Filistin ve zorlu yollar

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)
Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)
TT

Filistin ve zorlu yollar

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)
Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)

Muhammed Bedreddin Zayid
Filistin meselesi, daha önce belki de şimdiki sorunlar kadar büyük zorluklara tanık olmamıştır. Aslında gerileme ve kırılma eğrisi, Arafat'ın suikastının ardından yaşanan ve mevcut koşulların çoğunun kaynağı olan, en tehlikeli olumsuz gelişmelerden biri olarak kabul edilen Hamas’ın darbesinden bu yana yıllardır artarak devam ediyor. Filistin’in birçok içsel nedenden kaynaklı zayıflığıyla Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail sağının yükselişi, konuyu karanlık bir tünele sokarken, bu duruma da ayak uyduruldu. Amerikan Yahudi cemaatinin yapısındaki militanlık ve dini hoşgörüsüzlüğe doğru giden tehlikeli kaymalar ve Amerikan Protestan tabanındaki, ülkesini taraflı ve dürüst olmayan bir arabulucu olarak yönlendiren, sorunun tavsiyesini dayatan ve İsrail toplumundaki aşırılık yanlılarını teşvik etmeye çalışan bir taraf haline getiren genişleme belki daha önceleri başlamıştı.
Netanyahu, üç kez yapılan seçimlerde hükümeti kurmasını sağlayacak çoğunluğu elde etmede başarısız oldu. Şimdi ise muhalefet lideri Benny Gantz ile bir ulusal birlik hükümeti kuracak. Demokrasiyle yönetildiği söylenen bir toplumun çoğunluğu, yolsuzlukla suçlanan ve yargılanmaktan kaçınmak için iktidarda kalmakta ısrar eden bir siyasi lidere zayıf olmasına rağmen nasıl destek vermeye devam edebilir? Bunun tek ve basit bir açıklaması var. O da toplumun içinde Amerikan toplumunun aşırılık yanlısı kesimlerini etkileyebildiği için aşırılık ve şiddeti kabul eden büyük bir kesimin olduğudur. İsrail toplumu içindeki bu kesim, kısa vadede dahi amaçlarına ve çıkarlarına ulaşmak için herhangi bir ahlaki değeri veya ideali çiğnemekten çekinmiyor.
Gantz’ın partisi Mavi-Beyaz İttifakı’nda karmaşa yaşanması, beklenmedik bir gelişme değildi. Gantz, ABD Başkanı Donald Trump ve Netanyahu'nun, ABD-İsrail iradesini dayatma planını tüm dünyaya açıkladıkları ortak basın toplantısında perde arkasında duruyordu.  Plan ise şuana kadar dünya ülkelerinin büyük bir bölümü tarafından reddedildi.
Ardından sahneye Gantz çıktı ve partisinin Netanyahu temsilcileri ile müzakere etmek için görevlendirdiği adamların girişimlerinde başarısız olduğunu açıkladıktan sonra Netanyahu ile koalisyon hükümeti kurmayı kabul etti. Çünkü önemli olan Netanyahu’nun iktidarda kalması ve yargılanmaktan kaçınmasıydı. Duyurdukları anlaşmazlıklar, bu iki faktörü ortaya koyuyor. Buna Netanyahu’nun lideri olduğu Likud Partisi’nin Yüksek Mahkeme’nin hakkında iddianame olan bir devlet bakanının görevinin askıya alınması konusunu tartışmaktan kaçındığı, hükümetin temel yasasını değiştirme arzusu da ekleniyor.
Likud Partisi, Netanyahu'nun başbakanlık görevini üstlenmesini veya kendisine karşı soruşturma açılmasını engellemek amacıyla İsrail parlamentosu Knesset'in feshedilmesi ve yeni bir seçime gidilmesini istedi. Likud'un Hakim Atama Komisyonu’ndan üç hakim talep etmesinden kaynaklanan bir başka anlaşmazlık daha söz konusu.  Gantz'ın delegeleri, Likud'un amacının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bir acil durum hükümeti kurmak yerine, Netanyahu'yu kendisini bekleyen davadan korumak olduğunu duyurdular. Seçim programının en önemli bileşeni olan Gantz’ın bloğu, Netanyahu'yu düşürmek için harekete geçtikten iki günden kısa bir süre sonra bir koalisyon hükümetinin oluşturduklarını, adının koronavirüs salgınına karşı acil durum hükümeti olmadığını, bunun yerine Batı Şeria'nın üçte birini ilhak etmeyi planladıklarını açıkladı.
İsrail’in bu açıklamalarının ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, atılan adımı cesaretlendirici açıklamalar yapmakta gecikmedi. Bunun sonucunda konunun ciddi olduğu, herhangi bir test balonu olmadığı anlaşıldı. Aslında Trump’ın ABD yönetimine gelmesinden bu yana hiçbir şey test balonu değildi.
İsrail'de koronavirüs vaka sayısının yüksel olmasına rağmen ölüm oranlarının düşük olmasının bu ülkedeki sağlık sistemlerinin gelişimine işaret ederken bu durum, uluslararası kuruluşların ve ülkelerin Kovid-19 salgını karşısındaki kafa karışıklığına dahil oluyor. Bununla birlikte Netanyahu hükümetinin yıllardır Trump yönetimiyle arasındaki ortak düzenlemeler içinde planladığı yeni ihlaller için uygun bir atmosfer oluşmuş gibi görünüyor. Bu nedenle Pompeo'nun açıklamaları bu konuda hazırlanan planla da tutarlıdır.
Bu ihlaller, Arap ülkelerinin dışişleri bakanlarının video konferans şeklinde ilk kez yaptığı toplantıda temsil edilen Araplar tarafından reddedilirken İsrail'in adımları, Filistin halkına yönelik işlenen birer savaş suçu olduğu suçlaması yapıldı. Bununla birlikte Ortadoğu Dörtlüsü’ne bu konuyu ele almak üzere toplanması çağrısında bulunuldu. Öte yandan İngiltere başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri büyükelçileri aracılığıyla İsrail’in böyle bir adım atmasına karşı olduklarını belirtirken, bu adımı, uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, bölgesel istikrarın ve İsrail'in uluslararası statüsünün ciddi şekilde sarsılması anlamına geldiğini belirtiler.
Burada ABD’de Kasım ayında yapılması planlanan Başkanlık seçimlerinde yarışan Demokrat aday Joe Biden’ın uluslararası siyaset danışmanı Tom Blinky’nin Batı Şeria'nın tek taraflı ilhakına karşı olduğunu ve durumun etkisini azaltmak için Biden'ın ABD’nin Kudüs'teki büyükelçiliğini koruyacağını ve Trump’ın bu konudaki kararını iptal etmek istemeyeceğini açıkladığı belirtilmelidir.
Esasen ne Biden, ne de gelecekteki başka hiçbir ABD başkanı, önceki başkanlar tarafından askıya alınan bu kararı daha önce vermiş olan Kongre'den bu yasa tasarısı çıkmadan bunu yapamaz.  Bu da Trump'ın durumu, sadece başkanın değiştirmesiyle düzelecek şekilde değil, aynı zamanda Amerikan politikasında tam ve farklı bir rota çizilmesini gerektirecek şekilde karmaşıklaştırdığı anlamına geliyor. Bu yüzden kararın değişebileceği ihmaline karşı herhangi bir ışık görünmüyor.  Protestan kitlenin ve Amerikan Siyonist lobisinin tüm ağırlıklarını Biden'a karşı ortaya koyacakları açık.  Her halükarda, şu ana kadar bizi ilgilendiren durum ise uluslararası tepkilerin çoğunun yaklaşan İsrail kararlarına karşı rahatsız olmasıdır. Fakat hepimiz biliyoruz ki, tüm bunlar bu icraatları durdurmak için yeterli değil. Hatta tüm bu tepkiler, ne kadar etkisiz olduklarını da ortaya koymaktadır.
Netanyahu'nun açıklamalarına göre İsrail bu icraatları, Oslo anlaşmasını sona erdirecek olmasına rağmen, önümüzdeki Temmuz'dan itibaren yürürlüğe girecek. İsrail ırkçılığına dayanan bu eğilimleri, daha geniş bir perspektiften yeniden düşünmeliyiz. Bunu bugün Netanyahu'nun yargılanmaktan kaçınmasını sağlayan koşulların oluşmasına izin veren bu oluşumdaki illetler grubuna eklemeliyiz. Bu oluşum, bugün modern Yahudi propaganda makinesinin, ilerici ve aydınlatıcı düşünceyi formüle etmede Yahudi rolü konusunda uğraştığı değerlerden tamamen farklıdır. Yeniden olumsuz bir imaj çizilirken onlarca yılda ortaya konan entelektüel girişimlerle ilgili çabalar bir çırpıda silindi.
Öte yandan, bu ırkçı doğanın kutsanması, geçtiğimiz yıllarda Filistinlilerin modern çağın tüm araçlarıyla bu ırkçılığa karşı barışçıl mücadele yöntemleri geliştirmesini savunan seslere kulak verilmesini sağladı. Bu modern araçlarla kastedilen, İsrail'den ziyade dünyanın vicdanına karşı Filistin halkının hala adalete inananların olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuza dek sürmeyeceğini hatırlatan barışçıl protestolarını vurgulayan ve boykot çağrılarına odaklanan sosyal medya kampanyalarıdır. Filistin topraklarının tarihini, peş peşe gelen krallıkları ve medeniyetleri hatırlamalıyız. Kötü bir zamandan geçiliyor olsa da birçok ders çıkarılmalıdır. Ancak tüm bunlar, bu zorluklarla başa çıkmak için yeni ve daha değerli bir Filistin formülü bulunmasını gerektiriyor. Herkes, bu ırkçı projeyle mücadele görevinin, Batı Şeria’daki Arapları desteklemede önemli bir rol oynayan 48 Araplarını da içereceğini unutmamalıdır. Gazze Şeridi'ne gelince, ‘Hamas liderlerinin davalarına ve Filistin halkının geleceğine verdikleri zararı fark etselerdi’ konusu, başka bir başlıkta değerlendirilmeli.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Iraklı silahlı gruplar saldırılarının kapsamını genişletti, Peşmerge komutanlığını vuruldu

Suriye sınırında Irak askeri devriyesi (INA)
Suriye sınırında Irak askeri devriyesi (INA)
TT

Iraklı silahlı gruplar saldırılarının kapsamını genişletti, Peşmerge komutanlığını vuruldu

Suriye sınırında Irak askeri devriyesi (INA)
Suriye sınırında Irak askeri devriyesi (INA)

İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar, bölgedeki ABD’ye ve ABD’nin çıkarlarına yönelik saldırılarının kapsamını genişletirken ABD Hava Kuvvetleri, DEAŞ hedeflerini vurdu.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı, ‘son günlerde bölgenin çeşitli bölgelerini vuran sistematik terör saldırıları’ kapsamında, Peşmerge Kuvvetleri Komutanlığı karargahının 4 insansız hava aracı (İHA) ile saldırıya uğradığını duyurdu.

Süleymaniye ilindeki Bahtiyari bölgesinde, ‘Bozka’ ticaret caddesi yakınlarındaki bir eve İHA’lı iki saldırı düzenleyen silahlı gruplar, bundan önce ABD’nin Bağdat Uluslararası Havaalanı’ndaki büyükelçiliğinin lojistik destek üssüne saldırmıştı.

Öte yandan Koordinasyon Çerçevesi güçleri içindeki siyasi kaynaklar, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri'nin, milis grupları ile Washington arasındaki gerginliği durdurmak için girişimlerde bulunduğundan bahsetti.

Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan Koordinasyon Çerçevesi güçlerinden sorumlu bir kaynak, Amiri veya başkalarının Washington ile silahlı gruplar arasında bir anlaşma formülü üretebileceklerini düşünmediğini belirtti.


Burhan, Sudan ordusunun liderliğindeki yardımcısını ve danışmanlarını görevden aldı

Burhan'ın yardımcıları ve Sudan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı ile birlikte görüldüğü bir fotoğraf.
Burhan'ın yardımcıları ve Sudan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı ile birlikte görüldüğü bir fotoğraf.
TT

Burhan, Sudan ordusunun liderliğindeki yardımcısını ve danışmanlarını görevden aldı

Burhan'ın yardımcıları ve Sudan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı ile birlikte görüldüğü bir fotoğraf.
Burhan'ın yardımcıları ve Sudan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı ile birlikte görüldüğü bir fotoğraf.

Geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Başkomutanı Abdülfettah el-Burhan, dün Başkomutan Yardımcısı ve Başkomutan Asistanlarının atanmasına ilişkin 2023 tarihli 164 numaralı Kararı iptal etme kararı yayınladı.

Sudan ordu komutanının yardımcısı ve yardımcılarının görevden alınması kararı (Silahlı Kuvvetler Resmi Sözcülüğü Ofisi)Sudan ordu komutanının yardımcısı ve yardımcılarının görevden alınması kararı (Silahlı Kuvvetler Resmi Sözcülüğü Ofisi)

Korgeneral Şemseddin Kabaşi, Sudan Silahlı Kuvvetleri Başkomutan Yardımcısı olarak görev yaparken, Korgeneral Yasir el-Atta ve Korgeneral İbrahim Cabir ise Ordu Komutan Yardımcıları ve Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi üyeleriydi.

Silahlı Kuvvetler Sözcülüğü'ne göre, kararda ilgili kişilerin Silahlı Kuvvetler Komutanlığı'nda görevlerine devam edecekleri belirtildi.

Bu karar, Konsey üyesi Yasir el-Atta'nın Genelkurmay Başkanı olarak atanmasından sadece birkaç gün sonra geldi.

Burhan, daha sonra Başkomutanın yardımcılarını atayan bir kararname yayınladı; bunlar arasında Korgeneral Şemseddin Kabaşi İnşaat ve Stratejik Planlama Yardımcısı, Korgeneral Mirgani İdris Süleyman İdris Askeri Sanayi Yardımcısı ve Korgeneral İbrahim Cebe İbrahim Kerima Uluslararası İlişkiler ve Askeri İşbirliği Yardımcısı olarak yer alıyor.

Sudan ordusu komutanı Abdülfettah el-Burhan'a yardımcı atama kararı (Silahlı kuvvetler resmi sözcüsünün ofisi)Sudan ordusu komutanı Abdülfettah el-Burhan'a yardımcı atama kararı (Silahlı kuvvetler resmi sözcüsünün ofisi)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu değişiklikler, Nisan 2023'te ordu ile "Hızlı Destek Kuvvetleri" (HDK) arasında savaşın başlamasından bu yana Sudan ordusunda ve ülkenin en yüksek egemen otoritesi olan "Egemenlik Konseyi"nde yaşanan en önemli değişikliklerdir.


ABD, İsrail’in Masnaa Sınır Kapısı’nı hedef alınmasını engelliyor

Geçtiğimiz pazar günü Lübnan'ın doğusunda Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)
Geçtiğimiz pazar günü Lübnan'ın doğusunda Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)
TT

ABD, İsrail’in Masnaa Sınır Kapısı’nı hedef alınmasını engelliyor

Geçtiğimiz pazar günü Lübnan'ın doğusunda Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)
Geçtiğimiz pazar günü Lübnan'ın doğusunda Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)

ABD yönetimi, İsrail’in Suriye ile Lübnan arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’na (Suriye tarafında Cideyde Yabus Sınır Kapısı) yönelik saldırılarını durdurdu. Böylece Suriye’yi Hizbullah’a karşı savaşa sürüklemeyi amaçlayan bir planı engelledi.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklara göre Washington bu talebi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya, İsrail ordusu sözcüsünün cumartesiyi pazara bağlayan gece, Hizbullah'ın sınır kapısında ve yakınlarındaki M30 otoyolunu askeri amaçlarla kullandığı gerekçesiyle, yıkım hazırlığı kapsamında her iki taraftan da boşaltılması uyarısını yayınlamasından kısa bir süre sonra iletti.

Tel Aviv'deki kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Washington'un İsrail'in Suriye'yi Lübnan'a karıştırma planını engellediğini ortaya çıkardı. Kaynaklara göre İsrail, ABD'den (siyasi) nedenlerle sınır kapısına yönelik saldırıyı askıya alması ve konuyu Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara adına çalışan Suriyeli güvenlik yetkililerine bırakması yönünde bir talep aldı.