Brigitte Macron: Cumhurbaşkanının kulağına fısıldayan kadın

Brigitte Macron
Brigitte Macron
TT

Brigitte Macron: Cumhurbaşkanının kulağına fısıldayan kadın

Brigitte Macron
Brigitte Macron

Tutkulu bir genç ile neredeyse annesi yaşında olan nazik ve güzel bir öğretmen arasındaki aşk hikayesini yazmak için mükemmel bir zaman olmayabilir.
Genç adam lise sıralarındayken ona âşık oldu. Öğretmeni, Paris'in kuzeyinde bulunan Amiens şehrinde tiyatro dersleri veriyordu. Orta sınıf bir aileden gelen kadın eski diller, edebiyat ve tiyatro öğretmeniydi. Evli ve üç çocuk annesiydi. Orta boyu ve zayıf olan genç ise başarılı ve okumaya tutkulu biriydi. Bunun yanı sıra oldukça meraklıydı. Babası tanınmış bir doktor ve annesi ise hemşireydi. Fransa ve Avrupa'nın en güzel katedrallerinden birine ev sahipliği yapan kentin lisesindeki Tiyatro Kulübü'ndeydi. Oldukça hassas ve duyarlı biriydi. İki mavi göz, orta boy ve zayıf bir beden. Tiyatroya ve oyunculuğa olan sevgisi öğretmeni ile olan ilişkisini güçlendirdi. Öğretmeni onu diğer öğrencilerden ayırıyor, o ise öğretmenini çok özel bir yerde konumlandırıyordu. Genç adam öğretmenini her cuma akşamı evinde birlikte bir oyun yazmaya ikna etti. Aralarındaki bu benzersiz ilişki gün geçtikte daha da büyüdü, hisleri alevlendi ve onu en nihayetinde öğretmenine olan aşkını itiraf etmeye sevk etti.
Aralarında 24 yıllık bir yaş farkı vardı. Genç adam ondan eşini terk etmesini ve kendisiyle evlenmesini istedi. Bu, muhafazakâr bir burjuva ortamında hoş karşılanacak bir durum değildi. Genç adam isteğinden vazgeçmedi ve eşinden ayrılması konusunda ısrar etti. En nihayetinde istediği şey oldu.
Emmanuel Macron, 20 Ekim 2007'de -üç çocuk babası olan André Louis Auzière’den boşanan- Brigitte Macron Trogneux ile evlendi. Macron evlendiği sırada 30 yaşında bir delikanlı, eşi ise 54 yaşında olgun bir kadındı. Manş Denizi’ne bakan burjuva yaz tatil beldesi Le Touquet’de evlendiler. Brigitte'nin burada babasından miras aldığı bir evi vardı. Le Touquet şehri bugün, ziyaretçilerin uğrak bir yeri oldu. İngilizler de her hafta sonu veya tatil günlerinde kenti kalabalıklaştırırlar.
Emmanuel ve Brigitte Macron hakkında, özellikle de Emmanuel’in cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra birlikte Elysee Sarayı'na girmelerinin ardından çok şey yazılıp çizildi. 17 Mayıs 2017’de cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron, henüz 40 yaşını doldurmamıştı. Böylece, 4 Ekim 1958'den bu yana devam etmekte olan Beşinci Fransız Cumhuriyeti’nin en genç Cumhurbaşkanı oldu.
Le Parisien gazetesinde yazar olan Ava Djamshidi ve Nathalie Schuck’un kaleme aldığı ‘Bayan Başkan’ (Madame la president) adlı kitap, bu olağanüstü ilişkinin kalbine temas etmesinden ötürü diğerlerinden farklıdır. Kitabın her bir sayfasında yazarlar, ‘öğretmen, eş ve anne olan bu kadının’ kişiliğine olan hayranlıklarını dile getiriyorlar. Sadece lise sıralarında değil sonrasında da yeteneğini ortaya koyan eşi ve aynı zamanda bir zamanlar öğrencisi olan Emmanuel, Paris'teki Siyasal Bilgiler Enstitüsü 'ne ve sonra ülkenin en iyi kadrolarının ve seçkinlerinin mezun olduğu Ulusal İdare Enstitüsü’ne (ENA) girdi.
Mesleki kariyerinde hızla ilerleyen Macron, önceleri Mali Denetim İdaresi’nde kıdemli çalışan olarak görev yaptı. En eski bankalardan biri olan Paris'te Rothschild Bankası’nda çalıştı. Sonrasında, seçilmesi halinde kendisinin Elysee Sarayı'ndaki ‘üçüncü isim’ olacağını vadeden Sosyalist cumhurbaşkanı adayı François Hollande'a katıldı. Nitekim öyle de oldu. Cumhurbaşkanının ekonomi danışmanlığı görevini yürüten Macron 2014 yazında Ekonomi Bakanı oldu. 2016 yazına kadar bu görevi sürdürdü ve ardından Cumhuriyete Yürüyüş Partisi'ni (La République En Marche!) kurdu. Bunun üzerinden bir yıl geçmeden daha önce benzeri görülmemiş şekilde seçimleri kazandı ve cumhurbaşkanı oldu. Böylece 64 yaşındaki bu sarışın ve zarif kadın, cumhurbaşkanı eşi oldu. Eşiyle birlikte dünya başkentlerini gezen ve büyükler tarafından karşılanan Brigitte’nin fotoğrafları dergilerin parlak sayfalarını dolduruyor. Gazeteciler onun bir cümlesini yazmak veya onunla röportaj yapmak için birbirleriyle yarışıyorlar.
Büyük moda evleri, kendilerinin en güzel tasarımlarını ve kıyafetlerini giymesi için kadını ikna etmekte birbirleriyle yarışıyorlar. Fransa'nın yurtdışındaki imajı olan Brigitte Macron, Elysee Sarayı'nı değiştirdi ve yeniledi. Fransız mutfağına uygun olacak şekilde saray yemeklerinin değiştirilmesini talep etmekten çekinmedi. Ancak yarım milyon euro kadar olan bu harcamalar, masrafların kabardığı bir döneme denk geldi ve Macron'un ‘zenginlerin başkanı’ olduğunu söyleyenlerin elini güçlendirdi. Bazıları onu XVI. Louis'in eşi Marie Antoinette'ye benzettiler. Kendisine ekmeklerinden olduklarını ve yiyecek bir şey bulamadıklarını söyleyen Fransızlara ‘Ekmek yoksa pasta yesinler’ deyişiyle tarihe geçen Fransa kraliçesinin hayatı, Elysee Sarayı’na bir taş atımı mesafesinde yer alan Concorde Meydanı’nda kurulan giyotinde son buldu.
Fakat bu Brigitte de için geçerli mi? Kitabın etrafında döndüğü temel mesele şu soruda özetlenebilir: Kim kimi şekillendirdi? Aralarındaki öğretmen-öğrenci ilişkisi devam mı etti? Yoksa öğrenci, öğretmen vesayetinden kurtuldu mu? Emmanuel, onun imajından yararlanıyor mu? Yoksa sadece Brigitte mi onun konumundan istifade ediyor?
Müelliflerin ikiliye yakın olan bir kaynaktan aktardığına göre, “Emmanuel her şeyi Brigitte'e borçlu. Onun sayesinde cumhurbaşkanı oldu. Onun sayesinde Fransızların evlerine ve kalplerine girebildi.” Bir başka kaynak ise durumu şu sözleriyle anlatıyor: “Brigitte, kocasına yardım eden ve seçiminde katkıda bulunan tek kadındı. O, yeni dünyayı ve modernliği temsil ediyor. Emmanuel ise henüz 20’li yaşlarında olgun biriydi. Brigitte, Emmanuel’in duygusal ve rasyonel güvencesidir.”
Kitap, genç cumhurbaşkanının ‘eşinin, yaptığı her şey hakkındaki görüşünü duymak için ne kadar istekli olduğunu’ gösteren bir dizi detaya da ışık tutuyor. Emmanuel, eski Cumhurbaşkanı François Hollande kendisinden bakan olmasını istediğinde eşine danışmak için zaman istedi. Aynı şekilde cumhurbaşkanı olmak için adaylığını koyduğu sırada da danıştığı ve kendisini buna teşvik eden kişi karısı oldu. Brigitte, seçim kampanyası sırasında da eşini yalnız bırakmadı. Konuşmalarını onunla birlikte gözden geçirdi ve uzun veya belirsiz olduğunu gördüğü zaman eleştirmekten çekinmedi. Uygun ses tonunu bulması için onu eğitti. Her zaman eşinin sözleri veya mesajını iletmek için kullandığı yöntem hakkında çekincelerini dile getirdi. Brigitte, eşinin gerek bakan olduğu dönemde gerekse de aday ve ardından cumhurbaşkanı olduğu dönemde de çalışma tarzına yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Kitap, Macron'un danışmanlarının, yurtdışına yaptığı resmi gezilerde cumhurbaşkanına eşlik etmekten keyif aldıklarını aktarıyor. Çünkü ne kadar sürdüğü ve ne kadar uzun olduğu fark etmeksizin yolculuk süresince çalışmalarının gerekmeyeceğinden eminler. Brigitte, “Bu insanlara İşkence ettiğin yeter. Bırak biraz dinlensinler” diye Emmanuel’e çıkışırmış. Nitekim Macron'un, gece çok geç saatlerde de bakanlar ve danışmanlarla iletişim kurma takıntısından mustarip olduğu bir sır değil. Bir toplantıya katılan ve elindeki dosyaya tam olarak hazırlanmamış olan bakanın yahut danışmanın vay haline!
Brigitte, her zaman Emmanuel'e yakın olma isteğini açıkça gösteriyor. Öyle ki resmi toplantı aralarında danışmanlarından ve yardımcılarından biraz da olsa vakit geçirmek için kendilerini yalnız bırakmalarını istiyor. Brigitte, Emmanuel’in yediği yemekler konusunda da oldukça titiz. Örneğin saray mutfağındaki çalışanların her gün 10 çeşit sebze ve meyve hazırlamalarını istiyor. Brigitte, ayda en az bir kez tiyatro veya bir musiki grubunu saraya davet etmeye karar verdi. ‘Elysee Akşamları’ olarak da bilinen bu kültür ve sanat etkinlikleriyle cumhurbaşkanlığı konutu ‘sanat ve kültür dostu’ oldu.
Brigitte Macron'un oyunculuk dersleri verdiği ve özellikle tiyatro başta olmak üzere sanat camiasının birçok kesimiyle kapsamlı ilişkilerinin olduğu biliniyor. Koronavirüs salgınıyla mücadele çerçevesinde evlerinin karantinaya alınmasından birkaç gün önce cumhurbaşkanı ve eşi, başkentin merkezindeki bir tiyatroda görüldüler.
Müellifler, Brigitte'nin eşini hafta sonunu Elysee Sarayı'nın dışında geçirmeye zorladığını aktarıyorlar. Neyse ki cumhurbaşkanlığı konutu, Paris merkeze arabayla yaklaşık yarım saat mesafede olan Versay Sarayı'nın bitişiğinde yer alıyor. Yüksek duvarlarla çevrili olan, ormanın içinde yer alan, tenis kortu ve yüzme havuzuyla birlikte içerisinde bir dizi etkinlik yapılabilecek alanın bulunduğu saray, modernliğin yanı sıra zarafetiyle de göze çarpıyor. Daha önce başbakanın konutu olan saray, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile birlikte cumhurbaşkanının uhdesine geçti.
Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand gayri meşru kızı Mazarine'yi bu sarayda gözlerden saklıyordu. Müellifler, Brigitte Macron'un bu mekânı çok sevdiğini ve fırsat bulduğunda eşiyle birlikte buraya gelmek istediğini aktarıyorlar. Aynı şekilde Brigitte, Akdeniz sularına bakan Akdeniz sularına nazır Brigonson Kalesi’ni de çok seviyor. Ancak eşlerin kalede bir yüzme havuzu yaptırma yönündeki istekleri ülkede tartışmaya sebep oldu ve makyaj için en az yirmi bin euro harcayan bir cumhurbaşkanı imajını akıllara getirdi.
Brigitte Macron gün yüzüne çıktığı zaman Fransızlar tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Nitekim her ne kadar kalbinin sesine kulak verip Emmanuel Macron ile yaşamak için eşini terk ederek büyük bir adım atmış olsa da muhafazakâr bir burjuva kadını olarak değerlendirildi.
Fransa, tüm Avrupa ülkeleri arasında en güçlü merkezi sisteme sahip olan ülkedir. Bu merkezin kalbi, Beşinci Cumhuriyet Anayasası ile kuşanmış olan Elysee Sarayı’dır. Birçok kimse cumhurbaşkanlarının yetkilerinin, monarşi dönemindeki herhangi bir kralın yetkilerinden daha fazla olduğunu düşünüyor. Bu durumun neticesi ise cumhurbaşkanının eşinin kocası aracılığıyla bir çeşit gizli güç kullanabilmesidir. Brigitte Macron her zaman bu tür yanlışlıklardan uzak dursa da gerçeklik başka bir şeydir.
Kitapta Brigitte Macron’un hükümetin en önde gelen isimlerinden biri olan Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer’i keşfettiği aktarılıyor. Zaman zaman bakanları karşılayan Brigitte’nin hükümet saflarında da hayranları var. Kitapta, isminin açıklanmasını istemeyen bir bakanın şu ifadelerine yer veriliyor: “Bir bakan yasa tasarısının metninde bir değişiklik yapmak istiyorsa, Brigitte ile konuşması çok faydalı olur. Çünkü Brigitte, danışmanları atlayarak cumhurbaşkanını etkileyebiliyor.”
Brigitte, bir emlak skandalı nedeniyle Sosyalist Parti'den ayrılarak Macron'a ilk katılan kişiler arasında yer alan Richard Ferrand’ı destekledi ve bir gün onu rahatlatmaya çalışırken, “Richard, sen büyük bir meclis başkanı olabilirsin” demişti. Richard bugün meclis başkanı.
Müellifler, siyasi sezgisinin çok güçlü ve son derece hassas olduğunu söyledikleri Brigitte’yi, ‘başkanın beynin sağ lobu’ olarak nitelendiriyor ve Elysee Sarayı'nın kapıları kapandıktan sonra Cumhurbaşkanı Macron’un her şeyi ona danıştığını söylüyorlar. Kitapta, Elysee Sarayı'na davet edilen kimselerle akşam yemeğine oturulduğunda Brigitte’nin her daim hazır bulunduğu belirtiliyor. Bu durum cumhurbaşkanlık resmi not defterinde bulunmasa da bakanlar ve bakanlık hayali kuranlar bunu biliyorlar. Bundan dolayı da ona yakınlaşmaya çalışıyorlar.
Sarı Yelekler Hareketi'nin patlak verdiği dönemde bazı protestocular, Brigitte’yi XVI. Louis'in eşi Marie Antoinette'yi hatırlatırcasına ‘Brigitte Antoinette’ olarak nitelendirmekten çekinmediler. Ayrıca kitapta, Brigitte’nin cumhurbaşkanının pusulası olduğu ve sağcı Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’in yanı sıra Fransa Hareket Partisi (MPF) lideri Philippe de Villiers de dahil olmak üzere birçok kişi ile iyi ilişkiler kurmasını sağladığı kaydediliyor.
Kitapta, Brigitte’nin siyasi sezgisine veya daha doğrusu siyasi dehasına rağmen eşinin siyasetine karşı bazı hatalara düştüğü de aktarılıyor.
Brigitte Macron: “Karmaşık ve gizemli kişiliğe sahip bir kadın. Fakat aynı zamanda gerek siyasi gerekse de kişisel yaşamında bir istisnayı temsil ediyor. Onun hayatının ayrıntılarından habersiz olan, şu anda bulunduğu yere gelmek için hangi engelleri aştığını bilemez. Ancak en nihayetinde etkilendiği kadar da etkiledi.”



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.