ABD Doları’nın küresel ekonomideki saltanatının hikayesi

Dolar, onay sürecinden basımına ve piyasaya sürülmesine kadar uzun bir yolculuk yaşadı (Reuters)
Dolar, onay sürecinden basımına ve piyasaya sürülmesine kadar uzun bir yolculuk yaşadı (Reuters)
TT

ABD Doları’nın küresel ekonomideki saltanatının hikayesi

Dolar, onay sürecinden basımına ve piyasaya sürülmesine kadar uzun bir yolculuk yaşadı (Reuters)
Dolar, onay sürecinden basımına ve piyasaya sürülmesine kadar uzun bir yolculuk yaşadı (Reuters)

Ahmed Abdul Hekim
6 Temmuz sadece ABD için değil, küresel ekonomi için de önemli bir gün. Pazartesi günü doların New York'ta yapılan Kıta Kongresi’nde ABD'nin para birimi olarak kabul edilişinin 235’inci yıl dönümüydü.
Dünyanın çeşitli yerlerindeki farklı resmi para birimlerinin çıkış noktaları, basılmaları ve gelişimleriyle ilgili hikayeleri bir kenara, ortak ekonomik tanımı, ‘Avrupalı sömürgeciliğine karşı verdiği özgürlük savaşı’ ve daha sonra Amerikan İç Savaşı’ndan doğan hikayesi göz önüne alındığında ‘yeşil banknotun’ önemi ön plana çıkıyor. Doların zaman içinde istisnai bir dönüşümle ortaya çıkan önemi, bugün dünyadaki ticari işlemlerin çoğunda kullanılması ve küresel piyasaların yüzde 83’ünden fazlasına hükmetmesi nedeniyle olağanüstü bir hal aldı.
Peki, yeşil banknotun hikayesi ne ve hangi aşamalardan geçerek şu anki konumuna geldi?
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı araştırma doların hikayesini keşfetmeye çalışırken aynı zamanda, dünyayı sarsan ekonomik dalgalanmalar çerçevesinde ‘doların saltanatının’ sona yaklaşıp yaklaşmadığını ve büyük ekonomik güçlerle rekabet edip edemeyeceğinin cevabını da bulmaya çalıştı.

Dolar nasıl ortaya çıktı?
ABD tarihine ait belgelere ve ABD Merkez Bankası’nın (Federal Rezerv Sistemi - FED) internet sitesinde yer alan bilgilere göre dolar, bir gecede ABD’nin resmi para birimi olarak ortaya çıkmadı. Bilakis dolar onay sürecinden basımına ve piyasaya sürülmesine kadar yaşadığı uzun bir yolculuğun sonucunda ortaya çıktı.
Hikaye, yazar Jason Goodwin'in “Greenback: The Almighty Dollar and the Invention of America” (Dolar: Yüce Dolar ve Amerika İcadı) adlı kitabında aktardığına göre Avrupalı ​​kolonicilerin 1620'de ABD'ye göçüyle başladı. Bu koloniciler yanlarında altın sikke ve İngiliz banknotlarını götürdüler. Ancak zengin değildiler ve kısa sürede paraları tükendi. Amerika kıtasındaki yerlilerden yiyecek, hayvan postları ve diğer ihtiyaçlarını satın alamamaya başladılar.
Koloniciler çok geçmeden bazı kabukların yerli nüfus için sembolik öneme sahip olduğunu keşfettiler, böylece yiyecek gibi ihtiyaç malzemeleri takas yoluyla edinmeye başladılar. Ancak Goodwin'e göre, takas koloniciler arasında oldukça önemli hal alınca çeşitli malları da takas da kullanmaya başladılar. Kuzey kolonilerinde takas için mısır ve balık kullanırken güneydeki bazı kolonilerde tütün kullandılar. Bu malların birçoğu resmi para birimi olarak ilan edilse de bazıları para birimi olarak pek değerli değillerdi.

Amerikan ekonomisinin 1879'da büyük bir enflasyonla karşı karşıya kalması bu sırada doların büyük değer kaybetmesine yol açtı (Reuters)
Yıllarca takas için kullanılan tütünün değerindeki ve emtia fiyatlarındaki dalgalanma, altın, gümüş veya banknot gibi sağlam para birimlerinin kullanılmasının önünü açtı. Artık kabuklar yerine sağlam para birimleri daha fazla rağbet görmeye başlamış ve daha faydalı olduğu keşfedilmişti.
Ancak buna rağmen kolonicilerin bu gelişen takas yöntemine alternatif seçenekleri yoktu. Çünkü İngiliz yetkililer ne altın ve gümüş sikkelerin ihracatına ne de kolonicilerin kendi para birimlerini sikke haline getirmelerine izin vermişlerdi. Bu yüzden koloniciler için Amerika Birleşik Devletleri'nde 19. yüzyıla kadar dolaşımda kalan İspanyol para birimini kullanmak daha kolay bir yöntem oldu.
İngiliz yetkililerin baskıyı artırmaları ve hükümetin kolonicilere getirdiği vergi yükü, İngiliz tarafıyla koloniciler arasında tam bir kırılma noktası oldu. Bu sırada Avrupa'dan ve özellikle İngiltere'den bağımsız olunması çağrıları yapan seslerin yükselmeye başlamasıyla aynı dönemde ABD’nin bazı eyaletlerinde özel para birimleri basılmaya başlandı. En dikkat çekici olanı, 1652'de Massachusetts poundu oldu. Massachusetts eyaletinin bu adımı daha sonra hızla diğer eyaletlere yayıldı.
İngiliz ordusuyla yapılan uzun ve maliyetli savaşların ardından 1776'da bağımsızlık ilanından sonra ABD’nin kurucu babaları, eyaletlerin bu savaşın maliyetini birlikte nasıl ödeyebileceklerini düşünmeye başladılar. Kurucu babalardan biri olan Benjamin Franklin yaptığı bir konuşmada,“Kıta Kongresi üç yıl boyunca vergisiz olarak askerlerin kıyafetleri, silahları ve yiyeceklerinin maliyetini karşılamak ve gemilerimizi donatmak için bol miktarda banknot bastı. Askerlerimiz Avrupa'nın en güçlü ülkelerinden biri ile savaştılar ve onları yendiler” ifadelerini kullandı.
FED’in sitesinde yer alan bilgilere göre Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınlayan ve İngiltere'ye karşı savaşı yöneten Kıta Kongresi, kendi adını taşıyan ‘kontinental’ (kıta) adlı banknotlar basmıştı. Ancak  Amerikan Özgürlük Savaşı’nın ardından hali hazırda yeterli karşılığı olmayan bu banknotlar hızla değer kaybetti. Bu yüzden kurulan yeni cumhuriyet yeni bir ekonomik ve mali sistem geliştirmek zorunda kaldı.
Kıta Kongresi 1785 yılında New York'ta bir araya geldi ve 6 Temmuz günü doların ABD’nin yeni resmi para birimi olmasına karar verdi. Kongre, ondalık bir sistem kullanılacağını ve bir doların yüz sente eşit olacağını açıkça belirtti. Ancak yine de Kongre üyeleri arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı ve bu anlaşmazlıklar, ABD’nin yeni para birimini 1792 yılına kadar basamamasına nende oldu. Daha sonra üç ayrı değerde doların basılması kararlaştırıldı ve her birinin değeri altın, gümüş veya bakır üzerinden hesaplanan madeni paraların basımına başlandı. Bu durum, ABD Hazine Bakanlığı’nın 1862'deki İç Savaş’ın ortasında banknot halindeki dolarları basmayı başarmasına kadar 20 yıl boyunca devam etti. Dolar, halen kullanımda olan yeşil formunda ortaya çıktı. Üzerindeki yeşil ve siyah renkler, daha sonra kalpazanlığın önlenmesi için de kullanıldı. O tarihten itibaren kağıt banknotlar basılmaya başladı. FED, Amerikan İç Savaşı sonuna kadar basılan dolar miktarının 461 milyonu bulduğunu tahmin ediyor. Bununla birlikte Kıta Kongresi, yeni banknotlarla işlem yapmayı reddedenleri cezalandırdı.

Peki, dolar nasıl küresel ekonominin hakimi oldu?
 Dolar, ortaya çıkana kadar zorlandı. Ardından yirminci yüzyılın ilk yıllarında küresel ekonomik sistemin zirvesine olan yolculuğu başladı. Dolar basıldıktan ve işlem gördükten sonra, madeni paralar altınla kaplanmamaya başladı. Bu da kağıt banknotları istediğiniz zaman altınla değiştiremeyeceğiniz anlamına geliyor.
 Amerikan ekonomisi, 1879'da büyük bir çöküşe tanıklık etti. Bu sırada dolar büyük değer kaybetti. Doların yine altınla kaplanması karşılığında enflasyonu düşüren ve ekonomiyi yeniden canlandıran bir karar alındı.
Ancak ABD ekonomisi elli yıl daha durgunluk yaşadı ve 1929 yılına gelindiğinde ‘Büyük Buhran’ olarak adlandırıldı. Dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, 1933 yılında doların yeniden altın kaplama olmadan basılması kararı aldı, ancak ertesi yıl bu kararı iptal etmek zorunda kaldı. Bu da dolar kurunda göreceli bir iyileşme sağladı. Bu durum, ABD'nin öncülüğünde 1944 yılında ‘Bretton Woods Anlaşması’ olarak da bilinen ‘Uluslararası Para Anlaşması’nın imzalandığı New Hampshire eyaletinin Bretton Woods beldesinde toplanan Birleşmiş Milletler (BM) para ve finans konferansına kadar devam etti. Bu arada dünyanın dört bir yanından 44 ülkenin katıldığı konferans 22 günden fazla sürdü. Ancak başta Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere uluslararası finans kurumlarının ortaya çıkması, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra (1939-1945) küresel ekonomi ve Amerikan ekonomisinde bir dönüm noktası olurken, yeni bir küresel ekonomik düzen oluştu.

Dolar, yerel bir para birimiyken küresel ticaret işlemlerinde zirveye oturan bir para birimine dönüştü (Reuters)
Ekonomistlere ve ilgililere göre tam da bu nokta doların tüm uluslararası ekonomiler üzerindeki küresel hakimiyetinin ve yerel para biriminden küresel para birimine dönüşmesi fiili başlangıcı oldu.
Uluslararası ticaret Bretton Woods Anlaşması çıktılarına göre düzenlenirken bir takım koşulların ve kısıtlamaların uygulanmasına karar verildi. En önemlisi de ABD dolarının diğer ülkelerin para birimlerinin değerinin belirlenmesinde ana referans olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı.
IMF ve Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) kuruldu ve 44 ülke para birimlerinin uluslararası değerini belirlemek için ABD dolarına bağımlı hale geldi.
Bu arada ABD, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra dünyadaki altın rezervinin yüzde 75'ine sahipti. Çünkü dolar dünyada altınla kaplanmış tek para birimiydi ve diğer ülkeler ekonomilerinde yaşanan enflasyonlar nedeniyle altın cinsinden para birimini terk etmişlerdi. Bu da çok sayıda ülkenin gelecekte altın rezervi karşısında dolar biriktirmeye itti. Anlaşmaya imza atan ülkeler, 1945 ve 1971 yılları arasında, bir ons altının 32 dolar değerinde olduğu bir dönemde, para birimlerinin değerinin dolarla kıyaslanmasını kabul ettikleri için, bazı ülkeler doları döviz rezervi olarak kullanmaya başladılar.
Bretton Woods sistemi olarak bilinen bu düzen, ABD hükümetinin dolar ve diğer ülkelerin rezervlerini dolardan altına çevirmeyi bırakmaya karar verdiği 1971 yılına kadar sürdü. Bu tarihten itibaren anlaşmanın tarafları para birimlerini altın yerine, diğer para birimlerine kıyasla fiyatlandırma konusunda herhangi bir sistemi seçmekte serbest hale geldiler. Küresel olarak işlem gören çeşitli emtiaların fiyatlarının dolar üzerinden belirlenmesi, rezerv para birimi olarak veya bir ticari alışverişte ödeme yapmak için kullanılması dolara güç kazandırıyor. Birçok ülke ABD'ye olan borçlarını ödemek için dolar alıyor veya elinde tutuyor. Bununla birlikte ABD’nin birçok ülkede altın rezervleri bulunuyor.

Doların saltanatı sona mı yaklaştı?
ABD’nin ekonomik hakimiyetinden kaynaklanan uluslararası ve küresel huzursuzluk devam ediyor. Doları etkileyen diğer sebepler ise şöyle:
Çin ve Avrupa ülkeleri gibi diğer ekonomik güçlerin ortaya çıkışı
Dünyada (1997 Asya mali krizi ve 2008 küresel mali kriz gibi) devam eden ekonomik sarsıntı ve dalgalanmalar
Uluslararası raporlara göre ‘para birimi savaşları’, ‘ticaret savaşları’ ve ‘enerji savaşları’ kavramlarının yayılması
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sonrası dünyada modern çağın en ağır ekonomik krizlerin yaşanması.
Uzmanların ve ilgililerin, ABD dolarının küresel ekonomiye hâkim olmaya devam edebilme yeteneği ve yükseliş yolculuğunun sona gelip gelmediği konusundaki görüşleri farklılıklar gösteriyor.
Bu bağlamda David Adler ve Daniel Bessner, ABD merkezli New Republic dergisinde yayınlanan ortak çalışmalarında, ABD'nin mevcut ekonomik kaosa rağmen dolar küresel çaptaki gücünü hala koruyabildiğini belirttiler. Adler ve Bessner, bunun nedenini ise mevcut ABD Başkanı Donald Trump'ın en yakın ​​müttefikleri olan Avrupalıların fikir birliğini veya isteklerini bozan ve onları geri çekmeye zorlayan kararlar almasına bağladılar. Bunların ticaret anlaşmalarından çekilme ve bazı ülkelere (İran, Kuzey Kore, Rusya ve Venezuela) yaptırım ve baskı politikası uygulama gibi kararlar olduklarını açıklayan Adler ve Bessner, sadece bu kararlara sempati duyan ülkelerin Trump'ın politikalarına ayak uydurabildiklerinin altını çizdiler.
Başta Rusya ve Çin olmak üzere ABD’nin rakiplerinin para rezervlerini çeşitlendirmek ve dolar dışındaki para birimleriyle ikili ticareti geliştirmek için çalıştıklarına dikkati çeken Adler ve Bessner, ayrıca Avrupa Birliği (AB) üyesi bazı ülkelerin liderlerinin doların eylemleri ve politikalarındaki (örneğin ABD’nin 2018 yılında İran ile dünya güçleri arasında yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi) özgürlüklerini kısıtladığını düşündüklerini, ancak şuana kadar bu konuda atılan hiçbir adımın son aşamasına gelemediğini belirttiler.
ABD merkezli The National Interest dergisi tarafından yayınlanan bir başka raporda ise David Oren, doların baskınlığının ABD yönetimlerine ekonomik yaptırımlar yoluyla bir takım zorlamaları dayatma becerisi kazandırdığını söyledi.  Oren, güçlü doların rolünün sermaye piyasalarının derinliğini ve Amerikan kurumlarının gücünü yansıttığı düşünüldüğünde, bu baskınlığın uzun vadeli olabileceğini vurguladı.
Öte yandan Kaliforniya Üniversitesi'nden Prof. Barry Eichengreen ‘How Global Currencies Work?’ (Küresel para birimi nasıl çalışır?) adlı kitabında, “Dolara küresel bir darbe indirmek için önce dünyanın ABD Hazine bonolarına yabancı yatırımcı güvenini kaybettirmesi gerekiyor” ifadelerine yer veriyor. Prof. Eichengreen bunun da mevcut ABD Başkanı Donald Trump tarafından büyük bir siyasi skandalın patlak vermesiyle olabileceğini de açıkça belirtiyor.
Prof. Eichengreen’a göre doların hegemonyası, Trump'ın tecrit ve korumacılığına karşı Afrika ve Asya'da artan nüfuzu çerçevesinde yerel para birimiyle çalışan büyük Çin bölgesi tarafından zayıflatılabilir. Prof. Eichengreen doğrudan bir etkiye sahip olacak bu adımın gerçekleştirilebileceğini vurguluyor.
Çin, son yıllarda para birimi yuanı uluslararası ticari işlemlerde kullanmaya başladı. Benzer şekilde Rusya da kendi para birimi rubleyi uluslararası ticarette kullanmak için adım attı. Uzmanlar, bu gelişmelerin doların hakimiyetini zayıflatmaya katkıda bulunacağını düşünüyorlar.



Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
TT

Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)

Antoine el-Hac

Avrupa’da savaşın genişleme ihtimali artık uzak bir senaryo ya da teorik bir varsayım olarak tartışılmıyor. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana kıta, askeri çatışmanın siber saldırılar, sabotajlar, hava sahası ihlalleri, dezenformasyon kampanyaları ve altyapıya yönelik baskıyla iç içe geçtiği yeni bir güvenlik dönemine girdi. NATO’nun yakın zamanda bir saldırıya işaret eden herhangi bir belirti bulunmadığını vurgulamayı sürdürmesine rağmen, Avrupa’da on yılın sonuna doğru Rusya ile olası bir savaşa hazırlık konusunda giderek daha fazla konuşulması endişe yaratıyor.

Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)  Avrupa’daki tablo b
Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)

 

Avrupa’daki tablo bu nedenle iki paralel mesaj taşıyor: Birincisi, daha geniş çaplı bir çatışma riski Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar ciddi hale geldi. İkincisi ise topyekûn savaşın şu aşamada yarın ya da öbür gün gerçekleşmesi beklenen bir senaryo olmadığı. Mevcut endişeler esas olarak ‘hibrit savaş’ kapsamındaki olayların birikmesine ve Moskova’nın ittifakın karşılık verme kapasitesini test etmek amacıyla sınırlı ya da gizli operasyonlara başvurabileceği ihtimaline dayanıyor.

Bu yöndeki işaretler de giderek artıyor. Son aylarda hava sahasıyla bağlantılı çeşitli olaylar yaşandı. Bunlar arasında NATO’ya bağlı savaş uçaklarının Litvanya üzerinde bir Rus insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ile bir Rus askeri uçağı, bir Rus gemisi ve Danimarka’ya ait bir askeri helikopterin dahil olduğu diğer olaylar yer aldı. Almanya’da ise Leipzig Havalimanı’nda bir İHA’yla gerçekleştirildiği belirtilen saldırı girişimi, Rusya ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen bir kişiyle ilişkilendirildi. Aynı zamanda Avrupa hükümetleri, sabotaj faaliyetleri, siber saldırılar ve altyapının hedef alınmasına yönelik girişimlerde artış yaşandığını belirtiyor.

Saha hazırlıkları

Mesele artık yalnızca siyasi uyarılarla sınırlı değil. Almanya, hastanelerde çok sayıda yaralının tedavi edilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaparken, Litvanya da sivillerin tahliyesine yönelik planlarını güncelledi. Baltık Denizi bölgesi ve İskandinav ülkelerinde askeri tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Alman ve İsveç birlikleri stratejik Gotland Adası yakınlarında ortak tatbikat gerçekleştirirken, NATO güçleri de Rusya’nın Polonya ile Litvanya arasında bulunan ve Rusya sınırına yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Kaliningrad yakınlarında başka tatbikatlar düzenliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

Ancak tartışmanın en çok gündeme gelen boyutu yalnızca şu anda yaşananlarla değil, Avrupa’da açıkça ya da kapalı kapılar ardında dile getirilen savaş tarihiyle ilgili: 2029-2030.

Peki, neden özellikle on yılın sonu?

Avrupa ve NATO’nun resmî açıklamalarında savaşın 2030’a kadar başlayacağı belirtilmiyor. Bunun yerine değerlendirmelerde, Ukrayna’daki savaşın ardından Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden inşa edebileceği ve NATO’nun doğu kanadını tehdit etmeye yetecek ölçüde kuvvetlerini yeniden donatabileceği döneme işaret ediliyor. Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, belirli bir tarihten söz edilmesinin bir kehanet değil, Rus ordusunun gücünü yeniden kazanabileceği döneme ilişkin bir zaman tahmini olduğunu belirtiyor. NATO’ya atfedilen değerlendirmelere göre Moskova, on yılın sonuna kadar olası bir saldırı için gerekli kaynak ve kapasiteyi biriktirmiş olabilir.

Burada Avrupa’nın siyasi açmazı ortaya çıkıyor. 2029 veya 2030’da olası bir savaşa ilişkin uyarılar tekrarlandıkça, bu tarihler de kamuoyunun gündeminin bir parçası haline geliyor. Daha da önemlisi, Avrupalı yetkililer savunma harcamalarının artırılması çağrısında bulunuyor, hükümetler askeri kapasitelerini yeniden inşa ediyor, NATO tatbikatlarını yoğunlaştırıyor ve gelecekteki bir savaşa hazırlık fikri kalıcı bir politikaya dönüşüyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu yaklaşımı, Avrupa’nın ‘şu anda güvende olduğu’, ancak üç ila beş yıl sonra aynı durumun geçerli olmayabileceği sözleriyle ifade etti. Buna karşılık Avrupalı yetkililer, Rusya ile savaşa girme yönünde alınmış bir Avrupa kararından ziyade ‘Rus saldırganlığına’ karşılık vermeye hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirdi.

Önleme ve tedavi arasında

Buradan hareketle, tablonun en dikkat çekici boyutlarından biri daha iyi anlaşılabilir: Avrupa savaşı önlemeye mi çalışıyor, yoksa savaşı gerçekleşmesi muhtemel bir sonuç olarak görüp buna hazırlanmaya mı başladı?

Aradaki fark yalnızca dilsel değil. Askeri hazırlık caydırıcılık aracı olabilir ve bunun amacı, saldırının maliyetinin yüksek olacağı konusunda karşı tarafı ikna etmek olabilir. Ancak savaş söyleminin yoğunlaşması, birkaç yıl önce uzak görünen bir senaryonun bugün siyasi tartışmaların günlük bir parçası haline gelmesine de yol açabilir.

İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Bu çerçevede bazı Avrupalı çevreler aynı zamanda Moskova ile yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulunmaya başladı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya ile iletişim kanallarını açmaya başlamasının zamanının geldiğini belirtirken, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa da Avrupa’nın Ukrayna konusunda müzakereler yürütülmesi ihtimaline hazır olduğunu söyledi. AB’de bu görüşmeleri yürütmek üzere bir muhatap belirlenmesi de gündemde.

Askeri hazırlık ile diyalog ihtiyacı arasındaki bu çelişki, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu gerçek açmazı yansıtıyor. Bir yandan kamuoyundaki savaşı sona erdirme ve silahlara harcanan parayı azaltma yönündeki baskı artıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre diğer yandan Avrupa hükümetleri, savaşın Rusya’nın askeri gücünü hızla yeniden inşa etmesine imkân verecek koşullarda sona ermesinin mümkün olduğunu değerlendiriyor. Avrupa ise aynı dönemde ordularını yeniden silahlandırma sürecinden geçiyor.

Ukrayna ise kendisini bu denklemin merkezinde buluyor. Avrupa’nın askeri desteğinin sürmesi, Kiev’e silah akışının devam etmesi anlamına geliyor; ancak aynı zamanda savaşın da sürmesi demek. Böylece askeri destek, bir yandan Ukrayna’ya yardım etmenin, diğer yandan Avrupa’nın savunma kapasitesini yeniden kazanmasını beklerken Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmenin aracı haline geliyor.

Psikolojik bir kampanya mı?

Ancak tüm bu hesaplamalar, Rusya ile NATO arasında bir savaşın kaçınılmaz hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, NATO kaynakları şu aşamada yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir saldırı tehdidinin bulunmadığını belirtiyor. İttifakın resmi değerlendirmesinde de bir değişiklik yaşanmadığı ve müttefiklere yakın zamanda bir saldırıya işaret eden yeni istihbarat bilgileri konusunda resmi bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)

Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys’in, siyasi açıklamaların Moskova’yı NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini test etme konusunda uyarmaya yönelik koordineli bir kampanyanın parçası olabileceğini söylemesi dikkat çekti.

Ancak rakamlar da endişenin nedenini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki Sahaidachny Güvenlik Merkezi’nin verilerine göre Avrupa’da Ocak-Ağustos 2026 döneminde resmi olarak kayda geçen 100 hibrit savaş vakası yaşandı. Bu sayı geçen yılın aynı döneminde 60’tı. NATO’dan bir kaynak, ittifat kurumlarına yönelik siber saldırıların bu hesaba dahil edilmemesi halinde gerçek vaka sayısının 200’ü aşabileceğini belirtti. Kaynak, siber saldırıların ittifak kurumlarına yönelik ayda binlerce saldırıya ulaştığını söyledi.

Avrupa’daki endişenin boyutunu ortaya koyan gelişmelerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 18 Eylül’de Elysee Sarayı’nda siyasi parti liderleri ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını gizli bir güvenlik toplantısında bir araya getirmesi oldu. Katılımcılara üst düzey istihbarat yetkilileri tarafından tehdidin seyri konusunda brifing verildi. Macron, Avrupa’daki Rusya kaynaklı tehdidin niteliğinin değiştiğini ve daha önce ağırlıklı olarak hükümet ya da askeri tesisleri hedef alan sabotaj faaliyetlerinin, sivil kayıplara yol açabilecek hedeflere yönelmeye başlayabileceğini söyledi.

Avrupa bugün böylece iki savaşın arasında sıkışmış görünüyor: Ukrayna’da devam eden savaş ve on yılın sonunda yaşanması ihtimaline karşı hazırlıkların yapıldığı olası bir savaş. Bu ikisinin arasında ise geniş bir caydırıcılık, sabotaj, siber savaş, askeri tatbikatlar ve uyarılar alanı bulunuyor.

2029 veya 2030’dan söz edilmesi, Avrupa’nın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik yalnızca bir planlama çerçevesi olabilir ya da Moskova’nın NATO’yu test etmeyi düşünmesini engellemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabilir. Ancak asıl risk, savaşa hazırlığın kalıcı bir duruma dönüşmesi ve savaş senaryosunun barış senaryosundan daha sıradan hale gelmesi.

 T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)
T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak, mevcut veriler Avrupa’nın Rusya ile kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendiğini göstermiyor. Ancak daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Avrupa, buna hazırlıklı olması gerektiği varsayımıyla hareket etmeye başlarken, aynı zamanda savaşın çıkmasını engelleyebilecek yolu aramayı sürdürüyor. İkinci seçenek ise her iki tarafın da sorumluluğunu gerektiriyor.


Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
TT

Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesinin ardından Tayvan, Washington'dan silah tedariki talebini gündemde tutmayı sürdürüyor.

Şi'nin üç günlük ABD ziyareti dün sonlandı. Çin liderini özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Şi de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Tayvan meselesi de görüşmenin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarının Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" belirtti. Ayrıca Tayvan'a yönelik tutumun "ikili stratejik işbirliği ve Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için sağlam bir temel" oluşturması gerektiğini ifade etti.

Perşembe günü iki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yayımlanan açıklamada, Şi'nin Washington'dan "Tayvan'ın bağımsızlığına karşı çıkmasını" istediği de bildirildi.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang, Çin liderinin artık Washington'ın Tayvan meselesini ele alış biçimini ABD-Çin ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.

Şi'nin Tayvan meselesini bu şekilde ele almasının, Washington'ın gelecekte Taipei'yle ilişkilerini karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Diğer yandan Tayvan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francois Wu, Tayvan'a askeri teçhizat ve silah satışının sürdürülmesinin ABD'nin çıkarına olacağını savundu.

Washington'ın Taipei'ye "kendini savunmaya yetecek kadar askeri kapasite sağlamasını" isteyen bakan yardımcısı, ülkesinin yarı iletken endüstrisindeki başarılarının da ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade etti.

Trump yönetimi henüz Şi'nin Tayvan'la ilgili açıklamalarına yanıt vermedi. Ancak Cumhuriyetçi lider, mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Singapur merkezli haber kanalı CNA'ya konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü'nden Zack Cooper, Trump'ın silah paketini onaylamak için 2027'ye kadar bekleyebileceğini savunuyor. Analist, ABD Başkanı'nın paketi bölerek farklı dönemlere yayabileceği tahminini de paylaşıyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, Focus Taiwan, China Daily


Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
TT

Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'de Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik askeri operasyonların Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle bunlara karşı çıkmış.

Haaretz'in 8 Eylül'deki haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 23 Eylül 2023'te Netanyahu'yu arayarak Hamas'ın bir operasyon planladığı hakkında uyarıda bulunduğu öne sürülmüştü.  

İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddetmiş, gazeteye dava açılacağı duyurulmuştu.

New York Times'ın dün (25 Eylül) yayımladığı haberde ise Haaretz'in haberindeki bazı iddiaları destekleyen yeni bilgiler aktarıldı.

NYT'nin haberine göre Netanyahu, bu uyarıyı aldıktan sonra Suudi Arabistan'la ABD arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmelerinin tehlikeye girebileceği endişesiyle Gazze'de Hamas'a yönelik hava saldırılarına izin vermek istememiş.

İsrail liderinin bunu, 1 Ekim 2023'te düzenlediği güvenlik toplantısında dile getirdiği aktarılıyor. Ancak NYT'nin incelediği toplantı kayıtlarına göre Netanyahu, BAE tarafından yapılan uyarıyı güvenlik yetkilileriyle paylaşmamış.

Bunun yerine Gazze'deki üst düzey Hamas yetkililerine yönelik askeri operasyon düzenlenmesini öngören planlara karşı çıkarak bölgede tansiyonun artırılmamasını istemiş.

Riyad ve Tel Aviv, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı saldırısı öncesinde tarafların normalleşme anlaşmasına yakın olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Gazze savaşının patlak vermesiyle süreç askıya alınmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla NYT'ye konuşan kaynaklar, BAE liderinin Netanyahu'yu arayarak paylaşılan istihbaratın eline geçip geçmediğinden emin olmak istediğini öne sürüyor. Kaynaklara göre Netanyahu, BAE lideriyle görüşmesinde mesajı aldığını ve konuyla ilgilendiğini söylemiş.

Diğer yandan Amerikan dergisi The Atlantic'in dünkü (25 Eylül) haberinde, dönemin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'in 26 Eylül 2023'te İsrailli yetkililere Hamas'ın saldırı düzenleyebileceğine dair uyarıda bulunduğu ileri sürüldü.  

Adının gizli tutulması kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkiliye göre Kamil, "Eğer tutumunuzu değiştirmezseniz Gazze meselesi elinizde patlayacak" mesajını iletmiş.

İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'nda yapılan görüşmede Kamil'in, muhtemel bir çatışmayı önlemek için İsrail'den Gazze'ye yönelik politikasını değiştirmesini, Hamas'a ekonomik baskıyı hafifletmesini istediği aktarılıyor.

Aksa Tufanı sırasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Tzachi Hanegbi ise The Atlantic'e açıklamasında, Kamil'in İsrail'e böyle bir ziyarette bulunmadığını ve Mısır'dan herhangi bir uyarı almadıklarını savundu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, New York Times, Atlantic