Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı

Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı
TT

Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı

Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı

Rus yetkililer, son günlerde 2018 yılının başında Soçi’de düzenlenen ve ‘yeni bir toplumsal dönem’ ortaya koymak üzere tüm Suriyeli grupları temsil eden Ulusal Diyalog Konferansı’nın revize edilmiş bir versiyonunu düzenleme olasılığını test etmeye geri dönerek, dini, etnik, mezhepsel ve sosyal ‘bileşenler’ temelinde Suriye ilişkilerinde yeni bir adım attı. Gelişmenin yanı sıra Rus diplomatlar, ‘devleti güçlendirme’ fikrine bağlılıklarını sürdürürken Suriye’deki ‘yolsuzluk düzeyine’ odaklandı.
Rusya tarafından Soçi’de ‘Ulusal Diyalog Konferansı’ için hazırlanan belge, davetin “Sünni, Nusayri, Şii, Dürzi, İsmaililerden ve Ortodoks, Süryani, Katolik ve Maruni Hristiyanlardan” oluşan etnik ve dini grupları ve geleneksel kurumlarını içereceğini ortaya koydu. Aynı şekilde rejim ve muhalefetteki siyasi güçlerin yanı sıra Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryaniler, Asuriler, Ermeniler, kabile grupları ve şeyhlere de davet gönderileceği belirtildi.
Şam rejimi, Rusya’dan gelen ‘mezhepsel sınıflandırma’ hususunda memnuniyetsiz görünürken, Tahran ile birlikte Suriye anayasasına yönelik ‘Rus taslağına’ dair hoşnutsuzluğunu dile getirdi. Taslak, başbakanın görevlerini güçlendirerek cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılmasını içeriyor. Suriye hükümetinin reddettiği taslak, başbakan yardımcılarının ve bakanların atanmasının ‘bazı organların ulusal ve mezhepçi azınlıklara tahsisiyle, tüm mezhepsel ve ulusal grupların eşit temsiliyle’ gerçekleşmesini şart koşuyor. Aynı şekilde taslak, parlamentonun ‘Özerk Kürt yönetimi ve ademi merkeziyetçilik’ ve ‘Halk Meclisi’ olmak üzere iki birimden oluşmasını gerekli görüyor.

Derin dönüş
Dikkat çekici bir şekilde Rus yetkililer, bu taslağı yeniden gündeme getirdi, ama bu kez daha ayrıntılı bir şekilde. 15 Haziran’da Cenevre’de Rus misyonuyla bir araya gelen muhaliflerin hazırladığı ‘toplantı raporları, ‘diasporadaki Nusayrilerin etkilerini’ gösterdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre raporlar, toplantının ‘Cenevre’de Birleşmiş Milletler’deki (BM) Rus diplomatik misyonu ve diasporadaki Nusayriler arasında gerçekleşti ve Suriye heyetinin anlayışlarını yansıtıyor. Rapora göre bu anlayışların arasında, “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasına dair tartışmalar, merkezi bir devlet kurmak için Suriye'nin çeşitli bölgelerinden organların yetkilendirilmesi esasına dayanıyor. Suriye’deki tek meşruiyet kaynağı, merkezi bir devlet fikrinden değil, bu tür bölgesel yetkilerden geliyor” mantığı da yer alıyor.
Raporun ardından Suriyeliler de bir bildiri yayınlayarak, “Çatışma, merkezi devlet ile çeşitli toplumsal gruplar arasındaki anlaşmazlığı şiddetlendirdi. İktidardaki seçkinler, tüm devlet kaynakları üzerinde tekelleşti. Çatışmanın aktörleri, özellikle de rejim, mezhep söylemleri açık olarak kullandı ve Alevi Nusayri toplumunu öne çıkardı” değerlendirmesinde bulundu. Aynı şekilde Suriyeliler, ordunun kurulması, içerisindeki Nusayrilerin rolü ve Baas Partisi’nin 1963 yılında iktidara gelişini de ele aldı. Bildiride, “Belki de Nusayri toplumunda en çok etkilenen gruplar, aileleriyle birlikte çatışmalarda ağır kayıplar yaşayan, marjinalleştirilen ve kibirli merkezi devlet kurumlarından kovulan Ulusal Savunma Kuvvetleri’nde görev yapmış gruplardır” denildi.
Ulusal Savunma Kuvvetleri, 2012 yılında Suriye ve Dünya kamuoyunda Şebbiha grupları olarak bilenen paramiliter örgütleri tek bir çatı altında birleştirmek için İran’ın desteğiyle kuruldu ve hükümet güçlerinin yanında savaştı. Suriyeli yetkililer, bu kuvvetlerin ‘Suriye'nin birliğini ve egemenliğini’ savunduklarını iddia ediyor. Ulusal Savunma Kuvvetleri de Mezhepçi sınıflandırmalara dahil olmayı açıkça reddederek, Suriye’nin bölünmesine karşı savaştıklarını savunuyorlar.
Suriyeli muhalifler ve uluslararası insan hakları kuruluşları ise iç savaş sırasında sivillere yönelik işlenen bir çok savaş suçu ve katliamdan Ulusal Savunma Birlikleri’ni sorumlu tutuyor.
Bildiride, “Rusya’nın, koşulsuz şekilde rejime taraflı bir tutum takındığına inanıyoruz. Rejimin reform ya da hukukun üstünlüğüne uymaması, Rusya’nın Suriye'deki rolünü tehdit ediyor ve gelecekteki askeri statüsünü tehlikeye atıyor. Rusya’nın yalnızca Alevi/Nusayri bir lideri destekleyeceği yönündeki gayri resmi açıklamaları, Rusya tarafından yayınlanan yersiz bir hitap örneğidir. Rusya’nın merkezi güç ve muhalifler arasında arabulucu rolünü üstlenmesi ve tüm gruplar ile etkin Suriyeli aktörler arasında eşit mesafeyi koruması için büyük bir fırsata tanık oluyoruz. Alevi Nusayri toplumu, rejimin resmi mezhebi oldukları sınıflandırılmasını kabul etmeyecektir. Rejimin mezhepsel olmayan doğası, onu iyi huylu veya laik yapmaz. Rejime, Alevilerin temsilcileri olarak ulusal müzakerelere veya diyaloga katılması için izin verilmelidir. Alevi Nusayriler, toplumunun geleceğinin, rejimin akıbetine bağlanmasını reddediyoruz” değerlendirmesi yapıldı.

‘Güçlü devlet’
Rusya’nın Suriye’deki rolü de dahil birçok noktaya değinen bildiri, Suriyelilere özel bir gündem dikte etmek üzere vahşet ve Batı girişimleriyle mücadelede kurallar ve uluslararası hukuku kapsayan bir egemenlik kurabilecek güçlü bir ülkeyi güçlendirmeye odaklandı.
Öte yandan bir Rus heyet, ‘Suriyelilerin anayasa dışındaki zor meseleleri tartışmalarını sağlayan bir platform olarak’ Cenevre süreci göz önüne alındığında diplomatik görüşmelere ve anayasa komitesine destek verdiklerini açıkladı. Avrupa yaptırımlarına ve ABD’nin Caesar (Seazar)Yasası’na atıf yapan heyet, “Ne yazık ki bazı Batılı ülkeler, Suriye’ye tek taraflı yaptırımlar uyguladı ya da yaptırımları hafifletici bazı adımlara katılmayı reddetti. Zorlu çatışmalar, stres zamanlarında ulusal kimliği ve birliği koruyabilecek güçlü bir devlet gerektirir. Bu nedenle Rusya, Suriye devletini ve kurumlarını korumaya odaklanırken, kabul düzeyinin de yetersizlik ve yolsuzluk nedeniyle, aynı zamanda batılı güçlerin uyguladığı rastgele yaptırımlar yüzünden azaldığını kabul ediyor” ifadelerini kullandı.
Rus heyet, “Rusya, bireyleri desteklemek veya işgalci bir güç olarak hareket etmek için Suriye’ye girmedi. O, Suriyelilerin, geleceklerinin ele alınacağı siyasi görüşmelere katılmaları için her zaman hazır olacaktır. Moskova, Suriye’deki toplumsal dönemin yenilenmesi gerektiğini fark etti. Konferanstaki temsil düzeyi, rejime meyilli ve idealizmden uzak olmasına rağmen bu itiraf, kendisini 2018 yılında Soçi’de Ulusal Diyalog Konferansı’na ev sahipliği yapmaya itti. Rusya, hala Suriyelilerin diyaloglara, geleceklerini ve farklılıkların tartışıldığı görüşmelere katılmalarını sağlamak için bir deneme girişiminde bulunuyor. Sınırlı zaman ve dengesiz temsil, Soçi’nin başarısını baltaladı. Ancak saygın muhalefet figürleri bile görüşmelerin benzersiz bir şekilde önemli olduğunu vurguladı. Katılımcılar, onları bir araya getirebilecek ortak meselelerin, onları ayırabilecek meselelerden daha büyük olduğunu söyledi” değerlendirmesinde bulundu.
Muhaliflerin yayınladığı bir rapora göre bildiri, Rus heyetin, ‘askeri ve güvenlik elitlerinin, çoğunlukla Alevi/Nusayri inancını benimsiyor olmasına rağmen rejimin, gerçek doğasında mezhepçi olmadığını’ belirttiğine dikkati çekti. Bildiride, Moskova’nın Ulusal Birlik Konferansı fikrine bağlılığına da yer verildi.
Son günlerde Dürziler, Sünniler, Nusayriler ve Kürtlerden oluşan Suriyeli bileşenler arasında video konferans aracılığıyla bir dizi çalıştay ve toplantı gerçekleşti. Bir Alman kuruluşu, Sünniler ve Nusayriler arasında ‘Suriye’nin birliği’ ve ‘bireysel hesap verebilirlik’ de dahil olmak üzere 11 maddelik bir belge üzerinde uzlaşı sağlanan kapalı tartışma oturumları düzenledi.

Rusya’nın Ortadoğu temsilcisi Bogdanov Muaz el-Hatib ile görüşüyor
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Orta Doğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) eski Başkanı Muaz el-Hatib ile görüşmek için Katar’ın başkenti Doha’ya gitti. Bogdanov, ‘Ruslar bazı siyasi ve askeri muhalefet figürleriyle iletişim kuruyor’ haberlerini doğrulamış oldu.
Rus heyetin ‘Nusayri isimlerle’ görüşmesiyle eş zamanlı olarak Bogdanov Hatib ile ‘Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yükümlülüklerini’ görüştü.
Toplantıya yakın kaynaklar, Rusya’nın ‘2021 başkanlık seçimleri hususunda eskisi kadar hevesli olmadığını, ancak kimsenin adaylığını engellemediklerini de söylediklerini’ açıkladı. Muhalifler ayrıca, Dışişleri Bakanlığına yakın eski bir diplomat olan Rami eş-Şair tarafından yazılan ve ‘işbirliğini sürdüren ve Rus dostları Suriye topraklarında terörizme karşı mücadelede kurbanlar verdi' dyen Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’in ifadelerine yönelik eleştirileri de içeren bir bildiri yayınladılar.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.