Koronadan sonrası: Tarihin kurduğu tuzak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Koronadan sonrası: Tarihin kurduğu tuzak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Refik Huri
Rus şair Alexander Pope'un dediği gibi ‘Az bilgi tehlikeli bir şeydir’, bizim koronayla münasebetimiz de böyledir, salgınla mücadelede karşılaştığımız en büyük zorluk, virüsün mahiyetine dair bilgimizin sınırlı olmasıdır.
Korku yönetenlerin yönetilenlere karşı kullandığı en önemli silahtır, Cengiz Han’dan DEAŞ’a kadar bunun birçok örneği vardır.
Machiavelli “Prens/Hükümdar” kitabında yöneticilere, “Sizden korku duymaları, sizi sevmelerinden daha iyidir” diye tavsiye vermekteydi, Lenin ‘adalet komiserinden’ 100 masum insanı idam etmesini istedi, çünkü masumların idam edilmesi ‘devrim düşmanlarının’ gözünü korkutacaktı.
Stalin ise korkuyu yönetici sınıf içinde yaygınlaştırdı, böylelikle korku halka intikal edebilecekti.  
Mao Zedong, Komünist Partideki yoldaşları dâhil olmak üzere ‘Kültür Devrimi’ ile büyük bir dehşet süreci başlattı. Tutuklamalardan Deng Şiaoping ve şimdiki Devlet Başkanı Şi Cinping’in babası da nasibini almıştı.
Senatör Joseph McCarthy, 1950'lerde, komünizm suçlamasıyla çok sayıda yazarı, sinemacıyı ve sanatçıyı cezalandırarak halk arasına korku saldı. Haccac, Hitler, Mussolini ve diğerlerinin en temel araçları korkuydu. Donald Trump Beyaz Saray’a ulaşmak için ‘korkuyu’ kullandı.  Bob Woodward ‘Korku: Trump Beyaz Saray’da’ kitabında bu hususu derinlemesine ele almıştır.

Dünya çapında dramatik gelişmeler
Salgının yayıldığı ilk haftalarda, çoğu düşünür ve akademisyen, dünya çapında dramatik değişimler olacağını öngörememişti. Korona sanki bir dönüm noktası oldu, artık korona öncesi ve sonrası diye ayrıma gidiliyor.
Bazıları ‘küreselleşme’ye saldırdı, bazıları ulus devletlerin üstündeki tozu silkeledi, bazıları da demokrasiye olan inancını kaybetti.
Şi Cinping’in Çin’i ya da Vladimir Putin’in Rusya’sı gibi otoriter veya totaliter rejimlerde yaşamak istediğini söyleyenler bile oldu.
Korona’nın tarihin sonu olacağını ve yeni bir tarih başlayacağını tasavvur edenlerin sayısı da az değildi. Bu eski moda bir yaklaşımdır, dindarlar genelde kendi dinlerinin tarihin sonu olduğunu düşünür.
Hegel ‘Külli aklın son yargıda bulunduğunu’ yani ‘tarihin sonunun’ geldiğini savunuyordu. Marx  proletaryanın zaferinin sınıf çatışmasını ve kapitalizmi sonlandıracağını, sosyalizm ardından komünizmle tarihin sonuna gelineceğini tasavvur ediyordu.

Tarihin sonu
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Francis Fukuyama, liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi ile dünya arasında duran son engelin ortadan kalktığını, dolayısıyla liberalizmin zaferiyle ‘tarihin sonunun’ geldiğini ifade ettiği bir makale yazdı. Artan eleştiriler üzerine, makalesindeki zayıf noktanın fark edilememiş olduğunu, modern dünya sona ermeden ‘tarihin’ sona ermeyeceğini söyledi. Hatta Foreign Policy dergisinde yayınladığı ‘Tarihin Geleceği’ başlıklı makalesinde, son krizlerin kontrolsüz kapitalizmin sonucu olduğunu, sol eğilimler yerine popüler sağ akımının yükselişinin tehlikeli olduğunu işledi.

Tarihin tuzağı
Tarih; iki paralel ray arasında bir yönde hareket eden bir tren değildir, yani tarih lineer (doğrusal) ilerlemez. Korona salgını dünyanın sonu olmadığı gibi, ne de halklar salgın sonrasında tek bir yöne eğilim gösterecektir.
Küreselleşme, ulus devletler ya da anarşizm dünyaya tek başına egemen olacak değildir.
Korona salgınıyla görünürde etkin mücadele etmiş olmaları da otoriter-totaliter sistemleri tek başına cazip kılmaya yetmez.
Hannah Arendt: “En başarılı totaliter liderler, takipçilerini, her şeyin mümkün olduğuna ve hiçbir şeyin gerçek olmadığına inanacak saflığa eriştirenlerdir” diye yazmıştı.
Gerçekler ortadadır, düşünürlerin ve akademisyenlerin korona salgını sonrasına dair tüm değişim tasavvurları, mevcut yönetimlerin konumlarını koruması karşısında tıkanmış durumdadır. Korona salgının bir sınama olduğu, ittifakların ve husumetlerin yeninden gözden geçirilmesini sağladığı doğrudur, ancak şu ana kadar ‘sınav sonuçları’ pratik politikalara dönüşmemiştir. Tabi bu değişimin korona salgını sonrasında yaşanacağı ileri sürülecektir.
Yıllar önce bir Türk düşünür, Arapları ‘tarihi ertelemekle’ suçlamıştı, ABD Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haass ise, korona salgının ‘tarihi hızlandırdığını’ savunuyor. Sonlanması, ertelenmesi ve hızlanmasını bilemem ancak ‘tarihin seyri’ gizemlidir, sabit olan bir şey varsa; tarihin tuzak kurduğudur.

*Independent Arabia'da yer alan Refik Huri'nin bu makalesi, Şarku'l Avsat tarafından çevirisi yapılmıştır.



İranlı bir yetkili, gençleri elektrik santrallerinin etrafında "insan zinciri" oluşturmaya çağırdı

İran'ın güneyindeki Buşehr nükleer elektrik tesisindeki nükleer reaktör binası (AFP)
İran'ın güneyindeki Buşehr nükleer elektrik tesisindeki nükleer reaktör binası (AFP)
TT

İranlı bir yetkili, gençleri elektrik santrallerinin etrafında "insan zinciri" oluşturmaya çağırdı

İran'ın güneyindeki Buşehr nükleer elektrik tesisindeki nükleer reaktör binası (AFP)
İran'ın güneyindeki Buşehr nükleer elektrik tesisindeki nükleer reaktör binası (AFP)

İranlı bir yetkili, bu sabahı erken saatlerde İranlı gençleri, ABD Başkanı Donald Trump'ın tehdit ettiği saldırılar öncesinde ülkenin elektrik santrallerinin etrafında insan zinciri oluşturmaya çağırdı.

İran devlet televizyonu tarafından Gençlik ve Genç İnsanlar Yüksek Konseyi Sekreteri olarak tanımlanan Ali Rıza Rahimi, bu çağrıyı bir haber programında yayınlanan video mesajında ​​yaptı.

"Bütün gençleri, sporcuları, sanatçıları, öğrencileri, üniversite öğrencilerini ve hocalarını çağırıyorum," dedi. "Salı günü bugün) saat 14:00'te, ulusal varlıklarımız ve zenginliğimiz arasında yer alan ve siyasi yönelim veya görüşten bağımsız olarak İran'ın geleceğine ve İran gençliğine ait olan elektrik santrallerinin etrafında toplanın" ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, Batı ile gerginliğin arttığı dönemlerde nükleer tesislerinin etrafında "insan kalkanı" olarak da bilinen insan zincirleri şeklinde gösteriler düzenlemişti.


ABD Yüksek Mahkemesi, Kongre binasına yapılan baskın davasında Steve Bannon'ın mahkumiyetinin bozulmasının önünü açtı

Bannon, Washington'da kararın açıklanmasının ardından mahkeme salonundan ayrılıyor (AP)
Bannon, Washington'da kararın açıklanmasının ardından mahkeme salonundan ayrılıyor (AP)
TT

ABD Yüksek Mahkemesi, Kongre binasına yapılan baskın davasında Steve Bannon'ın mahkumiyetinin bozulmasının önünü açtı

Bannon, Washington'da kararın açıklanmasının ardından mahkeme salonundan ayrılıyor (AP)
Bannon, Washington'da kararın açıklanmasının ardından mahkeme salonundan ayrılıyor (AP)

ABD Yüksek Mahkemesi dün, Başkan Donald Trump'ın eski danışmanı Steve Bannon'ın 6 Ocak 2021'deki Kongre binasına yapılan baskınla ilgili mahkumiyetinin bozulmasının önünü açtı.

Aşırı sağın önde gelen isimlerinden olan Bannon, 2021'deki baskını araştıran bir kongre komitesi önünde ifade vermeyi reddettiği için 2024 yılında dört ay federal hapishanede kaldı.

Ancak Bannon, mahkumiyet kararının bozulması için Yüksek Mahkemeye başvurdu; bu hamle, şubat ayında Trump yönetimi tarafından da desteklendi.

Geçici Başsavcı Todd Blanch, bu hamleyi önceki yönetimin "adalet sisteminin siyasallaştırılması" olarak adlandırdığı durumu düzeltmek olarak nitelendirdi.

Dün yayınlanan kısa ve imzasız bir kararda, Yüksek Mahkeme Bannon'ın itirazını kabul etti, mahkumiyetini onaylayan temyiz mahkemesi kararını bozdu ve davayı alt mahkemeye geri gönderdi.

Bannon, Trump'ın ilk başkanlık kampanyasının beyniydi ve Ağustos 2017'de Beyaz Saray baş stratejisti görevinden alındı.

 2020 başkanlık seçimlerinde, Demokrat aday Joe Biden'ın kazandığı seçimlerde, seçmen hileleri iddialarını destekleyen önde gelen isimlerden biriydi.

Bannon, başka bir davada ise geçen yıl ABD-Meksika sınırına duvar inşa etmeyi amaçlayan özel bir proje için fon sağlayan bağışçıları dolandırmaktan suçunu kabul etmişti.

Duvarın inşası, Trump'ın seçim kampanyasının en önemli vaatlerinden biriydi.

Bannon da bu konuyla ilgili federal suçlamalarla karşı karşıya kaldı, ancak Trump'ın ilk başkanlık döneminin sonunda affedildi.


Trump, Kaliforniya valiliği için Cumhuriyetçi Steve Hilton'ı destekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Nisan 2026'da Washington DC'deki Beyaz Saray'da gazetecilerle konuştu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 6 Nisan 2026'da Washington DC'deki Beyaz Saray'da gazetecilerle konuştu (AP)
TT

Trump, Kaliforniya valiliği için Cumhuriyetçi Steve Hilton'ı destekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Nisan 2026'da Washington DC'deki Beyaz Saray'da gazetecilerle konuştu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 6 Nisan 2026'da Washington DC'deki Beyaz Saray'da gazetecilerle konuştu (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Kaliforniya valiliği için Cumhuriyetçi Steve Hilton'a desteğini açıkladı. Bu hamle, Amerika Birleşik Devletleri'nin en kalabalık eyaletindeki çekişmeli ve açık valilik yarışını yeniden şekillendirebilir.

Trump, pazar günü geç saatlerde sosyal medya platformu Truth Social'da Hilton'ı yıllardır tanıdığını belirterek, onu aşırı yüksek vergilerden muzdarip bir eyaleti kalkındırabilecek "gerçek bir beyefendi" olarak nitelendirdi.

Trump, Kaliforniya'nın "cehenneme döndüğünü" belirterek, eyaletin vahim durumuna atıfta bulundu. "Federal yardım ve Steve Hilton gibi harika bir valiyle Kaliforniya her zamankinden daha iyi olabilir!" ifadelerini kullandı.