Yemen’de 20 milyon kişi gıda sıkıntısı çekiyor

Darbeciler gıda yardımlarının ulaşmasını engelliyor

Yemenli bir adam, Hacca kentindeki bir mülteci kampında çocuğuyla birlikte (AFP)
Yemenli bir adam, Hacca kentindeki bir mülteci kampında çocuğuyla birlikte (AFP)
TT

Yemen’de 20 milyon kişi gıda sıkıntısı çekiyor

Yemenli bir adam, Hacca kentindeki bir mülteci kampında çocuğuyla birlikte (AFP)
Yemenli bir adam, Hacca kentindeki bir mülteci kampında çocuğuyla birlikte (AFP)

Yemen’de 20 milyondan fazla insan gıda güvenliği sağlanmadığından dolayı açlıkla yüz yüze kalmış durumda. Yemen’de yaşayan 13 milyon insan günlük gıda ihtiyacını karşılamak için Dünya Gıda Programı tarafından sağlanan yardıma muhtaç. Uluslararası yardım kuruluşlarının da belirttikleri gibi Husi milisleri gelen yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasına engel olmakla kalmıyor, cephede savaşan milislerine finansman destek sağlamak için karaborsada satıyor. Bu durum milyonlarca insanı ölüm tehlikesiyle baş başa bırakıyor.
Dünya Gıda Programı, “Yemen, ülkeyi kıtlığın eşiğine getiren çatışma ve ekonomik sorunlar ile bir dönüm noktasında” uyarısında bulunuyor. Örgüt çatışmaların, “son birkaç yılda elde edilen insani yardım kazanımlarını tehdit ediyor” açıklamasında bulunurken, Yemen büyükelçisi uluslararası kuruluşların Yemen’e yönelik performansını eleştirdi.
Husiler tarafından kontrol edilen bölgeler ile mültecilerin bulunduğu yerlere gıda yardımının gitmesi engelleniyor. Husiler Yemen’de bulunan uluslararası kurumlara şantaj yapmaya devam ediyor. Özellikle başkent Sana’da çalışan insan hakları örgütlerine yönelik tehditler daha yoğun. Bu örgütlerde çalışan görevlilerden biri Şarku’l Avsat’a şu açıklamalarda bulundu: “Son zamanlarda, insani yardım örgütlerinin milyonlarca Yemenliye gıda yardımı dağıtmaya başlamasıyla, darbecilerin kontrolündeki bölgelerdeki insani yardım operasyonları, görevlilere yönelik devam eden sindirme eylemleri, tehditler ve tutuklamalar arasında yardım faaliyetleri daha tehlikeli hale geldi."
Yardım kuruluşunda çalışan görevliler, bu yardımların ihtiyaç sahipleri ve mültecilere ulaşmaması için darbecilerin çeşitli yöntemlere başvurduklarını açıkladı. Bunlar arasında, özellikle Sana’da bazı bölgelere teftiş noktaları kurmaları ayrıca ihtiyaç listelerine kendi elemanların isimlerini ekletip onlara yardım alınması ve cephedeki savaşçılara büyük payların tahsis edilmesi yer alıyor.

Savaşa katılım
Yemen'in Fas Büyükelçisi ve eski İnsan Hakları Bakanı İzzeddin el-Asbahi  konu ile ilgili şu ifadeleri kullandı: “En büyük felaket kaynak ve gıda eksikliğinde değil, Yemen'deki krizi yönetmede. Aynı zamanda hiçbir değerlendirme yapılmadan yardım sağlamakla görevli uluslararası ve bölgesel kuruluşların sorumluluğunda.”
Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada el-Asbahi, Yemen'de faaliyet gösteren uluslararası kuruluşların çalışmalarının performansını eleştirerek bu yardımların darbecilerin gözetiminde kaldığını belirterek, “Beş yıl boyunca Husi milislerine bağlı kuruluşlar aracılığıyla gıda yardımı dağıtımının bunu hak edenlere gitmediği herkes tarafından öğrenildi. Aksine bu yardımlar Husilerin gıda depolarına gidiyor. Ya da daha önce Yemen’de görülmeyen hacimde karaborsacıların eline düşüyor. Uluslararası ve bölgesel örgütler çalışmalarını yeniden gözden geçirmeli ve kaynakların dağıtımında ve nasıl harcandıkları konusunda şeffaflığı sağlamalıdır. Bu çalışmalarında Husilerin şantajına boyun eğmemelidir. Yolsuzluk ve gözetim eksikliğiyle gelen yardım, Yemenlileri iki kez öldüren savaş ekonomisinin bir parçası; önce kendisine verilen gıdaları göndermeyerek aç bırakmak ya da karaborsaya satarak onları gıdadan mahrum bırakarak ya da bu gıdaları Husi milislere verip onlara destek sağlayarak daha çok öldürmelerini sağlamak şeklinde gerçekleşiyor.”
Ashabi açıklamalarına şöyle devam etti: “ Sana’dak tüm petrol türevleri Husilerin elindedir. İnsanları bundan mahrum bırakarak ülkeyi dünyanın en kötü akaryakıt krizine maruz bırakmakta ardından milislerin himayesindeki devasa pazarda satarak en büyük yolsuzluk operasyonu yapmaktadırlar. Aynı şey, savaşı sürdürmek ve milis sayısının arttırılması ve liderleri için zenginlik kaynağı olması için gıda alanında da yapılmaktadır.
Büyükelçi, Sana’daki uluslararası örgütlerin yönetimini ele geçirmeleri konusunda gerek bu örgütlerde kendi elemanlarını çalıştırarak gerekse sınırlı hizmetlerden yararlananların kapsamını kendileri belirleyerek daha fazla acının yaşandığını belirtti. Burada çalışanların Husilerin açık yönlendirmesiyle işe alındığını söyleyen eski Bakan, hiç kimsenin darbecilerin gözetiminde şekillenen bu duruma karşı koyma cesareti gösteremediğini söyledi ve ekledi: “Bu çok açık bir zulüm. Ama bunca sessizlik de kafa karıştırıcı. Yemen’de insanlar sadece açlıktan değil, bu son derece insani sorunun yanlış yönetilmesinden ölüyor.”

Kötüleşen koşullar
Koranavirüs nedeniyle durumun daha da kötüleştiğini söyleyen Ashabi, “Hiçbir şeffaflık ve gözetim yok. Bilakis insanları koronavirüsten kurtarma süreçleri savaş ve kriz tüccarları için yeni fırsatlar ve yeni servet birikimini sağladı. Böylelikle Yemen’in her yerinde pandeminin yayılmasıyla üç milyon insan tehlike altında. Daha önce de yapılan görüşmelerden ve raporlardan anlaşıldığı gibi Husiler yardımları kendi kontrolleri altındaki bölgelere yönlendirmekte ve yardımların ulaşacağı yerlerle ilgili yardım kuruluşları tarafından reddedilen bir dizi koşula tabi tutmaktadır” dedi.
"Dünya Gıda Programı" açıklamalarına göre, Yemen'deki durum 2018'de olduğundan daha kötüye gidiyor. Yemen'de 20 milyondan fazla insan gıda güvensizliğinden muzdarip, 13 milyon insan günlük ihtiyaçlarını karşılamak için Dünya Gıda Programı'nın gıda yardımına ihtiyaç duyuyor ve pandemi yayılırken üç milyon kişi de açlık salgını riski altında. Ve önümüzdeki altı ay için acil finansman ihtiyacı 500 milyon dolardan fazla.  Sadece yılsonuna kadar 150 milyon dolara ihtiyaç var. Programın ek fon almaması halinde dördüncü çeyrekte gıda yardımında daha fazla kesinti yapılması bekleniyor.
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Husi milislerini insani yardım çabalarını engellemeyi bırakmaya ve Sana havalimanını insani yardım kuruluşları için uçuşa izin vermeye çağırdı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.