Irak Başbakanı Kazimi’den 25 ülkenin büyükelçisine ‘diplomatik misyonları koruma’ sözü

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (Reuters)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (Reuters)
TT

Irak Başbakanı Kazimi’den 25 ülkenin büyükelçisine ‘diplomatik misyonları koruma’ sözü

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (Reuters)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (Reuters)

Irak hükümeti, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni kapatma kararının tehlikeli yansımalarını kabullenerek, bu krize son vermek için içerde ve dışarda büyük bir çaba veriyor.
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, 25 yabancı ve Arap ülkelerinin Bağdat’taki büyükelçileri ile bir araya gelerek, ABD’nin elçiliği kapatma kararının yansımalarını ve Bağdat’ın diplomatik misyonları silahlı saldırılardan korumak amacıyla aldığı tedbirleri anlattı. Kazimi’nin ofisinden yapılan açıklamada, “Kazimi, Irak’ın, hukukun üstünlüğünü sağlama, silahı devlet elinde toplama, diplomatik misyon ve merkezleri koruma konusundaki çabasını vurguladı” denildi. Açıklamaya göre, Kazimi, “Diplomatik misyonların güvenliğine yönelik saldırıların failleri, Irak’ın istikrarını sarsmaya ve bölgesel ve uluslararası ilişkilerini tahrip etmeye çalışıyorlar. Bu saldırılar yalnızca uluslararası misyonları değil bilakis çocuklar da dahil olmak üzere masum vatandaşlara kadar uzandı.
Devletin güvenlik kurumları bu saldırılara son vermeye kararlıdır ve bu hedefi gerçekleştirmek için gerekli tedbirleri almaya başladı. Irak’ın imajına ve uluslararası yükümlülüklerine zarar vermeye çalışan haydutlar, gayrı milli unsurlardan ilham alarak hareket ediyorlar ve Irak halkının iradesini ve dini-siyasi-kültürel mercilerini küçümsüyorlar ki bu merciler haydutların yaptıklarının tehlikesi hususunda hemfikirler” diye konuştu.
Büyükelçiler ise zaman zaman konuşmaya müdahil olarak, büyükelçilik binalarına ve uluslararası koalisyon güçlerine ait teçhizat konvoylarına katyuşa füzeleri ile el yapımı patlayıcıyla düzenlenen saldırıların artmasından duydukları endişeleri dile getirerek, bu saldırıların diplomatların ve Iraklı vatandaşların can güvenliği için oluşturduğu risklere işaret ettiler. Büyükelçiler ayrıca Irak hükümetinin bu saldırılara son vermek, saldırılara karışanların yakalanması ve güvenlik tedbirlerinin sıkılaştırılması amacıyla attığı adımları memnuniyetle karşıladıklarını aktardılar.
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’ye “Bağdat’tan çekilme kararını” gözden geçirme çağrısında bulunurken, bu kararın ‘riskli’ olduğunu söyledi. Hüseyin’in açıklaması, Washington’un Yeşil Bölge’ye yönelik tekrarlanan saldırılar nedeniyle Bağdat’taki Büyükelçiliği’ni geri çekmeyi düşündüğüne dair çıkan haberlerin ardından geldi. Hüseyin, “Irak hükümeti ABD yönetiminin prensip olarak aldığı Bağdat’tan çekilme kararından huzursuz. Amerikalılar ile görüşmeler ve Irak’tan çekilmeleri konusunda alınan prensip kararı bizi harekete geçmeye itti” diye konuştu.
Hüseyin, Tahran’a düzenlediği son ziyarette İranlı yetkililerle görüşmesine değinerek, “İranlılara bize, Yeşil Bölge’ye yönelik eylemlerin silah kaosuna ve güvenlik sorununa neden olacağını bildirdiler” ifadesini kullandı. İlk kez Irak’taki saldırılarla bağlantısı olan bazı kişilerin tutuklandığını açıklayan Hüseyin, “Hükümet diplomatik misyonların korunması için önlemler aldı” dedi. Saldırılarda parmağı bulunan silahlı grupların ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni kapatmasını zafer olarak nitelemesine atıfta bulunan Hüseyin, “ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin çekilmesiyle zafer düşleyenler yanılıyorlar. ABD Büyükelçiliği’nin Bağdat’tan çekilmesi, Irak halkına yanlış işaretler veriyor ve bu işaretler aynı zamanda ABD’nin lehine değil. Irak hükümeti diplomatik misyonların korunması için gerekli tedbirleri aldı. Irak, Bağdat’taki büyükelçiliğini geri çekmesiyle ilgili kararını değiştirmesi için ABD ile iletişimi sürdürecek” diye konuştu.
ABD’nin, Irak’ın İran’dan doğalgaz ithal edebilmesi için tanıdığı muafiyet süresini 120 günden 60 güne indirmesi, Bağdat’taki Büyükelçiliğine yönelik tekrarlanan saldırılardan duyduğu rahatsızlığın açıkça işareti olarak değerlendirildi.
Silahlı gruplar, uluslararası toplumun Irak hükümetine olan güvenini sarsmak için yeni bir yöntem olarak yola el yapımı patlayıcı tuzaklamak veya rastgele füze fırlatma yoluna başvurdu. Bu füzelerin sonuncusu Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Rıdvaniyye köyünde bir eve isabet ederek, bir ailenin yok olmasına neden olmuştu. Irakiyyun (Iraklılar) Kaolisyonu Başkanı Ammar el-Hakim, bu tür saldırıları kınarken, Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, “direnişin sözleşmeye dönüşmesine” karşı uyardı.
Bağdat Havalimanı yolunda ve Yeşil Bölge’ye yakın bir noktada yola tuzaklanan el yapımı patlayıcı dün infilak etti. Bu saldırı, on gün içinde İngiltere’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne ait aracın el yapımı patlayıcıyla hedef alındığı saldırıdan sonra aynı yolla gerçekleştirilen ikinci saldırı. Ammar el-Hakim, dün ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Matthew Tueller ile görüşmesinde Irak’taki yabancı diplomatik misyonlara yapılan saldırıları kınadı.
Hakim’in ofisinden yapılan açıklamaya göre, Hakim görüşme sırasında, “Bu eylem, herkes tarafından reddediliyor ve kınanıyor. Hükümet, Iraklı vatandaşın güvenliğine risk oluşturan bu durumları önlemelidir” dedi.
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr ise silahlı gruplara hitaben yazdığı mesajda, “direnişin sözleşmeye dönüşmesine” karşı uyardı. Sadr, “Bizim ve sizin düşmanınız olan işgalciye saldırdığınız silahlarınızın namlusunu kardeşlerinizin ve halkınızın göğsüne çevrirmeyin. İmajınızı koruyun. Ben işgalciyle ateşkes yapan veya tehditlerinden korkanlardan değilim. Ancak dış güçler Irak'ımızı ve onun güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini baltalamak istiyor” dedi.
Nahreyn Üniversitesi Öğretim Görevlisi, ulusal güvenlik uzmanı ve Stratejik İşler ve Gelecek Çalışmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Allavi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Irak’a kardeş ve dost 25 ülkenin büyükelçilerinin Başbakan Kazimi ile görüşmesi, Irak Devleti’ne, uluslararası toplumun Irak’a ve demokratik rejimine verdiği desteğe bağlı kaldığına dair büyük bir destek mesajıdır. Bu ayrıca haklar arasındaki bağların genişlediğinin göstergesidir” diye konuştu.
Allavi, “Bu, zor şartlarda kurulan genç Kazimi hükümetine destek mesajıdır. Başbakan, devlet kontrolü dışındaki silahlar, kendisini devletten daha büyük gören silahlı gruplar, ekonomi ve maaş sorunları, koronavirüs ve işsizlik krizi gibi dikenli dosyaları üstlendi. Irak hükümeti, diplomatik misyonları korumaya kararlıdır. Bu aynı zamanda hükümetin toplumun taleplerini ve devletin kamu politikasının gereklerini yerine getirme konusunda içerde verdiği taahhütler doğrultusunda uluslararası topluma karşı bir yükümlülüğüdür” dedi.
Allavi, hükümetin halihazırda karşı karşıya olduğu tehditlere karşı aldığı önlemler hakkında şunları kaydetti:
“Hükümet, diplomatik misyonların bombalanması olgusuyla mücadelede üç rota değiştirdi. Bağdat Havalimanı ve tesislerinin yönetiminden sorumlu tarafın belirlenmesi yoluyla havalimanında değişiklikler meydana geldi. Aynı şekilde Yeşil Bölge’nin güvenliğinden sorumlu yetkililer değiştirildi ve haydutça bir eylem yapan herhangi bir grubun tespit edilebilmesi için istihbarat ve güvenlik çalışmaları aktif hale getirildi. Sorun ortak. Diplomatik misyonlara yöneltile tehditler, Irak’ın istikrarsız döneme dönmesini, hükümetin uluslararası topluma karşı imajını ve performansını etkilemeyi hedefliyor. Ancak hükümetin ciddi hatalar ve Irak'ın durumunu etkileyen düğümü çözmekle mücadeleden geri adım atmayacağını düşünüyorum.”



Halep ve Haseke’de seçim sürecinin başarıyla tamamlandığı duyuruldu… Suveyda’daki koltuklar ise boş kalacak

Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
TT

Halep ve Haseke’de seçim sürecinin başarıyla tamamlandığı duyuruldu… Suveyda’daki koltuklar ise boş kalacak

Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)

Suriye Halk Meclisi Yüksek Seçim Komitesi, Haseke vilayeti ile Ayn el-Arab bölgesinde seçim sürecinin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Komite Sözcüsü Nevvar Necme, Haseke ve Ayn el-Arab’daki seçimlerin ardından Halk Meclisi’nin ilk oturumunun toplanmasının önünde artık herhangi bir engel kalmadığını belirtti. Necme, bunun Cumhurbaşkanı tarafından atanacak üyelerin üçte birini içeren kararname yayımlandıktan sonra mümkün olacağını ifade etti.

Haseke ve Halep vilayetlerindeki seçimler tamamlanırken, Suveyda vilayetindeki seçimler ise ertelenmiş durumda. Necme, Suveyda’ya ayrılan üç milletvekilliğinin, uygun güvenlik ve siyasi koşullar oluşana kadar boş bırakılmasının muhtemel olduğunu söyledi. Ayrıca kısa süre içinde Cumhurbaşkanı kararıyla atanacak 70 üyenin isimlerinin de açıklanacağı bildirildi.

Suveyda’da Dürzi topluluğunun önde gelen isimlerinden ve hükümete muhalif Şeyh Hikmet el-Hicri geçen hafta yaptığı açıklamada, Suveyda’nın Şam merkezî yönetiminden ayrılması ve ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebine bağlılığını yineledi. El-Hicri, bu seçeneğin ‘geri dönüşü olmayan bir tercih’ haline geldiğini söyledi. El-Hicri, “Bu bölgenin üzerinde bizim seçmediğimiz hiçbir otoritenin yetkisi yoktur. Bölgeyi kendi evlatlarımız aracılığıyla biz yönetiriz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Yüksek Seçim Komitesi, ekim ayında yeni Halk Meclisi için 140 üyeden 119’unun isimlerini açıklamış, kalan üyelerin ise geçiş dönemi anayasal düzenlemeleri kapsamında dolaylı yöntemlerle belirleneceğini duyurmuştu. Suveyda, Haseke ve Rakka vilayetlerine ayrılan 21 sandalye ise güvenlik gerekçesiyle boş bırakılmıştı.

Mart ayında Rakka’da yapılan seçimlerde ise katılım oranının yüzde 90’ı aştığı belirtilmiş ve 4 aday seçilmişti.

Yoğun güvenlik önlemleri altında bu sabah başlayan oylamada, Haseke ve Halep vilayetlerinin temsilcileri belirlendi. Komite Sözcüsü Necme, bölge halkının siyasi sürece katılım konusunda ‘gerçek irade ve ulusal bağlılık gösterdiğini’ söyledi. Bu açıklama, oy sayımının tamamlanması ve ilk sonuçların açıklanmasının ardından geldi.

Halep’e bağlı Ayn el-Arab bölgesinden Halk Meclisi üyeliğine Ferhad Enver Şahin ve Şavah İbrahim el-Asaf seçilirken; Haseke seçim bölgesinden İbrahim Mustafa el-Ali, Ömer İsa Hayes ve Fadla Yusuf; Kamışlı bölgesinden ise Kim Hüseyin İbrahim, Rıdvan Osman Sido, Abdülhalim Hıdır el-Ali ve Mahmud Madi el-Ali milletvekili oldu.

Seçim katılım oranının Kamışlı bölgesinde yüzde 75, Haseke bölgesinde yüzde 92 ve Halep’e bağlı Ayn el-Arab bölgesinde yüzde 95’e ulaştığı belirtildi.

Seçimler, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma sonrasında, daha önce özerk yönetimin kontrolünde bulunan bölgelerde gerçekleştiriliyor. Söz konusu süreç, Suriye’nin kuzeydoğusunda sivil, askeri ve güvenlik kurumlarının devlet yapılarıyla bütünleştirilmesini öngören entegrasyon planı kapsamında yürütülüyor.

Yüksek Seçim Komitesi üyesi Enes el-Abde yaptığı açıklamada, seçimlerin ‘ulusal entegrasyon sürecinde kilit bir adım’ olduğunu ve ‘farklı taraflar arasındaki olumlu diyaloğun bir ürünü’ niteliği taşıdığını ifade etti.

El-Abde, seçimlerin Haseke halkına tüm bileşenleriyle birlikte ulusal karar alma sürecine katılma imkânı sunduğunu, bunun da devlet kurumlarında temsil ve çeşitliliği güçlendirdiğini söyledi.

Yüksek Seçim Komitesi, oy verme merkezlerini Haseke il yönetim binası, Kamışlı seçim çevresi için Haseke Kültür Merkezi’nin eski binası ve Ayn el-Arab’daki kültür merkezi olarak belirledi.

Komite ayrıca dün oy verme merkezlerinde incelemelerde bulunarak lojistik hazırlıkları, gizli oy verme kabinlerini ve basının süreci takip edebilmesi için gerekli düzenlemeleri denetledi.

Ayn el-Arab bölgesinde ayrılan iki sandalye için 12 aday yarışırken, Haseke’de üç sandalye için 13 aday, Kamışlı’da dört sandalye için 7 aday yarıştı. El-Malikiye seçim çevresinde ise iki sandalye için iki adayın seçimi doğrudan kazandığı belirtildi.


Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
TT

Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)

Hizbullah, son günlerde İsrail toprakları içindeki Demir Kubbe hava savunma sistemi platformlarına yönelik saldırılarını artırdı. Uzmanlara göre bu hamle, İsrail ordusunun maddi kayıplarının maliyetini yükseltme ve gerek Lübnan içinde gerekse İran’da savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı ön hazırlık yapma girişimi olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, füzelerin İsrail’in iç kesimlerine ulaşmasını kolaylaştırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Demir Kubbe platformlarının hedef alınmasına odaklanılması, askeri çatışmanın seyrinde dikkat çekici bir değişim olarak görülüyor. Zira Hizbullah, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana geçen bir aylık süreçte İsrail’e ait hava savunma sistemlerine yalnızca bir saldırı düzenlemişti. Buna karşılık örgüt, son dört gün içinde İsrail sınırındaki askeri noktalarda bulunan Demir Kubbe platformlarına yönelik 6 saldırı gerçekleştirdiğini duyurdu. Hizbullah, söz konusu saldırılarda ‘kamikaze İHA’lar’ kullandığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı üç ayrı açıklamada, Lübnan sınırındaki Branit Kışlası ile Ramim Kışlası’nda bulunan 4 hava savunma sistemi platformunu hedef aldığını duyurdu. Branit Kışlası, İsrail’in kuzey sınırının doğu kısmının güvenliğinden sorumlu 91. Tümen’in (Celile Tümeni) ana komuta merkezi olarak biliniyor. Lübnan sınırındaki Ayta eş-Şaab beldesinin karşısında yer alan üs, sınır hattındaki en büyük ileri askeri karargâhlardan biri olması nedeniyle stratejik önem taşıyor ve Lübnan sınırındaki askeri operasyonların bir bölümünü yönetiyor. Hizbullah ayrıca, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, el-Celil Ormanları Kampı’ndaki Demir Kubbe sistemini kamikaze İHA ile hedef aldığını bildirmişti.

Siyasi, askeri ve stratejik nedenler

Emekli Tuğgeneral Said el-Kazah, söz konusu saldırıların yoğunlaşmasını siyasi, askeri ve stratejik nedenlere bağladı. Kazah’a göre Hizbullah, Lübnan devletinin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakerelerden kaynaklanan hiçbir düzenlemeyi tanımadığı için askeri operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. Kazah, Hizbullah’ın özellikle ateşkes anlaşmasının uygulanmasına ilişkin süreci kabul etmediğini belirterek, örgütün müzakere kartının Lübnan devletinin değil İran’ın elinde olmasını istediğini ifade etti. Kazah, Hizbullah’ın daha önce 2006 müzakerelerinde, deniz sınırlarının belirlenmesi sürecinde ve 2024’teki çatışmaların durdurulması anlaşmasında olduğu gibi elinde tuttuğu pazarlık gücünü kaybettiğini söyledi.

xc sdvdf
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Lübnan sınırına yakın bir askeri üste bulunan Demir Kubbe bataryasına yönelik saldırıyı gösterdiği iddia edilen bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Siyasi olmayan nedenlere de değinen Kazah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın “Demir Kubbe sistemleri, tanklar, zırhlı araçlar ya da personel gibi vurabildiği her hedefi hedef almaya çalıştığını” söyledi. Kazah, örgütün şu anda başlıca saldırı aracı olarak fiber optik İHA’ları kullandığını belirterek, “Bu araçlar pistleri geçici olarak devre dışı bırakabiliyor ancak tamamen yok edemiyor. Buna karşılık Demir Kubbe sistemlerinin hedef alınmasından doğan zarar çok daha büyük oluyor… Demir Kubbe füzelerinin vurulması patlamalarına yol açarken, radar sistemlerinin vurulması ise tamamen imha edilmeleri anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Kazah, Hizbullah’ın, İsrail ordusuna verdiği zararın maliyetini artırmaya ve özellikle hava savunma sistemlerini devre dışı bırakarak askeri, maddi ve stratejik açıdan önemli kayıplar verdirmeye çalıştığını kaydetti.

Kazah, Demir Kubbe sistemlerine yönelik saldırıların yoğunlaşmasının arkasında başka nedenlerin de bulunduğunu belirterek, bunların başında ‘İran’da savaşın yeniden başlaması ya da Lübnan’daki savaşın genişlemesi ihtimali karşısında bu sistemleri işlevsiz hale getirme girişiminin’ geldiğini söyledi. “Her iki cephede savaşın yeniden başlaması halinde füze saldırılarının tekrar başlaması beklenir” diyen Kazah, Hizbullah’ın bu nedenle hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirerek kendi füzelerinin ya da İran füzelerinin İsrail içlerine ulaşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Kazah, İran’da savaşın yeniden başlamasının ‘Hizbullah’ın da çatışmalara dahil olması anlamına geleceğini’ savunarak, Tahran’ın ‘Hizbullah, Husiler ve Iraklı milisler dahil tüm unsurlarını İsrail’e, Arap ülkelerine ve bölgedeki yabancı çıkarlara yönelik saldırıları yoğunlaştırmak için kullanacağını’ öne sürdü. Kazah ayrıca, İran’ın üçüncü dalga saldırıların ‘sert ve yıkıcı olacağını’ bildiğini, bu saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayıp ekonomik tesisler ile altyapıyı da kapsayabileceğini düşündüğünü söyledi.

Fiber optik İHA’lar

Hizbullah, tespit edilmesi zor ve diğer kablosuz İHA’larda olduğu gibi elektronik karıştırma ya da savunma sistemleriyle etkisiz hale getirilmesi neredeyse imkânsız olan fiber optik İHA’ların kullanımını artırıyor. Bu durumun, söz konusu İHA’ların hedeflerine diğer modellere kıyasla daha kolay ulaşmasını sağladığı belirtiliyor. Kazah, bu tür İHA’ların 3 ila 5 kilogram arasında patlayıcı taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirterek, “Toplu hedeflere yönelik saldırılarda can kayıplarına yol açabiliyorlar. Ayrıca tank ve zırhlı araçlarda optik nişangâh ya da gözetleme sistemlerini hedef aldıklarında ciddi hasar verebiliyorlar” dedi. Kazah, bu tür İHA’lara karşı henüz etkili bir çözüm bulunamadığını ifade ederek, “Ne Rusya-Ukrayna savaşında ne de Lübnan cephesinde bu sistemlere karşı kesin sonuç veren bir yöntem geliştirilebildi” değerlendirmesinde bulundu.

sxd
Güney Lübnan’daki el-Abbasiye kasabasında İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede incelemelerde bulunan sivil savunma personeli (AFP)

Öte yandan İsrail, tahliye uyarılarının kapsamını Sayda yakınlarındaki Cezzin bölgesine kadar genişletti. Sınır hattından yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki bölgeyi de kapsayan uyarılar, Güney Lübnan’daki Güney ve Nebatiye vilayetlerinde bulunan 15 kasaba ve köyü içine alan en geniş tahliye dalgası oldu. Bu gelişme, İsrail’in gece saatlerinde düzenlediği hava saldırılarında Güney Lübnan’ın Sur kentindeki bir hastanenin zarar görmesinin ardından yaşandı.

Dün yoğun hava saldırıları devam ederken, Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘Sur çevresindeki Cel el-Bahr bölgesine şiddetli bir hava saldırısı düzenlendiğini’ bildirdi. Güney Lübnan’daki farklı noktalara yönelik saldırıların sürdüğü belirtilirken, bunlardan birinin Bazuriye beldesindeki narenciye bahçelerinden birini hedef aldığı, saldırıda burada çalışan çok sayıda Suriyeli işçinin yaralandığı aktarıldı.

Sur uyarıları

İsrail ordusu, cuma gününü cumartesiye bağlayan gece yarısı saatlerinde, Sur bölgesindeki iki bina ve çevresinin tahliye edilmesi yönünde uyarı yayımlamış, söz konusu binaların Hizbullah’a ait hedefler olduğu gerekçesiyle vurulacağını açıklamıştı. NNA, tehdit edilen binalardan birinin Sur kentindeki Hiram Hastanesi yakınında bulunduğunu bildirdi. Haberde, İsrail’in saldırı tehdidini gerçekleştirmesinin ardından binada ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

dsvdsv
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail’in düzenlediği saldırının yol açtığı hasarı inceleyen yerel halk (Reuters)

NNA, saldırının Hiram Hastanesi’nde, ameliyathanelerde, polikliniklerde, elektrik şebekelerinde ve hastane binasının camlarında ağır hasara yol açtığını bildirdi. Hastane Yönetim Kurulu Başkanı Selman Aydibi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Hastaları daha güvenli bölgelere naklettik” dedi. Aydibi, hastalardan hiçbirinin zarar görmediğini ancak yaklaşık 30 hastane çalışanının hafif şekilde yaralandığını belirtti. Hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Aydibi, acil servis bölümünün kısa süreliğine hizmet dışı kalmasına rağmen hastanenin mevcut koşullarda faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Aydibi ayrıca, İsrail ile Hizbullah arasında 2 Mart’ta başlayan savaşın ardından İsrail saldırılarının hastane çevresini ikinci kez hedef aldığını kaydetti. Yıkılan iki binanın, İsrail’in neredeyse her gün saldırı düzenlediği kentteki yerleşim bölgelerinde bulunduğu belirtildi. İsrail’in tahliye uyarısının ardından sivil savunma ekipleri ve belediye polisi, hoparlörler aracılığıyla halka bölgeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Uyarı sonrası çok sayıda kişinin evlerini terk etmeye çalışması nedeniyle sokaklarda yoğun trafik oluştu.

İsrail ordusu ise dün yaptığı açıklamada, gece saatlerinde ‘Sur bölgesinde Hizbullah’a ait altyapı hedeflerini’ vurduğunu duyurdu. Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Hizbullah tarafından ‘silah üretiminde kullanıldığı’ öne sürülen yer altı tesislerinin de hava saldırılarında hedef alındığı belirtildi.


10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
TT

10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)

Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlayacak yeni bir adım kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı en az 10 bin Kürdün Suriye vatandaşlığı almak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

Bu gelişme, 1962 yılında yapılan nüfus sayımına bağlı olağanüstü uygulamaların kaldırılmasını öngören 13 sayılı kararname çerçevesinde gerçekleşti. Söz konusu uygulamalar, uzun yıllar boyunca geniş bir Kürt kesiminin Suriye vatandaşlığından mahrum kalmasına yol açmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, 13 sayılı kararname kapsamındaki vatandaşlık başvurularının 2 bin 892 aile dosyasına ulaştığını, bunların toplamda 10 bin 516 kişinin vatandaşlığa alınması için yasal yetki içerdiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın bakanlı açıklamasından aktardığına göre başvuruların büyük bölümü ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke’den, onu Halep ve ardından Şam’ın takip ediyor.

Başvuruların kabul edildiği ilk aşamanın tamamlanmasının ardından, ikinci aşamada bilgilerin doğruluğunun inceleneceği, son aşamada ise vatandaşlık işlemlerinin sonuçlandırılacağı ifade edildi.