Brigitte Macron: Cumhurbaşkanının kulağına fısıldayan kadın

Brigitte Macron
Brigitte Macron
TT

Brigitte Macron: Cumhurbaşkanının kulağına fısıldayan kadın

Brigitte Macron
Brigitte Macron

Tutkulu bir genç ile neredeyse annesi yaşında olan nazik ve güzel bir öğretmen arasındaki aşk hikayesini yazmak için mükemmel bir zaman olmayabilir.
Genç adam lise sıralarındayken ona âşık oldu. Öğretmeni, Paris'in kuzeyinde bulunan Amiens şehrinde tiyatro dersleri veriyordu. Orta sınıf bir aileden gelen kadın eski diller, edebiyat ve tiyatro öğretmeniydi. Evli ve üç çocuk annesiydi. Orta boyu ve zayıf olan genç ise başarılı ve okumaya tutkulu biriydi. Bunun yanı sıra oldukça meraklıydı. Babası tanınmış bir doktor ve annesi ise hemşireydi. Fransa ve Avrupa'nın en güzel katedrallerinden birine ev sahipliği yapan kentin lisesindeki Tiyatro Kulübü'ndeydi. Oldukça hassas ve duyarlı biriydi. İki mavi göz, orta boy ve zayıf bir beden. Tiyatroya ve oyunculuğa olan sevgisi öğretmeni ile olan ilişkisini güçlendirdi. Öğretmeni onu diğer öğrencilerden ayırıyor, o ise öğretmenini çok özel bir yerde konumlandırıyordu. Genç adam öğretmenini her cuma akşamı evinde birlikte bir oyun yazmaya ikna etti. Aralarındaki bu benzersiz ilişki gün geçtikte daha da büyüdü, hisleri alevlendi ve onu en nihayetinde öğretmenine olan aşkını itiraf etmeye sevk etti.
Aralarında 24 yıllık bir yaş farkı vardı. Genç adam ondan eşini terk etmesini ve kendisiyle evlenmesini istedi. Bu, muhafazakâr bir burjuva ortamında hoş karşılanacak bir durum değildi. Genç adam isteğinden vazgeçmedi ve eşinden ayrılması konusunda ısrar etti. En nihayetinde istediği şey oldu.
Emmanuel Macron, 20 Ekim 2007'de -üç çocuk babası olan André Louis Auzière’den boşanan- Brigitte Macron Trogneux ile evlendi. Macron evlendiği sırada 30 yaşında bir delikanlı, eşi ise 54 yaşında olgun bir kadındı. Manş Denizi’ne bakan burjuva yaz tatil beldesi Le Touquet’de evlendiler. Brigitte'nin burada babasından miras aldığı bir evi vardı. Le Touquet şehri bugün, ziyaretçilerin uğrak bir yeri oldu. İngilizler de her hafta sonu veya tatil günlerinde kenti kalabalıklaştırırlar.
Emmanuel ve Brigitte Macron hakkında, özellikle de Emmanuel’in cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra birlikte Elysee Sarayı'na girmelerinin ardından çok şey yazılıp çizildi. 17 Mayıs 2017’de cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron, henüz 40 yaşını doldurmamıştı. Böylece, 4 Ekim 1958'den bu yana devam etmekte olan Beşinci Fransız Cumhuriyeti’nin en genç Cumhurbaşkanı oldu.
Le Parisien gazetesinde yazar olan Ava Djamshidi ve Nathalie Schuck’un kaleme aldığı ‘Bayan Başkan’ (Madame la president) adlı kitap, bu olağanüstü ilişkinin kalbine temas etmesinden ötürü diğerlerinden farklıdır. Kitabın her bir sayfasında yazarlar, ‘öğretmen, eş ve anne olan bu kadının’ kişiliğine olan hayranlıklarını dile getiriyorlar. Sadece lise sıralarında değil sonrasında da yeteneğini ortaya koyan eşi ve aynı zamanda bir zamanlar öğrencisi olan Emmanuel, Paris'teki Siyasal Bilgiler Enstitüsü 'ne ve sonra ülkenin en iyi kadrolarının ve seçkinlerinin mezun olduğu Ulusal İdare Enstitüsü’ne (ENA) girdi.
Mesleki kariyerinde hızla ilerleyen Macron, önceleri Mali Denetim İdaresi’nde kıdemli çalışan olarak görev yaptı. En eski bankalardan biri olan Paris'te Rothschild Bankası’nda çalıştı. Sonrasında, seçilmesi halinde kendisinin Elysee Sarayı'ndaki ‘üçüncü isim’ olacağını vadeden Sosyalist cumhurbaşkanı adayı François Hollande'a katıldı. Nitekim öyle de oldu. Cumhurbaşkanının ekonomi danışmanlığı görevini yürüten Macron 2014 yazında Ekonomi Bakanı oldu. 2016 yazına kadar bu görevi sürdürdü ve ardından Cumhuriyete Yürüyüş Partisi'ni (La République En Marche!) kurdu. Bunun üzerinden bir yıl geçmeden daha önce benzeri görülmemiş şekilde seçimleri kazandı ve cumhurbaşkanı oldu. Böylece 64 yaşındaki bu sarışın ve zarif kadın, cumhurbaşkanı eşi oldu. Eşiyle birlikte dünya başkentlerini gezen ve büyükler tarafından karşılanan Brigitte’nin fotoğrafları dergilerin parlak sayfalarını dolduruyor. Gazeteciler onun bir cümlesini yazmak veya onunla röportaj yapmak için birbirleriyle yarışıyorlar.
Büyük moda evleri, kendilerinin en güzel tasarımlarını ve kıyafetlerini giymesi için kadını ikna etmekte birbirleriyle yarışıyorlar. Fransa'nın yurtdışındaki imajı olan Brigitte Macron, Elysee Sarayı'nı değiştirdi ve yeniledi. Fransız mutfağına uygun olacak şekilde saray yemeklerinin değiştirilmesini talep etmekten çekinmedi. Ancak yarım milyon euro kadar olan bu harcamalar, masrafların kabardığı bir döneme denk geldi ve Macron'un ‘zenginlerin başkanı’ olduğunu söyleyenlerin elini güçlendirdi. Bazıları onu XVI. Louis'in eşi Marie Antoinette'ye benzettiler. Kendisine ekmeklerinden olduklarını ve yiyecek bir şey bulamadıklarını söyleyen Fransızlara ‘Ekmek yoksa pasta yesinler’ deyişiyle tarihe geçen Fransa kraliçesinin hayatı, Elysee Sarayı’na bir taş atımı mesafesinde yer alan Concorde Meydanı’nda kurulan giyotinde son buldu.
Fakat bu Brigitte de için geçerli mi? Kitabın etrafında döndüğü temel mesele şu soruda özetlenebilir: Kim kimi şekillendirdi? Aralarındaki öğretmen-öğrenci ilişkisi devam mı etti? Yoksa öğrenci, öğretmen vesayetinden kurtuldu mu? Emmanuel, onun imajından yararlanıyor mu? Yoksa sadece Brigitte mi onun konumundan istifade ediyor?
Müelliflerin ikiliye yakın olan bir kaynaktan aktardığına göre, “Emmanuel her şeyi Brigitte'e borçlu. Onun sayesinde cumhurbaşkanı oldu. Onun sayesinde Fransızların evlerine ve kalplerine girebildi.” Bir başka kaynak ise durumu şu sözleriyle anlatıyor: “Brigitte, kocasına yardım eden ve seçiminde katkıda bulunan tek kadındı. O, yeni dünyayı ve modernliği temsil ediyor. Emmanuel ise henüz 20’li yaşlarında olgun biriydi. Brigitte, Emmanuel’in duygusal ve rasyonel güvencesidir.”
Kitap, genç cumhurbaşkanının ‘eşinin, yaptığı her şey hakkındaki görüşünü duymak için ne kadar istekli olduğunu’ gösteren bir dizi detaya da ışık tutuyor. Emmanuel, eski Cumhurbaşkanı François Hollande kendisinden bakan olmasını istediğinde eşine danışmak için zaman istedi. Aynı şekilde cumhurbaşkanı olmak için adaylığını koyduğu sırada da danıştığı ve kendisini buna teşvik eden kişi karısı oldu. Brigitte, seçim kampanyası sırasında da eşini yalnız bırakmadı. Konuşmalarını onunla birlikte gözden geçirdi ve uzun veya belirsiz olduğunu gördüğü zaman eleştirmekten çekinmedi. Uygun ses tonunu bulması için onu eğitti. Her zaman eşinin sözleri veya mesajını iletmek için kullandığı yöntem hakkında çekincelerini dile getirdi. Brigitte, eşinin gerek bakan olduğu dönemde gerekse de aday ve ardından cumhurbaşkanı olduğu dönemde de çalışma tarzına yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Kitap, Macron'un danışmanlarının, yurtdışına yaptığı resmi gezilerde cumhurbaşkanına eşlik etmekten keyif aldıklarını aktarıyor. Çünkü ne kadar sürdüğü ve ne kadar uzun olduğu fark etmeksizin yolculuk süresince çalışmalarının gerekmeyeceğinden eminler. Brigitte, “Bu insanlara İşkence ettiğin yeter. Bırak biraz dinlensinler” diye Emmanuel’e çıkışırmış. Nitekim Macron'un, gece çok geç saatlerde de bakanlar ve danışmanlarla iletişim kurma takıntısından mustarip olduğu bir sır değil. Bir toplantıya katılan ve elindeki dosyaya tam olarak hazırlanmamış olan bakanın yahut danışmanın vay haline!
Brigitte, her zaman Emmanuel'e yakın olma isteğini açıkça gösteriyor. Öyle ki resmi toplantı aralarında danışmanlarından ve yardımcılarından biraz da olsa vakit geçirmek için kendilerini yalnız bırakmalarını istiyor. Brigitte, Emmanuel’in yediği yemekler konusunda da oldukça titiz. Örneğin saray mutfağındaki çalışanların her gün 10 çeşit sebze ve meyve hazırlamalarını istiyor. Brigitte, ayda en az bir kez tiyatro veya bir musiki grubunu saraya davet etmeye karar verdi. ‘Elysee Akşamları’ olarak da bilinen bu kültür ve sanat etkinlikleriyle cumhurbaşkanlığı konutu ‘sanat ve kültür dostu’ oldu.
Brigitte Macron'un oyunculuk dersleri verdiği ve özellikle tiyatro başta olmak üzere sanat camiasının birçok kesimiyle kapsamlı ilişkilerinin olduğu biliniyor. Koronavirüs salgınıyla mücadele çerçevesinde evlerinin karantinaya alınmasından birkaç gün önce cumhurbaşkanı ve eşi, başkentin merkezindeki bir tiyatroda görüldüler.
Müellifler, Brigitte'nin eşini hafta sonunu Elysee Sarayı'nın dışında geçirmeye zorladığını aktarıyorlar. Neyse ki cumhurbaşkanlığı konutu, Paris merkeze arabayla yaklaşık yarım saat mesafede olan Versay Sarayı'nın bitişiğinde yer alıyor. Yüksek duvarlarla çevrili olan, ormanın içinde yer alan, tenis kortu ve yüzme havuzuyla birlikte içerisinde bir dizi etkinlik yapılabilecek alanın bulunduğu saray, modernliğin yanı sıra zarafetiyle de göze çarpıyor. Daha önce başbakanın konutu olan saray, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile birlikte cumhurbaşkanının uhdesine geçti.
Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand gayri meşru kızı Mazarine'yi bu sarayda gözlerden saklıyordu. Müellifler, Brigitte Macron'un bu mekânı çok sevdiğini ve fırsat bulduğunda eşiyle birlikte buraya gelmek istediğini aktarıyorlar. Aynı şekilde Brigitte, Akdeniz sularına bakan Akdeniz sularına nazır Brigonson Kalesi’ni de çok seviyor. Ancak eşlerin kalede bir yüzme havuzu yaptırma yönündeki istekleri ülkede tartışmaya sebep oldu ve makyaj için en az yirmi bin euro harcayan bir cumhurbaşkanı imajını akıllara getirdi.
Brigitte Macron gün yüzüne çıktığı zaman Fransızlar tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Nitekim her ne kadar kalbinin sesine kulak verip Emmanuel Macron ile yaşamak için eşini terk ederek büyük bir adım atmış olsa da muhafazakâr bir burjuva kadını olarak değerlendirildi.
Fransa, tüm Avrupa ülkeleri arasında en güçlü merkezi sisteme sahip olan ülkedir. Bu merkezin kalbi, Beşinci Cumhuriyet Anayasası ile kuşanmış olan Elysee Sarayı’dır. Birçok kimse cumhurbaşkanlarının yetkilerinin, monarşi dönemindeki herhangi bir kralın yetkilerinden daha fazla olduğunu düşünüyor. Bu durumun neticesi ise cumhurbaşkanının eşinin kocası aracılığıyla bir çeşit gizli güç kullanabilmesidir. Brigitte Macron her zaman bu tür yanlışlıklardan uzak dursa da gerçeklik başka bir şeydir.
Kitapta Brigitte Macron’un hükümetin en önde gelen isimlerinden biri olan Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer’i keşfettiği aktarılıyor. Zaman zaman bakanları karşılayan Brigitte’nin hükümet saflarında da hayranları var. Kitapta, isminin açıklanmasını istemeyen bir bakanın şu ifadelerine yer veriliyor: “Bir bakan yasa tasarısının metninde bir değişiklik yapmak istiyorsa, Brigitte ile konuşması çok faydalı olur. Çünkü Brigitte, danışmanları atlayarak cumhurbaşkanını etkileyebiliyor.”
Brigitte, bir emlak skandalı nedeniyle Sosyalist Parti'den ayrılarak Macron'a ilk katılan kişiler arasında yer alan Richard Ferrand’ı destekledi ve bir gün onu rahatlatmaya çalışırken, “Richard, sen büyük bir meclis başkanı olabilirsin” demişti. Richard bugün meclis başkanı.
Müellifler, siyasi sezgisinin çok güçlü ve son derece hassas olduğunu söyledikleri Brigitte’yi, ‘başkanın beynin sağ lobu’ olarak nitelendiriyor ve Elysee Sarayı'nın kapıları kapandıktan sonra Cumhurbaşkanı Macron’un her şeyi ona danıştığını söylüyorlar. Kitapta, Elysee Sarayı'na davet edilen kimselerle akşam yemeğine oturulduğunda Brigitte’nin her daim hazır bulunduğu belirtiliyor. Bu durum cumhurbaşkanlık resmi not defterinde bulunmasa da bakanlar ve bakanlık hayali kuranlar bunu biliyorlar. Bundan dolayı da ona yakınlaşmaya çalışıyorlar.
Sarı Yelekler Hareketi'nin patlak verdiği dönemde bazı protestocular, Brigitte’yi XVI. Louis'in eşi Marie Antoinette'yi hatırlatırcasına ‘Brigitte Antoinette’ olarak nitelendirmekten çekinmediler. Ayrıca kitapta, Brigitte’nin cumhurbaşkanının pusulası olduğu ve sağcı Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’in yanı sıra Fransa Hareket Partisi (MPF) lideri Philippe de Villiers de dahil olmak üzere birçok kişi ile iyi ilişkiler kurmasını sağladığı kaydediliyor.
Kitapta, Brigitte’nin siyasi sezgisine veya daha doğrusu siyasi dehasına rağmen eşinin siyasetine karşı bazı hatalara düştüğü de aktarılıyor.
Brigitte Macron: “Karmaşık ve gizemli kişiliğe sahip bir kadın. Fakat aynı zamanda gerek siyasi gerekse de kişisel yaşamında bir istisnayı temsil ediyor. Onun hayatının ayrıntılarından habersiz olan, şu anda bulunduğu yere gelmek için hangi engelleri aştığını bilemez. Ancak en nihayetinde etkilendiği kadar da etkiledi.”



ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor
TT

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD merkezli haber sitesi Axios, perşembe günü yetkililere dayandırdığı haberinde, Amerika Birleşik Devletleri ile İran’ın bir anlaşmaya vardığını, ancak anlaşmanın ABD Başkanı Donald Trump’ın nihai onayını beklediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre anlaşma, müzakerelerin ilk 60 gününde öncelikli gündem maddesinin nükleer dosya olmasını öngörüyor. Ayrıca anlaşmanın uygulanma süreci boyunca İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılması da maddeler arasında yer alıyor.

Bir ABD’li yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın İran’ın nükleer silah edinmeye çalışmama taahhüdünü içerdiğini söyledi. Yetkili ayrıca İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndaki tüm mayınları 30 gün içinde temizlemeyi kabul ettiğini belirtti.

Aynı yetkili, Trump’ın arabuluculara anlaşmanın ayrıntılarını değerlendirmek için birkaç güne daha ihtiyaç duyduğunu ilettiğini aktardı.

Axios ayrıca ABD ile İran arasında anlaşma şartlarının salı günü üzerinde uzlaşıldığını, ancak iki ülke liderliklerinin henüz resmi onay vermediğini yazdı.

Öte yandan ABD ile İran, perşembe günü karşılıklı olarak ateşkesi ihlal etmekle suçladı. Bu gelişme, iki taraf arasında ilan edilen ateşkesten üç ay sonra, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Ortadoğu savaşının ardından yaşandı.

ABD ordusu, çarşambayı perşembeye bağlayan gece İran’a ait insansız hava araçlarını düşürdüğünü ve İran’ın güneyindeki bir üsse saldırılar düzenlediğini açıkladı. Tahran ise buna karşılık bir Amerikan üssünü hedef aldığını duyurdu. Yaşananlar, 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesten bu yana en tehlikeli çatışmalar olarak değerlendiriliyor.

Son gerilim, savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakere çabalarını da zora sokuyor. ABD’nin müttefiklerinden Kuveyt ise füze ve İHA saldırılarını engellediğini açıklayarak yaşananları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

28 Şubat’ta başlayan ve perşembe günü dördüncü ayına giren savaşta, büyük bölümü İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Çatışmalar ayrıca küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açarken, piyasalar barış görüşmelerinden çıkabilecek olası sonuçları yakından takip ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü savaş tehdidini yeniden gündeme getirdi. Kabine toplantısının ardından konuşan Trump, “İranlılar anlaşma yapmak için büyük bir istek duyuyor. Ancak şu ana kadar bunu başaramadılar. Sunulan önerilerden memnun değiliz” dedi.

Trump, nihayetinde ABD’yi tatmin edecek yeni tekliflerin geleceğine inandığını ifade ederek, “Ya bu gerçekleşecek ya da meseleyi bizim çözmemiz gerekecek” sözleriyle savaş seçeneğine yeniden işaret etti.


Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde şiddet, Ebola'yı kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor

27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
TT

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde şiddet, Ebola'yı kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor

27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)Genel Direktörü dün, Doğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde devam eden savaşın, ölümcül Ebola salgınını kontrol altına alma çabalarını ciddi biçimde zorlaştırdığı konusunda uyarıda bulundu ve derhal ateşkes çağrısı yaptı.

Tedros Adhanom Ghebreyesus, WHO adına yaptığı açıklamada, ülkenin doğusunun “hastalık ve çatışmanın çarpıştığı bir felaket” ile karşı karşıya olduğunu ve özellikle Ituri eyaletindeki Ebola salgınının müdahale kapasitesini aştığını ifade etti.

ABD’li yetkililer ise Trump yönetiminin Kenya’da bir karantina tesisi kurmayı ve Ebola virüsü taşıyan ABD vatandaşlarını tedavi ve gözetim için buraya transfer etmeyi planladığını açıkladı.

Öte yandan Uganda, salgının yayılma riskinin artması nedeniyle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile olan sınırını geçici olarak kapattı.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Kongo’daki salgında Mayıs ortasından bu yana 10 doğrulanmış ölüm, 220 şüpheli ölüm ve yaklaşık 900 vaka kaydedildi.


İngilizler, Batı'nın siber savaşı kaybedebileceği konusunda uyardı

İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)
İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)
TT

İngilizler, Batı'nın siber savaşı kaybedebileceği konusunda uyardı

İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)
İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)

İngiltere’nin siber istihbarat teşkilatı başkanı, yapay zekânın artık “durdurulamaz bir güç” haline geldiği ve savaşın klasik tanımına tam olarak uymayan ancak ona giderek yaklaşan faaliyetlerde bir silah olarak kullanıldığı uyarısında bulundu.

Anne Keast-Butler, İngiltere Hükümet İletişim Merkezi’nin (GCHQ) Başkanı olarak yaptığı açıklamada, İngiltere ve müttefiklerinin “savaş ile barış arasında bir bölgede” yaşadığını ve siber uzayda Rusya ve diğer rakiplere karşı bir çatışmayı kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Bunun önüne geçmek için siber güvenliğe çok daha fazla aciliyetle yaklaşılması gerektiğini vurguladı.

Keast-Butler, özellikle Rusya’yı hedef alarak, bu ülkenin İngiltere ve Avrupa’da kritik altyapıları, demokratik süreçleri, tedarik zincirlerini ve kamu güvenini “durmaksızın hedef aldığını”, ayrıca teknoloji hırsızlığı, sabotaj planları ve suikast girişimleriyle ilişkilendirildiğini ifade etti.

Diplomatlar, gazeteciler ve üst düzey yetkililerin katıldığı bir toplantıda konuşan Keast-Butler, “Rusya, İngiltere ve Avrupa’ya karşı günlük hibrit faaliyetlerini denizlerin derinliklerinden siber uzaya kadar genişletiyor” ifadelerini kullandı.

Ayrıca kritik altyapı güvenliğine dikkat çeken Keast-Butler, özellikle İngiliz kara suları içinde ve çevresinde bulunan enerji hatları ile veri iletimini sağlayan deniz altı kablolarının korunmasının öncelikli alanlardan biri olduğunu vurguladı.