Filistin koronavirüsün en hızlı yayıldığı ülkelerin başında

Kovid-19 vakalarında endişe verici yükselişten sonra el-Halil’deki bir caddenin sterilizasyonu. (AFP) 
Kovid-19 vakalarında endişe verici yükselişten sonra el-Halil’deki bir caddenin sterilizasyonu. (AFP) 
TT

Filistin koronavirüsün en hızlı yayıldığı ülkelerin başında

Kovid-19 vakalarında endişe verici yükselişten sonra el-Halil’deki bir caddenin sterilizasyonu. (AFP) 
Kovid-19 vakalarında endişe verici yükselişten sonra el-Halil’deki bir caddenin sterilizasyonu. (AFP) 

Filistin'de, özellikle en kalabalık şehri olan El Halil’de artan vaka sayısı, geçen hafta Filistin’in vaka artışı en hızlı olan ülkelerden biri olduğunu bildiren bir analizden sonra salgının kontrolünü kaybetme konusundaki yaygın endişeyi artırdı. Bu durum Filistin hükümetini giriş çıkışları kapatmak gibi şehirde daha sıkı önlemler almaya zorladı.
Filistin Sağlık Bakanı May el-Kile dün yaptığı açıklamada, el-Halil Valiliği'ndeki durumun tehlikeli bir boyutta olduğunu belirtti. Kile, El Halil Valisi Cibrin el-Bekri ile ortak basın toplantısındaki açıklamasında, “El Halil’de resmi olarak onaylanan bin 174 koronavirüs vakası kaydettik ve yüzlerce keşfedilmemiş vaka bekliyoruz” dedi.
Koronavirüs, Beytüllahim ve Ramallah gibi diğer şehirlere yayılmadan önce bu ayın ortasında Filistin topraklarında başlayan ikinci dalgada El Halil’de hızla yayıldı.
Filistin Sağlık Bakanlığı, El Halil’i tehlikeli bölge ilan ederken yetkililer de yaklaşık bir hafta önce bölgeyi karantinaya alarak giriş çıkışları kapattı.
Sağlık Bakanlığı, hastanelerde planlanan tüm ameliyatları ve hastanelerde ve sağlık kliniklerinde ayakta tedavi hizmetlerini askıya almaya karar verdi. Ayrıca,  vakaların sayısının artmasından sonra orta ve kritik durumdaki koronavirüs hastalarının Dura Devlet
Hastanesinde tedavi edileceğini belirtti.
El Halil, virüsün hızla yayıldığı bölgelerden biri olarak sadece sabah kaydedilen 34 vaka dışında 59 yeni vaka ile Filistin’deki vaka sayısını 2 bin 112’ye yükseltti. Vakaların 20’si Kudüs’te, 3’ü Beytüllahim’de, 1’i Nablus’ta ve 1’i Ramallah’ta tespit edildi.
Halil Valisi Cibrin el-Bekri açıklamasında, valiliğin kapatılmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Cenin Valisi Ekrem er-Rucub, Ya'bad ve el-Yamun kasabalarının 36 saat boyunca kapatıldığını duyurdu. Beytüllahim valiliğinin de aynı amaç için pazartesi ve salı günleri kapalı olacağı belirtildi.
El-Halil Valiliği tarafından yayınlanan basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Vatandaşların sağlığının ve güvenliğinin sağlanması ve koronavirüsünün yayılmasının sınırlandırılması için şehrin  kapatılmasına karar verildi. Sadece kargo ve ticari araçların geçmesine izin verildi ve her türlü düğün, cenaze, mezuniyet kutlaması ve toplantıların yapılması yasaklandı. İhlal edildiği takdirde sorumlulara ceza verilecek.” Söz konusu  önlemler Batı Şeria'nın her yerinde alındı.
Güvenlik güçleri kaynakları, bu dönemde herhangi bir düğün yapılması durumunda damadı ve müzik ekibini tutuklamak zorunda kalacaklarını bildirdi.
El-Halil’de kuralları ihlal eden sanatçılardan biri ve grubu, koronavirüsün yayılmasını önleme çabaları çerçevesinde tutuklanarak grubun ekipmanına el konuldu. 
Diğer taraftan, corona.ps adlı web sitesi dün, Filistin'deki vaka sayısının sadece bir haftada 2 bin vaka bariyerini aşmasıyla Filistin’in geçen hafta boyunca koronavirüsünün en hızlı yayılan ülkeleri arasında yer aldığını belirten özel bir grafik analizi yayınladı.
Filistin, salgının ülkeye gelişinden bu yana geçen dört ay içinde yaklaşık bin vaka kaydederken, sadece geçen hafta boyunca neredeyse aynı sayıda vaka  kaydetti. Böylece küresel olarak bir hafta boyunca en hızlı yayılan salgın oranı kaydedildi.
Filistin Sağlık Bakanlığı yetkililerinden Kemal eş-Şahra, vatandaşların dikkat etmemesinin ve sağlık prosedürlerine uymamasının gelecekte Filistin için bir felakete yol açabileceği konusunda uyardı.
Şuhra, ikinci dalgadaki koronavirüsünün geniş yayılmasının ana nedeninin düğün ve toplanma gibi etkinliklerden ve Sağlık Bakanlığı'nın protokollerine uyulmamasından  kaynaklandığına dikkat çekti.
Resmi haber ajansının Sağlık Bakanlığı Önleyici Tıp Genel Müdürü Ali Abdurabbi’den aktardığı habere göre, kalabalık ve toplantılar sonucu Batı Şeria'da bin 354 koronavirüs vakasının kaydedildiğini, yani vakaların yaklaşık yüzde 60'ını oluşturduğunu ve kalan yüzde 40'ının 48 ülkeden gelen işçiler nedeniyle kaydedildiğini söyledi. 
Abdurabbi açıklamasında, "Şimdiye kadar virüs bazı bölgelerde odaklar şeklinde yayılıyor. Bunun toplumun tamamına yayılan bir aşamaya dönüşmesinden korkuyoruz" dedi.
Filistin'de koronavirüsün görülmesinden bu yana hızla yayıldığını, ancak hükümetin uyguladığı önleyici tedbirlerin salgın durumunu kontrol altında tuttuğunu belirten Abdurabbi, “Sektörlerin yeniden faaliyetlerine dönmesi sonucu bir arada bulunma eğiliminin artmasıyla vakalar arttı. Vatandaşlardan sosyal mesafe ve maske takmak gibi koruyucu önlemlere uymalarını istiyoruz. Bu nedenle bakanlık, sektörleri yeniden açmak için 21 genelge ve protokol yayınladı” ifadelerini kullandı.
Abdurabbi, 14 Haziran'a kadar Sağlık Bakanlığının tüm enfekte kişilerin ve onların temaslarının virüs haritasını izlediğini ve durumun kontrol altında olduğunu belirtti. İkinci dalgaya geçilmesi ve vakaların özellikle el-Halil bölgesinde odaklar şeklinde hızla yayılmasıyla virüsün kaynağını belirlemek zorlaştı.
Son olarak Abdurabbi, ikinci dalgadakilerin ilkine göre daha şiddetli semptomlar gösterdiğini belirterek özellikle çoğunda kanda oksijen eksikliğinin görüldüğünü söyledi. Karantina ve tedavi merkezlerinde 8'i kritik olan 114 hasta olduğunu, 4 vakanın El Halil’de, 2’sinin Beytüllahim'de ve 2 vakanın da Nablus'ta kaydedildiğini belirtti.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.