İsrail, 13 yıldır Ürdün Vadisi'nin ilhakına zemin hazırlıyor

Batı Şeria'daki Haris kasabası sakinleri, topraklarına Rivava yerleşim birimi için el konulmasını protesto etti (AFP)
Batı Şeria'daki Haris kasabası sakinleri, topraklarına Rivava yerleşim birimi için el konulmasını protesto etti (AFP)
TT

İsrail, 13 yıldır Ürdün Vadisi'nin ilhakına zemin hazırlıyor

Batı Şeria'daki Haris kasabası sakinleri, topraklarına Rivava yerleşim birimi için el konulmasını protesto etti (AFP)
Batı Şeria'daki Haris kasabası sakinleri, topraklarına Rivava yerleşim birimi için el konulmasını protesto etti (AFP)

İki insan hakları örgütü tarafından hazırlanan rapora göre İsrail’de son 13 yıl zarfında yönetime gelen hükümetler, güvenlik birimleri ve yerleşim otoriteleri görev yaptıkları süre zarfında yürüttükleri saha operasyonları ile Ürdün Vadisi’nin ilhakına zemin hazırladı.
‘Haqel İnsan Hakları için Dayanışma’ ile ‘Kerem Navot Batı Şeria’daki Filistin Topraklarının Yağmalanmasını İzleme’ örgütlerinin ortak hazırladığı rapor, İsrail hükümetinin gizlemeye çalıştığı ancak örgütlerin mahkeme izniyle elde ettiği verilere dayanıyor. Buna göre Binyamin Netanyahu ve Ehud Olmert liderliğindeki İsrail hükümetleri, toprakları kontrol altına almak ve Yahudi yerleşim yerleri için kullanmak amacıyla özellikle Ürdün Vadisi'ndeki Filistinli çiftçilere yönelik tahliye emri almak için çalıştılar. İsrail ordusuna ait Sivil İdaresi, 2005-208 yılları arasında Filistinliler aleyhinde 670 farklı tahliye kararı aldı.
Kerem Navot ismi, 1. Krallar 21 kitabındaki İsrail Kralı Ahab ve eşi İzebel’in konu alındığı bölümde geçiyor. Ahab ve İzebel’in çiftçi olan Navot’un arazisini vahşi bir şekilde ele geçirişleri konu ediliyor. Kuruluşun ismi de İsrail’in işgalci politikaları ve yerleşimcilik için zemin hazırlaması dolayısıyla buradan geliyor. Zira yapılan değerlendirmelerde Tevrat’a göre Filistin topraklarının yağmalanması haram kabul ediliyor.
Kerem Navot kuruluşunun kurucusu Dror Etkes, İsrail’in uygulamalarına dair şunları söyledi:
“Tahliye emirlerinin yerini incelediğimizde, İsrail'in Ürdün Vadisi’ne uzun yıllardır yatırım yaptığını ve burayı ilhak etme yolunda çabaladığını açık bir şekilde görüyoruz. Tahliye emirleri sayısındaki artış da bunu gösteriyor.”
Haqel kuruluşu avukatı Quamar Mishriqi de söz konusu emirlerin, işgal otoritelerinin artık devlet arazisi olarak kayıtlı olan alanlara el koymakla yetinmediğini, Filistinlilere ait topraklara da el koyduğunu gösterdiğine işaret etti. İşgal yasalarının dahi ihlal edildiğini belirten  Mishriqi, “İsrail, Batı Şeria'da devlet arazisi olduğu gerekçesiyle yaklaşık 1,2 milyon dönüme el koydu. Bugün ise yerleşim yerlerinin genişletilmesi amacıyla bunlara yeni alanlar ekliyor” dedi.
Başbakan Netanyahu, Ürdün Vadisi ve kuzey Ölüdeniz topraklarını İsrail'e ilhak edeceğini, burada ve yerleşim yerlerinde İsrail yasalarının uygulanacağını açıklamıştı. Yerleşim Birimleri Konseyi Başkanı Yossi Dagan de dün Netanyahu’ya, ilhakın Batı Şeria’nın kuzeyindeki bir bölgeyi de kapsaması talebinde bulundu. Ariel Şaron hükümeti, Gazze Şeridi ve kuzey Batı Şeria'dan ayrılma planının bir parçası olarak 2005'te dört yerleşim bölgesini boşaltmıştı. Bu yüzden söz konusu yerleşim yerlerindeki boş binalar şu an yeni yerleşimcileri bekliyor.
Benny Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz İttifakı’ndan bazı bakanların ilhak kararının uygulanmasını sorgulamasına rağmen aralarından bazı yetkililer dün “Parti, planı engelleyemeyeceğini düşünüyor” açıklamalarında bulundu. Bakan Zeev Eklin dün İsrail radyosunda yaptığı açıklamada “Planı uygulayıp uygulamamak Netanyahu’nun elinde” dedi. Söz konusu yetkililer, kararlaştırılan bir adımın ancak geniş bir destek ile uygulanabileceğini umduklarını ancak şu an bu planı durduramayacaklarını anladıklarını belirtti.
Partiden bir kaynak ise koalisyon anlaşmasının Netanyahu'yu ilhak yasasını geçirmeden önce Gantz ile istişare etmek zorunda bıraktığını, Gantz’ın ise ilhak kararını tek taraflı almayı kabul etmediğini aktardı. Nitekim Washington da tek taraflı bir uygulama ya da bölgenin istikrarsızlaştırılmasını istemiyor. Likud Partisi Sözcüsü konuya dair şunları söyledi:
“Koalisyon anlaşması, hükümete Netanyahu'nun arazi ilhak meselesinde hareket etme özgürlüğü veriyor. 29’uncu maddede, Başbakan Netanyahu'ya ilhak konusunda harekete geçme özgürlüğü tanındığı açıkça öngörülüyor. O ise belirlenen zaman çizelgesine göre bunu temmuz ayı başlarında uygulamayı ve yasanın hızlıca geçirilmesini amaçlıyor. Mavi-Beyaz bu süreci engellemeyeceği sözü vermişti” açıklamalarında bulundu. Bu anlaşmadaki herhangi bir arızanın koalisyonu zedeleyeceği belirtildi. Gantz’ın yakınları ise muhalefete geçmekten çekinmeyeceklerini vurguladı. 
Ancak Bakan Eklin uyguamayla ilgili olarak birkaç gün veya hafta gecikme olabileceğini ifade etti. Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Yaakov Amidror dün sabah Maariv gazetesine verdiği demeçte, güvenlik koordinasyonunun sona ermesi ve Batı Şeria'nın bazı kısımlarını ilhak yaklaşımının ardından ordunun burada patlak verecek üçüncü bir intifadaya hazır olması gerektiğini söyledi.
Aynı zamanda “Batı Şeria'daki güvenlik operasyonlarının yüzde 90'ı ordu ve Şin Bet sayesinde gerçekleşti. Güvenlik koordinasyonunun sona ermesinden sonra Batı Şeria'da durumun daha da zor olacağı ifade ediliyor. Ordu’nun Batı Şeria’daki bölgelerin ve yerleşim yerlerinin İsrail egemenliğine girişi hakkındaki siyasi kararlara uygun olarak Batı Şeria'da faaliyet göstermeye hazır olması gerektiği kaydediliyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.