Libya’daki uzlaşı siyasi çözüme dönüşür mü?

UMH Başkanı Fayiz es-Serrac (solda) LUO Lideri Halifer Hafter (Sağda) (AFP)
UMH Başkanı Fayiz es-Serrac (solda) LUO Lideri Halifer Hafter (Sağda) (AFP)
TT

Libya’daki uzlaşı siyasi çözüme dönüşür mü?

UMH Başkanı Fayiz es-Serrac (solda) LUO Lideri Halifer Hafter (Sağda) (AFP)
UMH Başkanı Fayiz es-Serrac (solda) LUO Lideri Halifer Hafter (Sağda) (AFP)

Zayed Hediyye
Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac tarafından ‘ateşkesin sağlanması ve siyasi diyaloğun yeniden başlaması’ hususunda ayrı ayrı yapılan açıklamalar, Libya’nın içerisinde ve dışında büyük bir yankı buldu. Yıllardır Libya sorununa önem veren ülkelerin çoğu ve uluslararası- bölgesel kurumlar, söz konusu açıklamalardan sonra memnuniyetlerini dile getirdi.
Zamanlaması ve detayları açısından sürpriz şekilde karşılanan bu açıklamaların oluşturduğu iyimserlik atmosferine rağmen özellikle de UMH içerisinde muhalif seslerin yükselmesinden ve Bingazi’deki LUO tarafından kayda değer herhangi bir yorum yapılmamasından sonra ülkede, krizi sona erdirecek kapsamlı barış anlaşması hususunda soru işaretleri gündeme gelmeye başladı.
Bu açıklamalar ve uzlaşı açıklamasının her iki taraftan da eş zamanlı olarak yapılmış olması, uzlaşıya olanak tanıyan gizli kulislerde yaşananlara dair çeşitli sorulara kapı araladı.
Detaylar
Libya’daki birçok siyasi çevre, Bingazi ve Trablus arasında benzeri görülmemiş bir görüş ayrılığına yol açan müzakereleri kimin yürüttüğü konusunda ‘tamamen eksik olan ayrıntılarla’ ilgili birçok soru yöneltti. Görüşlerin çoğunluğu, birkaç hafta önce bir rüya olan anlayışlara olanak tanıyan, Libya’nın içinde ve dışındaki çatışma taraflarına baskı uygulamış ABD’nin gizli rolünün varlığı hususunda hemfikir.
Bu görüşler, söz konusu gelişmelerin Libya’daki benzeri görülmemiş ABD müdahalesinden birkaç hafta sonra meydana gelmesine ve Washington’un Libya Büyükelçiliği ile Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla arka arkaya açıklamalarda bulunmasına dikkati çekti. Büyükelçilik ve Bakanlık, açıklamalarında ‘silah ambargosu ve yabancı savaşçıların gönderilmesi ile ilgili uluslararası kararlara aykırı davrananlara cezalar uygulanması ve Libya’da askeri tırmanışın durdurulması’ meselelerine değinmişti.

Washington’un baskısı
UMH’nin eski siyasi danışmanı Sami el-Atraş, bu ilerlemenin sağlanması ve siyasi tıkanıklığın aşılması hususunda üçüncü bir tarafın varlığının kesin olduğunu vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Atraş, “Hiç şüphe yok ki Libya meselesine dair son gelişmelerde ABD, gerçek oyuncudur. Yaşananlar, uzlaşıya dayalı bu formül için ABD’nin Libya’daki ve yurt dışındaki tüm taraflara uyguladığı baskıların bir sonucudur” dedi.
Libyalı gazeteci Muhammed Arabi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Son günlerde ABD yönetiminin Libya meselesine olan ilgisi, koşulları eskisi gibi bırakmayacak. Bana göre bu, Washington’un başta Türkiye ve hatta Rusya olmak üzere sınırları dışındaki Libya yandaşları üzerindeki büyük etkisinden kaynaklanıyor. Bu nedenle cuma günü yaşananlar, ABD’nin planlaması, iradesi ve desteğiyle yaşandı. Bu, şüphe duymadığım bir şey” değerlendirmesinde bulundu.

Yorumlar, şüphelere yol açtı
Öte yandan Bingazi ve Trablus’tan yayınlanan açıklamalara ilişkin yapılan bazı yorumlar, gerçek, kapsamlı ve nihai bir barış anlaşması hususunda ilerleme fırsatları hakkında şüphelere neden oldu.
UMH Sözcüsü Muhammed Kanunu, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “UMH’ye bağlı askeri bir güç olarak, bu bildiriyle ilgili tavrımızı belirleme sürecindeyiz” dedi. UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac tarafından ilan edilen ateşkese bağlılıklarını ve nihai bir tutum ortaya koymayı reddeden Kanunu, şu anki tavırlarının, bildiriden sonra Burkan el-Gadab (Öfke Volkanı) operasyonunun internet sitesindeki açıklamalarla ifade edildiğini vurguladı.
Kanunu, söz konusu internet sitesinde yaptığı açıklamada, ‘Libya’nın tüm şehirleri özgür kalıncaya kadar askeri operasyonlara devam edeceklerini’ duyurmuştu. Muhammed Kanunu, Temsilciler Meclisi ve LUO’ya atıfla, “Daha önce karşı taraftan gelen ihlaller, ateşkes ilanlarına asla güvenmememiz gerektiğini gösteriyor. Çünkü onlar ihanete alışkın” açıklamasında bulunmuştu.
Serrac’ın ateşkes sağlama ve Libya’nın doğu cephesiyle müzakereleri kabul etme adımına karşı ret, yalnızca askeri kolu ile sınırlı değil, aksine kendisine yakın bazı politikacıları da kapsıyor. Öyle ki Başkanlık Konseyi’nin BM temsilcisi Tahir el-Sunni, işlenen suçların zaman aşımına uğramaması için geçiş süreci adaletinin sağlanması ve savaş suçu işleyenlerden hesap sorulması gerektiğini vurguladı. Bugüne kadar tüm samimi girişimleri memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Sunni, “Ama bunu insanlara detaylıca anlatmayı kabul etmiyoruz. Çünkü halkın kendi kaderini tayin hakkı vardır. Soru şu; Trablus’a savaş başlatan, onu tebrik eden, destekleyen ve daha sonra mağlup olan bir taraf mı ateşkese bağlı kalacak? Göreceğiz. Ancak herhangi bir manevrayı veya tehdidi kabul etmeyeceğiz” dedi.

Serrac’a istifa çağrısı
Serrac’ın eski siyasi danışmanı Sami el-Atraş, savaşı sonuna kadar götüremediği ve Libya topraklarının kontrol altına alamadığı taktirde Başkanlık Konseyi Başkanı’na istifa çağrısında bulundu. Atraş, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Fayiz es-Serrac, Başkanlık Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı olarak, eğer Libya halkının kontrolünü ve meşruiyetini tüm Libya topraklarında genişletmek için söz verdiği şeyi başaramayacak durumdaysa, o halde geri çekilmeli ve sahneyi terk etmelidir” ifadelerini kullandı. Aynı şekilde Sirte’yi silahtan arındırılmış bir bölge yapma önerisini kabul etmesi dolayısıyla Serrac’ı eleştiren Atraş, dış taraflarla savaşta olmadıklarına dikkati çekti.
Yakın zamanda üçüncü bir tarafın arenaya dahil olacağını söyleyen Sami el-Atraş, “Dünkü açıklamanın, silahtan arındırılmış bir bölgenin inşası için çalışacak ve uluslararası bir askeri güç olacak üçüncü bir gücün dahil olmasının önünü açmasını bekliyorum. Bu durum, ABD tarafından yönetilebilir ki bu, benim için ve diğer pek çok kişi için kabul edilemez bir durumdur” dedi.

Koordinasyon reddedildi
Öte yandan Temsilciler Meclisi Medya Bürosu Direktörü Hamid es-Safi, söz konusu açıklamalar öncesinde Akile Salih ve Trablus’taki herhangi bir taraf arasında doğrudan temas veya koordinasyon olduğunu yalanladı. Temsilciler Meclisi Başkanı’nın Medya Danışmanı Fethi el-Merimi de “Ateşkes, ister Türk ister paralı askerler olsun tüm yabancı kuvvetlerin Libya’dan tamamen ayrılmasını ve milislerin dağıtılmasını gerektiriyor” dedi. Merimi,  Temsilciler Meclisi’nin açıklamasının ‘ateşkesi, siyasi müzakerelerin yeniden başlamasını, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini, kalıcı ve kapsamlı bir barışı destekleyen Berlin Konferansı sonuçlarından ve Kahire girişiminde belirtilenlerden’ kaynaklandığını vurguladı.

Hafter’in nasıl tavır alacağı bekleniyor
Bu atmosfer ortasında LUO Sözcüsü Ahmed el-Mismari’nin ‘ordunun ret ettiğine’ dair haberleri yalanlamasına rağmen LUO’nun ateşkes ilanına ilişkin tavrı hala belirsizliğini koruyor. Mismari, “UMH ve Temsilciler Meclisi tarafından eş zamanlı olarak yapılan ateşkes ilanı hususunda, şu ana kadar henüz hiçbir açıklama yapılmadı” dedi.



ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
TT

ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir dizi açıklamanın ardından yeni bir gerilim aşamasına girdi. Söz konusu açıklamalarda sert güvenlik uyarıları yapılırken, Irak makamlarının ülke içindeki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırıları engelleme kapasitesi doğrudan eleştirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Irak’taki Amerikan diplomatik tesislerini hedef alan saldırıların sorumlularının tespitine yönelik bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıklamasından bir gün sonra, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği perşembe günü yeni bir uyarı yayımladı. Açıklamada, “İran’la bağlantılı Iraklı milislerin” başkent merkezinde 24 ila 48 saat içinde saldırı düzenleyebileceği belirtildi.

Büyükelçilik, ABD vatandaşlarına Irak’ı derhâl terk etmeleri çağrısında bulunarak, olası saldırıların Amerikalıları ve ABD ile bağlantılı şirketler, üniversiteler, diplomatik tesisler, enerji altyapısı, oteller ve havalimanları gibi hedefleri kapsayabileceğini ifade etti.

Uyarıdan saatler önce yayımlanan ayrı bir açıklamada ise büyükelçilik, Irak hükümetinin “Irak topraklarında gerçekleşen veya buradan kaynaklanan terör saldırılarını önleyemediğini” belirtti. Bu ifade, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, Erbil’deki Başkonsolosluk ve başkentteki diplomatik destek merkezine yönelik tekrarlanan saldırılara atıf olarak değerlendirildi.

Haşdi Şabi mensupları, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Açıklamada ayrıca, silahlı gruplara mensup bazı unsurların “Irak hükümetinde görevli olduklarını gösteren kimlik belgeleri taşıyabileceği” ifade edilerek, bazı saldırganların kurumsal bağlantıları ya da resmî bir koruma altında olabileceğine ima yapıldı. Ancak bu konuda ayrıntı verilmedi.

Yaklaşık dört saat sonra büyükelçilik, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıların faillerine ilişkin bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyuran açıklamasını yeniden paylaştı.

Bu gelişmeler, Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı ile ABD tarafı arasında, Irak’ın bölgesel askeri çatışmanın dışında tutulmasına yönelik varılan mutabakatın üzerinden bir haftadan kısa süre geçmesinin ardından geldi. Anlaşmada, Irak topraklarının, hava sahasının ve kara sularının ülkenin ya da komşu devletlerin güvenliğini tehdit edecek şekilde kullanılmaması vurgulanmıştı.

Sahada tırmanış

Siyasi ve güvenlik gerilimine paralel olarak, Enbar ve Ninova vilayetlerinde silahlı gruplara ait hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlendi.

Yerel kaynaklara göre, Enbar vilayetinin batısındaki Hadise kentinde 57. Tugay’a bağlı aşiret güçlerinin karargâhı ABD tarafından bombalandı. Saldırının bilançosuna ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Ninova’da ise Haşdi Şabi, perşembe günü yaptığı açıklamada, Musul’un güneyindeki Kayyara nahiyesinde 58. Tugay’a bağlı 38. Alay karargâhının hava saldırısına uğradığını, ancak can kaybı yaşanmadığını bildirdi.

Haşdi Şabi’nin açıklamasına göre saldırı saat 11.30’da gerçekleşti ve aynı vilayetteki başka bir hedefin vurulmasından 24 saatten kısa süre sonra düzenlendi. Kurum, aynı gün sabah saatlerinde de 14. Tugay’a bağlı 4. Alay’ın bulunduğu noktanın hedef alındığını ve bu saldırıda da can kaybı yaşanmadığını duyurmuştu.

df
Haşdi Şabi üyeleri, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Kısa süre içinde aynı bölgedeki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırılar, sahadaki askeri tırmanışın genişlediğini gösterirken, ABD’nin Bağdat’a yönelik uyarılarıyla birlikte Irak’taki güvenlik tablosunun daha hassas bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.

Siyasi tepkiler

Hükümete katılan Şii, Sünni ve Kürt güçleri bir araya getiren “Devlet Yönetimi Koalisyonu” ise yayımladığı açıklamada, “her ne gerekçeyle olursa olsun ülke egemenliğinin ihlalini” reddettiğini belirtti. Koalisyon, Irak topraklarının herhangi bir ülkeye yönelik saldırıların çıkış noktası olarak kullanılmasına karşı olduğunu yineledi.

Açıklamada ayrıca, çeşitli vilayetlerde devlet kurumlarını, diplomatik misyonları ve hayati tesisleri hedef alan saldırılar kınanırken, hükümetin ve yargının güvenliği sağlama ve istikrarı yeniden tesis etme yönündeki adımlarına destek verildiği ifade edildi.

Bağdat üzerindeki baskı artıyor

Gözlemciler, hava saldırıları ile ABD’nin sert uyarılarının eş zamanlı gelmesinin, Irak hükümeti üzerindeki baskıyı artırabileceği görüşünde. Özellikle silahlı grupların faaliyetleri ve Irak topraklarından kaynaklanan saldırılar konusunda Bağdat’ın daha net bir tutum alması yönünde çağrılar artıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir Irak hükümet danışmanı, ABD Büyükelçiliği’nin uyarısının “Bağdat’ın silahlı gruplara karşı kararlı adımlar atma kapasitesine yönelik güvenin azaldığını gösterdiğini” söyledi.

Aynı kaynak, ABD politikasının “Irak hükümetine manevra alanı tanımaktan, doğrudan baskı uygulayarak net bir pozisyon almaya zorlamaya evrildiğini” ifade etti.

Washington’un, Bağdat’ın izlediği denge politikasını artık yeterli görmediğini belirten kaynak, Irak topraklarından kaynaklanan saldırıların sürmesi hâlinde bunun “hükümet üzerindeki siyasi ve güvenlik baskılarının daha da artmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.


Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
TT

Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Bölgesel enerji rotalarında stratejik bir dönüşüme işaret eden adım kapsamında, Bağdat yönetimi ham petrolü Suriye üzerinden kara yoluyla ihraç etmeye resmen başladı. Geleneksel deniz ticaret yollarında yaşanan aksaklıkları aşmayı hedefleyen bu gelişme, Şam tarafından ülkenin yeniden “geçiş pusulası” ve küresel enerji için hayati bir platforma dönüşü olarak değerlendirildi. Bölgedeki jeopolitik dalgalanmalar, iki ülke arasında kara entegrasyonuna dayalı yeni bir ekonomik gerçekliği beraberinde getiriyor.

Irak’tan çıkan ilk fuel-oil tanker konvoyları, Tanf–Velid sınır kapısından geçerek Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Rafinerisi’ne doğru yola çıktı. Böylece iki ülke arasında ekonomik iş birliğinde yeni bir dönemin fiilen başladığı ifade ediliyor. Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), 299 tankerlik sevkiyatın daha sonra ihracat amacıyla yükleneceğini bildirdi.

febfeb
Iraklı tankerler Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Tanf sınır kapısı, 2015 yılında DEAŞ’ın kontrolüne geçmesinin ardından kapatılmıştı. 2016’da ABD destekli güçler bölgede bir askeri üs kurmuştu. Geçtiğimiz ay Suriye güçlerinin kontrolü ele almasıyla birlikte sınır kapısının yeniden açılmasının önü açıldı.

“Geçiş pusulası”

İlk tanker konvoylarının Suriye topraklarına girişinin ardından, Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, X platformundaki açıklamasında, “Suriye-Irak sınırından Banyas’taki deniz terminallerine uzanan hatla Suriye yeniden küresel enerji için stratejik bir geçiş ve ihracat platformu haline geliyor” ifadelerini kullandı. Beşir, bu adımın “ulusal çıkarları güçlendirdiğini ve Arap ekonomik entegrasyonunu ileri taşıdığını” belirtti.

Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi de söz konusu gelişmenin iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendiren önemli bir adım olduğunu, ticaret ve enerji hatlarının canlandırılmasının önünü açtığını açıkladı. Kurum, işlemlerin hızlı ve verimli şekilde yürütülmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.

dsvd
Irak’a ait tankerler Suriye topraklarına giriş yapmak üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Aynı kapsamda, İdare heyeti Yaarubiye–Rabia sınır kapısında incelemelerde bulunarak Mayıs başında faaliyete geçirilmesi için hazırlıkları değerlendirdi. Ayrıca Semalka–Fişhabur kapısının da sisteme dahil edilmesi için çalışmalar sürerken, Bukemal–Kaim kapısında yolcu geçişlerinin yeniden başladığı bildirildi.

Irak tarafında Velid ilçe yetkilisi Mücahid Mirdi ed-Duleymi, sınır kapısında deneme açılışının yapıldığını ve petrol tankerlerinin girişine başlandığını açıkladı. Duleymi, hâlihazırda 150’den fazla tankerin geçiş için beklediğini, günlük geçiş sayısının en az 500 tankere ulaşmasının hedeflendiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin de Suriye-Irak enerji iş birliğini desteklediği belirtiliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle yaşanan enerji sorununa çözüm olabileceğini ve ülkede boru hattı projelerinin geliştirilebileceğini ifade etti.

“Suriye hayati bir seçenek”

Bölgedeki çatışmaların şiddetlenmesi ve ABD-İsrail ile İran arasında artan gerilim, dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda doğrudan tehdit oluşturuyor.

Ekonomist Dr. Fadi Ayyaş, Irak’ın büyük bir petrol üreticisi olarak ihracatını sürdürebilmek için Suriye’yi “hayati ve mevcut bir seçenek” olarak gördüğünü belirtti. Ayyaş’a göre, hedef günlük 500 ila 700 tanker seviyesine ulaşmak.

Ancak güvenlik riskleri dikkat çekiyor. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle sınır hattı zaman zaman insansız hava araçları ve topçu atışlarıyla hedef alınıyor. Bu durum, sevkiyatın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.

 dsvds
Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi Başkanlığı heyetinin Irak sınırındaki Yaarubiye Sınır Kapısı’na gerçekleştirdiği inceleme ziyareti (İdare)

Ayyaş, sürecin devamlılığının ekonomik ihtiyaçlar ile sahadaki güvenlik riskleri arasında kurulacak dengeye bağlı olduğunu vurguladı. Ayrıca uzun vadede Irak-Suriye petrol boru hattının yeniden devreye alınmasının daha güvenli ve düşük maliyetli bir seçenek olacağını ifade etti.

Irak’ın, sevkiyat zorlukları nedeniyle petrol üretimini yaklaşık yüzde 80 azaltarak günlük 800 bin varile düşürdüğü kaydediliyor.

Risklere rağmen sevkiyat

Tüm risklere rağmen tanker konvoylarının yola çıkması, tarafların süreci sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre operasyonun başarısı büyük ölçüde iki ülkenin güvenlik güçlerinin güzergâhı ne ölçüde koruyabileceğine bağlı olacak.

Ekonomik tahminlere göre, Irak petrolünün Suriye üzerinden taşınması, Şam yönetimine yıllık 150 ila 200 milyon dolar arasında transit gelir sağlayabilir. Buna ek olarak liman, depolama ve lojistik hizmetlerden de önemli gelir elde edilmesi bekleniyor.

Günlük 600-700 tankerlik hareketliliğin, yakıt tüketimi, bakım ve yol ücretleri üzerinden yerel ekonomiyi canlandıracağı ifade ediliyor. Ayrıca Suriye’nin, anlaşmalar kapsamında daha uygun fiyatlarla petrol veya türevlerine erişim imkânı elde edebileceği belirtiliyor.

Uzmanlar, tüm bu ekonomik kazanımların nihai olarak sevkiyat hacmi ve sınır hattındaki güvenlik istikrarına bağlı olacağını vurguluyor.


Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.