Irak hükümeti, silahları kontrol altına almak için Washington ile görüşmeye hazırlanıyor

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)
TT

Irak hükümeti, silahları kontrol altına almak için Washington ile görüşmeye hazırlanıyor

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, Washington ile ikinci stratejik diyalog turuna hazırlandığı bir dönemde Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Kazimi’nin ABD ziyaretinin gelecek temmuz ayında yapılacağını duyurdu. Hüseyin ziyarette iki taraf arasındaki diyalogun tamamlanmasına odaklanılacağını söyledi.
İki taraf arasında ele alınacak öncelikli başlıklara yönelik sorular artarken finansal kriz, ülkenin egemenliği ve ABD askerlerinin Irak’taki varlığı meselelerinin görüşmelerin merkezinde olması bekleniyor. Kazimi ise kendisini güçlü ve güvenilir, tüm taraflarla dengeli dış ilişkiler yönetebilen bir ortak olarak yansıtmaya çalışıyor.

Tıkanıklık
Ziyaret, Kazimi ile İran’a yakın silahlı gruplar arasında yaşanan tıkanık bir zamanda düzenleniyor. Söz konusu tıkanıklık çerçevesinde son olarak Irak kurumlarına ve yabancı diplomatik misyonlara karşı tekrarlanan füze saldırılarının ardından Hizbullah Tugayları’na bağlı unsulara gözaltı operasyonu gerçekleştirilmişti. Durum, Kazimi yönetiminin eski hükümetlerden farklı bir tavır takınmaya kararlı olduğunu gösteriyor.
Gözlemciler silahlı gruplara ve şüpheli alanlara yönelik tekrarlı füze saldırılarına karşı adımları sonrasında atılan son adımların ‘hükümetin devletin otoritesi ve istikrarı ile ilgili vaatlerini yerine getirme konusundaki ciddiyetini gösterdiğini ve bu hassas meselelerle ilgilenmede yeni bir örnek ortaya koyarak’ arenada zor tutumlar benimseme niyetini yansıttığını aktardılar.
Kazimi hükümetine yakın kaynaklar, “Yaklaşan diyaloglarda, silahların devlet elinde kısıtlanması konusunda ABD’nin Irak’a yardımlarına odaklanılacak” dediler. Söz konusu mesele, İran’a sadık grupların sık sık suçlamalarla karşı karşıya kaldığı bir konu olmayı sürdürüyor. Müzakerelerde Irak heyeti Başkanı Abdulkerim Haşim de ABD’nin bu konudaki yardımının doğasının yeniden yapılanma programları, silahların arşivlenmesi veya diğer teknik konularla ilgili olabileceğini belirtti.
Hr ne kadar hükümet herhangi bir çatışmanın parçası olmayacağına dair yinelenen açıklamalarda bulunsa da Tahran ile istikrarlı ilişkiler kurma niyetini de ortaya koyuyor.
Kaynaklar, silah kaçakçılığı meselesinin devletin imajını ve istikrarını geri kazanma konusundaki fikirler nedeniyle hükümet açısından bir öncelik olduğunu vurguladı. Aynı şekilde Kazimi hükümeti, bölgesel ve uluslararası çevrelerle diyalog masasına oturmadan önce iç meselelerdeki etkinliğini gözden geçirmeyi amaçlıyor.

Devletin koşullarını değerlendirme
Gözlemciler ve politikacılar, Kazimi’nin İran karşıtı bir cepheye girmeye niyetli olmadığını vurguluyorlar. Ancak iki taraf arasındaki ilişkilerin yeni bir sınıra doğru ilerlediği belirtilirken Kazimi’nin Tahran’a ‘Bağdat’taki çıkarlarının, uluslararası toplumla ilişkileri olan güçlü bir Irak ile bağlantılı olduğuna’ dair mesajlar gönderdiği belirtiliyor.
Siyasi Düşünme Merkezi başkanı İhsan eş-Şammari konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle de silahların devlet eli dışında olmasının siyasi ve güvenlik istikrarı üzerinde olumsuz etkilere yol açması dolayısıyla füze ateşlemekle suçlanan tarafları kovuşturmak, ülke açısından acil bir gerekliliktir.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Şammari sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ortaya koyulanlar, Irak’ın güvenilir bir ortak olduğu ve Washington ile diyalogları tamamlamak için ülkenin yüksek çıkarlarının sınırında durduğu fikrinin yanı sıra söz konusu taraflara Kazimi’nin devletin gücünü geri kazanma yolunda ilerlediğine dair sağlam bir mesaj veriyor. Eski Başbakan Adil Abdulmehdi, ABD’nin Irak’ı güvenilmez bir ortak ve İran’ın iradesine bağlı olarak görmesine yol açmıştı. Kazimi, bu kayıp dengeyi düzeltmek istiyor.”

Şammari, yaklaşan görüşmelerde ele alınacak başlıca meseleler de dikkat çekti:
“Washington’daki görüşmelerin başlıca gündem maddeleri arasında finansal kriz, Irak ile güvenilir bir ortaklık ve silahlı gruplar yer alıyor. Irak’ın öncelikleri, ‘karşılıklı stratejik çerçeve anlaşmasını aktive etmek, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden onarmak ve ekonomik destek, iş birliği ve güvenlik koordinasyonunun devamlılığını sağlamaktır.”
“Suudi Arabistan ve Kuveyt’e açılmak, iki ülke ile stratejik ilişkileri olan Washington’ın güveninin sağlanmasına katkıda bulunacak ve Tahran’ın nüfuzuyla ilgili olarak Kazimi hükümetine manevra alanı sağlayacak” diyen Şammari, İran’ın şu an Irak’ta yeni bir yaklaşım şekillendiğinin ve en az zarara ulaşılmaya çalışıldığının farkında olduğunu vurguladı.

ABD kuvvetlerinin ihracı
İlk diyalog turunda ülkedeki ABD güçlerinin sayısını azaltmak ve Irak parlamentosunun kararlarına saygı göstermek için bir anlaşmaya yaklaşılmış olmasına rağmen silahlı gruplar, müzakerelerinin sonuçlarını kabul etmek üzere bir ön koşul olarak ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi için zaman çizelgesi belirlenmesini talep ettiler.
Siyaset alanında araştırmalar yürüten Hişam el-Kindi konuya dair Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Gruplar, ABD’nin Irak karşıtı bir ülke olduğuna ve tekrar işgale geri dönmeye çalıştığına inanıyor olmalarına rağmen Kazimi’nin başbakan olarak tüm ülkelerle görüşmesi gerektiğini düşünüyorlar. Grupların Kazimi’nin yaklaşan Washington ziyaretine ilişkin bakış açısı, ABD kuvvetlerinin ülkeden çıkışı programı hazırlığıyla ilişkili. Bu açık bir beyan ile ortaya koyuluyor. Grupların Kazimi hükümetine tavrını diyalogun sonuçları belirleyecek. Mevcut bahisler, ABD’nin bir grup askeri üs kapsamındaki varlığını meşrulaştıran anlaşmalar yapmak istemesiyle ilgili. Ancak gruplar bunu kabul etmiyor. Gruplar, ABD ve İran’ı tek kılacak siyasi anlaşmaları kabul etmeyecek. Aksine Irak’ın tutumu, söz konusu ülkelerin güvenlik ve egemenlik konusundaki tavırlarına dayanmalıdır. Direniş gruplarının seçimi, ABD kuvvetlerinin ülkeden geri çekilmesi hususunda Iraklıların iradesini ve parlamentonun kararlarını uygulamak için siyasi ve diplomatik eylem fırsatı sağlama yönündedir.”

İran krizine yatırım
Tahran’ın yaşadığı ekonomik kriz ve uluslararası izolasyon, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e yatırım yapma olasılığının yanı sıra Kazimi’nin bölgesel ve uluslararası düzeylerde dengeli ilişkiler kurmak için kendi lehine yatırım yapabileceği iki faktör olarak görülüyor.
Bağımsız bir araştırma grubunun başkanı olan Munkez Dagher konuya dair açıklamasında “Kazimi’nin Washington’a gitmeden önce hazırladığı en önemli konu, Irak devletinin otoritesini saha ve kurumlar açısından geri kazandırmaktır. Devlet İran iradesine ve para, silah ve yolsuzluk ittifakının kontrolüne rehindi” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Arabia’ya konuşan Dagher sözlerini şöyle sürdürdü:
“Washington’ın devletin otoritesi altında bir kurum olarak Haşdi Şabi’nin varlığıyla hiçbir sorunu yoktur. ABD’nin temel sorunu, silahlı kuvvetlerin onarımının ve ülkedeki güvenlik kontrolünün yanı sıra Irak’ın siyasi ve ekonomik kararlarında ne kadar bağımsız olabileceği ile ilgilidir.”
Munkez Dagher, Hizbullah Tugayları unsurlarının gözaltına alınmasına ilişkin de “Yaşananlar, devletin şekliyle ilgili bir dönüm noktasıdır. Bir sonraki adım, önceki adımlarla aynı olmayacak” dedi.
Dagher “Kazimi’nin silahlı gruplara yönelik son hamleleri, onları kontrol altına almaya kararlı olduğuna dair bir mesaj veriyor” ifadelerini kullandığı açıklamasını şöyle sonlandırdı:
“Kazimi, bu hamlelerden sonra faaliyetlerinin sınırları hususunda anlaşmaya varmak için gruplarla diyalog kurmaya başlayacak. Bu bağlamda bir anlaşmaya varılamazsa açık bir çatışma yaşanacaktır.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.