Netanyahu: Filistin devleti ne gerçek bir devlet ne de bağımsız olacak

Netanyahu: Filistin devleti ne gerçek bir devlet ne de bağımsız olacak
TT

Netanyahu: Filistin devleti ne gerçek bir devlet ne de bağımsız olacak

Netanyahu: Filistin devleti ne gerçek bir devlet ne de bağımsız olacak

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın çatışmaya çözüm planının, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yol açmayacağını ve bu devletin ‘pratikte’ gerçek bir devlet olmayacağını söylerken, Arap devletlerinin ve Filistinlilerin İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak projesini reddetmesini de küçümsedi. Netanyahu ayrıca, çatışmaların tırmanacağı uyarısı yapanlara da “Bir şey olmayacak” diyerek yanıt verdi. Askeri liderlik ise İsrail’in ilhak planını takip edecek olan olaylar hususunda bir savaş senaryosu hazırlayacağını ilan etti.
Askeri kaynaklar, Netanyahu’nun yanı sıra Savunma Bakanı ve alternatif hükümet başbakanı Benny Gantz’ın, ordu liderliğini ilhak kararı alma yollarına henüz dahil etmediklerini açıklamalarına rağmen, dramatik stratejik çıkarımlarla ilgili olan bu senaryoyu değerlendirme kararı aldıklarını belirtti.
Kaynaklar, ordunun 3 haftadır ilhak kararı senaryolarına hazırlanmaya başladığını söylerken, Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi’nin ordudaki tüm ilgili birimlere ‘toprakları yargı ve sivil düzeyler de dahil tüm düzeylerde pratik şekilde ilhak etmenin sonuçlarıyla mücadeleye hazırlanma’ talimatı verdiğine dikkati çekti. Bu birimlerin liderlerinin, 30 Mayıs itibariyle tüm olasılıklara ve senaryolara hazırlanmak için polisin, sınır muhafızlarının ve istihbarat teşkilatı Şin Bet’in katılımıyla ‘savaş oyunu’ gerçekleştirmesi kararı aldığı ifade edildi.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir kaynağa göre ordu, ‘ilhak kararının bedeli, ordunun bu zorlukla nasıl karşılaşacağı ve vatandaşlara gerekli güvenliği nasıl sağlayacağı’ hususunda bilgi vermek üzere, siyasi liderlere çalışmasının sonuçlarını sunacak. Ancak ordu bu oyunda bazı eksikliklerin olduğu kanaatinde. Çünkü ilhak kararının içeriği, hacminin nasıl olacağı, yalnızca Ürdün Vadisi’ni mi yoksa daha fazla yerleşim alanını mı içereceği, coğrafi bir ilhak mı ya da İsrail yasalarının dayatılması mı olacağı henüz belli değil.
Kaynak, ordunun ‘oluşan sakinliğin planlı olup olmadığı ya da fırtına öncesi bir sessizlik mi olduğu durumunu, Filistin yönetiminin rolünü ve bundan sonra nasıl gelişeceğini, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın bir tırmanışa geçip geçmeyeceğini, Hamas ve İslami Cihad’ın Batı Şeria ve Gazze Şeridi hususunda nasıl cevap vereceğini’ inceleyeceğine dikkati çekti.
Öte yandan Başbakan Netanyahu, Trump’ın planı üzerine birbirleriyle anlaşmazlık yaşayan müttefiklerini de sakinleştirmeye çalıştı. İsrail’de planın, bir Filistin devletinin kurulmasını hedefleyen bir ‘tuzak’ olduğu kanaati taşıyan güçlü bir akım bulunuyor ve bu akım, plana karşı çıkıyor. Aynı şekilde ‘Filistin devletinin gelecekte kaçınılmaz olarak kurulacağına’ inanan bir akım da mevcut ve bu akım, “Bugün bu fırsatı değerlendirelim ve Beyaz Saray’daki dost yönetimin desteğiyle durumu koşullarımıza göre değerlendirelim” yaklaşımını benimsiyor.
Bu çerçevede sağ çizgideki ‘Israel Hayom’ gazetesine açıklamada bulunan Binyamin Netanyahu, Yüzyılın Anlaşması planının, tarihi eğilimi değiştirmek için tarihi bir fırsat ortaya koyduğunu ifade etti. Netanyahu, “Filistin’in reddi nedeniyle bu devlet, yakın bir zamanda kurulmayacak ve eğer kurulursa da gerçek ve bağımsız bir devlet olmayacak” dedi.
ABD girişiminin siyasi sürecin sonu olacağına inanmadığını söyleyen İsrail Başbakanı, “Gidilecek çok yol var” dedi. Netanyahu, kendisini ilhak planından geri adım atmakla suçlayan müttefikleriyle alay ederek, “İsrail’in kuruluşundan bu yana ilk kez, onlar değil ben, öncelikle Golan Tepeleri’nin ve ardında Kudüs’ün ilhakının, ABD tarafından tanınmasını başardım. Şimdi de Yehuda ve Samarya’da (Batı Şeria) ulusal topraklara ilişkin bir ABD kabulü ortaya koyulacak. Bunlar Trump’ın kararlarıdır ve kendisiyle konuşan da benim, başkası değil” açıklamasında bulundu.
Israel Hayom muhabiri, kendisine ‘ilhakın, Filistin devletinin kurulmasını da içeren bir paketin parçası olduğunu’ hatırlatırken, Netanyahu “Bu paketin içinde, tarihin tek yönlü olan yüzünü değiştirmek üzere tarihi bir fırsat var. Geçmişte bize sunulan tüm siyasi planlar, İsrail topraklarındaki bölgelerden tavizleri, 1967 sınırına, Kudüs’ün bölünmesine ve mültecilerin meselesine geri dönüşü içeriyor. Burada zıt bir durum var. Taviz vermek zorunda değiliz. Aksine Filistinlilerin taviz vermesi gerekiyor. Müzakerelere gelmelerini beklemeyeceğiz. İlhak sürecini tamamlayacağız. Müzakerelere ortak olmaları için önce Ürdün Nehri’nin bazı bölgesi üzerinde İsrail egemenliğinin kabulü, Kudüs’ün birleşik bir şehir olarak kalması, İsrail’e herhangi bir mültecinin geri dönmemesi, herhangi bir yerleşim biriminin tahliye edilmemesi, Yahuda ve Samarya’daki (Batı Şeria’daki) geniş alanlarda İsrail egemenliğinin kabulü de dahil zorlu 10 şartı uygulamak zorunda kalacaklar. İtiraf etmeleri gerekiyor ki biz, tüm bölgedeki güvenlik efendisiyiz. Tüm bunlarda uzlaşı sağlarlarsa (Trump’ın devlet olarak ifade ettiği) özel bir oluşuma sahip olurlar. ABD’li bir politikacıya göre şöyle diyenler de olacaktır; ‘Bu bir ülke olmayacak’” şeklinde yanıt verdi.
Netanyahu ayrıca, Ürdün Vadisi’nde yaşayan binlerce Filistinlinin, Filistin’deki yerleşim bölgelerinde kalacağını ve onlara İsrail egemenliğinin dayatılmayacağını söylerken, “Fakat buralar, İsrail’in güvenlik sorumluluğuna tabi olacaktır” dedi. Mavi- Beyaz İttifak’taki müttefiklerin ilhak kararı hususunda şüpheleri olduğu iddialarını da reddeden İsrail Başbakanı ayrıca, “Biz uygulayacağız, müttefiklerimiz de (Mavi-Beyaz İttifak) bu ilhaka destek verecek” dedi.
İran hakkındaki bir soruyu da yanıtlayan Binyamin Netanyahu, “Nükleer silahlanma projesi, kelimenin tam anlamıyla nükleer terörizmdir” ifadelerini kullandı. Netanyahu, “Nükleer terörizme karşı askeri güvenlik konusunda bu durum, İran’ın nükleer arşivine saldırı da dahil emredilen operasyonlar gibi güvenlik, siyasi ve istihbarat çalışmaları gerektiriyor” dedi. “İranlıların çok zor bir durumda olduklarına dair tahminler var. Eğer Trump, ikinci bir dönem için de seçilirse, iyileştirilmiş bir anlaşmaya gidecek ve İranlılar da şüphesiz onunla birlikte gidecekler. Bir başka nükleer anlaşma olasılığı hakkındaki düşünceleriniz nedir?” sorusuna da yanıt veren Netanyahu, “İranlıların nükleer silah tedarik etmesini engelliyoruz. ABD’nin konumunu takdir ediyorum, ancak İsrail kendi kendisini savunabilmelidir. ABD’nin dostluğu ve Trump’ın önemli adımlarını takdir ederek, İran’ın nükleer silah edinemeyeceği garantisi veriyorum. ABD Dışişleri Bakanı tarafından yayınlanan 12 nokta müzakere koşulu olarak takip edilirse bu durum, İsrail’i endişelendirmemelidir. İranlıların bunu kabul etmeye hazır olacaklarından şüpheliyim” açıklamasında bulundu.
 



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.