Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı

Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı
TT

Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı

Rusya, Şam rejimini yeniden dizayn etme çabalarını hızlandırdı

Rus yetkililer, son günlerde 2018 yılının başında Soçi’de düzenlenen ve ‘yeni bir toplumsal dönem’ ortaya koymak üzere tüm Suriyeli grupları temsil eden Ulusal Diyalog Konferansı’nın revize edilmiş bir versiyonunu düzenleme olasılığını test etmeye geri dönerek, dini, etnik, mezhepsel ve sosyal ‘bileşenler’ temelinde Suriye ilişkilerinde yeni bir adım attı. Gelişmenin yanı sıra Rus diplomatlar, ‘devleti güçlendirme’ fikrine bağlılıklarını sürdürürken Suriye’deki ‘yolsuzluk düzeyine’ odaklandı.
Rusya tarafından Soçi’de ‘Ulusal Diyalog Konferansı’ için hazırlanan belge, davetin “Sünni, Nusayri, Şii, Dürzi, İsmaililerden ve Ortodoks, Süryani, Katolik ve Maruni Hristiyanlardan” oluşan etnik ve dini grupları ve geleneksel kurumlarını içereceğini ortaya koydu. Aynı şekilde rejim ve muhalefetteki siyasi güçlerin yanı sıra Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryaniler, Asuriler, Ermeniler, kabile grupları ve şeyhlere de davet gönderileceği belirtildi.
Şam rejimi, Rusya’dan gelen ‘mezhepsel sınıflandırma’ hususunda memnuniyetsiz görünürken, Tahran ile birlikte Suriye anayasasına yönelik ‘Rus taslağına’ dair hoşnutsuzluğunu dile getirdi. Taslak, başbakanın görevlerini güçlendirerek cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılmasını içeriyor. Suriye hükümetinin reddettiği taslak, başbakan yardımcılarının ve bakanların atanmasının ‘bazı organların ulusal ve mezhepçi azınlıklara tahsisiyle, tüm mezhepsel ve ulusal grupların eşit temsiliyle’ gerçekleşmesini şart koşuyor. Aynı şekilde taslak, parlamentonun ‘Özerk Kürt yönetimi ve ademi merkeziyetçilik’ ve ‘Halk Meclisi’ olmak üzere iki birimden oluşmasını gerekli görüyor.

Derin dönüş
Dikkat çekici bir şekilde Rus yetkililer, bu taslağı yeniden gündeme getirdi, ama bu kez daha ayrıntılı bir şekilde. 15 Haziran’da Cenevre’de Rus misyonuyla bir araya gelen muhaliflerin hazırladığı ‘toplantı raporları, ‘diasporadaki Nusayrilerin etkilerini’ gösterdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre raporlar, toplantının ‘Cenevre’de Birleşmiş Milletler’deki (BM) Rus diplomatik misyonu ve diasporadaki Nusayriler arasında gerçekleşti ve Suriye heyetinin anlayışlarını yansıtıyor. Rapora göre bu anlayışların arasında, “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasına dair tartışmalar, merkezi bir devlet kurmak için Suriye'nin çeşitli bölgelerinden organların yetkilendirilmesi esasına dayanıyor. Suriye’deki tek meşruiyet kaynağı, merkezi bir devlet fikrinden değil, bu tür bölgesel yetkilerden geliyor” mantığı da yer alıyor.
Raporun ardından Suriyeliler de bir bildiri yayınlayarak, “Çatışma, merkezi devlet ile çeşitli toplumsal gruplar arasındaki anlaşmazlığı şiddetlendirdi. İktidardaki seçkinler, tüm devlet kaynakları üzerinde tekelleşti. Çatışmanın aktörleri, özellikle de rejim, mezhep söylemleri açık olarak kullandı ve Alevi Nusayri toplumunu öne çıkardı” değerlendirmesinde bulundu. Aynı şekilde Suriyeliler, ordunun kurulması, içerisindeki Nusayrilerin rolü ve Baas Partisi’nin 1963 yılında iktidara gelişini de ele aldı. Bildiride, “Belki de Nusayri toplumunda en çok etkilenen gruplar, aileleriyle birlikte çatışmalarda ağır kayıplar yaşayan, marjinalleştirilen ve kibirli merkezi devlet kurumlarından kovulan Ulusal Savunma Kuvvetleri’nde görev yapmış gruplardır” denildi.
Ulusal Savunma Kuvvetleri, 2012 yılında Suriye ve Dünya kamuoyunda Şebbiha grupları olarak bilenen paramiliter örgütleri tek bir çatı altında birleştirmek için İran’ın desteğiyle kuruldu ve hükümet güçlerinin yanında savaştı. Suriyeli yetkililer, bu kuvvetlerin ‘Suriye'nin birliğini ve egemenliğini’ savunduklarını iddia ediyor. Ulusal Savunma Kuvvetleri de Mezhepçi sınıflandırmalara dahil olmayı açıkça reddederek, Suriye’nin bölünmesine karşı savaştıklarını savunuyorlar.
Suriyeli muhalifler ve uluslararası insan hakları kuruluşları ise iç savaş sırasında sivillere yönelik işlenen bir çok savaş suçu ve katliamdan Ulusal Savunma Birlikleri’ni sorumlu tutuyor.
Bildiride, “Rusya’nın, koşulsuz şekilde rejime taraflı bir tutum takındığına inanıyoruz. Rejimin reform ya da hukukun üstünlüğüne uymaması, Rusya’nın Suriye'deki rolünü tehdit ediyor ve gelecekteki askeri statüsünü tehlikeye atıyor. Rusya’nın yalnızca Alevi/Nusayri bir lideri destekleyeceği yönündeki gayri resmi açıklamaları, Rusya tarafından yayınlanan yersiz bir hitap örneğidir. Rusya’nın merkezi güç ve muhalifler arasında arabulucu rolünü üstlenmesi ve tüm gruplar ile etkin Suriyeli aktörler arasında eşit mesafeyi koruması için büyük bir fırsata tanık oluyoruz. Alevi Nusayri toplumu, rejimin resmi mezhebi oldukları sınıflandırılmasını kabul etmeyecektir. Rejimin mezhepsel olmayan doğası, onu iyi huylu veya laik yapmaz. Rejime, Alevilerin temsilcileri olarak ulusal müzakerelere veya diyaloga katılması için izin verilmelidir. Alevi Nusayriler, toplumunun geleceğinin, rejimin akıbetine bağlanmasını reddediyoruz” değerlendirmesi yapıldı.

‘Güçlü devlet’
Rusya’nın Suriye’deki rolü de dahil birçok noktaya değinen bildiri, Suriyelilere özel bir gündem dikte etmek üzere vahşet ve Batı girişimleriyle mücadelede kurallar ve uluslararası hukuku kapsayan bir egemenlik kurabilecek güçlü bir ülkeyi güçlendirmeye odaklandı.
Öte yandan bir Rus heyet, ‘Suriyelilerin anayasa dışındaki zor meseleleri tartışmalarını sağlayan bir platform olarak’ Cenevre süreci göz önüne alındığında diplomatik görüşmelere ve anayasa komitesine destek verdiklerini açıkladı. Avrupa yaptırımlarına ve ABD’nin Caesar (Seazar)Yasası’na atıf yapan heyet, “Ne yazık ki bazı Batılı ülkeler, Suriye’ye tek taraflı yaptırımlar uyguladı ya da yaptırımları hafifletici bazı adımlara katılmayı reddetti. Zorlu çatışmalar, stres zamanlarında ulusal kimliği ve birliği koruyabilecek güçlü bir devlet gerektirir. Bu nedenle Rusya, Suriye devletini ve kurumlarını korumaya odaklanırken, kabul düzeyinin de yetersizlik ve yolsuzluk nedeniyle, aynı zamanda batılı güçlerin uyguladığı rastgele yaptırımlar yüzünden azaldığını kabul ediyor” ifadelerini kullandı.
Rus heyet, “Rusya, bireyleri desteklemek veya işgalci bir güç olarak hareket etmek için Suriye’ye girmedi. O, Suriyelilerin, geleceklerinin ele alınacağı siyasi görüşmelere katılmaları için her zaman hazır olacaktır. Moskova, Suriye’deki toplumsal dönemin yenilenmesi gerektiğini fark etti. Konferanstaki temsil düzeyi, rejime meyilli ve idealizmden uzak olmasına rağmen bu itiraf, kendisini 2018 yılında Soçi’de Ulusal Diyalog Konferansı’na ev sahipliği yapmaya itti. Rusya, hala Suriyelilerin diyaloglara, geleceklerini ve farklılıkların tartışıldığı görüşmelere katılmalarını sağlamak için bir deneme girişiminde bulunuyor. Sınırlı zaman ve dengesiz temsil, Soçi’nin başarısını baltaladı. Ancak saygın muhalefet figürleri bile görüşmelerin benzersiz bir şekilde önemli olduğunu vurguladı. Katılımcılar, onları bir araya getirebilecek ortak meselelerin, onları ayırabilecek meselelerden daha büyük olduğunu söyledi” değerlendirmesinde bulundu.
Muhaliflerin yayınladığı bir rapora göre bildiri, Rus heyetin, ‘askeri ve güvenlik elitlerinin, çoğunlukla Alevi/Nusayri inancını benimsiyor olmasına rağmen rejimin, gerçek doğasında mezhepçi olmadığını’ belirttiğine dikkati çekti. Bildiride, Moskova’nın Ulusal Birlik Konferansı fikrine bağlılığına da yer verildi.
Son günlerde Dürziler, Sünniler, Nusayriler ve Kürtlerden oluşan Suriyeli bileşenler arasında video konferans aracılığıyla bir dizi çalıştay ve toplantı gerçekleşti. Bir Alman kuruluşu, Sünniler ve Nusayriler arasında ‘Suriye’nin birliği’ ve ‘bireysel hesap verebilirlik’ de dahil olmak üzere 11 maddelik bir belge üzerinde uzlaşı sağlanan kapalı tartışma oturumları düzenledi.

Rusya’nın Ortadoğu temsilcisi Bogdanov Muaz el-Hatib ile görüşüyor
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Orta Doğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) eski Başkanı Muaz el-Hatib ile görüşmek için Katar’ın başkenti Doha’ya gitti. Bogdanov, ‘Ruslar bazı siyasi ve askeri muhalefet figürleriyle iletişim kuruyor’ haberlerini doğrulamış oldu.
Rus heyetin ‘Nusayri isimlerle’ görüşmesiyle eş zamanlı olarak Bogdanov Hatib ile ‘Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yükümlülüklerini’ görüştü.
Toplantıya yakın kaynaklar, Rusya’nın ‘2021 başkanlık seçimleri hususunda eskisi kadar hevesli olmadığını, ancak kimsenin adaylığını engellemediklerini de söylediklerini’ açıkladı. Muhalifler ayrıca, Dışişleri Bakanlığına yakın eski bir diplomat olan Rami eş-Şair tarafından yazılan ve ‘işbirliğini sürdüren ve Rus dostları Suriye topraklarında terörizme karşı mücadelede kurbanlar verdi' dyen Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’in ifadelerine yönelik eleştirileri de içeren bir bildiri yayınladılar.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.