Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor

Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor
TT

Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor

Rusya, Suriye’deki kazançlarını hesaplıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un geçtiğimiz günlerde ortaya koyduğu dikkat çekici söz, Suriye’ye beş yıl süren doğrudan askeri müdahalenin ardından sahadaki ve siyasi düzeydeki Suriye sahnesini özetlemek için yeterli olabilir. Lavrov, “Suriyeli yetkililer ve muhalefet arasındaki silahlı çatışma sona erdi” ifadelerini kullanmıştı. Biri İdlib’de ve diğeri Fırat’ın doğusunda olmak üzere sadece iki gerilim odağının geriye kaldığını söyleyen Lavrov, ancak tavrının, bu iki alanda ‘askeri bir çözüm olmadığı’ hususunda net olduğunu belirtmişti.
İfade, birden fazla tarafa hitap eden birkaç siyasi mesaj taşıyordu. Ve Rusya’nın bu krize tam olarak müdahil olmasından beş yıl sonra, kazanımlarını toplayan ve başarısızlıklarını takip eden Moskova’nın tavrını da özetledi.
Eylül 2015 sonlarında Rus ordusunun Suriye’deki kanlı sivil çatışma hattına girmesi, sahadaki güç dengesini tersine çevirdi. Yoğun askeri operasyonların ‘aktif’ bölümünde Moskova, silahlı muhalefeti parçalamayı ve onu Rus- Türk ortak gözetimi altında İdlib’e sıkıştırmayı başardı. Moskova, siyasi olarak ‘Astana sürecini’ başlattı ve Cenevre’deki siyasi çözüme alternatif olarak ‘çatışmasızlık bölgelerini’ icat etti. Bu durum, muhalefetin kontrolündeki topraklarda askeri operasyonları kademeli olarak kemirmesine olanak tanıdı.

Askeri ve jeopolitik kazanımlar
Askeri yetkililerin açıklamasına göre kazanımlar arasında ‘paha biçilmez’ olan savaş deneyimi birikimi de var. Durum, gerçek bir savaşta denenmemiş yüzlerce modern silah modelinin saha denemeleriyle sınırlı değil ve ülke genelinde tüm sektörlerde ve Suriye sahasında Rus askerlerinin rehabilite edilmesi ve eğitilmesine kadar uzanıyor. Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’da, 2015 yılında Ukrayna’da ve ardından 2020’deki ‘Suriye deneyimi’ sonrasında askeri yeteneklerini gösteren sahneler arasında basit bir karşılaştırma yapmak yeterli.
Savunma Bakanı Sergey Şoygu, 30 Eylül’de Rusya Savunma Bakanlığı'nın resmi gazetesi Kızıl Yıldız’da yayınlanan yazısında, Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonuna yönelik hazırlıkların heyecan verici detaylarına değindi. Şoygu, “Operasyonun başlamasından önce Hmeymim üssünde gizlice bir askeri güç oluşturuldu; Bu, 34’ü bombardıman uçağı ve 16’sı helikopter olmak üzere 50 modern ve modernize edilmiş uçağı kapsıyor. Üste, teknik destek birimleri, koruma ve özel harekat kuvvetleri konuşlandırıldı” ifadelerini kullandı. Şoygu, onlarca ekipman parçasının, yüzlerce askerin ve çeşitli malzemelerden oluşan beton stoğun, benzeri görülmemiş kamuflaj önlemleri altında 2,5 bin km mesafeye hızla taşındığına dikkat çekti. Sergey Şoygu, Rus topraklarından binlerce kilometre ötede böylesine güçlü bir oluşumun ortaya çıkmasının ‘birçokları için sürpriz’ olduğunu vurguladı.
Rusya Savunma Bakanı, Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonu sonucunda 865’i silahlı gruplarda lider olmak üzere 4,5 bini eski Sovyetler Birliği’nden, 133 binden fazla militanın ortadan kaldırıldığını doğruladı.
Şoygu, “Bizim açımızdan önemli olan sonuç ve avantaj, iki Rus askeri üssünün kalıcı olarak konuşlandırılmasıydı. Hmeymim’de her türlü uçağı karşılayabilen birinci sınıf bir hava üssümüz ve Rus Donanması için lojistik merkezi statüsündeki Tartus üssümüz var” dedi. Rus Bakan, Suriye savaşının ‘Rusya’nın pozisyonunu güçlendirdiğini, uluslararası etkisini artırdığını ve jeopolitik rakiplerin Rusya’yu siyasi ve diplomatik olarak izole etme girişimlerini etkisiz hale getirdiğini’ vurguladı.

Şam ile ayrılık
Moskova, Rus askeri operasyonlarının beşinci yıldönümünde kendisini yeni koşullarla ve ciddi yetkilerle karşı karşıya buldu.
Moskova’nın siyasi çözümü ilerletmek için önerdiği adımlar karşısında ‘rejimin uzlaşmazlığı’, Moskova’nın Suriye yaklaşımını kapsamlı bir şekilde gözden geçirmesine yol açtı. Rusya, geçen yıl Anayasa Komitesi’nin iki tur çalışmalarını engelleme çabalarıyla karşı karşıya kaldı. Ayrıca rejimi, çözüm sürecini ilerletmek için ‘iyi niyet’ çerçevesinde herhangi bir adım atmaya zorlamadı. Öyle ki rejim, tutukluların serbest bırakılması meselesinde inatçılığını sürdürdü ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünü sağlamak için Rusya’nın hareketlerini kolaylaştırarak adımlar atmadı. Moskova, birçok durumda gönüllü olarak geri dönenlerin hedef alındığına dikkati çekmişti. Suriye rejimi, Kürt bileşenlerle müzakerelerde biraz esneklik gösterilmesi gerektiğine dair Rusya’nın ortaya koyduğu mesajı anlayamadı ve zorunlu askerlik konusu ile Rusya’nın hoşnutsuzluğunu uyandıran diğer birçok nokta da dahil olmak üzere Kürtlere karşı sert ve kabul edilemez koşullar belirledi. Bunun da ötesinde İranlıları, iki yıl önce güney bölgelerinden sınır dışı etme anlaşması gibi Rusya’nın desteklemiş olduğu yükümlülükleri ihlal etti. Tüm bunlarla eş zamanlı olarak ise yolsuzluk açısından ve Moskova tarafından defalarca teşvik edilen yaşam ve ekonomik durumu iyileştirmek için ciddi reformların uygulanması çerçevesinde iç durum kötüye gitti.
Bu gerçekle karşı karşıya kalan Moskova, Suriye’deki önceliklerini yeniden düzenlemeye başladı. Doğrudan askeri müdahalenin beşinci yılı, Rusya’nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov’un Suriye ile ilişkilerden sorumlu Cumhurbaşkanı Özel Elçisi olarak atanmasından, ona küçük ve büyük her koşulda müdahale etmek için Kremlin’den geniş bir yetki vermesine kadar, Rusya’nın rejimle sahadaki ve siyasi düzeylerdeki ilişki mekanizmalarında kapsamlı bir yeniden yapılanmaya tanık oldu. Doğrudan Rus varlığının alanını genişleten ve Rus ordusuna karadan ve denizden daha fazla hareket kabiliyeti sağlayan yeni anlaşmalar yoluyla askeri varlığının özelliklerini yeniden çizdi. Ateşkes hatları düzeltildi. Aynı şekilde yeni düzenlemeler arasında ABD’nin saha hareketleriyle mücadele çerçevesinde Fırat’ın doğu bölgelerindeki ana oyunculara açılım da var.
Moskova, ‘Rusya liderliğinin Suriye’de yerleşim ve normal yaşamı geri getirmeyle ilgili çeşitli konulara ilişkin vizyonunu’ içeren 18 maddeden oluşmuş bir kaynağa göre önde gelen bir Rus heyetinin haftalar önceki ziyaretiyle Suriye liderliğinin önüne koyulan yaklaşımını yeniden düzenlemeyi başardı.

Tahran ile kronik sorunlar
Uzun vadeli ekonomik ve yatırım sözleşmelerinin kazanılması veya güvenlik ve askeri kurumlar üzerinde nüfuz açısından yoğun Rus- İran rekabet raporlarının artması ile Moskova, Astana eksenindeki ortakları olan Türkiye ve İran ile yakın çalışma arzusunu belirtmeye devam ediyor. Ancak Tahran’ın veya ona sadık silahlı grupların eylemleri hakkında bir kereden fazla açık bir Rus şikayetinden bahseden raporlar yoktu. 2016’da Suriye Uzlaşı Merkezi başkanlığını yürüten emekli Rus subay Sergey Chvarkov, İran’ın Suriye’ye yönelik devam eden ‘büyük müdahalesinin’, Şam hükümeti için iç sorunlar yaratacağını ve ABD, İsrail, Türkiye ve Arap ülkeleriyle ilişkileri bozacağını belirterek, Rusya’nın İranlılarla olan sorunlarının bir kısmına değindi. Chvarkov, Suriye’de geniş çaplı İran konuşlandırmasının artarak devam etmesinin, reformların ilerlemesi ve Suriye’deki siyasi sürecin gelişmesi önünde birçok tehlikeli engel oluşturacağını kaydetti.
Chvarkov’un, Rusya’nın ‘Suriye’deki ortak askeri harekat sırasında İranlılarla kronik sıkıntılarına değinmesi’ dikkat çekici.
Aynı şekilde yetkili, “Suriye’deki durumun barışçıl çözümüne yönelik amaç ve yaklaşımlardaki farklılığa rağmen, Rus Hava Kuvvetleri’nin İran kara kuvvetleri ve İran’a sadık Şii gruplarla işbirliği olumluydu. Ancak bununla birlikte İran askeri birimlerinin her zaman anlaşmaları yerine getirmemesi dolayısıyla teröristlerle mücadelede işbirliğinin etkinliğinin büyük ölçüde azaldığı kabul edilmelidir” ifadelerini kullandı. Sergey Chvarkov, bunun, genel olarak Suriye’deki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Suriye ordusu ile Şii oluşumlar arasında haksız kayıplara yol açtığını vurguladı.
Chvarkov’a göre Rusya ve İran’ın Suriye’deki politikalarında görülen farklılık, Tahran’ın yetkililere bağlı olmayan ve Suriye devletine tabi olmayan paralel ve bağımsız askeri yapıların
kurulması politikasından da kaynaklanıyor.

Oyuncular arasında denge
Suriye iç sahnesinin aksine Moskova, Suriye meselesine müdahalesinde beşinci yılını doldururken, Suriye’deki diğer aktörlerle ilişkilerini yeniden ele alması gerektiğine de ikna oldu. Moskova, İsrail ile ilişkiler meselesini ele alma ihtiyacının yanı sıra mevcut haliyle sonraki tüm adımlarını engelleyen İran varlığının kazanımlarının karşısında duruyor. İsrail, Moskova’nın Suriye tesislerini ve üslerini hedef almaktan kaçınma çağrılarına bakılmaksızın, İranlılara ve Suriye askeri bölgelerine karşı askeri saldırılar düzenlemeye devam etmişti. Moskova, Washington’un planlı bir geri çekilme taahhüdünde bulunması halinde Fırat’ın doğu bölgelerindeki durumla mücadele etmek için daha fazla yetkinin yanı sıra yorgun Türk ortağıyla koordinasyon sorunu yaşıyor.
Bu bağlamda Moskova’daki uzmanlar, Rusya’nın krize karışan taraflarla ilişkilerinde yıllar içinde kurduğu hassas dengenin son aşamaya geldiğini söylüyorlar.
Uzmanlar, Moskova’nın bakış açısına göre ana kaldıraç rolündeki anayasal girişle sınırlı olmayan bir çerçevede, siyasi süreci ilerletmek için hamlelerin çemberini genişletme eğilimine dikkati çekiyor. Ancak uzmanlara göre Moskova, 2254 sayılı kararı tüm maddeleriyle uygulamak için yeni mekanizmaların geliştirilmesini içerecek şekilde genişleyecek. Bu bağlamda Rusya’nın tercihlerinin, şu anda kapılarını açtığı altıncı yılda siyasi çözüm açısından belirleyici olacağını gösteriyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.