Sudan Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Nebil Edib: Hartum’daki ‘oturma eylemini’ bastırma operasyonuna ilişkin gerçekleri açıklayacağım

Sudan Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Nebil Edib. (Hasan Hamid)
Sudan Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Nebil Edib. (Hasan Hamid)
TT

Sudan Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Nebil Edib: Hartum’daki ‘oturma eylemini’ bastırma operasyonuna ilişkin gerçekleri açıklayacağım

Sudan Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Nebil Edib. (Hasan Hamid)
Sudan Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Nebil Edib. (Hasan Hamid)

İsmail Muhammed Ali
Hartum’da düzenlenen oturma eyleminin bastırılması için düzenlenen operasyonda yaşananların araştırılmasıyla ilgili olarak kurulan Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun Başkanı Nebil Edib, her ne kadar Egemenlik Konseyi üyeleri arasında yer alan komutanlar kimlerin sorgulandığı konusunda bilgi vermeyi kabul etse de konuya dair şu açıklamalarda bulundu:
 “Oturma eyleminin bastırıldığı operasyonla ilgisi olan herkesin ifadelerini dinledik. Tanıkları dinlemek üzere belirlediğimiz plan doğrultusunda dinleyeceğiz. Komite olarak herhangi bir yetkilinin dokunulmazlığının kaldırılması yönünde bir talepte bulunmadık.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Edib, Hartum’daki ordu komutanlığı önünde düzenlenen oturma eyleminin bastırıldığı operasyon sırasında yaşananların ‘insanlık suçu’ olarak görülüp görülemeyeceğine ilişkin net bir bilgi vermedi. Ancak nihai raporun sonucunun tüm gerçeği ortaya çıkaracağını kaydetti. Her ne kadar daha önce hiç kimse böyle bir suçlamadan hüküm giymemiş olsa bile ceza yasasında bu tür suçların karşılığı olduğuna dikkat çeken Edib, söz konusu operasyonu sırasında yaşananların ‘öldürme ve yaralama gibi şiddet suçları, tecavüz ve taciz gibi cinsel şiddet suçları’ olarak sınıflandırıldığını söyledi.
Nebil Edib sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kısas talebi yasal ve meşru bir haktır. Konumu ve pozisyonu ne olursa olsun bu suçlara karışan herkese ulaşılacaktır. Hiç kimsenin bulunduğu pozisyon onu böyle bir suçtan koruyamaz. Burada takip ettiğimiz ilke, hiçbir suçlunun cezadan kaçamayacağıdır. Hiç kimse ceza gerektiren bir yanlış yapmadığı sürece kendisiyle ilgili olarak endişe duymaz.”

3 bin tanık
Nebil Edib, komitenin çalışma planı ve stratejisi hakkında sorduğumuz soruya şöyle yanıt verdi:
“Elbette stratejimiz ve bir eylem planımız var. İlk adımımız, oturma eylemini bastırılması sırasında neler olduğu hakkında bilgi sahibi olan herkesi ifade vermek üzere komiteye çağırmaktı. Oturma eyleminde çok sayıda protestocu vardı. Orada bulunanlara ilişkin kesin istatistiklere ve bilgiye henüz sahip değiliz. Komite şimdiye kadar çoğu gönüllü 3 bin tanığı dinledi. İkinci aşamada tanıkların isimlerini verdiği kişiler sorgulanacak.”
Diğer taraftan Komite Başkanı, bazı okların Egemenlik Konseyi Başkanı ve üyeleri arasındaki generallere işaret etti. Söz konusu kişilerin sorgulanıp sorgulanmadığına ilişkin soruyu şöyle cevapladı:
 “Bu konuda net bir şey söylemek istemiyorum. Sudan hukukunda çetelerle ve suç örgütleriyle ilgili suçlar dışındaki vakalar için tanık koruma sistemi bulunmuyor. Ancak bu meseleyle ilgili olarak iktidardaki bazı etkili isimlere yönelik suçlamalar hakkında çokça konuşuldu. Dolayısıyla buna tanıklık edecek bazı kimselerin varlığı, onlara zarar verebileceği yönünde bir korku doğurdu. Bu yüzden açık kimlerin ifade vermeye geldiği konusunda hiçbir şekilde bilgi vermeyeceğimizi söyledik. Eğer ifade vermek için bize gelmekte endişesi olan varsa tanıkları komite merkezi dışında da dinlemeye hazırız. Bu şekilde dinlediğimiz tanıklar da oldu.”

Dokunulmazlıkların dondurulması
Nebil Edib, Egemenlik Konseyi’ndeki askeri bileşenin sorgulanmasının kabul edilmemesi gibi bir durum olup olmadığına ilişkin şunları söyledi:
“Oturma eylemini bastırma operasyonuyla ilgisi olan herkesin ifadelerini dinledik. Tanıkları da oluşturduğumuz plan çerçevesinde dinleyeceğiz. Ancak bunların detaylarının yayınlanması söz konusu değil. Diğer taraftan komitenin kurulmasına ilişkin kararda bütün dokunulmazlıkların dondurulduğunun açıkça belirtildiği bir madde var. Ancak Komite olarak herhangi bir yetkilinin dokunulmazlığının kaldırılması yönünde bir talepte bulunmadık. Zira ifadesini almak için çağırdığımız ancak dokunulmazlığı olduğu için buna itiraz eden kimse olmadı. Kimi çağırdıysak geldi ve ifadesini dinledik.”

Video kayıtları
Nebil Edib, operasyon düzenlendiği sırada yaşananların kaydedildiği videoların -modern teknolojilerin içeriği manipüle etme imkanı göz önünde bulundurulduğunda- ne ölçüde belge niteliği taşıyabileceğine dair de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Amacı halkın komiteye olan güvenini sarsmak ve ülkede bir çeşit istikrarsızlık yaratmak olan kimseler var. Elimizde söz konusu videoların sahte olduğuna dair herhangi bir delil yok. Ayrıca mahkemede itiraz edilmemesi için belgenin doğru olduğundan emin olmak için uğraşıyoruz. Bunun için videoların gerçek veya sahte olup olmadığını belirlemek amacıyla teknik ekiplerden yardım alıyoruz. Mahkemeye sunduğumuz hiçbir belgede boşluk olmaması için çalışıyoruz. Şimdiye kadar internet üzerinden aldığımız 250 kadar videoyu inceledik.”
Komite Başkanı, suç mahalline yaptıkları ziyareti ve gözlemlerini şöyle aktardı:
“Suç mahallini ziyaret etmek soruşturmanın bir parçasıdır. Fakat bu husustaki gözlemlerimizin ayrıntılarına girmeyeceğiz. Burada tek bir mekândan bahsetmiyoruz. Komite birkaç yerle ilgileniyor. Bu meseleler henüz soruşturma aşamasında.”

Kolombiya bölgesi
Komite Başkanı, Kolombiya bölgesindeki suç odaklarına yapılan baskında bu büyüklükte bir askeri güce ihtiyaç olup olmadığına dair soruya şu cevabı verdi:
“Bu mesele, zaman içerisinde ve komitenin nihai raporunu sunmasıyla açıklığa kavuşacaktır. Elimizde bunu destekleyecek ya da yalanlayacak kanıtlar yok. Bu konu soruşturmanın sonuçlarıyla birlikte ortaya çıkacaktır.”
Komite Başkanı, Askeri Geçiş Konseyi’nin yönetimde olduğu dönemde oluşturulan ve sonrasında kabul görmeyen komitenin raporundan faydalanıp faydalanmadığına ilişkin olarak “Evet, önceki komitenin kayıtlarını ve belgelerini aldık. Fakat bunlar bizi bağlayıcı nitelikte değil. Nihai bir sonuca ulaşmak için bu belgelerden istifade ediyoruz” dedi.

Sanıklar ve tutuklular
Nebil Edib, halihazırdaki soruşturmada yer alan sanıkların ve tutuklananların sayısına ilişkin şunları söyledi:
“Bu, basına bilgi verilmemesi gereken bir meseledir. Komite, bir ceza soruşturması komitesidir ve prosedürleri gizlidir. Sonuçlar, belirli suçlamaları içeren bir raporla duyurulacak. Bundan dolayı katilin ve maktulün kimler olduklarını söylemek mümkün değil. Çünkü tutuklanan ve serbest bırakılanlar var.”
Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu (Hamidati) yaptığı bir açıklamada, 11 Nisan 2019'da oturma eylemini bastırmaya yönelen güçlerinden 13’ünün tutuklandığını söyleişti. Egemenlik Konseyi Üyesi Yasir el-Atta da bu hususta önceki rejimin rolüne ilişkin bilgiler vermişti. Nebil Edib, komitenin bu meseleyi nasıl ele aldığına ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Bu ifadeleri inceledik fakat genel olarak komitenin çalışmaları ile ilgili bu tür konuların medyada yer almamasını ve tartışılmamasını tercih ediyoruz. Bunun zor bir mesele olduğunu ve medyanın yoğun ilgi gösterdiğini biliyoruz. Bu konuda söyleyebileceğim tek şey, ister Hamidati olsun ister Yasir el-Atta veya farklı bir kişi, yapılan herhangi bir açıklamanın komite tarafından incelendiğidir. Ancak bu şekilde bir çıkarım yapmak yeterli değildir. Soruşturma sırasında gerekli gördüğümüz takdirde söz konusu kişiyi çağırırız. Bilgi sahibi olan herkes bize gelir ve bu bilgiyi kaydedip araştırmamızı yaparız. Hiçbir şekilde bunu ihmal etmiyoruz. Yalnızca bunun dava sırasında itibar edilecek bir şey olduğunu tespit için araştırmaya tabi tutulması gerektiğini söylüyoruz.”

Çeşitli suçlar
Nebil Edib, bu gibi durumlarda ne tür cezaların söz konusu olduğuna ilişkin olarak şu bilgileri verdi:
“Bunlar genellikle şiddet içeren suçlar olarak sınıflandırılırlar. Diğer hususlar uluslararası cezalarla ilgilidir. Komutanın veya liderin sorumluluğu ile ilgili olduğu için insanlığa karşı suç içerikli suçlamalar ve bu kapsamda mahkûmiyetler olabilir. Bu tür davalar Sudan hukukunda mevcuttur. Ancak şu ana kadar hiç kimse insanlığa karşı suç işlemekten mahkûm edilmedi. Bu bağlamda eski rejim, Uluslararası Ceza Mahkemesi karşısında suçlanmaktan kaçınmak amacıyla savaş suçlarını Sudan yasalarına dahil ederek değişiklik yaptı. Sudan yasalarına dahil olsun olmasın bu suçlar uluslararası alanda mevcuttur. Burada bu tür suçlara ilişkin birtakım sonuçlara vardığımızı söylemiyorum. Burada olanlar, öldürme ve yaralama gibi şiddet suçlarının yanı sıra tecavüz ve taciz gibi cinsel içerikli şiddet suçlarıdır. Bu suçların insanlığa yönelik işlenmiş suçlar kapsamına girip girmediği ve bu türden suçlamaların yapılıp yapılmayacağı gibi hususlar soruşturmanın sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu tür suçlamaların olması durumunda mahkemeler ülke içinde görülecektir. Bunun için ülke dışında bir yargılamaya gerek yok.”

Baskı ve tehditler
Nebil Edib, soruşturmanın seyrini etkilemek için yapılan iç veya dış baskı ile karşılaşıp karşılaşmadığı ya da tehdit alıp almadıkları hususunda şu açıklamalarda bulundu:
“Nüfuz sahibi ya da resmi bir pozisyonda bulunan herhangi birinden bu türden bir baskıyla karşılaşmadık. Karşılaştığım baskılar, genellikle siyasi gündemi olan insanların sosyal paylaşım sitelerinden yaptıklarıdır. Diğer taraftan şu veya bu şekilde birtakım tehditlerle karşı karşıya kaldım. Şöyle yapacağım, böyle yapacağım diyen kimseler oldu. Bence bunlar okul çağındaki bir çocuğun yapacağı şeylerdir. Aslında bu bir suçtur ve bu kimseler hakkında şikayette bulunabilirim. Bu kimselere ulaşabilir ve mahkemeye çıkarabilirim. Fakat bu konularla komitenin zamanını boşa harcamak istemiyoruz. Bu türden eylemlerin adaletin seyrini etkileyeceğini hissedersek o zaman harekete geçmek bizim için bir görev olur.”

Kısas talebi
Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı, ‘Kana karşı kan. Diyet kabul etmiyoruz!’ şeklinde atılan devrimci sloganlarla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bunun meşru bir talep olduğu tartışılmaz. Bunda yanlış bir şey yok. Bu türden sloganlar halkın talebini yansıtıyor. Kısas, cinayetin cezasıdır. Nitekim kanun öldüren kişinin öldürülmesini öngörüyor. Ancak anlaşmazlığın kaynağı bu talep değil. Mesele, sanıkların isimlerinin ve pozisyonlarının belirlenmesiyle ilgilidir. Doğru olan, komitenin hangi mevkide olduğuna bakmaksızın bu suçların faillerini bulmasıdır. Bu kişinin bulunduğu pozisyon onu koruyamaz. Aynı zamanda bu pozisyon onun suçlanması için de yeterli değildir. Böyle bir suçlama için kanıtlara ihtiyaç var.”
Nebil Edib, komitenin ne ölçüde başarılı olduğu, sonuçları ne zaman açıklayacağı ve oturma eyleminin bastırılması operasyonu sırasında yaşananların bir ‘katliam’ olarak değerlendirip değerlendirilmeyeceği hususunda şunları söyledi:
“Komite çalışmalarının ne kadarının tamamladığı konusunda bir oran vermek zor. Ancak çalışmaların çoğunun tamamlandığını ve geriye birkaç meselenin kaldığını söyleyebilirim. Komitenin çalışmalarının 22 Haziran'da bitmesi gerekiyordu fakat korona salgınıyla ortaya çıkan sağlık durumu nedeniyle zaman kaybettik. Bu bizim elimizde olan bir şey değil. Bundan bir çıkarımız yok. Çalışmaları zamanında bitirmek için uğraşıyoruz. Ardından bu görevi mahkemeler devralacak. Diğer taraftan ‘katliam’ kelimesi yasal olmadığından dolayı yaşananların geniş çaplı ihlaller olduğunu söylemek gerek. Çünkü burada ölümler, yaralanmalar ve geniş çaplı ihlaller meydana geldi. Komite cesetlerden ziyade yetkili makamlar tarafından yayınlanan otopsi raporlarıyla ilgilenir.”

Sokakların ikna edilmesi
Komite Başkanı, yayınlanacak raporun vatandaşlar ve kurban aileleri tarafından nasıl karşılanacağı ve bu bağlamda bir nefretle karşı karşıya kalıp kalmayacakları konusundaki beklentilerine dair sorduğumuz soruyu şöyle cevapladı:
“Bu bizi doğrudan ilgilendirmiyor. Adaleti tesis etmek mahkemenin işidir. Ben yasaları razı etmek için çalışıyorum. Bu hususta sloganım, hiçbir suçlunun kanundan kaçamayacağıdır. Değerlendirmem sokaktaki vatandaşların taleplerine ters düşebilir. Fakat benim amacım sokağı memnun etmek değil. Aksi halde adil bir şekilde hareket etmiş olmam. Adaletin görüleceği yer mahkeme salonudur, sokaklar değil. Biz Sudanlılar olarak doğru bir adalet sistemine sahip olmakla ilgileniyoruz. Zira gerekli tüm reformlar kabul edilebilir bir adalet sisteminiz olmasını gerektiriyor. Bu görevi kabul ettiğimde risk aldığımın da farkındaydım. Şu anda zaten bana ciddi psikolojik zarar veren saldırılar ve hakaretlerle karşı karşıyayım. Benden intikam alacağını söyleyenler var. Ancak bunu yapıp yapmayacakları başka bir konudur. Şu anda hayatımı ilgilendiren bir meseleden sorumluyum. Hayatım boyunca adalet alanında çalıştım ve bu görevi de ulusal bir görev olarak kabul ettim. Hayatınız için tehlikeli olduğunu bilmenize rağmen bu sizin ülkenize karşı olan görevinizdir. Beni ilgilendiren tek şey adaletin gerektirdiği herhangi bir konuda hata yapmamaktır.”
IMG-20200531-WA0016.jpg
Nebil Edib Independent Arabia muhabiriyle röportajı Hartum’da gerçekleştirdi. (Hasan Hamid)
Nebil Edib, ulaşılan sonuçların bütün açıklığıyla mı sunulacağı yoksa ülkenin güvenliğini ve istikrarını korumak amacıyla bazı bilgilerin saklanıp saklanmayacağı ile ilgili sorumuzu şöyle yanıtladı:
“Ben gerçeğin bütününü olduğu gibi sunacağım. Bilgiyi saklama yetkisi olan kurum mahkemedir. Ceza davası hakkındaki rapor başsavcılığa sunulacak. Kendisi dosyalarda ulusal güvenliğe zarar verebileceği gerekçesiyle yahut farklı bir sebeple bazı bilgilerin gizlenmesi gerektiğine karar verebilir. Bana düşen, sunmuş olduğum raporun tam olmasıdır. Bunun açıklanması yetkili kurumların görevidir. Mahkeme halka açık olacak. Ancak mahkeme birtakım sebeplerden dolayı kapalı oturumlar da düzenleyebilir.”
Komite Başkanı, askeri makamların kendileriyle iş birliği yapıp yapmadıklarına ilişkin şunları söyledi:
“Askeri yetkililerle iş birliği yapıldı. Şu ana kadar kendilerine ilettiğimiz herhangi bir bilgi ya da belge talebimize olumsuz cevap vermediler. Herhangi bir talebin reddedilmesi durumunda derhal yasal tedbirlere başvuracağız.”

Eski rejim
Nebil Edib, önceki rejimin tasfiye edilmesine ilişkin kurulan komitenin kararlarına rağmen eski rejimin sembol isimlerinin korunduğu yönündeki suçlamalara dair şunları söyledi:
“Bu bir yalan. Bununla beni rahatsız etmek istediler. Söylenildiği üzere hiçbir şekilde Abdullah Beşir’i mahkemede temsil etmedim. Onu tanımıyorum. Bu davada önceki rejimle ilgisi bulunmayan ve siyasi olmayan bir kişiyi temsil ettim. Aksine bu kişi Abdullah Beşir’in bir hasmıdır. Ona karşı verdiği ifadeler var. Hiçbir şekilde eski rejime mensup olan herhangi bir kimseyi savunmak istemiyorum. Çünkü onlara sempati duymuyorum ve buna zamanım da yok. Ülkede istikrarsız bir atmosfer yaratmak isteyen kimselerin beni hedef aldığını düşünüyorum. Demokrasiye ve kamusal özgürlüklere sadakatimden şüphe yok. Ben bu pozisyonu Ömer el-Beşir'e ve rejimine karşı özgürlükle ilgili davaları savunduğum için seçildim. Bu hususta şüpheye yer yok.”



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.