İbrahim Antlaşması ve gürleyen barış

Anlaşmanın ilk kazananları Trump ve yönetimi, ardından yeni bir gerçeklik yarattığı için BAE’dir

ABD Başkanı Donald Trump, BAE-İsrail anlaşmasını duyuruyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, BAE-İsrail anlaşmasını duyuruyor (AFP)
TT

İbrahim Antlaşması ve gürleyen barış

ABD Başkanı Donald Trump, BAE-İsrail anlaşmasını duyuruyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, BAE-İsrail anlaşmasını duyuruyor (AFP)

Velid Fares
ABD Başkanı Donald Trump, BAE-İsrail arasında bir barış anlaşması imzalandığını duyurduğunda Washington ve dünya başkentlerindeki birçok kişi şok oldu. Bu açıklama ile üç semavi dinin temsilcilerini bir araya getirdiği için “İbrahim Antlaşması” şeklinde kendisine tarihsel bir isim verilen bu anlaşmaya, Başkan Trump’ın özel ekibinin gözetiminde sürdürülen gizli müzakerelerden sonra varıldığı ortaya çıktı. Çalkantılı bölgesel ve küresel koşulların, ABD içindeki keskin politik çekişmelerin ışığında çok az kişi, ki ben de bunlara dahilim, böyle bir gelişme bekliyordu. Bu yüzden soru işaretleri çoğalıyor ve birikiyor.
Bu nasıl gerçekleşti ve bu tren yolculuğuna ne zaman başladı? Bilhassa bazı Trump muhaliflerinin iddia etmekte acele ettikleri gibi Başkan, seçimlere birkaç hafta kalmışken seçmenler nezdinde imajını parlatmak ve güçlendirmek amacıyla yakın bir zamanda mı bu fikri ortaya atmıştı? Bu sorunun yanıtı, hayırdır. Zira bu başarının tüm ortakları, yıllardır böyle bir inisiyatifin hayalini kuruyor ve bunun için çalışıyorlardı. Ben şahsen bu denkleme şahidim. Aralık 2015’te, New York’taki ofisinde Donald Trump bana şahsen, Araplar ve İsrail arasında barışı gerçekleştirmek istediğini söylemiş ve buna en çok hangi ülkenin hazır olduğunu sormuştu. Ben de, düşünce, toplum ve liderlik olarak hazır olduğu için BAE olduğu yanıtını vermiştim. Böylesi ikili bir barışın zorunlu olarak Filistinlileri içerecek daha geniş bir barışa yol açacağını eklemiştim. O gün Trump bana, ünlü “The Art of Deal” (Anlaşma Sanatı) kitabından çıkma bir anlaşma planlıyormuş gibi görünmüştü.
Bir sonraki yıl seçim kampanyası sırasında, Trump’ın dış politika danışmanlarından biri de bendim. Bu çerçevede New York’ta birçok üst düzey Arap yetkili ile bir araya geldim. Bunlar arasında, BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed de vardı. Bana, BAE liderliğinin siyasi felsefesini, bölgesel vizyonunu ve aralarında sorunu tamamen çözecek tarihi bir anlaşmanın da yer aldığı yeni stratejilerle Filistin sorununa adil bir çözüm getirme projesine liderlik etme kapasitesini açıklamıştı. Seçimlerden sonra Kasım 2016’da bu kez Abu Dabi’de BAE Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed ile görüşme fırsatı elde ettim. Yıllar içinde mimarlığını yaptığı BAE stratejik seçeneklerinin doğruluğunu teyit ettim. Buna, minimum düzeyde de olsa bir çözüm bulmak için herhangi bir ciddi fırsatı değerlendirmek isteyen Filistin Ulusal Otoritesi’nin temsilcileri ile Washington’da gerçekleştirdiğim görüşmeler de eklendi. İsraillilere gelince, müzakerelere katılmak için bu türden herhangi bir girişimi bekliyorlardı. Aksi takdirde, sahadaki ulusal planlarını sürdüreceklerdi.
Washington’da Suudi bakanlarla yaptığım görüşmeler sırasında da Körfez’in stratejik hedeflere verdiği desteğin derinliğinden emin oldum.
Özetle, Trump’ın bu denklemi koruyan himayesi altında BAE, İsraillilerin reddedemeyeceği bir barış karşılığında Batı Şeria'daki toprakların ilhakını dondurarak müzakerelerdeki çıkmazın üstesinden gelmek için bir girişimde bulunmuş oldu. Bu temelde, Sina’yı geri kazanmak, tanınmış bir Filistin otoritesi oluşturmak ve Ürdün'e istikrar sağlamak için Mısır devlet başkanı Enver Sedat’ın 1977 yılında İsrail ile imzaladığı ikili anlaşmanın ötesine geçen ve daha büyük bir plan içinde büyük bir adımdır.
BAE'nin stratejisi, bölgedeki dinamikleri değiştirmeye, pozitif güçleri yeniden bir araya getirip aşırılık yanlısı ve kalıcı savaşlar taraftarı güçlerle yüzleşmeye dayanıyor. Jeostratejik olarak İran, bölgenin bir bölümünü kontrolü altına alarak Irak, Suriye ve Yemen’de yıkıcı savaşları tetikledi. Öte yandan, Müslüman Kardeşlere bağlı güçler, Suriye, Irak, Yemen, Lübnan ve en önemlisi Libya dahil birçok ülkede yayıldı. Bu güçler stratejik olarak Katar ve yarı süper güç, NATO üyesi Türkiye tarafından desteklenmektedir. İki radikal gücün, Arap Baharı'ndan beri ve belki de ondan önce, tüm bu ülkeleri kontrol etmeyi, ardından Suudi Arabistan ve BAE’den başlayarak birbiri ardınca Körfez ülkelerine yönelip onları devirmeyi amaçladıkları stratejik olarak aşikardır. Dolayısıyla, BAE’nin özellikle de Dubai Emirliği’nin gerçekleştirdiği tüm ilerleme, İran ve Müslüman Kardeşler tehdidi altındadır. Aşırılık yanlısı eksenin Yemen, Suriye ve Libya’da tetiklediği savaşlar ile Al-Jazeera kanalı aracılığıyla Suudi Arabistan ve BAE’ye karşı başlattıkları doğrudan medya savaşı, Suudi Arabistan ve BAE’ye her cepheden karşılık vermek dışında seçenek bırakmadı. Filistin meselesinde donukluğa ve kendisinin uluslararası toplum tarafından unutulmasına neden olan şey budur. Ancak, bölgede ve dünyada, özellikle Washington'da olumlu bir şok yaratmak gerekiyordu ve “İbrahim Antlaşması” denkleminin derinliği de bunu gerçekleştirdi.
a. Anlaşma, dünyanın ilgisizliği, aşırılık yanlısı eksenler tarafından Filistin meselesinin istismar edilmesi, ufukta hiçbir çözümün görünmemesi arasında kafası karışık Filistinlilere kurtuluş elini sundu. BAE, harekete geçerek İsrail'i tanıması ve ilişkilerin normalleşmesi karşılığında Batı Şeria'yı ulusal topraklarına ilhak etme adımını durdurması için İsrail ile pazarlık yaptı. Böylece Abu Dabi ve yakında ortakları olacak ülkeler, modern bir diplomatik strateji yoluyla kendilerini yeni Filistin davasının koruyucuları olarak kabul ettirdiler.
b. İran ve Türkiye'ye, Arap Koalisyonu ile ılımlı Akdeniz ve Afrika komşu ülkelerinden oluşan yeni Ortadoğu'nun, bölgenin kaderi, siyasi ve kalkınma gelişimi üzerindeki aşırılık yanlısı eksenlerin egemenliğini kabul etmeyeceklerine dair doğrudan bir mesaj verdi. Böylelikle, onlarca yıldır devam eden savaş ve tahribattan muzdarip, hala acı çeken bir bölge için daha geniş ve daha derin bir barışa doğru ilerleme yolunda bir puan kaydetti.
c. Anlaşma, ABD içine de bir mesaj verdi. Bu mesaj da şudur: BAE ve ardından koalisyon ülkeleri, İsrail ile barış anlaşması yoluyla ABD toplumunun derinliklerine girmiştir. Yeni anlaşmanın taşıdığı barış ve ilerleme mesajı ile karşılaştırıldığında sonuç olarak, Katar gibi aşırı İslamcılık kürsüsünden medya ve üniversitelere sızan ülkelerin kamuoyundaki etkisi gerileyecektir.
Kim, ne kazanacak? İlk kazanan, bu barış atılımı kendi dönemlerinde yaşandığı için Başkan Trump ve yönetimidir. İkinci, büyük aşırılık yanlısı güçler karşısında stratejik bir kararlılıkla kendisinin liderlik edeceği bir yeni gerçeklik yarattığı, halkı, sahip olduğu ilerlemeden kat kat fazla bir ilerlemeden yararlanacağı için BAE’dir. Üçüncü, orta sınıfının büyümesini hızlandırmak ve Arap dünyasına karşı özgüvenini artırmak için her zaman hayalini kurduğu Körfez pazarına erişim güvencesini elde ettiği için İsrail’dir. Dördüncü, orta sınıfları olup bitenlerin büyüklüğünü, bunun onları kaybolmaktan, internet aracılığıyla dünyaya ayak uyduran kültürlü nesilleriyle birlikte adım adım yeni geleceklerini kazanmaya götüreceğini anladıklarında Filistinlilerdir. Beşinci, yeni dünyanın eşiğini aşmak için sırasını bekleyen Arap ülkeleridir. Bahreyn, Fas ve belki de Kuveyt ve Sudan ile diğer ülkelerin bu tarihsel geçiş için hazır olduklarını bilmeyen var mı?
Suudi Arabistan’a gelince, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın son birkaç yıldaki reformları olmasa, bu yeni köprü esasen var olmayacağı için bu tarihsel deneyimin en büyük koruyucusudur. Riyad, bu bölgesel denklemdeki en önemli köprü olan iç barış köprüsünü aştı. Bu köprü olmasaydı “İbrahim Antlaşması” güneş yüzü görmezdi.



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.