Pentagon projesinde Microsoft ve Amazon mercek altında

Pentagon’a bulut bilişim hizmetleri sağlamak üzere yapılan 10 milyar dolarlık bir ihaleyi iki şirketten birine veren ABD Savunma Bakanlığı, kararını tekrar teyit etti

Microsoft ve Amazon yöneticilerinin eşliğinde gerçekleştirilen ABD Teknoloji Konseyi görüşmesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump (AP)
Microsoft ve Amazon yöneticilerinin eşliğinde gerçekleştirilen ABD Teknoloji Konseyi görüşmesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Pentagon projesinde Microsoft ve Amazon mercek altında

Microsoft ve Amazon yöneticilerinin eşliğinde gerçekleştirilen ABD Teknoloji Konseyi görüşmesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump (AP)
Microsoft ve Amazon yöneticilerinin eşliğinde gerçekleştirilen ABD Teknoloji Konseyi görüşmesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İnci Mecdi
Yolsuzluk ve siyasi çatışmaların üzerine gölge düşürdüğü bir savaşın ortasında ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Pentagon’a 10 yıl boyunca bulut bilişim hizmetleri sağlamak üzere yapılan 10 milyar dolarlık bir ihaleyi Microsoft’a verme kararını tekrar teyit etti. Söz konusu ihale Savunma Altyapısı Müşterek Girişimi (JEDI) olarak biliniyor. Bakanlık Microsoft’un verdiği teklifin hükümet için halen en iyi teklif sayıldığına işaret etti.
Savunma Bakanlığı tarafından cuma günü yapılan duyuru geçtiğimiz yılın başlarından beri ihaleyi kazanmak isteyen Amazon, Microsoft ve diğer şirketlerin arasında süren savaşın bir parçası olarak geldi. İhalenin hizmette lider konumunda bulunan Amazon şirketi tarafından mahkemeye taşınmasının ardından Pentagon, teklif verenlerden ve çevrimiçi pazarlardan alınan tekliflerin unsurları da dahil olmak üzere satın almanın ‘belirli kısımlarını’ yeniden incelemek istediğini söylemişti.
Microsoft Şirketi Sözcüsü konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Pentagon, Microsoft’un uygun teknolojiyi ve en iyi teklifi verdiğini teyit etti. İşe koyulmaya ve ülkemize hizmet edenlerin her geçen gün daha da ihtiyaç duyulan bu teknolojiye erişmelerini sağlamaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Siyasi bir uyarı
ABD medyasına göre çok geçmeden Pentagon’a yanıt veren Amazon, Pentagon’un yeniden değerlendirmesinin utanç verici, taraflı ve siyasi olarak yozlaşmış bir kararı onaylama girişiminden başka bir şey olmadığını belirtti. Amazon’un bulut bilişim platformu Amazon Web Services (AWS), geçen yıl kasım ayında ABD Başkanı Donald Trump tarafından gelen siyasi müdahalenin şirketin ihaleyi kaybetmesine sebep olduğunu öne sürerek bir dava açmıştı.
Davada Amazon, Savunma Bakanlığı’nın teklifini adil bir şekilde değerlendirmekte başarısız olduğunu; zira Trump’ın, Amazon’un CEO’su ve The Washington Post gazetesinin sahibi Jeff Bezos’u “siyasi düşmanı” olarak gördüğünü söylemişti.
Mart ayında ABD Federal İddia Mahkemesi Yargıcı Patricia Campbell-Smith, Savunma Bakanlığı’nın Microsoft’un teklifinin bir kısmını yanlış değerlendirmiş olabileceğini söylemişti. Bundan önce mahkeme tarafından davada nihai karar verilene dek ihalenin askıya alınmasına yönelik bir karar çıkarılmıştı.
Yargıç, Pentagon’un fiyat tekliflerini değerlendirmede hata yapmasaydı, “Amazon’un ihaleyi kazanma şansının artabileceğini” belirtmişti. Kararın ardından hükümet, ihalenin yeniden incelenmesini ve teklif sahiplerinin fiyat tekliflerindeki problemli kısmı gözden geçirmesi için izin verilmesini talep etmişti.
Smith, Amazon’un davayı temyize götürmesine ilişkin şu ana kadar bir karar vermedi ve dava işlemleri askıya alınırken Pentagon ihaleyi Microsoft’a verme kararını yeniden değerlendirdi. Pentagon tarafından yapılan açıklamaya göre, mahkemenin ihalenin yürütülmesini durdurma  kararı alması nedeniyle sözleşme üzerinde çalışılmaya hemen başlanmayacak.

Yolsuzluk ve torpil
Söz konusu ihaleye ilişkin çatışma, 2019 yılının Temmuz ayına dayanıyor. O dönemde ABD medyası tarafından, teknoloji devi Oracle şirketinin Pentagon’un bulut bilişim sistemini oluşturma ihalesini kazanmak için rakibi Amazon’un çabalarını baltaladığı ve konuyu ABD Başkanı Donald Trump’ın ofisine taşıdığı yönünde haberler yayınlamıştı. Güvenilir kaynaklara göre o zamanlar Beyaz Saray yetkilileri Trump’a, bulut bilişim sistemini inşa etme hakkı tanıyan sözleşmeyi Amazon’a vermek için büyük bir komplo olduğunu iddia eden bir belge sunmuşlardı.
Kaynaklardan biri, bir sayfadan oluşan belgenin diğer bilgilerle birlikte Temmuz ayının ikinci yarısında yapılan ve sözleşme ile Amazon’un olası kazançlarının tartışıldığı bir toplantıda sunulduğunu söylemişti.
CNN medya ağının o zamanlar yaptığı açıklamaya göre belgenin içerisinde “On Yıllık Bulut Tekeli Oluşturma Komplosu” başlıklı bir grafik bulunuyordu ve Oracle’ın 2019 yılının başından beri öne sürdüğü anlatının -Savunma Bakanlığı içindeki ve dışındaki bireylerden oluşan bir ağın, Amazon’un JEDI olarak bilinen bulut bilişim ihalesini kazanmasına zemin hazırlaması- görsel bir temsilini sunuyordu.
Davada iki eski savunma bakanı Ash Carter ve James Mattis de dahil olmak üzere büyük isimler öne çıktı. Belgenin içerisindeki grafikte, bir dizi eski Pentagon yetkilisinin ve Amazon şirketinin mevcut çalışanlarının ve yöneticilerin yanı sıra Amazon adına çalışan danışmanların yüzleri yer alıyordu ve bunların ticari ve profesyonel ilişkilerden oluşan bir zincir halinde birbirine bağlandığını gösteriyordu. Başkana verilen nüshada, eski bakanların, Barack Obama yönetiminde savunma bakanı olarak görev yapan Carter’ın ve Trump yönetiminde eskiden savunma bakanı olan Mattis’in resimleri bulunuyordu.
Farklı kişileri birbirine bağlayan fotoğraflar, dolar işaretleri, oklar ve kalpler eşliğinde ortaya çıkan grafik, yolsuzluk ve çıkar çatışmaları hakkında genel bir intiba bırakıyor. CNN’in o dönemde yaptığı habere göre belge, Oracle İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Kenneth Glueck tarafından hazırlanan eş bir belge ile tam bir benzerlik gösteriyordu. CNN belgenin bir kopyasının, Washington şehir merkezinde bulunan K Caddesi’ndeki Glueck’in ofisinin penceresinde asılı olarak görülebildiğini belirtmişti.

Kongrenin müdahalesi
23 Temmuz 2019 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi’nin on üyesi, Başkana bir mektup göndererek Pentagon Genel Müfettişliği Ofisi’nin, Savunma Bakanlığı çalışanlarının olası çıkar çatışmalarına yönelik başlattığı soruşturmayı tamamlayana kadar sözleşmenin Amazon’a verilmesini ertelemesini talep etmişti. ABD Savunma Bakanlığı Bilişim Kurulu Başkanı Dana Deasy, ofis soruşturmasını tamamlayana dek sözleşmenin verilmesini erteleme talebine yanıt vermişti. Ancak Savunma Bakanlığı Sözcüsü Elissa Smith, çıkar çatışmalarına yönelik iç soruşturma sonucunda, Amazon’un JEDI ihalesini kazanma sürecinde “olumsuz bir etkinin” olmadığının ortaya konulduğunu ifade etmişti. Bunun yanı sıra Smith, soruşturma sonucunda ortaya çıkarılan potansiyel ve belirtilmemiş etik ihlallerin Pentagon Genel Müfettişi’ne iletildiğini söylemişti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD’li bir yargıç, ihale yarışında adil olmayan bir şekilde saf dışı bırakıldığını vurgulayan Oracle aleyhinde bir karar vermişti. Oracle Pentagon çalışanları arasında bir çıkar çatışması olduğunu söylemişti. Bakanlık tarafından sunulan en büyük teknolojik projelerden biri olan projenin uygulanması için Microsoft ve Amazon arasındaki rekabet çemberi daralmıştı. Zira Google geçen Ekim ayında yarıştan çekilmiş ve Oracle ile IBM ise 2019 yılının Nisan ayında ihale sürecinde elenmişti. Böylece rekabet Amazon ve Microsoft arasında sınırlı kalmıştı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.