ABD-Irak müzakerelerindeki aktörler

Mustafa el-Kazımi, ABD, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler kurmak istiyor (AFP)
Mustafa el-Kazımi, ABD, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler kurmak istiyor (AFP)
TT

ABD-Irak müzakerelerindeki aktörler

Mustafa el-Kazımi, ABD, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler kurmak istiyor (AFP)
Mustafa el-Kazımi, ABD, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler kurmak istiyor (AFP)

Refik Huri
Ülke içerisinde denge kurulmadan dış ilişkilerde de denge sağlanamaz. Bu, coğrafya ve toplum yapısının ‘kendilerinden istenen ile kendileri için istedikleri arasında’ uzlaşı sağlamak zorunda bıraktığı ülkelerin kaderidir. Aynı zamanda Irak Başbakanı Mustafa Mustafa el-Kazimi’nin ABD ile müzakerelerinde, İran ile diyaloğunda, Arap çevresine açılmakta ve içerideki çeşitli tutumları gözetmekte karşı karşıya kaldığı önemli zorluklardan biri de budur.
General Charles de Gaulle’ün de söylediği gibi, hiç kimse bir sonuca varmak için müzakerelere gitme, bilakis müzakerelerden amaç bir şey elde etmektir. Irak ile ABD arasındaki stratejik müzakerelerin açılış bölümünde başarı olarak görülen şey, içerisinde birden fazla oyuncunun yer aldığı ve farklı hesapların bulunduğu bir yolun yalnızca başlangıcıdır. ABD her ne kadar tek bir müzakereci olsa bile ülke içinde birden fazla ses var. Güvenlik servislerinin hesapları, Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray'ın önceliğinden farklıdır. Nitekim ABD’nin Ortadoğu’dan bütünüyle çekilmesi, John Mearsheimer ve Stephen Walt’ın nitelendirdikleri gibi ‘açık deniz stratejisi’ ile yetinmesi çağrısında bulunan kimselerin karşısında, bölge ile daha fazla meşgul olması ve sermaye yatırımı yapması gerektiğini düşünen kimseler var.

Irak’tan tamamen çekilme
Irak'ta Şii bileşen ABD’nin ülkeden bütünüyle çekilmesini istiyor. Buna karşılık Sünni ve Kürt unsurlar ise ‘İran'la denge kurmak amaçlı stratejik bir anlaşma, DEAŞ ile olan savaşı tamamlanması ve bir hava gücüne sahip olana kadar ülkenin hava sahasının korunması’ gerekçeleriyle ABD’nin ülkede kalmasının gerekliğini savunuyor.
Irak, İran’ın kendi güvenliği açısından çok önemli. Çünkü İran, burada yaşananların yalnızca ülke içinde kalmayacağının farkında. German Marshall Fund'dan Ariane M. Tabatabai, İran’ın bölgesel projesinin başarısını ABD güçlerinin Batı Asya'dan çıkarılmasıyla ilişkilendiriyor. Bununla birlikte Irak’ın sosyal dokusuna sızmış olan İran’ın elinde, Velayet-i Fakih rejimine bağlı ve Devrim Muhafızları’yla irtibatlı olan milisler var.
2008 yılında ABD ile Irak arasında stratejik çerçeve anlaşması imzalandı. Ancak ABD yönetimi tarafından talep edilen yasal garantilerin sağlanması mukabilinde karşı karşıya kalınabilecek İran baskısı hususunda duyulan tereddüt, el-Kaide ile olan mücadeleden başarıyla çıkılmasının ardından bu güçlerin bütünüyle geri çekilmesi kararına yol açtı. ABD ve Irak’taki pek çok kimse, güçlerin ülkeden tamamen ayrılmasının DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlayacak bir hata olduğunu düşünüyor.

Kırmızı çizgi
Yıllar sonra Bağdat, DEAŞ ile olan mücadelesinde ABD’den yardım istedi. Uluslararası koalisyon, bu örgütün coğrafi olarak mağlup edilmesinde önemli bir rol oynadı. Fakat geri çekilmeyi organize etmenin zamanı geldi. Irak, ABD’nin taahhütleri doğrultusunda ‘kalıcı üsler olmaksızın’ güçlerin ülkede kalması için bir anlaşmaya muhtaç. Diğer taraftan söz konusu stratejik müzakere, güvenlik ve askeri alanın yanı sıra finans, yüksek öğrenim, sağlık ve eğitim konularıyla ilgili.
Kazimi’nin kırmızı çizgisi ‘egemenlik ve ulusal çıkarlar’dır. Kazimi, ABD, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler kurmak istiyor, fakat bu kolay değil. Başkan Donald Trump yönetimi ve Tahran arasında süregelen savaş halihazırda ‘maksimum baskı’ aşamasında. Washington, İran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki nüfuzunu sona erdirmek istiyor. Tahran ise Amerikan'ın bölgedeki varlığını sona erdirmek istiyor. Aralarındaki sakinlik geçici olmakla birlikte birtakım ihtiyaçlarla ilgilidir. Bununla birlikte ülke içerisindeki anlaşmazlıklar oldukça derin.
Fransızların Suriye’deki krallığını devirmesinin ardından İngiltere tarafından Irak’ta yönetime getirilen Kral Birinci Faysal, 1921 yılında şöyle demişti:
“Bana göre Irak’ta henüz bir Irak halkı yok. Bilakis burada herhangi bir ulusal fikirden arınmış, gelenek ve dini gizemlerle dolmuş topluluklar var.”
Siyasi anlaşmazlıklar bir kenara bırakılırsa ülkedeki vatanseverlik oldukça güçlü görünüyor. Bağdat, Necef, Kerbela ve Nasıriye’de geçen sonbaharda patlak veren halk hareketi, Irak vatanseverliğinin güçlü bir ifadesidir.
Soru şu: Mustafa el-Kazimi, iş ilişkileri dengelemek adına iç ilişkilerde de bir denge kurma çabalarında ‘vatanseverlik kartını’ ne ölçüde kullanabilecek? Mezhepleri aşacak şekilde bir devlet mi kuracak, yoksa buradaki iktidar mezhepçi kotalardan mı ibaret olacak?

*Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.