu kamplarda toplanmışlardı, şimdi ise kendilerini salgın karşısındaki en hassas noktalarda buldular” demişti.
Sosyal izolasyon politikası, birçok ülkede paniğe, stok yapılmasına ve rafların boşalmasına neden olmuştu. Mülteci kamplarındaki durum ise farklı. Bu kampların çoğu, hayatlarını çoğunlukla sivil toplum kuruluşları (STK) destekleriyle idame ettiriyor. Örneğin, Rohingya mültecilerinin neredeyse yarısı yeterli gıdaya ulaşamıyor; Tanzanya’nın kuzeybatısındaki Nyarugusu kampında yaşayan Burundi ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti mültecileri de gıda eksikliğinden şikayet ediyor. Öyle ki, buradaki bir mülteci, içinde bulundukları durumu “Bazen toprakla karıştırılmış un, bazen de yiyebilmek için iki gün boyunca pişirmemiz gereken bayat tahıl yiyoruz” kelimeleriyle anlatıyor.
Bir diğer sıkıntı ise temiz hava ve hijyen eksikliği. Cox’s Bazar kampı sakinleri, tuvalete gidebilmek veya ellerini yıkayabilmek için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalıyor. Bir yardım kuruluşu olan CARE International’ın Asya Bölgesi Direktörü Dr. Deepmala Mahla, “Suya ulaşılan noktaların koronavirüs salgınının odak noktası olacağından endişeleniyoruz” diyor. Bunun yanında, sabun ve diğer sağlık bakım ürünlerinde de ciddi bir kıtlık mevcut. Salgın öncesinde, Nyarugusu sakinleri hem kişisel temizliklerinde hem de kıyafetlerini yıkarken kullanmaları için her ay kendilerine ücretsiz verilen küçük bir sabun parçası ile idare etmeye çalışıyordu. Üstelik sabun dağıtım süreci genellikle düzensiz yapılıyor; sivil toplum çalışanları ise bu konuda “Bazen yiyecek ile sabun arasında seçim yapmak zorunda kalıyorlar” diyor.

Sağlık hizmetleri eksikliği
En endişe verici olan ise salgının sıçramasından korkulan bu kamplarda hiçbir sağlık hizmetinin olmayışı.

Türkiye güvenli ama İdlib değil
Türkiye’ye sığınan mülteciler, buradaki sağlık hizmetlerine güvenebilir. Ancak İdlib’de çadırlarda kalan ya da metruk evleri mesken edinen yüz binlerce kişi, o kadar da şanslı değil. Zirâ hava saldırılarına rağmen ayakta kalabilen hastaneler, koronavirüs salgınıyla başa çıkacak kapasiteye sahip değil.
İdlib Sağlık Müdürlüğü’nde halk sağlığı koordinatörü olarak görev yapan Dr. Abdulhekim Ramazan, 3 milyon kişiden sorumlu ve hala hizmet vermekte olan az sayıda hastanede hepi topu 100 solunum cihazının bulunduğunu, zaten bitkin sağlık çalışanlarının ise en temel imkanlardan yoksun olduğunu söylüyor.
İdlib’de çalışan bir Dr. Vesim Zekeriya, çoğu hastanede ameliyat sırasında takılacak kadar dahi maske bulunmadığını, diğer yandan yalnızca 200 yoğun bakım yatağının mevcut olduğunu ifade ediyor.
Üstelik mülteci kamplarındaki kötü koşulların daha kötü bir duruma geldiği görünüyor. Bangladeş yetkililer, Cox’s Bazar’daki Rohingyaların protesto düzenlemelerini engellemek için kamplarda telefon kullanımını yasakladı, buraya sağlanan internet hizmetlerini ise durdurdu. Bu durum, kamplara erişimi tamamen kısıtlanan STK’ların sosyal medya aracılığıyla salgın hakkında önemli bilgiler yayınlamalarını engelliyor. Böylece geriye broşür, hoparlör ve radyo yayınları kalıyor. Ancak zaten yeterince yaygın olmayan bu yöntemler, artlarında bilgi boşluğu bırakabiliyor, söylentilere zemin hazırlayabiliyor. Öyle ki, Rohingyalardan bazıları, virüsün tuz ve şeker karşımı tüketilerek yok edilebileceğini zannediyor.

İdlib’in çilesi
Tüm bunlara rağmen insani yardım kuruluşları, dünyanın dört bir yanındaki mülteci kamplarını felakete hazırlamak için çaba göstermeye devam ediyor. Sağlık merkezleri, el yıkama istasyonları ve karantina tesislerinin kurulması çalışmaları hızlandırılıyor. Bu bağlamda UNHCR, Nyarugusu kampına sağlanan sabun miktarını iki katına çıkardı, toplu gıda kuyruklarının azaltılması yönünde değişiklikler yaptı. Nitekim kamplarda geçen vakit kılıca benzer, ufacık bir gecikme çok ciddi felaketlere mâl olabilir. STK’lar tarafından ne kadar yardım sağlanırsa sağlansın, birden fazla ailenin tek bir çadırı paylaştığı, akan suya, gıda ve elektriğe ulaşımın nadir olduğu ve karantinanın hiçbir şekilde uygulanamayacağı İdlib’e ulaşmak mümkün değil. Nitekim Ramazan, “Burada insanlardan ellerini ılık suyla güzelce yıkamasını istemek, acımasız bir şakayla eşdeğer gibi görünüyor” ifadelerini kullanıyor. Şimdilik, Türkiye ile Rusya arasında Mart ayı başlarında kabul edilen ateşkes hâlâ geçerli gibi görünüyor. Ancak savaş devam ettiği taktirde daha fazla göç yaşanacak, bu da salgının yayılmasını kolaylaştıracak bir risk teşkil edecek. Nitekim şuanda cephedeki ateşkes hattı, koronavirüse karşı da bir siper görevi görüyor.
Koronavirüs, herhangi bir mülteci kampının kapısını çaldığı taktirde, STK’lar tarafından kurulan kırılgan surların hızlıca çöküşü kaçınılmaz olacaktır. Mahla ise bu konuda sivillerin böyle bir musibet ile yüzleşmeye hazır olmadığını vurguluyor. Bu yüzden, yardım sektörü çalışanları salgının olası sonuçlarından endişe etmekte oldukça haklı. Ancak küresel düzeyde paniğin yaşandığı bu dönemde, dünyanın geri kalanının bu endişeleri görmezden gelmesi şaşırtıcı olmayacak.



Trump’ın belirlediği süre dolmadan önce İran köprüleri ve demiryolları hedef alındı

 Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
TT

Trump’ın belirlediği süre dolmadan önce İran köprüleri ve demiryolları hedef alındı

 Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)

İran’a düzenlenen saldırıların yoğunluğu artarken, hedeflerin özellikle köprüler ve demiryolu ağları üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala yaşandı.

Gün içinde düzenlenen saldırılarda Kaşan’da bir demiryolu köprüsü, Meşhed’de bir tren istasyonu ve Tebriz yakınlarında bir viyadük hedef alındı. Saldırılar, ülke içindeki ana ulaşım hatlarının aksamasına yol açtı.

Trump, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin taleplerine ABD’nin doğu saatine göre akşam 20.00’ye kadar yanıt vermemesi halinde ‘İran medeniyetini tamamen yok etmekle’ tehdit etti.

Artan gerilim, İsrail ordusunun İran vatandaşlarına trenleri kullanmamaları ve demiryolu hatlarından uzak durmaları yönünde yaptığı doğrudan uyarılarla eş zamanlı gerçekleşti. Bu durum, hedef listesinin ulaşım altyapısını kapsayacak şekilde genişletildiğine işaret ederken, ABD tarafı da köprüler ve enerji tesislerinin hedef alınabileceğini dile getirdi.

Trump, dün yaptığı açıklamada İran’a verdiği sürenin bu akşam saat 20.00’de sona ereceğini belirterek, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir anlaşma için bunun ‘nihai süre’ olduğunu vurguladı. Şartların yerine getirilmemesi halinde köprüler ve enerji tesisleri de dahil olmak üzere geniş çaplı altyapı saldırılarının gündeme geleceğini ifade etti.

Bugün Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda ise Trump, “Bu gece tüm bir medeniyet yok olabilir ve bir daha geri dönmeyebilir. Bunun olmasını istemem ama büyük ihtimalle olacak” ifadelerini kullandı. Ayrıca yaşananların, bazı İranlı liderlerin öldürülmesi nedeniyle ‘devrim niteliğinde’ sonuçlar doğurabileceğini savundu. Trump, altyapının hedef alınmasının savaş suçu olarak değerlendirilmesine ilişkin ise ‘hiç endişe duymadığını’ belirterek, asıl amacın İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu vurguladı.

Diğer yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance bugün yaptığı açıklamada, Washington’un İran’a karşı ‘henüz kullanmaya karar vermediği araçlara’ sahip olduğunu belirterek, müzakerelerin bu seçeneklere başvurulmasını engellemesini umduğunu ifade etti.

Macaristan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, ABD’nin, belirlenen son tarihten önce İran’dan hâlâ bir yanıt alınabileceğine inandığını söyledi. ABD’nin İran’daki askeri hedeflerini büyük ölçüde gerçekleştirdiğini savunan Vance, son saatlerde yoğun diplomatik temasların yaşanacağını dile getirdi.

Vance, “Kullanmayı henüz kararlaştırmadığımız araçlarımız var. ABD Başkanı bunları kullanmaya karar verebilir… İran yaklaşımını değiştirmezse bu yönde adım atacaktır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran’ın İslamabad Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem, Pakistan’ın arabuluculuk çabalarının ‘kritik ve hassas bir aşamaya’ yaklaştığını belirterek, gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi, ancak ayrıntı vermedi. Aynı zamanda Tahran yönetimi, 45 günlük ateşkes önerisini reddederek, geçici bir durdurma yerine savaşın kalıcı olarak sona ermesini hedeflediğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise saldırılarını genişletmeye hazır olduğunu duyurdu. Yapılan açıklamada, İran altyapısının ABD tarafından hedef alınması halinde sivil tesislerin de vurulabileceği uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, ABD ordusunun ‘kırmızı çizgileri aşması’ durumunda verilecek karşılığın bölge sınırlarını aşacağı belirtilirken, ABD ve müttefiklerinin altyapısının uzun yıllar petrol ve gaz erişiminden mahrum kalabilecek saldırılara hedef olabileceği ifade edildi. Ayrıca hedef seçiminde gösterilen ‘itidalin’ sona erdiği ve sivil tesislerin hedef alınmasından kaçınılmayacağı vurgulandı.

Tahran’dan ülkenin güneyine kadar geniş çaplı saldırılar

ABD’nin bugün erken saatlerde İran’a bağlı Harg Adası’ndaki askeri hedeflere hava saldırıları düzenlediği bildirildi. The Wall Street Journal’ın Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre operasyon, adadaki askeri unsurları hedef aldı.

Bir ABD’li yetkili de Reuters’a yaptığı açıklamada, Harg Adası’nda 50’den fazla askeri noktanın vurulduğunu doğruladı. Yetkili, İran’ın petrol ihracatı açısından kritik öneme sahip olan adadaki enerji altyapısının hedef alınmadığını belirtti.

Sahadaki gelişmelere göre saldırılar ilk olarak Tahran’da başladı, ardından çevresine ve ülkenin orta ile güney bölgelerine yayıldı. Operasyonlarda askeri ve lojistik hedeflerin yanı sıra ulaşım ve enerji altyapısına odaklanıldığı görüldü. Başkentte sabaha karşı saat 03.00 civarında kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde patlamalar meydana gelirken, güvenlik önlemleri artırıldı ve sahada hareketlilik gözlendi.

Batı Tahran’da saldırılar, Mehrabad Havalimanı çevresinde yoğunlaştı. Hava tesisleri ve havacılıkla bağlantılı altyapılar hedef alınırken, Tahransar bölgesinde de patlamalar yaşandı. Kuzeyde Narmak’ta bir patlama kaydedilirken, şehir merkezinde Filistin Meydanı ve Enghelab Caddesi yakınlarında da patlama sesleri duyuldu.

Başkentin doğusuna doğru alçak irtifada uçan füzelerin, Tahran’ın güneydoğusundaki Parchin bölgesine yöneldiği ve burada askeri tesisler çevresinde patlamalar meydana geldiği bildirildi. Saldırılar güney ve güneybatı bölgelerine de yayılırken, lojistik hatlar ve operasyonel destek altyapısı hedef alındı.

Karaj ve çevresinde, hava destek ve üretimle bağlantılı tesisler hedef alındı; bunlar arasında helikopter üretim tesislerinin de bulunduğu aktarıldı. Başkentin batısındaki Şehriyar’da ise belirli hedeflerin bulunduğu değerlendirilen konut binalarının vurulduğu bildirildi.

Ülkenin orta kesimlerinde Kum’da gece yarısından sonra patlamalar meydana gelirken, yoğun duman yükseldiği gözlendi. Arak ve Hondab çevresinde ise savaş uçaklarının uçuşlarının sürdüğü kaydedildi.

Güney bölgelerinde ise saldırıların kapsamı belirgin şekilde genişledi. Abadan ve Hürremşehr’de limanlar ile denizcilik ve askeri sanayiye bağlı tesislerin çevresinde patlamalar meydana geldi. Bender Abbas ve Keşm’de de şiddetli patlamalar kaydedilirken, liman altyapısı ve deniz kapasitesine yönelik hedeflerin vurulduğuna işaret eden bulgular ortaya çıktı.

Eş zamanlı olarak saldırılar lojistik altyapıyı da kapsayacak şekilde genişletildi. Demiryolu hatları, köprüler ve ulaşım arterleri hedef alınırken, Meşhed’de tren seferleri durduruldu ve kara ulaşımı için alternatif düzenlemeler devreye sokuldu.

İsrail ordusu ise hava kuvvetlerinin İran içinde geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, istihbarata dayalı saldırılarda füze geliştirme kapasitesiyle bağlantılı askeri ve sanayi altyapısının hedef alındığı belirtildi.

Ordudan yapılan açıklamaya göre, hedefler arasında Şiraz’daki bir petrokimya tesisi de yer aldı. Söz konusu tesisin, patlayıcı üretiminde kullanılan ve balistik füze geliştirilmesinde kritik öneme sahip nitrik asit üretiminde kullanıldığı ifade edildi.

Açıklamada, bu tesisin vurulmasının İran’ın özellikle kimyasal bileşenlere dayalı silah üretim kapasitesini daha da zayıflattığı savunuldu. Tesisin, balistik füze programı için gerekli temel bileşenleri üreten son merkezlerden biri olduğu öne sürüldü.

İsrail ordusu, bu saldırının daha önce İran’ın en büyük petrokimya komplekslerinden biri ile Mahşehr bölgesindeki diğer tesislere yönelik operasyonların devamı niteliğinde olduğunu ve askeri programla bağlantılı sanayi altyapısını zayıflatmayı amaçladığını bildirdi.

İsrail ordusu ayrıca, İran’ın kuzeybatısında büyük bir balistik füze fırlatma sahasının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, bu sahadan İsrail’e doğru onlarca füzenin fırlatıldığı ifade edildi.

Ordudan yapılan değerlendirmeye göre saldırı, balistik füze birliklerine bağlı unsurlar ve komutanların aktif olarak operasyon yürüttüğü sırada gerçekleştirildi. Hedef almanın, İsrail ve diğer ülkelere yönelik yeni saldırıların önlenmesi amacı taşıdığı kaydedildi.

İsrail ordusu, bu operasyonların İran yönetiminin askeri altyapısını hedef almaya yönelik sürdürülen çalışmaların parçası olduğunu ve ülkenin gelişmiş silahlar ile füze üretim ve kullanım kapasitesini sınırlamayı hedeflediğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor

İran içindeki tırmanış, Hürmüz Boğazı’nda artan gerilimle eş zamanlı ilerliyor. Boğaz, iki taraf arasında doğrudan karşı karşıya gelinen ana cephe haline gelirken, İngiltere Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO), Kiş Adası’nın güneyindeki uluslararası sularda bir konteyner gemisinin vurulduğunu, olayda can kaybı yaşanmadığını açıkladı.

UKMTO, savaşın başlamasından bu yana 20’den fazla geminin saldırıya uğradığını bildirirken, deniz taşımacılığı ve küresel enerji arzında ciddi aksamalar yaşanabileceği yönündeki endişelerin arttığına dikkat çekti. Bu çerçevede, 30’dan fazla ülkeden askeri planlamacıların Londra’da bir araya gelerek boğazda seyrüsefer güvenliğini sağlama seçeneklerini değerlendirdiği aktarıldı.

Söz konusu gelişmeler, sahadaki askeri operasyonlarla siyasi tehditlerin kesiştiği bir döneme denk geliyor. ABD’nin verdiği sürenin dolmasına yaklaşılırken, İran içinde kritik altyapının daha geniş ölçekte hedef alınabileceğine dair işaretler güçleniyor. Tarafların, bir anlaşmaya varılamaması halinde daha kapsamlı bir tırmanış aşamasına geçmeye hazırlandığı değerlendiriliyor.


ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

 ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu
TT

ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

 ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

Bölge, Tahran ile Washington arasında doğrudan çatışmanın patlak vermesiyle tehlikeli bir dönemece girdi. İran, başkent Tahran'ı hedef alan ve bir Yahudi sinagogunun tamamen yıkılmasına yol açan saldırılara karşılık olarak İsrail'in kalbine balistik füzeler yağdırdı.

İsrail ordusunun İran vatandaşlarına "tren" ağını kullanmamaları konusunda benzeri görülmemiş bir uyarıda bulunmasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni bir anlaşmaya varılması için belirlediği sürenin dolmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.

Tahran, ABD'nin "sivil altyapıyı" hedef alma tehditlerine açık bir meydan okumayla, ateşkes önerilerini kategorik olarak reddettiğini ve "Hürmüz Boğazı"nı kapatmakta ısrar ettiğini duyurdu; bu durum, uluslararası denizciliği ve küresel enerji arzını fırtınanın merkezine yerleştirdi.

İsrail ordusu, Kum şehri yakınındaki hayati öneme sahip bir köprüyü hedef alan geniş çaplı hava saldırılarının tamamlandığını duyurdu; bu saldırılar, Hark petrol adasını sarsan patlamalarla eş zamanlı olarak geldi.

İran Devrim Muhafızları ise Washington'un "kırmızı çizgileri" aşması halinde, yanıtın "bölge sınırlarının ötesine" geçeceğini belirterek, Trump'ın anlaşmanın reddedilmesi halinde İran tesislerini "yok etme" tehditlerine atıfta bulundu.


ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.