BM’den milyonlarca Yemenli için insani kriz uyarısı

Fon yetersizliği, Yemenliler üzerinde trajik bir etki oluşturdu (Reuters)
Fon yetersizliği, Yemenliler üzerinde trajik bir etki oluşturdu (Reuters)
TT

BM’den milyonlarca Yemenli için insani kriz uyarısı

Fon yetersizliği, Yemenliler üzerinde trajik bir etki oluşturdu (Reuters)
Fon yetersizliği, Yemenliler üzerinde trajik bir etki oluşturdu (Reuters)

Kenan el-Hamiri
Birleşmiş Milletler (BM), ülkedeki insani krizle mücadele etmek için gerekli fonların bulunmaması nedeniyle gelecek haftalarda Yemen’de trajik bir durum yaşanabileceği uyarısında bulundu.
BM Yemen Koordinatörü Lise Grande, “Gelecek haftalarda acil şekilde finansman sağlanmazsa su ve kanalizasyon hizmetlerinin yüzde 50’si kesintiye uğrayacak. Ülkedeki sağlık tesislerinin yarısına denk gelen 189 hastane ve 2 bin 500 sağlık kliniğinde gerekli ilaç ve malzemelerde sıkıntı yaşanacak” açıklamasında bulundu.

Trajik etki
Grande, BM’nin Yemen’deki ana programlarının yarısının, finansman eksikliğinden etkilendiğini ve 38 ana BM programından 12’sinin daha önce kapatıldığını veya önemli ölçüde kısıtlandığını söyledi.
BM yetkilisi, “Yemen’in kuzeyinde 8 milyondan fazla insan için gıda paylarının yarıya indirilmesi dolayısıyla finansman eksikliği trajik bir etki oluşturdu” dedi.
Grande, “İnsani yardım kuruluşları, 140 tesiste sağlık hizmetlerini durdurmak zorunda kaldı. Kolera ve diğer bulaşıcı hastalıkları olan Yemenlilerin tedavisi için ayrılan diğer 275 merkezde de sağlık hizmetleri kesintiye uğradı” ifadelerini kullandı.
Ön saflarda çalışan yaklaşık 10 bin sağlık çalışanına ödeme yapılmadığını söyleyen Lise Grande, “Enfekte hastaları tedavi etmek için sağlanan malzemeler durdu. Acil tedavi görmezlerse ölebilirler” dedi.

Zor tedavi koşulları
Lise Grande’nin ofisinden kaynaklar, Independent Arabia’ya yaptıkları açıklamada, insani müdahale planının finansmanının yetersiz olduğunu ve BM kurumlarının, insani yardım programlarını kapatmak ya da önemli ölçüde azaltmak zorunda kalabilecekleri için zor bir durumla karşı karşıya olduklarını vurguladı.
Kaynak, sınırlı finansmanla  yardım kuruluşlarının büyük ölçekli programlar sağlamaya devam ettiğini ve ülke genelindeki faaliyetlerinin sürmesi gerektiğini belirtti.

Gıda ve sağlık öncelikleri
Ancak kaynaklar, ortakların artık önemli ihtiyaçlara yönelik yanıtlarının yoğunlaşması gerektiğini söylerken, en savunmasız gruplar için de gıda, nakit, sağlık hizmetleri, su ve kanalizasyon ve temizlik hizmetlerine öncelik verilmesi gerektiğini ifade etti.

Gıda krizi
Etkilenen BM programları hakkındaki Temmuz ayı insani yardım raporuna göre Grande, “BM Barışı İnşa Komisyonu, bize Yemen’in bir kez daha büyük bir gıda güvenliği krizinin eşiğinde olduğunu haber verdi” dedi.
BM yetkilisi, “On sekiz ay önce benzer bir durumla karşılaştığımızda cömert bir fonla karşılaştık ve bize sağlanan kaynakları akıllıca kullandık. Büyük ölçekte insanların en aç ve en çok risk altında olduğu alanlara yardımları genişleterek kıtlığın önüne geçtik” ifadelerini kullandı.
Lise Granda, ihtiyaç duyulan fonu şimdi bulamadıkları taktirde, bu sefer aynı şeyleri yapamayacaklarını belirtti.
Söz konusu BM raporunda ise çatışmalara tanık olan bölgelerdeki gıda güvensizliğinin, insani yardımlara erişimi engellediği belirtildi.

Öneriler
Rapor, gıda yardımların engelsiz şekilde sürdürülmesi, en savunmasız vatandaşların geçim kaynaklarının korunması, sellerden zarar gören su altyapısının rehabilitasyonunun desteklenmesi dahil olmak üzere acil eylem önerilerine dikkati çekti.

BM’nin Yemen’deki rolü sona mı erdi?
Grande, söz konusu ifadeleri ilk kez kullanmadı. Öyle ki daha önce de birçok defa uyarılar yaparken, gözlemciler ise durumun, BM’nin Yemen’deki rolünün sona ermek üzere olduğunu gösterdiğini belirtti. Gözlemciler, kanlı çatışmalardan yorulan ülkede belki de ofislerini kapatma ve faaliyetlerini durdurma hazırlığı yaptıklarına dikkati çekti.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) da defalarca Yemen’deki insani yardım eylemlerinin fonlarında keskin bir düşüş yaşandığını duyurdu.
İnsani Yardım Koordinatörü, uluslararası bağışçıların Yemen’deki başarısızlığından söz ederken, Independent Arabia da Grande’nin bürosuna, uluslararası bağışçıların neden taahhütlerini yerine getirmediklerini sordu. Ancak büro, bu sorunun bağışçıların kendilerine yöneltilmesini istedi.

Güven sarsılması
Gözlemciler, güven eksikliği nedeniyle BM ile bağışçı ülkelerin arasındaki ilişki düzeyinin azaldığını söylerken, Grande de geçen Nisan ayı sonlarında yaptığı bir açıklamasında bu durumu kabul etti. Grande, o dönemdeki açıklamasında ‘Bağışçılar, Yemen’deki insani yardım faaliyetlerine güvenlerini yitirdi” diyerek, insani yardım kuruluşlarına yapılan uluslararası yardımın azalmasının sebeplerinden birinin de bu olduğunu kaydetti.
İktisatçı Abdulvahid el-Oubali de Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, geçmiş yıllarda yalnızca BM kurumları aracılığıyla olan 15 milyar dolar da dahil, 25 milyar dolardan fazla para pompalandığını hatırlattı.

İz yok
Oubali, BM’nin, uluslararası kuruluşların ve genel olarak yerel ortaklarının faaliyetlerinin sonuçları ve etkileri göz önüne alındığında, etkinin olumsuz olduğunu belirtti.
BM kuruluşlarının adlarının çeşitli yolsuzluk ve ihmal skandallarına karıştığını belirten Abdulvahid el-Oubali, “Tüm BM kuruluşlarının Yemen’deki projelerinin denetlenmiş mali ve teknik raporlarını yayınlamayı reddetmesi karşısında, Husilerin bu yardımları yağmalaması kolaylaştı” dedi.
Oubali, BM kurumlarına duyulan güvenin sarsıldığını, ‘meşru hükümetle işbirliğinin, Yemen Merkez Bankası ve diğer bankalara nakit para cinsinden likidite sağlamanın’ reddedildiğini ifade etti. Aynı şekilde meşru hükümetin bunu defalarca talep etmesine rağmen BM’nin, parayı Yemen dışındaki bankalarda tutmakta ısrar ettiğini kaydetti.

Destek
Bağışçılar ve BM arasındaki güven eksikliği karşısında Abdulvahid el-Oubali, Yemen’in en büyük bağışçısı olan Suudi Arabistan, ABD ve Kuveyt’in insani projelerini hayata geçirmek için kurumları aracılığıyla destek sağlamaya devam etmeleri, Yemenlilere doğrudan yardım sağlamaları, yüksek işletme maliyetleri ve yolsuzluk oranları nedeniyle BM kurumlarından tamamen vazgeçmeleri önerisinde bulundu.

Kötüleşen kriz
Tüm bunlar, Yemen’in, BM’nin dünyadaki en kötüsü olarak nitelendirdiği krizi şiddetlendirebilecek bir insani krizin eşiğinde olduğunu gösteriyor. Öyle ki ülkede, gelecek haftalarda yeni eğitim yılı başladığında, okulların en az yüzde 70’inin kapanması veya çok sınırlı bir şekilde faaliyet göstermesi de mümkün.
Bu çerçevede iktisatçı Abdulvahid el-Oubali, gidecek başka yeri olmayan on binlerce yerinden edilmişin insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda kalacağını vurguladı.
Oubali, “Yemenliler, yurtdışındaki gurbetçilere büyük bir bağlılık gösterdikleri için bu durumun ciddiyetini hafife aldı” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre geçen Haziran başlarında Suudi Arabistan, video konferans aracılığıyla bir konferansa ev sahipliği yaptı. Konferans, yıl sonuna kadar temel insani yardım faaliyetlerini karşılamak için gerekli olan 2,41 milyar doların yaklaşık 1,35 milyarının taahhüdüyle sonuçlandı. BM Yemen Koordinatörü Lise Grande tarafından yapılan açıklamaya göre konferans sonrasında geriye, bir milyar doları aşan bir boşluk kaldı.
Yemen, dünyanın en kötü insani felaketiyle karşı karşıya. BM’ye göre nüfusun yaklaşık yüzde 80’inin, yani 24 milyondan fazla vatandaşın acil insani yardım ve korumaya ihtiyacı var.



ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
TT

ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir dizi açıklamanın ardından yeni bir gerilim aşamasına girdi. Söz konusu açıklamalarda sert güvenlik uyarıları yapılırken, Irak makamlarının ülke içindeki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırıları engelleme kapasitesi doğrudan eleştirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Irak’taki Amerikan diplomatik tesislerini hedef alan saldırıların sorumlularının tespitine yönelik bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıklamasından bir gün sonra, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği perşembe günü yeni bir uyarı yayımladı. Açıklamada, “İran’la bağlantılı Iraklı milislerin” başkent merkezinde 24 ila 48 saat içinde saldırı düzenleyebileceği belirtildi.

Büyükelçilik, ABD vatandaşlarına Irak’ı derhâl terk etmeleri çağrısında bulunarak, olası saldırıların Amerikalıları ve ABD ile bağlantılı şirketler, üniversiteler, diplomatik tesisler, enerji altyapısı, oteller ve havalimanları gibi hedefleri kapsayabileceğini ifade etti.

Uyarıdan saatler önce yayımlanan ayrı bir açıklamada ise büyükelçilik, Irak hükümetinin “Irak topraklarında gerçekleşen veya buradan kaynaklanan terör saldırılarını önleyemediğini” belirtti. Bu ifade, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, Erbil’deki Başkonsolosluk ve başkentteki diplomatik destek merkezine yönelik tekrarlanan saldırılara atıf olarak değerlendirildi.

Haşdi Şabi mensupları, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Açıklamada ayrıca, silahlı gruplara mensup bazı unsurların “Irak hükümetinde görevli olduklarını gösteren kimlik belgeleri taşıyabileceği” ifade edilerek, bazı saldırganların kurumsal bağlantıları ya da resmî bir koruma altında olabileceğine ima yapıldı. Ancak bu konuda ayrıntı verilmedi.

Yaklaşık dört saat sonra büyükelçilik, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıların faillerine ilişkin bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyuran açıklamasını yeniden paylaştı.

Bu gelişmeler, Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı ile ABD tarafı arasında, Irak’ın bölgesel askeri çatışmanın dışında tutulmasına yönelik varılan mutabakatın üzerinden bir haftadan kısa süre geçmesinin ardından geldi. Anlaşmada, Irak topraklarının, hava sahasının ve kara sularının ülkenin ya da komşu devletlerin güvenliğini tehdit edecek şekilde kullanılmaması vurgulanmıştı.

Sahada tırmanış

Siyasi ve güvenlik gerilimine paralel olarak, Enbar ve Ninova vilayetlerinde silahlı gruplara ait hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlendi.

Yerel kaynaklara göre, Enbar vilayetinin batısındaki Hadise kentinde 57. Tugay’a bağlı aşiret güçlerinin karargâhı ABD tarafından bombalandı. Saldırının bilançosuna ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Ninova’da ise Haşdi Şabi, perşembe günü yaptığı açıklamada, Musul’un güneyindeki Kayyara nahiyesinde 58. Tugay’a bağlı 38. Alay karargâhının hava saldırısına uğradığını, ancak can kaybı yaşanmadığını bildirdi.

Haşdi Şabi’nin açıklamasına göre saldırı saat 11.30’da gerçekleşti ve aynı vilayetteki başka bir hedefin vurulmasından 24 saatten kısa süre sonra düzenlendi. Kurum, aynı gün sabah saatlerinde de 14. Tugay’a bağlı 4. Alay’ın bulunduğu noktanın hedef alındığını ve bu saldırıda da can kaybı yaşanmadığını duyurmuştu.

df
Haşdi Şabi üyeleri, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Kısa süre içinde aynı bölgedeki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırılar, sahadaki askeri tırmanışın genişlediğini gösterirken, ABD’nin Bağdat’a yönelik uyarılarıyla birlikte Irak’taki güvenlik tablosunun daha hassas bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.

Siyasi tepkiler

Hükümete katılan Şii, Sünni ve Kürt güçleri bir araya getiren “Devlet Yönetimi Koalisyonu” ise yayımladığı açıklamada, “her ne gerekçeyle olursa olsun ülke egemenliğinin ihlalini” reddettiğini belirtti. Koalisyon, Irak topraklarının herhangi bir ülkeye yönelik saldırıların çıkış noktası olarak kullanılmasına karşı olduğunu yineledi.

Açıklamada ayrıca, çeşitli vilayetlerde devlet kurumlarını, diplomatik misyonları ve hayati tesisleri hedef alan saldırılar kınanırken, hükümetin ve yargının güvenliği sağlama ve istikrarı yeniden tesis etme yönündeki adımlarına destek verildiği ifade edildi.

Bağdat üzerindeki baskı artıyor

Gözlemciler, hava saldırıları ile ABD’nin sert uyarılarının eş zamanlı gelmesinin, Irak hükümeti üzerindeki baskıyı artırabileceği görüşünde. Özellikle silahlı grupların faaliyetleri ve Irak topraklarından kaynaklanan saldırılar konusunda Bağdat’ın daha net bir tutum alması yönünde çağrılar artıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir Irak hükümet danışmanı, ABD Büyükelçiliği’nin uyarısının “Bağdat’ın silahlı gruplara karşı kararlı adımlar atma kapasitesine yönelik güvenin azaldığını gösterdiğini” söyledi.

Aynı kaynak, ABD politikasının “Irak hükümetine manevra alanı tanımaktan, doğrudan baskı uygulayarak net bir pozisyon almaya zorlamaya evrildiğini” ifade etti.

Washington’un, Bağdat’ın izlediği denge politikasını artık yeterli görmediğini belirten kaynak, Irak topraklarından kaynaklanan saldırıların sürmesi hâlinde bunun “hükümet üzerindeki siyasi ve güvenlik baskılarının daha da artmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.


Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
TT

Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Bölgesel enerji rotalarında stratejik bir dönüşüme işaret eden adım kapsamında, Bağdat yönetimi ham petrolü Suriye üzerinden kara yoluyla ihraç etmeye resmen başladı. Geleneksel deniz ticaret yollarında yaşanan aksaklıkları aşmayı hedefleyen bu gelişme, Şam tarafından ülkenin yeniden “geçiş pusulası” ve küresel enerji için hayati bir platforma dönüşü olarak değerlendirildi. Bölgedeki jeopolitik dalgalanmalar, iki ülke arasında kara entegrasyonuna dayalı yeni bir ekonomik gerçekliği beraberinde getiriyor.

Irak’tan çıkan ilk fuel-oil tanker konvoyları, Tanf–Velid sınır kapısından geçerek Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Rafinerisi’ne doğru yola çıktı. Böylece iki ülke arasında ekonomik iş birliğinde yeni bir dönemin fiilen başladığı ifade ediliyor. Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), 299 tankerlik sevkiyatın daha sonra ihracat amacıyla yükleneceğini bildirdi.

febfeb
Iraklı tankerler Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Tanf sınır kapısı, 2015 yılında DEAŞ’ın kontrolüne geçmesinin ardından kapatılmıştı. 2016’da ABD destekli güçler bölgede bir askeri üs kurmuştu. Geçtiğimiz ay Suriye güçlerinin kontrolü ele almasıyla birlikte sınır kapısının yeniden açılmasının önü açıldı.

“Geçiş pusulası”

İlk tanker konvoylarının Suriye topraklarına girişinin ardından, Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, X platformundaki açıklamasında, “Suriye-Irak sınırından Banyas’taki deniz terminallerine uzanan hatla Suriye yeniden küresel enerji için stratejik bir geçiş ve ihracat platformu haline geliyor” ifadelerini kullandı. Beşir, bu adımın “ulusal çıkarları güçlendirdiğini ve Arap ekonomik entegrasyonunu ileri taşıdığını” belirtti.

Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi de söz konusu gelişmenin iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendiren önemli bir adım olduğunu, ticaret ve enerji hatlarının canlandırılmasının önünü açtığını açıkladı. Kurum, işlemlerin hızlı ve verimli şekilde yürütülmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.

dsvd
Irak’a ait tankerler Suriye topraklarına giriş yapmak üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Aynı kapsamda, İdare heyeti Yaarubiye–Rabia sınır kapısında incelemelerde bulunarak Mayıs başında faaliyete geçirilmesi için hazırlıkları değerlendirdi. Ayrıca Semalka–Fişhabur kapısının da sisteme dahil edilmesi için çalışmalar sürerken, Bukemal–Kaim kapısında yolcu geçişlerinin yeniden başladığı bildirildi.

Irak tarafında Velid ilçe yetkilisi Mücahid Mirdi ed-Duleymi, sınır kapısında deneme açılışının yapıldığını ve petrol tankerlerinin girişine başlandığını açıkladı. Duleymi, hâlihazırda 150’den fazla tankerin geçiş için beklediğini, günlük geçiş sayısının en az 500 tankere ulaşmasının hedeflendiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin de Suriye-Irak enerji iş birliğini desteklediği belirtiliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle yaşanan enerji sorununa çözüm olabileceğini ve ülkede boru hattı projelerinin geliştirilebileceğini ifade etti.

“Suriye hayati bir seçenek”

Bölgedeki çatışmaların şiddetlenmesi ve ABD-İsrail ile İran arasında artan gerilim, dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda doğrudan tehdit oluşturuyor.

Ekonomist Dr. Fadi Ayyaş, Irak’ın büyük bir petrol üreticisi olarak ihracatını sürdürebilmek için Suriye’yi “hayati ve mevcut bir seçenek” olarak gördüğünü belirtti. Ayyaş’a göre, hedef günlük 500 ila 700 tanker seviyesine ulaşmak.

Ancak güvenlik riskleri dikkat çekiyor. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle sınır hattı zaman zaman insansız hava araçları ve topçu atışlarıyla hedef alınıyor. Bu durum, sevkiyatın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.

 dsvds
Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi Başkanlığı heyetinin Irak sınırındaki Yaarubiye Sınır Kapısı’na gerçekleştirdiği inceleme ziyareti (İdare)

Ayyaş, sürecin devamlılığının ekonomik ihtiyaçlar ile sahadaki güvenlik riskleri arasında kurulacak dengeye bağlı olduğunu vurguladı. Ayrıca uzun vadede Irak-Suriye petrol boru hattının yeniden devreye alınmasının daha güvenli ve düşük maliyetli bir seçenek olacağını ifade etti.

Irak’ın, sevkiyat zorlukları nedeniyle petrol üretimini yaklaşık yüzde 80 azaltarak günlük 800 bin varile düşürdüğü kaydediliyor.

Risklere rağmen sevkiyat

Tüm risklere rağmen tanker konvoylarının yola çıkması, tarafların süreci sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre operasyonun başarısı büyük ölçüde iki ülkenin güvenlik güçlerinin güzergâhı ne ölçüde koruyabileceğine bağlı olacak.

Ekonomik tahminlere göre, Irak petrolünün Suriye üzerinden taşınması, Şam yönetimine yıllık 150 ila 200 milyon dolar arasında transit gelir sağlayabilir. Buna ek olarak liman, depolama ve lojistik hizmetlerden de önemli gelir elde edilmesi bekleniyor.

Günlük 600-700 tankerlik hareketliliğin, yakıt tüketimi, bakım ve yol ücretleri üzerinden yerel ekonomiyi canlandıracağı ifade ediliyor. Ayrıca Suriye’nin, anlaşmalar kapsamında daha uygun fiyatlarla petrol veya türevlerine erişim imkânı elde edebileceği belirtiliyor.

Uzmanlar, tüm bu ekonomik kazanımların nihai olarak sevkiyat hacmi ve sınır hattındaki güvenlik istikrarına bağlı olacağını vurguluyor.


Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.