Kadri Cemil: DSM’yi siyasi sürece dahil etme konusunda çok sayıda seçenek var

İlham Ahmed ve Kadri Cemil dün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştüler. (Şarku’l Avsat)
İlham Ahmed ve Kadri Cemil dün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştüler. (Şarku’l Avsat)
TT

Kadri Cemil: DSM’yi siyasi sürece dahil etme konusunda çok sayıda seçenek var

İlham Ahmed ve Kadri Cemil dün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştüler. (Şarku’l Avsat)
İlham Ahmed ve Kadri Cemil dün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştüler. (Şarku’l Avsat)

Rusya-ABD geriliminin Suriye'nin doğusundaki bölgelerde meydana gelen gelişmeler üzerinde etkili olduğu ve Moskova'nın Washington'ı bölgedeki "ayrılıkçı eğilimleri" desteklediği gerekçesiyle sürekli olarak eleştirdiği bir dönemde, Rusya’nın başkenti Moskova’da dün “Moskova Platformu” Başkanı Kadri Cemil’in öncülüğündeki Halkın İradesi Partisi ile Demokratik Suriye Meclisi (DSM) arasında anlaşma imzalandı.
İmza atan tarafların özellikle Rusya’nın başkenti Moskova’da yapılmasını istedikleri ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un açık desteğini aldıkları anlaşma, Türkiye-Rusya koordinasyonu için yeni bir sınama özelliği taşıyor. Türkiye, anlaşmanın duyurulmasının hemen ardından “Terör örgütü PKK’ya destek teşkil edebilecek herhangi bir yardıma” karşı uyarıda bulundu.
Taraflar arasında yapılan anlaşmada, “tüm ulusal demokratik güçlerin Suriye trajedisini ve devam eden yıkımı durdurmak için ortak hareket etmesinin” gerekliliğine vurgu yapıldı. Cemil ve Ahmed “Yeni Suriye’nin, halkı ve toprağı birleşik olan bir Suriye olduğunun” altını çizdkleri anlaşmada şu ifadelere yer verdiler:
. Anlaşmada “Suriye, eşit yurttaşlık hakkı ve sosyal adaleti gerçekleştiren, tüm bileşenleriyle (Arap, Kürt, Asuri Süryaniler, Türkmen, Ermeni ve Çerkez) iftihar eden, farklı kimlikleri sosyal dokuyu ve birliği güçlendiren zengin bir unsur olarak gören demokratik bir devlettir. Suriye’nin demokratik Anayasası, halkın kendi bölgelerinde yönetime doğrudan katılımı güvence altına alan, kendi kendine yeterliliği ve ülke genelinde kalkınma ve servetlerin adil dağılımını gerçekleştiren adem-i merkeziyetçilik ile ekonomi, savunma ve dışarıyla ilgili temel meselelerde merkeziyetçilik arasındaki ilişkide gelişmiş bir format uygular.”
Anlaşmanın devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Suriye krizinden çıkmanın tek yolu siyasi çözümdür (…) Bu çerçevede, iki taraf Cenevre Bildirisi de dahil 2254 sayılı kararın tam olarak uygulanmasını ve DSM de dahil olmak üzere diğer muhalif platformların Suriye siyasi sürecine dahil edilmesini destekliyor ve bunun için çalışıyor. Bu karar, Suriye halkının ülkesinin egemenliğini eksiksiz bir şekilde geri alma hakkını kurtarmanın; Suriye halkına empoze edilen kuşatmanın tüm tezahürlerine ve tüm yaptırımlara ve bütün insani yardımların siyasileştirilmesine son verme yolunda çalışmanın; bütün yabancı güçler Suriye topraklarından çıkarılana kadar tüm işgalleri ve her türlü dış müdahale ile onun çeşitli etkilerini sona erdirmenin aracıdır.”
Anlaşma metninde ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin “ülkenin içinde bulunduğu koşullar ve şu anki krizin neden olduğu bölgesel ihtiyaçlar ile bağlantılı olarak objektif ve toplumsal bir ihtiyaç” olduğu vurgulandı. Anlaşmada, “Önemli olan, Suriye topraklarının birliğini, devletinin egemenliğini ve genel idari sistemini geliştirmek için Suriyeliler arasındaki uzlaşma çerçevesinde ve genel ulusal düzeyde geliştirilmesi gerekilen bölgelerde o veya bu şekilde halkın otoritesi sıfatına sahip olan Özerk Yönetim’in olumlu ve olumsuz deneyiminden faydalanmaktır” denildi.
Moskova’ya giden DSM heyetinde İlham Ahmed’in yanı sıra yardımcısı Hikmet el-Habib, Süryani Birlik Partisi Başkanı Senherib Barsum ve DSM Mısır temsilcisi Sihanok Dibo da yer aldı.
Cemil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın, bir paradigma değişimini temsil ettiğini söyledi. Anlaşmanın zamanlamasına dikkat çeken Cemil “Suriye krizine çözüm yolunu güçlendirmek için şartlar olgunlaştı ve samimi güçler, en azından kendilerini bir araya getiren dünyanın sınırlarına dayalı ortak bir uzlaşıya ulaşma yolunda kendilerine alternatif olmadığını iyice anladı” diye konuştu. Söz konusu anlaşmanın “Suriye’nin içinde bulunduğu objektif koşullar sebebiyle ihtilaf alanlarının daraldığı vakitte yapılan bir uzlaşı” olduğunu belirten Cemil, “anlaşmaya varılmasının hiçbir tarafın arabuluculuğunda gerçekleşmediğinin” altını çizdi. Cemil, iki tarafın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmenin sonuçlarının Rusya tarafına iletildiğini kaydetti.
Suriye’deki coğrafi gerçeklik nedeniyle iki taraf için anlaşmanın Rusya’nın başkentinde imzalanmasının uygun olduğuna dikkat çeken Cemil, bu tercihin aynı zamanda “böylesi bir anlaşmanın başka bir ülkede değil, Rusya’da yapılması yönünde ortaya çıkan siyasi iradenin bir yansıması” olduğunu kaydetti. Cemil, “Rusya tarafının anlaşmayı desteklediğini, memnuniyet duyduğunu ve arkasında durma sözü verdiğini” belirterek, anlaşmadaki bazı maddelerin DSM’nin siyasi sürece dahil edilmesini öngördüğü için bu desteğin önemli olduğunu vurguladı.
DSM’nin siyasi süreçte ve Suriye Anayasa Komitesi’nde temsil edilme araçlarına değinen Cemil açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Özerk Yönetim esasında Kahire Platformu’nun bir temsilcisidir. Bu platformun 3’üncü Kahire toplantısında yeniden düzenlenmesi yolunda çabalar vardı ancak başarılı olamadı. DSM ayrıca 1’inci ve 2’inci Moskova toplantılarında temsil edildi. Bu toplantıların sonucunda Moskova Platformu oluşturuldu. Bu da siyasi süreçlere platformların da katılmasını kabul eden 2254 sayılı karara uygun olarak Anayasa Komitesi ve müzakere heyetinde DSM’nin temsil edilmesi için çok sayıda seçeneğin olduğu anlamına geliyor.”
Cemil, Kürt oluşumun temsil edilmesine yönelik Türkiye’nin yaptığı itirazlara yönelik de şu iddialarda bulundu:
“Moskova ve Kahire farklı platformların katılımını taahhüt etti. Ankara bunu engelleyemeyecek. ABD’liler, (Kürtlerin) geri çekilme kararı karşısında bocalayan davranışları sebebiyle Kürt oluşumunu telaş ve endişeye sevk etti. Aynı zamanda ABD-Türkiye ilişkisi de daha çok kafa karışıklığına neden oluyordu. Bu nedenle Özerk Yönetim’in çeşitli seçenekler araması doğaldır.”
Ankara, DSM heyetinin üst düzeyde karşılamasından dolayı Moskova’ya eleştiriler yönelterek bu meselenin Moskova’yı ziyaret edecek Türk heyetinin gündeminde olacağını bildirdi.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.