Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor

Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor
TT

Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor

Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un geçtiğimiz günlerde ortaya koyduğu dikkat çekici söz, Suriye’ye beş yıl süren doğrudan askeri müdahalenin ardından sahadaki ve siyasi düzeydeki Suriye sahnesini özetlemek için yeterli olabilir. Lavrov, “Suriyeli yetkililer ve muhalefet arasındaki silahlı çatışma sona erdi” ifadelerini kullanmıştı. Biri İdlib’de ve diğeri Fırat’ın doğusunda olmak üzere sadece iki gerilim odağının geriye kaldığını söyleyen Lavrov, ancak tavrının, bu iki alanda ‘askeri bir çözüm olmadığı’ hususunda net olduğunu belirtmişti.
İfade, birden fazla tarafa hitap eden birkaç siyasi mesaj taşıyordu. Ve Rusya’nın bu krize tam olarak müdahil olmasından beş yıl sonra, kazanımlarını toplayan ve başarısızlıklarını takip eden Moskova’nın tavrını da özetledi.
Eylül 2015 sonlarında Rus ordusunun Suriye’deki kanlı sivil çatışma hattına girmesi, sahadaki güç dengesini tersine çevirdi. Yoğun askeri operasyonların ‘aktif’ bölümünde Moskova, silahlı muhalefeti parçalamayı ve onu Rus- Türk ortak gözetimi altında İdlib’e sıkıştırmayı başardı. Moskova, siyasi olarak ‘Astana sürecini’ başlattı ve Cenevre’deki siyasi çözüme alternatif olarak ‘çatışmasızlık bölgelerini’ icat etti. Bu durum, muhalefetin kontrolündeki topraklarda askeri operasyonları kademeli olarak kemirmesine olanak tanıdı.

Askeri ve jeopolitik kazanımlar
Askeri yetkililerin açıklamasına göre kazanımlar arasında ‘paha biçilmez’ olan savaş deneyimi birikimi de var. Durum, gerçek bir savaşta denenmemiş yüzlerce modern silah modelinin saha denemeleriyle sınırlı değil ve ülke genelinde tüm sektörlerde ve Suriye sahasında Rus askerlerinin rehabilite edilmesi ve eğitilmesine kadar uzanıyor. Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’da, 2015 yılında Ukrayna’da ve ardından 2020’deki ‘Suriye deneyimi’ sonrasında askeri yeteneklerini gösteren sahneler arasında basit bir karşılaştırma yapmak yeterli.
Savunma Bakanı Sergey Şoygu, 30 Eylül’de Rusya Savunma Bakanlığı'nın resmi gazetesi Kızıl Yıldız’da yayınlanan yazısında, Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonuna yönelik hazırlıkların heyecan verici detaylarına değindi. Şoygu, “Operasyonun başlamasından önce Hmeymim üssünde gizlice bir askeri güç oluşturuldu; Bu, 34’ü bombardıman uçağı ve 16’sı helikopter olmak üzere 50 modern ve modernize edilmiş uçağı kapsıyor. Üste, teknik destek birimleri, koruma ve özel harekat kuvvetleri konuşlandırıldı” ifadelerini kullandı. Şoygu, onlarca ekipman parçasının, yüzlerce askerin ve çeşitli malzemelerden oluşan beton stoğun, benzeri görülmemiş kamuflaj önlemleri altında 2,5 bin km mesafeye hızla taşındığına dikkat çekti. Sergey Şoygu, Rus topraklarından binlerce kilometre ötede böylesine güçlü bir oluşumun ortaya çıkmasının ‘birçokları için sürpriz’ olduğunu vurguladı.
Rusya Savunma Bakanı, Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonu sonucunda 865’i silahlı gruplarda lider olmak üzere 4,5 bini eski Sovyetler Birliği’nden, 133 binden fazla militanın ortadan kaldırıldığını doğruladı.
Şoygu, “Bizim açımızdan önemli olan sonuç ve avantaj, iki Rus askeri üssünün kalıcı olarak konuşlandırılmasıydı. Hmeymim’de her türlü uçağı karşılayabilen birinci sınıf bir hava üssümüz ve Rus Donanması için lojistik merkezi statüsündeki Tartus üssümüz var” dedi. Rus Bakan, Suriye savaşının ‘Rusya’nın pozisyonunu güçlendirdiğini, uluslararası etkisini artırdığını ve jeopolitik rakiplerin Rusya’yu siyasi ve diplomatik olarak izole etme girişimlerini etkisiz hale getirdiğini’ vurguladı.

Şam ile ayrılık
Moskova, Rus askeri operasyonlarının beşinci yıldönümünde kendisini yeni koşullarla ve ciddi yetkilerle karşı karşıya buldu.
Moskova’nın siyasi çözümü ilerletmek için önerdiği adımlar karşısında ‘rejimin uzlaşmazlığı’, Moskova’nın Suriye yaklaşımını kapsamlı bir şekilde gözden geçirmesine yol açtı. Rusya, geçen yıl Anayasa Komitesi’nin iki tur çalışmalarını engelleme çabalarıyla karşı karşıya kaldı. Ayrıca rejimi, çözüm sürecini ilerletmek için ‘iyi niyet’ çerçevesinde herhangi bir adım atmaya zorlamadı. Öyle ki rejim, tutukluların serbest bırakılması meselesinde inatçılığını sürdürdü ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünü sağlamak için Rusya’nın hareketlerini kolaylaştırarak adımlar atmadı. Moskova, birçok durumda gönüllü olarak geri dönenlerin hedef alındığına dikkati çekmişti. Suriye rejimi, Kürt bileşenlerle müzakerelerde biraz esneklik gösterilmesi gerektiğine dair Rusya’nın ortaya koyduğu mesajı anlayamadı ve zorunlu askerlik konusu ile Rusya’nın hoşnutsuzluğunu uyandıran diğer birçok nokta da dahil olmak üzere Kürtlere karşı sert ve kabul edilemez koşullar belirledi. Bunun da ötesinde İranlıları, iki yıl önce güney bölgelerinden sınır dışı etme anlaşması gibi Rusya’nın desteklemiş olduğu yükümlülükleri ihlal etti. Tüm bunlarla eş zamanlı olarak ise yolsuzluk açısından ve Moskova tarafından defalarca teşvik edilen yaşam ve ekonomik durumu iyileştirmek için ciddi reformların uygulanması çerçevesinde iç durum kötüye gitti.
Bu gerçekle karşı karşıya kalan Moskova, Suriye’deki önceliklerini yeniden düzenlemeye başladı. Doğrudan askeri müdahalenin beşinci yılı, Rusya’nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov’un Suriye ile ilişkilerden sorumlu Cumhurbaşkanı Özel Elçisi olarak atanmasından, ona küçük ve büyük her koşulda müdahale etmek için Kremlin’den geniş bir yetki vermesine kadar, Rusya’nın rejimle sahadaki ve siyasi düzeylerdeki ilişki mekanizmalarında kapsamlı bir yeniden yapılanmaya tanık oldu. Doğrudan Rus varlığının alanını genişleten ve Rus ordusuna karadan ve denizden daha fazla hareket kabiliyeti sağlayan yeni anlaşmalar yoluyla askeri varlığının özelliklerini yeniden çizdi. Ateşkes hatları düzeltildi. Aynı şekilde yeni düzenlemeler arasında ABD’nin saha hareketleriyle mücadele çerçevesinde Fırat’ın doğu bölgelerindeki ana oyunculara açılım da var.
Moskova, ‘Rusya liderliğinin Suriye’de yerleşim ve normal yaşamı geri getirmeyle ilgili çeşitli konulara ilişkin vizyonunu’ içeren 18 maddeden oluşmuş bir kaynağa göre önde gelen bir Rus heyetinin haftalar önceki ziyaretiyle Suriye liderliğinin önüne koyulan yaklaşımını yeniden düzenlemeyi başardı.

Tahran ile kronik sorunlar
Uzun vadeli ekonomik ve yatırım sözleşmelerinin kazanılması veya güvenlik ve askeri kurumlar üzerinde nüfuz açısından yoğun Rus- İran rekabet raporlarının artması ile Moskova, Astana eksenindeki ortakları olan Türkiye ve İran ile yakın çalışma arzusunu belirtmeye devam ediyor. Ancak Tahran’ın veya ona sadık silahlı grupların eylemleri hakkında bir kereden fazla açık bir Rus şikayetinden bahseden raporlar yoktu. 2016’da Suriye Uzlaşı Merkezi başkanlığını yürüten emekli Rus subay Sergey Chvarkov, İran’ın Suriye’ye yönelik devam eden ‘büyük müdahalesinin’, Şam hükümeti için iç sorunlar yaratacağını ve ABD, İsrail, Türkiye ve Arap ülkeleriyle ilişkileri bozacağını belirterek, Rusya’nın İranlılarla olan sorunlarının bir kısmına değindi. Chvarkov, Suriye’de geniş çaplı İran konuşlandırmasının artarak devam etmesinin, reformların ilerlemesi ve Suriye’deki siyasi sürecin gelişmesi önünde birçok tehlikeli engel oluşturacağını kaydetti.
Chvarkov’un, Rusya’nın ‘Suriye’deki ortak askeri harekat sırasında İranlılarla kronik sıkıntılarına değinmesi’ dikkat çekici.
Aynı şekilde yetkili, “Suriye’deki durumun barışçıl çözümüne yönelik amaç ve yaklaşımlardaki farklılığa rağmen, Rus Hava Kuvvetleri’nin İran kara kuvvetleri ve İran’a sadık Şii gruplarla işbirliği olumluydu. Ancak bununla birlikte İran askeri birimlerinin her zaman anlaşmaları yerine getirmemesi dolayısıyla teröristlerle mücadelede işbirliğinin etkinliğinin büyük ölçüde azaldığı kabul edilmelidir” ifadelerini kullandı. Sergey Chvarkov, bunun, genel olarak Suriye’deki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Suriye ordusu ile Şii oluşumlar arasında haksız kayıplara yol açtığını vurguladı.
Chvarkov’a göre Rusya ve İran’ın Suriye’deki politikalarında görülen farklılık, Tahran’ın yetkililere bağlı olmayan ve Suriye devletine tabi olmayan paralel ve bağımsız askeri yapıların
kurulması politikasından da kaynaklanıyor.

Oyuncular arasında denge
Suriye iç sahnesinin aksine Moskova, Suriye meselesine müdahalesinde beşinci yılını doldururken, Suriye’deki diğer aktörlerle ilişkilerini yeniden ele alması gerektiğine de ikna oldu. Moskova, İsrail ile ilişkiler meselesini ele alma ihtiyacının yanı sıra mevcut haliyle sonraki tüm adımlarını engelleyen İran varlığının kazanımlarının karşısında duruyor. İsrail, Moskova’nın Suriye tesislerini ve üslerini hedef almaktan kaçınma çağrılarına bakılmaksızın, İranlılara ve Suriye askeri bölgelerine karşı askeri saldırılar düzenlemeye devam etmişti. Moskova, Washington’un planlı bir geri çekilme taahhüdünde bulunması halinde Fırat’ın doğu bölgelerindeki durumla mücadele etmek için daha fazla yetkinin yanı sıra yorgun Türk ortağıyla koordinasyon sorunu yaşıyor.
Bu bağlamda Moskova’daki uzmanlar, Rusya’nın krize karışan taraflarla ilişkilerinde yıllar içinde kurduğu hassas dengenin son aşamaya geldiğini söylüyorlar.
Uzmanlar, Moskova’nın bakış açısına göre ana kaldıraç rolündeki anayasal girişle sınırlı olmayan bir çerçevede, siyasi süreci ilerletmek için hamlelerin çemberini genişletme eğilimine dikkati çekiyor. Ancak uzmanlara göre Moskova, 2254 sayılı kararı tüm maddeleriyle uygulamak için yeni mekanizmaların geliştirilmesini içerecek şekilde genişleyecek. Bu bağlamda Rusya’nın tercihlerinin, şu anda kapılarını açtığı altıncı yılda siyasi çözüm açısından belirleyici olacağını gösteriyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.