Etnik gerginlik ve terör tehdidi altında: Etiyopya

Terör örgütleri Şebab ve DEAŞ ülkedeki etnik ihtilaflardan faydalanabilir

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (GETTY)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (GETTY)
TT

Etnik gerginlik ve terör tehdidi altında: Etiyopya

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (GETTY)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (GETTY)

Muna Abdulfettah
Nobel Barış Ödülüne sahip olan Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in başarılarına rağmen, ülkedeki siyasi çatışmaların, ‘etnik çatışmalara’ dönüşme tehlikesi yaşanıyor. Başbakan Ahmed’in, ‘Oromo’ ırkına yönetimde geniş yer vermesi, zaten hâlihazırda gergin olan ‘etnik ilişkileri’ daha da tehlikeli bir boyuta taşıyor. Tigray, Oromo ve Amhara gibi etnik gruplar arasındaki ‘kırılgan denge’ sarsılmış durumda.
Abiy Ahmed'den önceki otoriter hükümetler, protesto gösterilerine ve ayrılıkçı hareketlere sert müdahaleler yapıyor, dolayısıyla ‘şiddet yoluyla’ bölünmelerin önüne geçiyordu. Abiy Ahmed ise siyasi reformlar yaptı, düşünce ve ifade özgürlüğüne alan tanıdı ve muhaliflerin ülkeye dönüşüne imkân sağladı. Ancak bazı etnik gruplara yönetimde öncelik tanıması ve kazanımlarını kaybetmekten rahatsız olan muhaliflerin ‘etnik politikaya’ başvurması çatışmaları alevlendirdi. Etnik çatışmalar ise Şebab Hareketi ve DEAŞ gibi aşırılık yanlısı terör örgütlerinin tehditlerini arttırmasına olanak sağladı.
Böylelikle Etiyopya çapraz ateş altına girmiş oldu.

Kızıl Etiyopya
1970'lerden bu yana, Etiyopya'da demokrasi kavgası ‘Afrika sosyalizmiyle’ iç içe ilerlemiştir. Etiyopya’da her zaman ‘romantik devrim’ hayalleri canlıydı. Sol hareketi kendi içinde idealist entelektüel ve düşünürler barındırmakla birlikte, yönetimi kendi çıkarları doğrultusunda ele geçirmek isteyen askerleri de içeriyordu. Bu devrimci rüzgârların ortasında, Mengistu Haile Mariam (1974-1991) yüzlerce yıldır süregelen monarşiyi deviren Geçici Askeri Yönetim Konseyinin başına geçmeyi başardı. Mengistu sadece sosyalizm düşüncesini ithal etmekle yetinmeyip, Etiyopya’yı Sovyetler Birliği’ne peşkeş çekti, bir süre sonra ise Küba deneyimi doğrultusunda Marksist-Leninist çizgiye yöneldi.
Diktatör olması hasebiyle, sosyalizmin ilkelerini, kendi çıkarları doğrultusunda tavzif etmeyi alışkanlık haline getirmişti. İktidarını korumak için ne gerekiyorsa onu yapıyordu. 1991’de Mengistu’nun kaçışıyla birlikte bir yönetim boşluğu doğdu. Etiyopya bir yandan kıtlıkla mücadele ederken diğer yandan ‘etnik kökenli’ bir iç savaş tehlikesi yaşıyordu.

İyileşmeyen yaralar
Ekim 2016'da, Etiyopya Cumhuriyeti'ndeki en büyük etnik grup olan Oromo halkı, kırk yıldır verdikleri ‘kendi kaderini tayin etme’ mücadelesini zirveye çıkardılar. Oromolar 80 milyonluk Etiyopya nüfusunun yüzde ellisine tekabül ediyor. Protestoların kıvılcımını ise, hükümetin tarım topraklarına el koyarak Oromoların eski yaralarını kanatmış olmasıydı. Öfkelenen milyonlar sokaklara aktı, Amhara halkı da Oromolara katıldı. Hükümet ülke genelinde 6 ay süreli olağanüstü hal ilan etmek zorunda kaldı. O zamanki Etiyopya Başbakanı Hailemariam Desalegn, daha sonra, güvenlik güçlerinin protestoculara müdahalelerinde 500 kişiden fazla insanın yaşamını yitirdiğini itiraf edecekti.
Oromo ve Amhara etnik grupları, birlikte Etiyopya nüfusunun yüzde 60'ını oluşturuyor. Bu iki etnik grubun üyeleri, Afrika kıtasında yaygın olan sorunlardan’ musdaripti; politik ve ekonomik olarak dışlanış. Ülke yönetimi bir azınlık olan Tigranian’ların elindeydi. Ayrıca Müslüman Oromolar, hükümetin kendilerini yönetmek için atadığı liderlerden memnun değildi. Hükümetin büyük tarım projeleri için, çiftçileri topraklarından çıkarmış olması da ciddi tepkilere neden olmaktaydı. Yönetim, Amhara halkının bir kısmını Amhara bölgesi yerine Tigray’a bağlamak istedi, böylelikle Oromya bölgesini bölmeyi hedefliyordu. Amhara’lılar bu uygulamalara itiraz etti.
Etiyopya resmi medyasının sık sık başvurduğu propagandalardan biri de, ülkedeki ekonomik gelişme ve istikrara dairdir. Etiyopya bu şekilde komşu ülkelerdeki nüfuzunu arttırabilmiştir. Protesto gösterileri ise, uzun yıllar ‘kül altında’ kalmış olan devrim ateşini körükledi. 
Olayların meydana gelmesinin en büyük sorumlusu, iktidar koalisyonunun en etkili bileşeni olan Tigray Cephesi’dir. Ülke nüfusunun yüzde yedisini temsil eden Tigraylar, ülke yönetiminde 1991’den beri en çok söz sahibi olan etnik gruptur. Tigraylar bireysel özgürlükler üzerinde kısıtlamalara gitmiş, aynı şekilde servetin adil dağılımına engel olmuştur. Oromo halkı (güney ve batı) ve Amhara halkı (kuzey) en kalabalık gruplar olmasına rağmen, bu süreçlerde mağdur edilmiştir.

Etnik dönüşüm
Etiyopya 1991’den bu yana Etiyopya Halkları Devrimci Demokrat Cephesi tarafından yönetilmekteydi. Başbakanı Hailemariam Desalegn, koalisyon hükümetinde yer alan etnik temelli partiler arasındaki anlaşmazlıkların önüne geçemeyince istifa etme yolunu seçti. Afrika’da liderlerin son ana kadar ‘koltuklarına yapıştığı’ düşünülürse bu olumlu bir adımdı. Bazıları Desalegn’in istifasını sorunları çözme hususunda aciz olmasına bağladı. Bazıları ise, tarım, sanayi ve turizm gibi önemli sektörlerdeki başarılarını ve altyapı yatırımlarını takdir etti. En önemli başarılarından biri olarak da; Nahda Barajı’na Uluslararası Para Fonu'na başvurmadan finansman sağlaması gösterildi.

İhtilaf noktası
Hailemariam Desalegn, Meles Zenawi’nin ölümünün ardından Ağustos 2012’de başbakan oldu. Hailemariam daha önce Zenawi’nin danışmanıydı ve 2010 yılında Dışişleri Bakanı olarak atanmıştı. Bu göreve getirilmesi Etiyopya kamuoyunda şaşkınlık yarattı, çünkü oldukça gençti, azınlık olan Protestan mezhebindendi ve askeri bir geçmişi bulunmuyordu. Üstelik Velayata denilen küçük bir etnik gruba mensuptu. Güney Etiyopya’da yer alan Velayata, Tigray ve Amhara etnik gruplarının arasında sıkışmış bir etnik oluşumdur.
Hailemariam’ın seçilmesiyle yaşanan ‘etnik dönüşüm’ ülke siyasetinde önemli bir gelişme noktası oluşturdu. Bu süreçte Tigray etnik grubu, parlamento, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı pozisyonları gibi üst düzeylerdeki temsiliyetini yitirdi.
Böylelikle; Etiyopya Halkları Devrimci Demokrasi Cephesi’ndeki ihtilaflar gün yüzüne çıktı. Özellikle sivil siyasetçiler ile asker kökenli siyasetçiler arasındaki anlaşmazlıklar derinleşti. Başbakan Hailemariam, Tigraylı askeri yetkililerin, ülkedeki diğer etnik gruplara uyguladığı baskı politikalarına mani olan adımlar attı. Aynı zamanda ‘cephe’ içinde yer alan grupların yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişti. Ayrıcalıklarından mahrum kalmak istemeyen Tigray milliyetçilerinin itirazlarına ve engellerine rağmen bir dizi reform gerçekleştirmeyi başardı. Bunun üzerine Tigraylılar, Ortodoks Kilisesi ve ordu ile ittifak geliştirip, başbakanın kararlarının uygulanmasına engel oldular.

Reformlara rağmen süregelen çalkantılar
27 Mart 2018'de seçimleri kazandıktan sonra görevine başlayan Başbakan Abey Ahmed, Hailemariam Desalegn’in başlattığı ancak büyük ölçüde başarısız olduğu reformları sürdürme noktasında zorluklarla karşılaştı. Devrimci Demokrasi Cephesi’ndeki ihtilaflar, etkin azınlık olan Tigray Halkı Kurtuluş Partisi ile Amhara Demokrat Partisi arasındaki ‘çatışma’ ihtimali nedeniyle iyice derinleşmişti. Başbakan Abey, anayasada yer alan ‘konfederasyon ilkesi’ uyarınca davranmakla yükümlüydü.
Devletin keyfi tutuklamalarına maruz kalan, zorunlu göçle yurtlarından edilen, kültürleri baskılanan ve eğitimde dillerini kullanması yasaklanan çoğunluğu Müslüman olan Oromoların durumu bu süreçte değişime uğradı ve nispeten iyileşti.   
Her ne kadar Abiy Ahmed iyimser olsa ve bölgedeki gezilerinde barış ve sevgi mesajları verse de, Etiyopya’nın durumu o kadar da parlak değildi. Ülkenin çeşitli bölgelerinde ciddi güvenlik sorunları yaşanıyor, hapishanelerde azımsanamayacak sayıda ‘siyasi suçlu’ bulunuyor. Toplumsal çatışmalardan kaynaklı olarak çok sayıda insan göçe zorlanmakta. Oromo etnik grubu iktidar içinde etkinlik kazanmış olmasına rağmen, özellikle son birkaç yıldır etnik gruplar arasındaki sosyal huzursuzluk, Etiyopya'nın itibarının zayıflamasına katkıda bulunuyor. İktidardaki paylarının sınırlandırıldığını düşünen etnik gruplar ise bu huzursuzluğun başlıca müsebbiplerindendir. Bu kargaşa ortamından faydalanan terör örgütlerinin eylemleri de istikrarı tehdit eden unsurlar arasındadır.

Terör yuvaları
Etiyopya, iki terör örgütüne karşı mücadele halindedir; Somali’deki Şebab Hareketi ve DEAŞ. Bu iki örgüt de Somali merkezli olup, Etiyopya’nın Ogaden bölgesine sızarak terör eylemlerinde bulunuyor. Bazıları bu tehditlerin ileride daha da büyüyebileceğini ve bu örgütlerin ülkedeki ‘etnik çatışmalardan’ faydalanarak geniş alanlara nüfuz edebileceğini savunuyor. Gerekçe olarak ise şunları ifade ediyorlar:
- Etiyopya'da bir ‘savaş alanı’ kazanmak için Şebab Hareketi ile DEAŞ arasında şiddetli bir rekabet söz konusudur. DEAŞ bu hedefi gerçekleştirmeye nispeten daha yakın olabilir. Nitekim DEAŞ Afrika’nın farklı bölgelerinde kaybettiği nüfuzunu Etiyopya sınırında telafi etmek istediği için Şebab Hareketine yönelik ‘nitelikli tasfiye’ saldırılarında bulunmaktadır.
- Terör örgütleri, Etiyopya’daki politik kargaşa ve güvenlik boşluklarından faydalanmaktadır. Ülkenin doğu sınırında DEAŞ ve Şebab, Etiyopya-Uganda sınırında da radikal Hristiyan muhalif ‘Tanrının Ordusu’ terör örgütü faaliyet göstermektedir.
- Etiyopya'daki Ogaden ve Oromia bölgeleri yoksulluk ve artan işsizlikten muzdariptir. Abey Ahmed'in izlediği reform politikalarına rağmen, güvenlik aygıtları hala eski alışkanlıklarını sürdürerek etnik ayrımcılığa ve şiddete başvuruyor.  Bu atmosfer Etiyopyalı gençlerin terör örgütlerine sempati beslemesine zemin hazırlayabilir.
- Şebab Hareketi, kendisini Ogaden bölgesi ve Somali ile sınırlıyor, öte yandan DEAŞ küresel ‘İslam Hilafeti’ ülküsü taşıdığı için Etiyopya’nın iç bölgelerine kadar sızma girişiminde bulunuyor. Bu küresel yapısıyla, farklı inançlardan ve etnik gruplardan bireyleri saflarına çekebiliyor.
İkinci görüş açısına göre; bu örgütler Etiyopya için söylendiği kadar ciddi bir tehdit oluşturmamaktadır. Sınır bölgelerinde ve temas noktalarında Etiyopya hedeflerine saldırı gerçekleştirebilir ancak iç bölgelerde etkin olamazlar. Bunun başlıca sebepleri ise şunlardır:
Afrika Birliği'nin çabalarına ek olarak, Etiyopya, Eritre ve Somali, iki terör örgütüyle savaş noktasında güçlerini birleştirmiş durumdadır. Etiyopya ayrıca Cibuti merkezli Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) içindeki rolünü, terörle mücadelede modern programlar geliştirmek için kullanmaktadır.
-  Etiyopya güvenlik aygıtının bu tür krizlerle başa çıkma hususunda güçlü deneyimleri vardır. Etiyopya, yakın tarihi boyunca bir dizi isyancı ve ayrılıkçı harekete şahit oldu ve milis güçlerine karşı askeri anlamda deneyim kazandı. Bu örgütlerin başında Oroma Bağımsızlık Hareketi ve Eritre Bağımsızlık Hareketi gelmektedir.
- Ayrılıkçı Ogaden Ulusal Kurtuluş Cephesi terör listesinden kaldırıldı. Savaşçılarının bir kısmı Şubat 2019'da eyalet güvenlik güçlerine katıldı. Eritre’yi merkez üs olarak kullanan hareket, doğu sınırında 30 yıldır devlet güvenlik güçleriyle çatışıyordu. Şimdi ise terörle mücadelede yer alıyorlar.
- Tigray, Amhara ve Oromo gibi Etiyopya'yı oluşturan etnik gruplar içindeki ayrılıkçı grupların her birinin amacı Etiyopya devletinden bağımsız bir devlet kurmaktır. Ancak bu hareketler ‘dine dayalı’ bir devlet anlayışı benimsememektedir.
Etiyopya, etnik huzursuzluktan faydalanan terör örgütlerinin tehditlerinden etkilenebilir, ancak nihayetinde bu örgütlerle baş edecektir. Etiyopya önemli bir bölgesel güç olmasının yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri’nin terörle mücadeledeki en önemli ortaklarından da biridir. 



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe