Kahire bildirgesi ve Batı’nın belirsiz tavrı

Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)
Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)
TT

Kahire bildirgesi ve Batı’nın belirsiz tavrı

Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)
Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)

İnci Mecdi
Kahire, 7 Haziran’da Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter’in ve siyasi müttefiki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin aracılığındaki bir anlaşma uyarınca Libya genelinde ateşkes ilan etmesine tanık oldu. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde siyasi sürece geri dönmeyi içeriyor.
Mısır’daki yabancı diplomatik misyonların katılımına da tanık olan toplantıda, 90 gün içerisinde seçilmiş bir Başkanlık Konseyi kurulmasına hazırlık olarak BM sponsorluğunda Cenevre’deki 5+5 Libya Ortak Askeri Komitesi ile görüşmeler düzenlenmesi çağrısı yapıldı. Aynı şekilde konseyin, ülkenin üç bölgesinden temsilcileri içermesi gerektiği belirtildi. Temsilciler Meclisi Başkanı’nın, 18 aylık bir geçiş döneminde seçimlere yol göstermesi için ‘anayasal bildirge’ hazırlamak üzere bir yasama komitesi kurması gerektiği ifade edildi.

UMH’nin tutumu
Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) kısa süre içerisinde söz konusu ilanı reddederken, UMH sözcüsü Muhammed Kanunu, “Bu savaşı biz başlatmadık. Ama nerede ve ne zaman biteceğine biz karar veririz” ifadelerini kullandı. UMH kuvvetleri, 7 Haziran’da ülkenin doğu ve batısı arasında stratejik bir şehir olan Sirte’yi ele geçirmek için de operasyon başlattı. Kanunu ayrıca, Trablus ile müttefik güçlerin Misrata sahil şehrinin doğusundaki el-Vişka şehrini kontrol altına aldığını duyurdu.
UMH yandaşı kuvvetler, geçen birkaç ay boyunca Türkiye’nin askeri desteğini alması sonrasında Libya’nın batısında Hafter’i hezimete uğrattı. LUO, hala ülkenin doğusunu ve petrol üreten Petrol Hilali bölgesini kontrol ediyor. UMH’nin petrol tesislerine karşı askeri operasyonları sürdürüp sürdürmeyeceği ise net değil.

ABD memnun 
Libya’daki çatışmanın geleceği, ‘geri çekilme ve müzakere masasına dönüş’ ya da ‘bölgedeki nüfuz için mücadele eden bölgesel ve uluslararası güçler arasında kapsamlı bir vekalet savaşına katılma’ arasında iki senaryoya hala açık.
Ortadoğu uzmanı İtalyalı siyasi analist Pierfrancesco Corsi, Independent Arabia’dan İnci Mecdi’ye yaptığı açıklamada, Libya arenasını ‘Serrac’ı destekleyen taraflar ve Hafter’i destekleyen taraflar arasında küçük bir dünya savaşı’ olarak nitelendirdi. Corsi, Libya’nın Muammer Kaddafi rejiminin 2011 yılında devrilmesinden bu yana ‘uluslararası jeopolitik stratejinin bir odağı’ haline geldiğini söylerken, “Her halükarda, Kahire Bildirgesi’nin farklı tepkiler ve tavırlar ortaya çıkarması bekleniyor” dedi.
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır ve diğer ülkelerin ‘BM önderliğindeki siyasi müzakerelere ve ateşkes ilanına’ geri dönmelerini memnuniyetle karşıladı. Bakanlık, “Libya’nın doğusundaki siyasi seslerin kendilerini ifade etmek için yükselmesini memnuniyetle takip ediyoruz. Ateşkesle ilgilenen misyonun ev sahipliğindeki 5+5 Ortak Komite görüşmeleri yeniden başlar başlamaz, bu seslerin de ulusal düzeydeki gerçek bir siyasi diyaloga dahil olmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Mısır’daki hareketlilik, Rusya’ya karşı yapılan ABD uyarılarıyla eş zamanlı olarak yaşandı. Zira ABD, Rusya’yı bölgeyi istikrarsızlaştırıcı eylemlerinden caydırmak için kuvvetlerini Tunus’ta konuşlandırmakla tehdit etti. Bu durum da çatışma taraflarına Washington için hayati öneme sahip bir konu olarak müzakere masasına dönmeleri için baskı yapıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, bir yıl önce düzenledikleri bir toplantıda Hafter’i ve terör gruplarına karşı savaşını övmesine ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da Serrac’ı ‘Washington’un, Libya’ya giren (ve ülkeden çıkan) silah ve mühimmat akışının devam etmesini reddettiği’ hususunda bilgilendirmesine rağmen, ABD’nin tavrındaki değişiklik, Avrupa’nın ‘Libya’daki Rus rolü hakkındaki’ endişesi sonrasında gelişti. Geçtiğimiz Mayıs ayı sonlarında da ABD Savunma Bakanlığı, Rusya’nın Hafter’i desteklemek için Libya’ya savaş uçakları konuşlandırabileceği hususunda uyarıda bulundu.
ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı Orgeneral Stephen Townsend, yayınladığı bir bildiride, “Rusya, Libya’da dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Tıpkı Suriye’de yaptıkları gibi, Afrika’daki askeri varlığını genişletiyor” dedi.

Trablus, karara sahip değil
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas yaptığı açıklamada, “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington’a Libya’daki varlığının Rusya’nın nüfuzuna karşı koyma amaçlı olduğunu söylemeyi başardı” dedi. Serrac’ın Mısır girişimini kabul etmesinin uzak bir ihtimal olduğunu söyleyen Gattas, UMH’nin stratejik öneme sahip el-Cufta üssüne ulaşmak için Sirte şehrini ele geçirmeye çalışarak, sahada tepki verdiğini ifade etti.
Samir Gattas, “Serrac, bir karara sahip değil. Bağımsız bir karar alamıyor. Bir yandan Trablus içerisindeki Müslüman Kardeşler, diğer yandan da Türkiye kararı ile kısıtlanıyor. Karar, Erdoğan tarafından şahsen alınıyor” ifadelerini kullandı.
Gattas, “Erdoğan, buradan çıkmak için Libya’ya gelmedi. Yeni Osmanlı dediği bir projeye sahip. Girdiği hiçbir ülkeden ayrılmadı. 1982 yılından bu yana Irak’ta bulunuyor. Duhok ve Erbil’de 19 üssü var. Somali’ye girdi, orada büyük bir üssü var ve ayrılmadı. Katar’da da Tarık bin Ziyad üssüne sahip, yeni bir üs inşa etmeye hazırlanıyor ve Yemen’de de şu an üsler kurmaya çalışıyor” dedi.
Ortadoğu Forumu Başkanı ve Mısır Temsilciler Meclisi üyesi, “Erdoğan, sadece projesini genişletmek için değil, aynı zamanda ekonomik nedenlerle ülkeye girdi. Doğalgaz arıyor. Komşu ülkeler olan Yunanistan, Mısır, Kıbrıs ve hatta İsrail’in Avrupa’ya gaz ihracatı yapma yolunu kesti. Çünkü Akdeniz’de bir engelleme hattı inşa etti. Avrupa’ya geçmek isteyenler onu geçmek zorundadır. Bu nedenle özel manevralar yapmasına izin veren ittifaklar kurabildiği için geri çekilmesi beklenmiyor. Aynı zamanda ABD’ye, Libya’daki Rus nüfuzu ile karşı karşıya olduğunu da söyledi” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’daki çatlak devam ediyor
Öte yandan Hafter’i desteleyen 3 ülke olan Fransa, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), söz konusu girişimi memnuniyetle karşılarken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov da “Bu girişimi memnuniyetle karşılıyoruz. Bu adımın, ciddi bir siyasi süreç başlatmak için iyi bir temel olduğuna inanıyoruz” dedi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ise adım karşısında büyük bir memnuniyet hissettiğini belirtirken, Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri ile de istişarelerde bulunarak, Mısır girişimine verdiği desteği dile getirdi.
Ancak Avrupa’nın Libya hususundaki bölünmüş tavrı henüz belirsiz. Öyle ki Avrupa Birliği (AB) konu hakkında herhangi bir adım atmazken, AB’nin Libya’daki misyonunun başkanı Alain Pogba da Libya parlamentosunda Dışişleri Komitesi Başkanı Yusuf el-Akkuri ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ateşkesin gerekli olduğunu ve dış müdahalenin reddedildiğini belirtmekle yetindi.
Fayiz es-Serrac’ın yandaşlarından İtalya ise girişime destek vermedi. İtalya Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı bir bildiride, yalnızca Libya krizini sona erdirmek için siyasi bir çözüme ulaşılmasına katkıda bulunacak her türlü girişime destek verildiğini belirtti. Bakanlık, tüm taraflara ‘BM himayesindeki 5+5 müzakerelerinde, ateşkes için iyi niyet ve yapıcı bir ruh sergileme’ çağrısında bulundu.

Fransa, desteğini sürdürüyor
Avrupa’daki ana bölünme, Total petrol şirketinin çıkarlarını güvence altına aldığı göz önüne alındığında Hafter’i destekleyen Paris ve Libya kıyılarında mültecilerin İtalya’ya sızmasını engellemek için bir anlaşma imzaladığı Serrac’ı destekleyen Roma arasında yaşanıyor. İtalya ayrıca ENI şirketinin çıkarlarını güvence altına almayı da amaçlıyor.
Fransa’nın Hafter’e verdiği desteğin, Fransız petrol şirketlerinin çıkarlarını savunmak amacıyla devam etmesi beklenirken Samir Gattas ise LUO komutanının, kendisini destekleyen ülkeler için çok fazla zarara yol açmış olabileceğini, zira zemindeki savaşın sonuçlanma beklentilerinin geciktiğini vurguladı.
Gattas, Fransa’nın Hafter’e finansal, siyasal ve askeri destek sağladığını, ancak Libya’ya askeri müdahalede bulunmadığını söylerken, Mali’de zaten son derece ağır bir yükü olduğunu, birkaç gün önce El-Kaide liderini öldürdüğünü söyledi. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, yetkili, bunların yanı sıra birçok uluslararası tarafın müdahalesi göz önüne alındığında, Libya açısından koşulların farklı olduğunu ifade etti. Bu nedenle Fransa’nın AB içerisinde birleşik bir tavır olmaması nedeniyle riske girmeyeceğini söyleyen Samir Gattas, Almanya’nın da askeri müdahaleyi tercih etmediğini belirtti.

İtalya kaybetti
İtalyalı siyasi analist Pierfrancesco Corsi, İtalya’nın tavrını eleştirirken, bu tavrı ‘utanç verici bir sessizlik’ olarak niteledi. Corsi, “Serrac ile olan ilişkisinde İtalya hükümeti, tüm zaaflarını gösterdi ve Türkiye’nin, yerini almasına da izin verdi. Bu durum, İtalya’nın uluslararası öneme sahip konularda ilk kez zayıf göründüğü bir durum değil. Ancak bu durumda sonuçlar hassastır. Roma, eşit menfaat alışverişine dayalı işbirliğini sürdürdü. Rolünü tamamlamadan yasadışı göçle mücadeleye destek karşılığında Hafter’e karşı Serrac’a destek verdi” ifadelerini kullandı.
Corsi, İtalya’nın Libya krizinde istikrar sağlama yarışına geç kalmasının, uluslararası bir bakış açısıyla her şeyden önce ekonomik olarak zemini kaybetmesi anlamına geldiğini söyledi. Corsi, uzun yıllar süren ilişkiler ve müzakerelerde stratejik avantaj sağlasa da İtalya’nın artık diğer rakipleri karşısında kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Ayrıca İtalya’nın, jeopolitik senaryolarda Libya ve Avrupa’da başrol oynayamaması nedeniyle bedel ödediği belirtildi.
Gözlemciler, Libya’daki durumun tırmanmasını beklerken, Serrac’a yandaş kuvvetlerin elde ettikleri kazanımlarla yetinmediğini ve petrol hilaline genişleme arayışı içerisine girdiklerini söyledi. Türkiye’nin desteklediği muhalifler tarafından kontrol edilen Suriye’nin İdlib şehri hususunda Rusya ve Türkiye arasında bir anlaşma sağlanırken, Samir Gattas bu durumun, Rusya ve Türkiye’yi bir araya getiren büyük çıkarların var olduğu anlamına geldiğini vurguladı. Gattas, “Örneğin Rus gaz boru hattı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve Orta Asya ülkelerine geçiyor. Türkiye, Rusya’nın S-400 hava savunma sistemini sattığı tek ülkedir ve Moskova, ittifakın çatlamasına neden olabileceği umuduyla Erdoğan’ı destekleyerek, NATO’yu etkisiz hale getirmeyi umuyor. Böylece Rusya’nın Türkiye içindeki büyük çıkarları, Libya’daki istikrarsız koşullar lehine kayıp yaşamasını engelliyor” değerlendirmesinde bulundu.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.