Nahda Barajı dolumu hakkında ‘Etiyopya güvencesi’

Uydu görüntüsü, Nahda Barajı’ndaki gelişmelerin yakından izlenmesini sağlıyor (EPA)
Uydu görüntüsü, Nahda Barajı’ndaki gelişmelerin yakından izlenmesini sağlıyor (EPA)
TT

Nahda Barajı dolumu hakkında ‘Etiyopya güvencesi’

Uydu görüntüsü, Nahda Barajı’ndaki gelişmelerin yakından izlenmesini sağlıyor (EPA)
Uydu görüntüsü, Nahda Barajı’ndaki gelişmelerin yakından izlenmesini sağlıyor (EPA)

Etiyopya, dün, Mavi Nil’de inşa edilen ve su tedariği konusunda endişelere neden olan Nahda Barajı rezervuarını doldurmaya başladığı yönündeki haberleri inkar ederek Sudan ve Mısır'a güvence gönderdi.
Etiyopya resmi televizyon kanalı; Su, Sulama ve Enerji Bakanı Seleshi Bekele’nin açıklamalarının ‘yanlış yorumlanmasından doğan karışıklık’ için özür diledi. Sudan Dışişleri Bakanlığı ise Etiyopyalı mevkidaşının kendisine söz konusu haberlerin doğru olmadığını bildirdiğini duyurdu.
Sudan’ın bildirisinde, Hartum’daki Etiyopya maslahatgüzarı Mekonnen Gossaye Tiba’nın Sudan Dışişleri Bakanlığı Komşu Ülkeler İdaresi Direktörü Büyükelçi Babekr es-Sıddık’a “Ülkesi yetkililerinin Nahda Barajı kapılarını kapamamış, suyun girmesini engellememiş olduğunu, ancak yağmur mevsimi dolayısıyla suyun doğal olarak baraj gölüne dolduğunu” bildirdi.
Dünya basınının Çarşamba günü Etiyopya televizyon kanalından aktardığı haberde Bakan Bekele’nin baraj rezervi dolumuna başlandığı yönündeki açıklamaları yer almıştı. Ancak daha sonra söylediklerinden geri adım atan Bakan Bekele, Twitter hesabından yaptığı açıklamada doluma başlanmadığını, “Rezervdeki suyun doğal yağmur suyu birikimi” olduğunu bildirmişti.
Etiyopya barajı doldurmaya başlamadan önce barajın dolum ve işletimi hakkındaki hususlar konusunda yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmaya varmaya çalışan Mısır ve Sudan, tek taraflı adımları kabul etmediklerini defalarca kez açıklamıştı.
Dolumun başladığı söylentileri, özellikle de Sudan Sulama Bakanlığının su seviyelerinin günde yaklaşık 90 milyon metreküp azaldığını açığa çıkararak bunu “Etiyopya’nın baraj kapılarını kapatmasına” bağlamasının ardından, Mısır ve Sudan’da öfkeye neden oldu. Mısır Dışişleri Bakanlığı ise bu konunun doğruluğu hakkında Etiyopya'dan ‘acil resmi açıklama’ çağrısında bulundu. İlk resmi adımda ise Sıddık, dün Tiba ile bir araya geldi. Dün Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Etiyopya, “Bekele’nin yaptığı açıklamaların barajın dolumuna işaret etmediğini” açıkladı.
Nitekim Gossaye, “Etiyopya yetkilileri, Nahda Barajı’nın kapılarını kapatmadı, içerisindeki suyu muhafaza etmedi. Ancak yağış mevsimi dolayısıyla sular doğal olarak baraj gölünde toplanmaya başladı” ifadelerini kullandı.
Aynı zamanda ülkesinin Nahda Barajı’na dair Afrika Birliği (AfB) sponsorluğundaki müzakerelere devam etme taahhüdünü doğruladı.
Sudan'ın söz konusu müzakerelere ve üç ülkenin çıkarları için çözüm yolunda uzlaşmaya olan bağlılığını hatırlatan Sıddık ise ülkesinin Nahda Barajı yakınlarında bulunan Roseires Barajı'nın işletim güvenliğini etkileyecek tek taraflı önlemleri reddettiğinin altını çizdi.
ABD merkezli Associated Press News, yağmur mevsimi ile birlikte rezervindeki suda artış yaşanan barajın yüksek çözünürlüklü görüntülerini yayınlamıştı.
Mısır, Etiyopya ve Sudan arasında AfB sponsorluğunda 11 gün yürütülen görüşmelerde barajın dolum ve işletimi ile ilgili hususlarda anlaşmaya varılamamıştı. Ancak AfB, müzakerelere devam etme ve çözüm bulma olasılığını tartışmak için önümüzdeki günlerde mini bir zirve çağrısı yapmayı planlıyor.
Sudan, Salı günü AfB’ye gönderdiği raporda “üç taraf arasındaki anlaşmazlıkta yasal ve teknik hususlarda basit bir ilerleme kaydedildiğine” işaret etmişti. Sudan Sulama Bakanlığı, üç ülke arasında kapsamlı ve kabul edilebilir bir anlaşmanın temelini oluşturacak bir anlaşma taslağı teklifi üzerinde güncellemede bulunduğunu açıkladı.
Etiyopya, 4 milyar dolara mal olan ve 6 bin 450 megavat elektrik kapasitesine sahip baraj ile Afrika'nın en büyük elektrik ihracatçısı olmayı hedefliyor. Kahire ise, barajın 100 milyondan fazla insanın bağımlı olduğu Nil’den su tedariğinin en az yüzde 90 oranında düşüşüne neden olmasından korkuyor.
El Ezher Üniversitesi İslami Araştırmalar Akademisindeki ana fetva kurulu, dün, “Delta ülkelerinin su güvenliğine zarar verme olasılığı taşıyan” her türlü husus için tüm önlemlerin alınmasına izin veren bir fetva yayınladı. Açıklamada şunlara yer verildi:
“Kimsenin suya erişimi engellenmemelidir; bu, Mısır ve Sudan dahil olmak üzere Nil Nehri'nin geçtiği birçok Afrika ülkesi için de geçerlidir. Bu nedenle, hangi gerekçeyle olursa olsun, devletlerin payını vatandaşların yaşamını tehdit edecek yönde olumsuz etkileyebilecek her şeyden uzak durmalıyız. Bu durumda mağdur olan devlet, Nil’deki su payını koruyacak her türlü adımı atma hakkında sahiptir.”
Nitekim fetvaya göre, “Nil membasındaki ülkelerinden biri, delta ülkelerinin su güvenliğine zarar verecek bir baraj inşa ederken bunun verebileceği zarardan kaçınmalıdır. Aksi taktirde, bundan etkilenen ülkeler bu zararı sona erdirecek tüm önlemleri yasal kaideye dayanarak alma hakkına sahiptir.”



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.