Kirsten Fontenrose’n Şarku’l Avsat’a konuştu: İran saldırısı bekliyoruz, güçlü bir şekilde cevap vereceğiz

Kirsten Fontenrose
Kirsten Fontenrose
TT

Kirsten Fontenrose’n Şarku’l Avsat’a konuştu: İran saldırısı bekliyoruz, güçlü bir şekilde cevap vereceğiz

Kirsten Fontenrose
Kirsten Fontenrose

Atlantik Konseyi'ndeki Scowcroft Ortadoğu Güvenlik Girişimi Direktörü Kirsten Fontenrose, Ortadoğu'daki ulusal ve uluslararası güvenliğe odaklanan bir programı yönetiyor. Hardvard İşletme Okulu mezunu olan Fontenrose, 2018’de Beyaz Saray’da Körfez, Ürdün, Mısır ve Bereketli Hilal bölgesi dairesini teslim aldı. Öncesinde senelerce Savunma Bakanlığında çalışan Fontenrose’un çalışma alanı daima Ortadoğu üzerineydi. Basra Körfezi’ndeki karar vericilerin çoğunun tanıdığı Kirsten Fontenrose, İran’ın ülke dahili veya haricindeki tüm hareketlerini yakından izliyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Fontenrose, ABD'nin Körfez ülkelerindeki ortaklarıyla ittifakına bağlılığını doğruladı. ABD’nin uzun ve maliyetli tüm çatışmalardan güvenliğini korumak için çekildiğini söyleyen Fontenrose “Tüm bu geri çekilmeler körfez ülkeleri güvenliği ile bağlantılı. Nitekim Körfez ülkelerinin ortağımız olmasını istiyoruz” dedi. ABD’nin yeni siyasetinin farkında olan İran’dan bahseden Fontenrose “Şayet İran, Irak'taki ABD varlığına tekrar saldırmaya çalışırsa, öncekinden çok daha güçlü bir yanıtla karşılaşacak. Bu, Irak’taki Hizbullah'ı haritadan silmek ve Devrim Muhafızları deniz üslerini bombalamak anlamına gelebilir” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın Lübnan'daki Hizbullah'a yönelik son tutumundan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kirsten, “Nitekim Avrupa kendini tehdit altında hissetmeye başladı” dedi. Lübnan’ın uluslararası çalışma ekibine ihtiyacı olduğunu söyleyen Kirsten, Washington’un Uluslararası Para Fonunun (IMF) İran'a kredi sağlamasına izin vermeyeceğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Atlantik Konseyi'ndeki Scowcroft Ortadoğu Güvenlik Girişimi Direktörü Kirsten Fontenrose ile gerçekleştirdiği röportajın metni:

*ABD, bilhassa Başkan Donald Trump yönetimi, Arap Körfezi ülkelerine hala ortak ve müttefik olarak niteliyor mu?
Kesinlikle evet, ABD’nin kuzeydoğu Suriye’deki de dahil olmak üzere uzun çatışmalardan nasıl çekildiğini gördük. Çekilen kuvvetleri başka yerlerde konuşlandırma ihtiyacı duyuluyor; zirâ ciddi bir rekabet çağındayız. Terörizmi yıllardır gerçek bir tehdit olarak görüyorduk ancak şuan durum farklı. Bu yüzden ABD’nin yeniden konumlandırmaya gitmesi gerekti. Aslında şu anda bilmek istediğimiz, bazı Körfez ülkelerinin hala bize bağlı olup olmadığıdır. Çünkü ABD’nin tüm geri çekilme kararları aynı zamanda Körfez güvenliği ile ilgili. Bazı Körfez ülkelerinin Rusya'dan S-400 almak istediklerini ya da Çin ile ilişkiler kurduğunu gördük. Huawei ile iyi ilişkiler kurulduğu da oldu. Örneğin, 2018’de Huawei ve 5G’nin istihbarat araçları olduğunu söylediğimizde Bahreyn bize kulak vermiş ve bunu fark etmişti. Ancak Çin, ABD güvenliğini tehdit eden adımlar atıyor. Denklemin hangi tarafı ilişkiye en çok bağlı olan? Kuzeydoğu Suriye'den çekildiği ve Başkan Donald Trump Irak'tan ordumuza füze yağmasına izin vermediği için herkes ABD’yi konuşuyor. Ancak aslında, Körfez ülkelerinin bize daha çok bağlı olması gerektiği inancındayız.

*Ancak Körfez, ABD ulusal güvenliği için önemlidir…
Tartışmaya açık bir konu. Sebebi orda mevcut olmamız değil, Körfez ülkelerinin ortaklarımız olması. Onları seviyor ve onlara güveniyoruz; bu yüzden ortaklığın devam etmesini istiyoruz. Bu ülkeler bir zamanlar dünyaya petrol tedarik eden tek ülkelerdi. Petrol de hassas bir maddeydi ve ABD ulusal güvenliği için gerekliydi. Şimdi önemli olmadığını söylemiyorum, ancak ilişki şimdi ekonomiye daha az, ortaklığa ise daha çok meyilli. Nitekim bu ülkelerin terörizmle ve radikallikle mücadelede, ekonomik piyasalarını dengelemede ve özel alanların yeniden inşasında ortağımız olmasını istiyoruz. Yönetim şekillerimizin ya da dinlerimizin farklı olması önemli değil; dünya düzeni hakkında aynı görüşü paylaşıyoruz. Onların bize ihtiyacı olduğu gibi bizim de onlara ihtiyacımız var. Avrupa ve Japonya'yı, hatta bir vakit Hindistan’ı da bu daireye çekti. Ortak çıkarlara dair bir ortaklık, Haliç’in jeostratejik olarak ABD’nin ulusal güvenliği için önemli olduğundan çok daha fazlasıdır.

*İran lideri Ali Hamaney, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait işgal altındaki adalarda bir yerleşim projesi başlatma talimatı verdi. Devrim Muhafızları ise konut ve iki havaalanı inşasına başlandığını açıkladı. Bu konuda ne söylersiniz? Körfez ülkeleri daha fazla düşmanca eyleme hazırlanmalı mı?
Evet hazırlanmaları gerekli olduğunu düşünüyorum. Zirâ İran'ın açıklanan hedeflerle geri çekilme niyeti olmadığı kanısındayım; ABD'yi bölgeden ayrılmaya zorluyor. Bu da Körfez ülkelerine Washington'la ilişkilerini kesmeleri yönünde baskı yapmak, yani İran'ın yapabildiği her yerde varlığını hissettirmek istediği anlamına geliyor. 
Uluslararası gözleri kendisinden ve Irak'taki ABD kuvvetlerine yapılan saldırının ardından biraz bağlanan pençelerinden uzak tutmak istediği için, bir Irak hükümetinin kurulmasına izin vermeyi vaat etmişti. Bu nedenle yüzünü Irak haricine çevirdi. Örneğin Umman Denizi, ya da adalar (Tunb Adaları, Abu Musa). Çok işler çevirmeye çalışıyor. Hamaney, birçok yetkili koronavirüse yakalandığı halde İran’ın zayıf olmadığını ya da bu durumun İran’ı yayılmacı hedeflerinden caydırmayacağını göstermek istiyor. İranlı yetkililer ise daima tehlikeyle yüz yüze olduklarını iddia ederek iç sinirleri germek istiyor. Bu yüzden ABD ve Sünni rejimleri tehdit ediyorlar. Zirâ sakin bir gündem olduğu taktirde halk rejimi sıkıştırmaya başlayacak. Demek istiyorlar ki ‘Bakın biz dışarıdan tehdit ediliyoruz. Bizi devirmek istiyorlar, bu yüzden birbirimize kenetlenmeliyiz’. İşte mekanizmaları bu şekilde çalışıyor. Bu yüzden daha fazla düşmanca eyleme hazırlıklı olmalıyız. En son seferki tavrımız açıktı, Washington anlatmak istediğini anlattı. Şimdiki tavrı da aynı şekilde: Şayet İran, Irak'taki ABD varlığına tekrar saldırmaya çalışırsa ya da gruplarını harekete geçirirse öncekinden çok daha güçlü bir yanıtla karşı karşıya gelecek. Bu, Irak’taki Hizbullah'ı haritadan silmek ve Devrim Muhafızları deniz üslerini bombalamak anlamına gelebilir. Zirâ bu tür yanıtların İran’ı caydırdığı kanıtlandı. Tabi bu durumda bir yükseliş yaşanacak. İran’ın ABD’nin kararlarından haberdar olduğunu biliyorum. Tehlikeye girmek istemediğini de. Bu yüzden de Irak haricine, başka nerelerde ne tür provokasyonlar yapabileceğine bir göz atıyor.

*Gözden uzak olmak istiyor…
Tam olarak. İranlı yetkililer, tüm dünyanın şuanda salgın ile meşgul olduğuna, uluslararası toplumun Irak'ı izlediğini bilmelerine rağmen eylemlerinin fark edilmeyeceğine inanıyorlar. Bu yüzden de sınırları dışındaki küçük noktaları vurarak hareket ediyorlar. Bu yönetimi benimsemişler. Irak’ı kendilerinin savaş alanına çevirmek istiyorlar; bu da Irak'la olan ilişkimize zarar veriyor. Ancak artık buna izin vermeyeceğimizi fark etmeleri gerekiyor. Zaten anlamış gibi görünüyorlar.

* Peki Körfez ülkeleri nasıl hazırlık yapabilir?
Bunun iki farklı yolu var: İlk olarak, uluslararası toplumun gözetiminden emin olmaları gerekiyor. İran uluslararası suçlanacağını bildiği taktirde hareket etmeyecektir. Nitekim saldırılara devam etmesini sağlayan nedenlerden biri de Avrupa'nın bu konuda güçlü bir tavır takınmıyor olmasıdır. Körfez ülkeleri, Avrupa'nın da neler olup bittiğini yakından izlemesini sağlamalıdır. ABD'nin yanlarında olacağını biliyorlar. Ancak maalesef ki bazı Körfez ülkeleri, her iki tarafın da çıkarlarını güvence altına almak için Tahran'la aralarında gizli kanallar açtı. Bu olanlar benim hoşuma gitmiyor. ABD’nin koruma için bölgede kalmasını ve İran'ın saldırılarına maruz kalmasını istiyor gibiler. Ayrıca Körfez'den yine çıkarlarını korumak için İran'la ikili anlaşmalar yapan ülkeler de var. Ancak İran ile öncellikle saldırganlığa başvurmama anlaşması yapmak gerekiyor.

* Sizce İran, saldırganlık anlaşmasına saygı gösterir mi?
Belki de kabul ederler. İran, geçen sonbaharda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) yaklaşırken kapsamlı bir anlaşma önerisi sunmuştu. Jared Kushner’ın barış planına benziyordu, kimse okumak istemedi.
Ancak öneride bazı iyi fikirleri vardı. Kendilerine yönelik katı tutum takındığım için tüm önerileri okudum. Bazı olumlu noktalara tanıklık ettiğim gibi, İran’ın ABD’nin bölgeden ayrılması ve böylece bölgenin tek aktörü olma yönündeki isteğini de fark ettim. Ancak saldırganlığa başvurmama anlaşmaları veya güvenlik düzenlemelerini müzakere etme olasılığının yer aldığı bölümde iyi fikirler olduğunu gördüm. Önceki gibi değildi. Çünkü İran ve Suudi Arabistan arasında saldırmazlık düzenlemesi yapıldı.

*Başkan Haşimi Rafsancani zamanında mı?
Evet, zaten bu başarılması imkansız bir şey değildir. Ancak şunu biliyoruz ki İran’ın Körfez hakkında birçok hedefi var. Zirâ hedefi ABD’yi bölgeden çıkarmaksa öncelikle Körfez ile anlaşması gerekiyor. Bu da ABD’nin koruma için bölgede kalmasına gerek kalmayacağı anlamına geliyor.

*Fakat Körfez baskın güç olmak isteyen İran'a nasıl güvenebilir?
Mevcut bir tehdit varsa ittifak kurmaya gerek yoktur. Sonra bir de uluslararası toplum gözetlerken, ABD kuvvetleri oradayken, 5. Filo Bahreyn’deyken nasıl ittifaka varacağı sorusu mevcut.

*Başkan Trump, ABD Donanması'na Devrim Muhafızları teknelerinin tacizine yanıt emri verdi mi?
Tek yaptığı, deniz komutanlarının zaten bildiği emirleri zikretmekti. Nitekim Körfez'de kendini savunma hakkına her zaman sahipler. ABD Savunma Bakanı Mark Esper, son günlerde şu plana imza attı: İran bizi tahrik ederse, hemen yanıt verebiliriz. Bu da deniz komutanlarının onay almak için Washington'a başvurmaları gerekmediği anlamına geliyor. Başkan’ın açıklaması İran'a yönelikti.

* Gemi komutanları cevap verecek öyle mi?
Evet, ancak yalnızca uzman komutanlar. Bu konuda herhangi bir çekince göstermeyecekler. İran, varlığını kanıtlamak için alıştığı operasyonları ve tacizini sürdürmeye devam ederse, liderler İran haricindeler için hiçbir şey ifade etmeyen bu tür operasyonlara cevap vermeyecekler.

*Fil ile karınca hikayesi…
Tam olarak. Ancak daha önce Devrim Muhafızlarının Körfez bölgesindeki petrol tankerlerinin etrafına mayın döşediğini görmüştük. Komutanlar patlayıcı yüklü bir İran teknesiyle karşılaşırsa onu mutlaka patlatacaklar. Ya da sürat tekneleri gemilerimize ateş açma girişiminde bulunursa onları bombalayacaklar.

*Ancak şunu fark ettik ki İran, ilk askeri uydusunu Trump’ın tehdidinin ardından fırlatmıştı. Bu, bahsettiğiniz yeni politikadan önceki tüm ABD baskılarının başarısız olduğu anlamına mı geliyor?
Elbette ki hayır, uydunun Başkan’ın tehditlerine yanıt teşkil ettiğini düşünmüyorum. Zirâ uydu, bir hafta içerisinde fırlatılacak bir şey değil; uzun bir süreç gerektiriyor.

*Ancak gecikebilirdi…
Evet, ya da İran bunu bir gürültüyle yapmayabilirdi. Sanırım tüm dünyaya bunu gücün bir tezahürü olarak göstermek istedi.
İran uydusu hikayesi, askeri uzmanların da okuduğu gibi, ‘kurbağa sıçramasını’ yeteneğini gösteriyordu. ABD’ye değil de daha uzağa ulaşma kapasitelerini geliştirmeye çalıştıkları kesin. Ortaklarımız ve müttefiklerimize yönelik düşmanlık olabileceği hakkında kırmızı bir uyarıydı...

*Ancak İran, kendini savunması bahanesiyle her yerde mevcut.
Bu doğru. Örneğin Sünni kesim İran’a asla saldırmıyor. İran ise bize saldıracaklarını sürekli öne sürüyor. Ancak Körfez'i düşman olarak tasvir etmekle, onları İran dahilinde iktidarda tutmayı hedeflemekte.

* İran'da Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki vekillerini destekleyen molla rejiminin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Aynı zamanda son zamanda Almanya’nın tepkisi de ön plandaydı.
Almanya’nın meseleyi Hizbullah'ı terör örgütü olarak sınıflandırarak ele almasında, ülkede yaşayan Lübnanlıların çektiği acıların anlaşılmasının da payı olduğu kanısındayım. Ayrıca ABD'nin Berlin Büyükelçisi Richard Grenell, John Bolton istifa ettiğinde ABD ulusal güvenlik danışmanı olmak üzereydi. Nitekim işini bilen Grenell, Almanya’nın bu tutumunda ısrarcıydı ve harekete geçilmesi için bastırıyordu. Almanlar ise onun sadece diplomatik bir büyükelçi değil, etkili bir insan olduğunu biliyorlardı. Birleşik Devletler'deki Lübnan diasporasının oldukça etkili olduğunu biliyorum. Samimiler, son derece kültürlüler, siyasi olarak aktifler, saygınlar. Lübnan, küçük bir ülke olsa dahi Washington için önem teşkil ediyor. Hizbullah’ın ve Başkan General Mişel Avn’ın varlığı doğru, ancak Lübnan artık başarısız bir devlet konumuna yaklaşmış durumda. İnsanlar acı çekiyorlar. Avrupalı ve Almanlar ise Lübnan halkını terk etmemeleri gerektiğini anladı. Ortak işlerimiz var, bu yüzden seyirci kalamayacaklarını fark ettiler. Nitekim Alman tutumuyla oldukça gurur duyuyorum. Diğer yandan, Almanya’daki bazı örgütler ile Hizbullah arasında para transferi olduğuna dair kanıtlar var.

* Lübnan Hizbullah'tan nasıl kurtarılabilir?
Güzel bir soru. Lübnan'ın uluslararası bir ekibe ihtiyacı var. Seçkin kişilikler var ancak ön plana çıkan isimler yok. Kimse ülke nasıl yönetilir bilmiyor. Herkes değişiklik istiyor gibi görünüyor ancak kimse nasıl adım atılacağını bilmiyor. Hizbullah da bundan faydalanıyor. Bu nedenle, uluslararası toplum, Lübnan'ın Hizbullah'ın faaliyetleriyle mücadelesine yardım etmeye odaklanması gerekiyor. Sivil siyasi partilerin rolünü, seçim yapılmasını desteklemesi gerekiyor. Lübnan ordusunun kendini koruyabilmesi için eğitilmesi gerekiyor. Herkes Lübnan'ı desteklemek istiyor, insanlar Lübnan ile ilgileniyor. Ancak ABD’nin siyasi karar alıcıları çok uzakta. Beyaz Saray dikkati Lübnan'a vermiyor. Mısırlılar, bunun için Washington’da baskı yaptılar; Amerikalı politikacıların cevabı ise şu: “Ülke Hizbullah’ın kontrolü altında olduğu sürece Lübnanlılarla konuşmayacağız!” Lübnan meselesinin dikkat çekici noktası ise uzun zamandır başarılı olmaları, bu yüzden şimdi böyle bir krizde boğulduğuna kimse inanmıyor.

*ABD, IMF’nin Lübnan'a kredi sağlamasına izin verecek mi?
Lübnan'ın kurtarılması ve buna izin vermesi için Washington’a baskı yapılacak. Ancak Washington, IMF’nin İran'a borç vermesine izin vermeyecek. Beyaz Saray, 2018'de Lübnan ile ilgileniyordu; seçimler yapılıp Hizbullah gelince ise sırtını döndü.

*Molla rejiminin geleceğine geri dönüyoruz…
Endişeliyim. Neden derseniz eskiden yaşça büyük mollaların barış içinde ayrılacağını ve İran'da yeni bir  aşamaya geçileceğini düşünürdük. Ama bunun olacağını sanmıyorum. Hamaney’e muhalefet edecek olan neslin de ondan aşağı kalır yanı olmayacak. Oğlu Mücteba Hamaney de radikal. En yakın arkadaşlarından biri, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani. Şimdi işleri ikisi hallediyor.
Kasım Süleymani’nin ölümünden bu yana, Hamaney’lerden bir grup karantinada bulunuyor ancak yine başatlar. Mücteba ve Süleymani’nin halefi İsmail Kaani, karizmaya sahip değil, diğer yandan lojistik planlamacılar. Aynı zamanda Süleymani’nin görüntü olarak kullanılan kızı Zeynep var. Kendisi adeta insanları çekmek için, vekillere ve militanlara ilham kaynağı olması için kullanılan bir logo gibi.
Mücteba, Hamaney’in malvarlığındaki milyonlara erişebiliyor. Şemhani de mevcut. Bu grup, Süleymani’in temsil ettiği ‘soğuk’ karakterin yerini aldı.
Bu nedenle, Hamaney ayrıldığında bir iktidar mücadelesi başlayacak. Bu gruptan yaşça daha büyük ve daha sakin karakterler var. İçlerinden biri, Hamaney’in yerini alabileceğini düşünüyor, ancak param ve ben, babamın sağ eliydik diyen hırslı bir oğlu var. İstihbarat servisi de onu destekleyecek. Bu iktidar mücadelesini gizli tutacaklar. Yaşça büyüklerin Mücteba’nın iktidara gelmesini isteyeceklerini de Mücteba’nın tarafsızlığı kabul edeceğini de düşünmüyorum. İzleyip takip etmek heyecan verici.
Ayrıldığında, çatışma başlayana kadar bunu saklayacaklarına, öldüğünü açıklayacaklarında ise öldüğünü bilmeyeceğimize eminim.

*Taliban lideri Molla Ömer’de olduğu gibi, onun öldüğünü de iki sene sonra öğrenmiştik.
Doğru, aslında bunun için Taliban’ı alkışlamalıyız. Ancak Hamaney’in ölümünün o kadar uzun süre sır olarak kalacağını sanmıyorum.

*General Emir Ali Hacızade, uydunun fırlatılmasının ardından, İran'ın artık büyük bir güç olduğunu söyledi…
Kuzey Kore bir büyük güç ise İran da öyledir. Dışlanmış olmak sizi bir büyük güç yapmaz. Çıkardığınız problemler nedeniyle uluslararası toplumun kontrolü altında bir devlet olmak da.
Büyük güç, nefret ettirmeden de etkileyici olabilir.
Şayet büyük bir güçseniz, küresel ekonomik piyasadan sonucunda bir kriz patlak vermelidir. İran'a yönelik tüm yaptırımlar ya da tüm pazarların yüzüne kapanması, küresel krize neden olmadı.
Ordusunun çok büyük olduğu doğrudur, ancak bakım olmadığı için tüm gelirler Devrim Muhafızları’na gitti. Ordunun elindeki aletler eski ve paramparça, yaratıcı da değiller. Tek ihracatları devrim.



İsrail, Hermon Dağı'ndan Lübnan üzerindeki kontrolünü artırıyor

Lübnan'ın güneyinde artan çatışmalarda İsrail'in hava saldırısı sonrasında duman yükseliyor (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde artan çatışmalarda İsrail'in hava saldırısı sonrasında duman yükseliyor (Reuters)
TT

İsrail, Hermon Dağı'ndan Lübnan üzerindeki kontrolünü artırıyor

Lübnan'ın güneyinde artan çatışmalarda İsrail'in hava saldırısı sonrasında duman yükseliyor (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde artan çatışmalarda İsrail'in hava saldırısı sonrasında duman yükseliyor (Reuters)

Üniversitelere yönelik tehditler, Beyrut’taki “Amerikan” topluluğunu tedirgin ediyor. İsrail’in Cebel el-Şeyh ekseni üzerinden yaptığı ilerleme, Lübnan’la süren savaşa sahada farklı bir ritim kazandırıyor; bu da çatışma hatlarını yeniden çiziyor ve çatışma kurallarını değiştiriyor.

İsrail ordusu, operasyonların kapsamını daha karmaşık arazilere doğru genişletmek amacıyla, Cebel el-Şeyh'in Suriye tarafından başlayıp Lübnan'ın Şeba Çiftlikleri'ne kadar uzanan bir sınır ötesi operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. Ancak bu operasyon, geniş alanları kontrol etmesine olanak tanıyan coğrafi bir avantaj sağlıyor ve geleneksel temas hatlarını aşan yan yollar açıyor.

Ayrıca İsrail, dün yoğun hava saldırıları düzenleyerek, “Hizbullah”ın doğudaki Batı Bekaa'dan gelen tek kalan ikmal hattını keserek bölgenin tecrit edilmesi sürecini sürdürdü. İsrail, bu stratejiyi, Sur şehrinin eteklerine kadar uzanan kara harekatı yoluyla deniz kıyısında da uygulamaktadır.

Diplomatik alanda ise siyasi baskı ile askeri tırmanışın sonuçlarına dair uyarı arasında denge kurmaya çalışan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, “Hizbullah”ı Lübnan'ı savaşa sürüklemekle suçladı ve İsrail'i “herhangi bir kara harekatı başlatmaktan veya sivil altyapıyı ve özellikle Beyrut gibi yoğun nüfuslu bölgeleri hedef almaktan kaçınmaya” çağırdı.


İsrail, Hizbullah”ın Bekaa’dan güneydeki Hiyam’a uzanan ikmal hattını kesti

Lübnan sınırındaki Yukarı Celile’de bir topçu mevzisinde bulunan İsrail askerleri (AFP)
Lübnan sınırındaki Yukarı Celile’de bir topçu mevzisinde bulunan İsrail askerleri (AFP)
TT

İsrail, Hizbullah”ın Bekaa’dan güneydeki Hiyam’a uzanan ikmal hattını kesti

Lübnan sınırındaki Yukarı Celile’de bir topçu mevzisinde bulunan İsrail askerleri (AFP)
Lübnan sınırındaki Yukarı Celile’de bir topçu mevzisinde bulunan İsrail askerleri (AFP)

İsrail, Pazar günü Lübnan’ın güneyindeki Hiyam eksenini, doğuda yer alan Batı Bekaa’dan gelen son ikmal hattından ayırdı. Bu kapsamda, Dıbbin–İbl es-Saki yolu hava saldırılarıyla hedef alındı. Söz konusu adım, sınır hattının doğu ekseninde yer alan bölgeyi Lübnan içlerinden izole etme planının bir parçası olarak görülürken, İsrail aynı stratejiyi sahil hattında da Sur kentinin güneyine doğru ilerleyerek uyguluyor.

Mercayun bölgesindeki saha kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İsrail’in Dıbbin–İbl es-Saki yoluna iki hava saldırısı düzenlediğini belirtti. Bu durumun, Hiyam kenti üzerinde tam kontrol sağlama çabalarına işaret ettiği ifade edildi. Kaynaklar, son günlerde kentteki çatışmaların ve hedef almaların “önemli ölçüde azaldığını ve kuzey kesimine yoğunlaştığını”, bunun da şehir üzerinde neredeyse tam kontrol sağlandığını gösterdiğini aktardı.

rbrgb
Beyrut güneyinde, Cumartesi günü İsrail saldırısında hayatını kaybeden üç gazetecinin cenaze törenine katılan bir Lübnanlı kadın; tören, Hizbullah tarafından oluşturulan bir mezarlıkta yapıldı (Reuters)

Aynı kaynaklar, Pazar öğleden sonra yoğun topçu ateşiyle eş zamanlı gerçekleşen saldırıların, “Hiyam’ın kuzeyinden Dıbbin ve İbl es-Saki çevresine doğru bir ilerlemeye zemin hazırlıyor olabileceğini” belirtti. Bu hattın, Hiyam’daki Hizbullah unsurları için kalan son doğrudan ateş destek hattı olduğu, ayrıca Batı Bekaa’dan gelen lojistik desteği tamamen keseceği vurgulandı. Bu gelişmelerin, Şeyh Dağı’nın batı yamaçlarından Batı Bekaa’ya doğru ilerleyen bir askerî kuşatmayla eş zamanlı olduğu ifade edildi.

İsrail’in hedefinin Litani Nehri’ne ulaşmak olduğu ve bu doğrultuda birden fazla eksenden ilerlediği kaydedildi. Kaynaklara göre Dıbbin yönündeki olası ilerleme, “Dıbbin–Blat hattı üzerinden Berguz’da Litani kıyılarına, oradan da Hardali bölgesine ulaşmayı” amaçlıyor. Bu süreç, Tayyibe–Kantara hattı üzerinden Vadi el-Hucayr’de Litani kıyısına ulaşma girişimleriyle eş zamanlı ilerliyor.

grbgr
Lübnan sınırındaki Yukarı Celile’de topçu mevzisi ve İsrail askerlerinin toplandığı alan (AFP)

Sahil hattında ise Sur kentinin güneyine yönelik İsrail ilerleyişi daha belirgin hale geldi. İsrail güçlerinin Beyyade çevresine ulaştığı ve doğuya doğru ilerlemeye başladığı, Sur’a yaklaşık bir kilometre mesafedeki Şemaa beldesinde çatışmaların yaşandığı bildirildi. Bu hamlelerin, yüksek noktaların kontrol altına alınması ve farklı eksenlerden ilerleyen birliklerle birleşme amacı taşıdığı değerlendiriliyor.

Bu arada güney Lübnan’daki gerilim tırmanmayı sürdürüyor. Sur, Nebatiye ve Bint Cubeyl bölgelerindeki yerleşimler yoğun hava saldırıları ve topçu ateşiyle hedef alınırken, özellikle çatışma hatlarındaki silahlı unsurların ateş destek hatlarının vurulduğu ifade ediliyor.


İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
TT

İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)

Ragida Atme

Ortadoğu’nun tamamının, bölgedeki güvenlik ve siyasi dengeleri yeniden şekillendirebilecek açık bir çatışmaya sürükleneceğine dair endişeler artarken Türkiye, ulusal güvenliğini etkileyebilecek her türlü gelişmeye karşı askeri hazırlık seviyesini yükseltti. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) askeri varlığını altı adet F-16 savaş uçağı konuşlandırarak güçlendirirken Milli Savunma Bakanlığı, gerginliğin tırmanmasıyla hava sahasını etkileyebilecek olası tehditlere karşı hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla güneyde Malatya'ya gelişmiş uzun menzilli Patriot Hava Savunma Füze Sistemi konuşlandırdığını duyurdu. Türkiye'nin askeri hazırlık düzeyini artırmaya yönelik açık eğilimleri, NATO ile koordinasyon çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da İsrail nezdinde ciddi güvenlik ve askeri imalar taşıyor. Onlarca İsrailli bakan, yetkili ve analist, Türkiye'yi İran'ın ardından ‘bir sonraki düşman’ olarak görmeye başladı. Ancak insansız hava araçlarından (İHA) tanklara ve deniz toplarına kadar çeşitli alanlardaki gelişmiş savunma yetenekleri, Türkiye'yi son yıllarda küresel silah pazarının başlıca aktörlerinden biri haline getirdi.

İsrail hükümetine bağlı Ulusal Güvenlik Riskleri Değerlendirme Danışma Kurulu (Nagel Komitesi) raporunda, Ankara'nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmeye yönelik politikasının İsrail için ‘artan bir stratejik tehlike’ oluşturduğu uyarısında bulunuldu. Raporda, Tel Aviv hükümeti, Türkiye ile doğrudan bir çatışma çıkma olasılığına hazırlıklı olması uyarısı yapıldı. Sosyal araştırmalar şirketi Areda Survey tarafından ‘Dış Politika ve Savunma Sanayii’ başlığı altında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde 60,1'i İsrail'in bir gün Türkiye'ye saldırabileceğini düşünürken, yüzde 54,7'si geçtiğimiz yıl İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nın kendilerine dış tehditlere karşı güven verdiğini belirtti.

Gerginliklerin tırmanması

İsrail'in eski Başbakanı Naftali Bennett'in, Türkiye'nin bölgede “yeni bir İran” haline geldiğini söylediği ve Ankara'nın, kendi ifadesiyle ‘İsrail'i kuşatmayı amaçlayan düşmanca bir Sünni eksen oluşturma’ çabalarına karşı uyarıda bulunduğu tartışmalı açıklamalarına rağmen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma çıkma olasılığının son derece düşük olduğunu vurguladı. Güler, özellikle herhangi bir tırmanışın veya istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasının önlenmesi amacıyla İsrail tarafıyla iletişim ve koordinasyon kanalları oluşturulduğunu belirtti.

Olası gerginliklerin veya çatışmaların, doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek herhangi bir tırmanışı önlemek amacıyla diplomatik ve askeri kanallar aracılığıyla son derece dikkatli bir şekilde ele alındığını belirten Güler, son yıllarda Ortadoğu’da tırmanan gerginliklerin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkilediğinin altını çizdi. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’na (SETA) göre Ankara, Batı ile ilişkileri ile bölgesel çıkarları arasında hassas bir denge kurmaya çalışırken, uygun koşullar sağlandığında diplomatik arabulucu rolünü üstlenme olasılığını da açık tutuyor.

dfrvfdv
Türkiye, askeri bağımsızlığını sağlama konusunda olağanüstü bir yetenek sergiledi ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi (TSK)

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden (INSS) İsrailli araştırmacı Gallia Lindenstrauss, bu ayın başlarında kaleme aldığı bir makalede, bazı bölgesel alanlarda İsrail'in stratejik rakibi olarak görülen Türkiye'nin, İran'a karşı doğrudan askeri müdahaleye ya da rejimin devrilmesine, Kürt sorununun tırmanmasına ya da bölgesel dengelerin bozulmasına yol açabilecek olası güvenlik sonuçlarından korktuğu için istekli olmadığını belirtti.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot tarafından yayınlanan karamsar İsrail tahminlerine göre Türkiye'nin söylemi Tel Aviv'e yönelik sert eleştirilerle dolu olmaya devam ediyor. Türk yetkililer İsrail'i bölgedeki istikrarı bozmakla suçlamaya devam ederken, İran’dan Türkiye topraklarına atılan 3 füze düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da NATO'nun devam eden savaş sırasında İran'dan fırlatılan üçüncü bir füzeyi önlemesinin ardından, savaşa karışmaktan kaçınacağını ve kendi ifadesiyle ‘provokasyonlara ve komplolara kapılmayacağını’ taahhüt etmekle yetindi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD merkezli Hudson Enstitüsü'nden araştırmacı Zeynep Rabee, İran'a karşı bir savaşın Türkiye'nin konumunu şüphesiz büyük ölçüde değiştireceğini düşünüyor. Rabee’ye göre İran'ın gücünün azalması, Ankara'ya bölgesel ve uluslararası nüfuzunu güçlendirmek için geniş bir alan açacak ve bu da İsrail'de, Türkiye'nin çeşitli bölgelerdeki varlığını genişletmesi konusunda gerçek endişeler yaratacak.

Stratejik ortaklar

Türkiye’nin askeri kapasitesini gözden geçirip hava savunma, füze ve siber güvenlik alanlarını güçlendirmesinin ardından, ileri düzey caydırıcılık kapasitelerine sahip olmak için çaba sarf etmesiyle, güç dengesini İsrail’in lehine yeniden ayarlamak amacıyla Tel Aviv, Türkiye’nin rakiplerini sadece sınırlı ortaklardan stratejik ortaklara dönüştürmeye çalışıyor.

İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile son dönemde yaptığı iş birliği, sadece Akdeniz'de üçlü ortaklığı güçlendirmek ve Türkiye'nin nüfuz alanını daraltmak amacıyla değil, aynı zamanda bu iki ülkenin İsrail'e Türkiye kıyılarına yakın bir askeri varlık kurma fırsatı sunması amacını da taşıyor. Ankara ile Washington arasında son aylarda olumlu bir ilişki olmasına rağmen İsrail, ABD nezdindeki nüfuzunu kullanarak Türkiye'nin silahlanma programlarını ve siyasi ve ekonomik projelerini engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin 2016 yılında Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın almasının ardından Tel Aviv, Ankara'nın ilk altı savaş uçağının bedelini zaten ödemiş olduğu ABD'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması için çabaladı.

Dersler ve çıkarımlar

İsrail ile İran arasında geçtiğimiz yılın haziran ayında başlayan ve 12 gün süren savaşla ilgili kapsamlı analizlerin ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde kurulan Millî İstihbarat Akademisi (MİA), Türk hükümeti için önemli bir çalışma yayınladı. Çalışmada, İsrail'in son savaşta mutlak hava üstünlüğü sergilemesi üzerine çok katmanlı bir hava savunma sistemi kurulmasının gerektiği belirtildi. Çalışma, Türkiye'nin balistik ve hipersonik füzelere yönelik yatırımlarını artırmasını ve hızlandırmasını, savunma silahı üretiminde bunlara en yüksek önceliği vermesini tavsiye etti. Bu öneri, İran'ın 12 günlük savaşta gösterdiği, çok sayıda olmasına rağmen İran'ın ‘hipersonik’ füzelerine karşı koymaya yetmeyen İsrail hava savunma sistemlerini delme gücünden kaynaklanıyor.

vfdvfd
Türk savunma ve havacılık sanayisi, geçen yılın sonunda eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti (İsrail Ordusu)

İran ile İsrail arasındaki 12 günlük savaşta İran'ın geleneksel savunmasının İsrail'in elektronik savaşına karşı koyamadığının ortaya çıkmasının ardından, insansız sistemlere ve elektronik savaş teknolojilerine öncelik verilmesi gerektiğini tavsiye eden çalışma, Türk hükümetinin dikkatini, olası hava saldırılarına karşı erken uyarı sistemlerinin kurulması ve stratejik tesislerde gerekli teknik donanıma sahip sığınaklar ile özellikle büyük şehirlerde erişimi kolay toplu sığınaklar inşa edilmesi gerektiğine çekti. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında iç kaynaklı unsurların önceki savaşta büyük rol oynaması nedeniyle çalışma, Türkiye'nin iç güvenliğini etkileyebilecek ekonomik, siyasi ve sosyal faktörlere özel önem vererek, benzer operasyonların önünü kesmenin önemini vurguladı. Çalışmada geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaş, kara, hava ve deniz ile siber ve elektromanyetik alanları bir araya getiren ve sivil teknolojinin yoğun kullanımıyla geleneksel olmayan savaş yönetimi yöntemlerinin uygulandığı karmaşık bir ‘çok boyutlu operasyon’ örneği oluşturduğu belirtildi.

Büyük bir gelişme

İsrail’deki araştırma merkezleri, medya kuruluşları ve yetkililer, son on yıldır, Türkiye’nin savunma sanayi alanında kaydettiği dikkat çekici gelişmeyle ilgili ciddi endişelerini gizlemediler. Türkiye, askeri bağımsızlık konusunda üstün bir yetkinlik sergilemiş ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi.

Türkiye Savunma Sanayii Kurumu Başkanı Haluk Görgün'ün açıklamasına göre Türkiye'nin savunma ve havacılık sanayisi, geçtiğimiz yılın sonlarında eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti.

İhracat değeri tarihinde ilk kez 10 milyar dolar barajını aşan sektör, 2024 yılında 7,1 milyar dolar olan ihracatına kıyasla yüzde 48'lik muazzam bir büyüme kaydetti. Gözlemcilere göre bu durum, Ankara'nın silah pazarında güvenilir bir küresel tedarikçi olarak konumunu pekiştiriyor.  Resmi verilere göre savunma sektörünün Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7'den 2025'te yüzde 3,7'ye sıçradı. Bu sıçrama, sektörün Türk ekonomisinin temel bir ayağı olarak artan stratejik önemini yansıtıyor. Gözlemcilere göre toplam ihracatın yüzde 56'sını NATO, AB ülkeleri ve ABD'nin oluşturması, büyük askeri güçlerin Türk savunma teknolojisine duyduğu güveni teyit ediyor. Türk savunma sanayisinin kaydettiği hızlı ilerlemeyi yansıtan dikkat çekici açıklamalardan biri de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından yapıldı. Bir televizyon röportajında, Türkiye’nin dünya çapında askeri insansız hava aracı pazarının yüzde 65'ini tekelinde tuttuğunu açıklayan Kacır, bu konumun Türkiye'yi, dünya çapında ilginin giderek arttığı insansız sistemlerin geliştirilmesi ve üretimi alanında en deneyimli ve öne çıkan ülkeler arasına yerleştirdiğini vurguladı.

Analistler, mevcut savaşın sonuçlarının bir yandan İsrail ve ABD ile diğer yandan İran arasındaki güç dengesi ile sınırlı kalmayacağını, aksine bu savaşın gidişatını izleyen tüm bölgesel güçlerin ve ülkelerin tutumlarına da yansıyacağını düşünüyor. Bu yüzden Tel Aviv’in, başta Türkiye olmak üzere söz konusu ülkelerin tutumlarını ve çevresindeki ve çatışmalardan etkilenen bölgesel aktörleri dikkate alarak, siyasi ve güvenlik hesaplamalarını yeniden gözden geçiren uzun vadeli analizlere girişeceğine şüphe yok.