Hamas Gazze'de verdiği tartışmalı idam cezaları ile gündemde

Filistin, idam cezasının kaldırılmasını öngören Uluslararası Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi protokolünü kabul etti.

Gazze'de Hamas tarafından verilen idam cezaları anayasaya aykırı. (AFP)
Gazze'de Hamas tarafından verilen idam cezaları anayasaya aykırı. (AFP)
TT

Hamas Gazze'de verdiği tartışmalı idam cezaları ile gündemde

Gazze'de Hamas tarafından verilen idam cezaları anayasaya aykırı. (AFP)
Gazze'de Hamas tarafından verilen idam cezaları anayasaya aykırı. (AFP)

İzzeddin Ebu Ayşe
Hamas, Gazze Şeridi'ni kontrolü altına almasından bu yana daha önce yaşanan bir örneğe benzer şekilde, bir zanlının yargılandığı davanın ilk duruşmasında idam cezası verdi. Garip olan ise, kararın işlenen suçtan sadece 14 gün sonra verilmiş olması.
İdam kararının kısa sürede verilmesi, Hamas kontrolündeki Gazze Şeridi yönetimine ait yargı organının, sanıkların yargılanmasını hızlandırmak isteyen aile baskısına cevaben, kısa bir yargılama süreci uyguladığı şüphesini artırdı. İnsan hakları kurumları, öfkeye neden olan bu durumu Filistin’in ve uluslararası yasaların ihlali olarak değerlendirdi.

Özet yargılama
Filistin İnsan Hakları Merkezi'nde hukuki işler alanında uzman olan Muhammed Ebu Haşim, özet yargılamalara başvurmanın savunma hakkı da dahil olmak üzere adil yargılanma hakkını tamamen ortadan kaldırdığını ve bu yükümlülüklerin Filistin ve uluslararası hukuka göre olağanüstü hal ve savaş hallerinde bile pazarlık konusu olmadığını belirtti. Haşim açıklamasında, idam cezalarının bu kadar hızlı verilmesinin Gazze'de gerçek bir dava sisteminin bulunmadığını doğruladığını ifade etti.
Ebu Haşim, Gazze Şeridi'nin bu tür hassas durumlarda kesinliğe dayalı bir hükme varma yeteneklerinden ve uzmanlığından yoksun olduğunu belirterek, ayrıca soruşturmalarda işkencenin kullanılmasının masum insanlara bu kadar ağır cezaların uygulanmasına kapı açtığını ifade etti.

Hamas, hükümlerin yasal olduğunu onayladı
Hamas’ın Gazze Şeridi'ndeki Yargı Makamı’nın Basın Sözcüsü Müsteşar İhab Arafat, Filistin'deki hukuk sisteminin cinayet faillerine idam cezası uygulanmasını yasaklamadığına ve bu cezanın 1936 yılı 74 numaralı Filistin Ceza Kanunu'nun 37. maddesinde yer alan cezalardan birinde yer aldığını vurguladı. Bu nedenle Gazze Şeridi'nde uygulanan hükümlerin ve yargının idam cezası vermesinin şu ana kadar hala yürürlükte olan Filistin Ceza Kanunu'na uygun olduğunu ifade etti. Bu hükümler, Filistin Anayasası ve 2001 yılı numaralı Filistin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda öngörülen garantilere göre belirlendi.

İlk hüküm değil
Arafat, mahkemelerin adil yargılama uygulamasına ilişkin tüm teminatlara başvurması ve avukatı yoksa veya bir avukat atamak istemiyorsa sanığı savunmak için bir avukat sağlamasının gerekliliğini belirtti. Ardından sanığın vekilinin suçlamaları anlaşılır bir şekilde sanığa okuması ve mahkemenin, sanığın inkar veya sessiz kalma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtmesi gerektiğini, bundan sonra sanığın itirafı ve onayı durumunda mahkeme, kararın açıklanması için yeni bir duruşma düzenlediğini kaydetti.
Aslında söz konusu idam kararı, Gazze Şeridi'nde Hamas yetkilileri tarafından verilen ilk idam cezası değil. Bu yılın başından bu yana 10’u yakın zamanda ve 5’i öncekiler olmak üzere 15 idam hükmü Yüksek Mahkeme tarafından verildi.
Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu (Filistin'deki en yüksek insan hakları kurumu) Genel Müdür Yardımcısı Cemil Serhan, "İdam cezasının büyük suçlarla başa çıkmanın etkili bir yol olmadığını ve bunun suçları önlemek veya yetkililerin güvenliği ve toplum barışını sürdürme görevini sürdürmek anlamına gelmediğine” dikkati çekti. Serhan bu nedenle yetkilileri, “Büyük suç oranlarının düşürülmesine katkıda bulunmayan bu insanlık dışı cezayı değiştirmeye” çağırdı.
Ancak Filistin yargısının danışmanı ve sözcüsü İhab Arafat, idam cezalarının verilmesi de dahil olmak üzere yasanın uygulanmasının, iç barış ve toplumsal istikrarı sağlama ve suçun yayılması konusunda caydırıcı olduğunu ifade etti.
Arafat açıklamasında, Yasama Konseyi'nin iptal edilmesi nedeniyle idam cezasının Gazze Şeridi'nde veya Batı Şeria'da halen yürürlükte olan cezalardan biri olduğunu ve yeni yasaların idam cezasını kaldırmadığını belirtti. Arafat, bu tür yasaları onaylamak ve Filistin'in İdam Cezası’nın Kaldırılması Protokolü’ne katılımını sağlamak için toplanılması gerektiğine dikkati çekti.

Hamas’ın uyguladığı 28 infaz 
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, 1994'te Filistin Yönetimi'nin kuruluşundan bu yana 198'i Gazze Şeridi'nde, 30'u Batı Şeria'da olmak üzere 229 idam cezası verildi. Gazze'de verilen kararlardan Hamas adli makamları tarafından 141 idam cezası verildi ve bunlardan  28'i infaz edildi. 2018 yılında bir haftada iki idam cezası verdi. Bu, insan hakları örgütleri tarafından idam cezasının aşırı kullanımı olarak değerlendirildi.
Gazze Şeridi'nde, Filistin Yönetimi döneminde (1994-2007) 57 idam cezası verilirken, Hamas yetkilileri (2007'den bugüne) 141 idam karar verdi. Filistin Yönetimi 11’ini infaz ederken Hamas 28’ini infaz etti.

Onaylanmayan infazlar
Filistin Anayasası'nın 109. Maddesine göre, Filistin Yönetimi Başkanı tarafından onaylanmadıkça idam cezası infaz edilmiyor. Ebu Haşim, Hamas yetkilileri tarafından Gazze'de uygulanan idam cezalarının Filistin Başbakanı Mahmud Abbas'ın onayından geçmediğine dikkat çekti.
Nitekim, 2005'ten beri Abbas, hem Gazze Şeridi'nden hem de Batı Şeria'dan  herhangi bir idam cezasını onaylamadı. Abbas idam cezalarını onaylamayı reddederken, Gazze Şeridi'ndeki bazı yetkililer, infazların onaylanmasının reddedilmesi gerekçesiyle infazların onaysız yapılması çağrısında bulundu.
Aslında, Gazze'deki idam cezalarının çoğu, Birinci Derece Mahkeme veya Gazze Askeri Yargı Otoritesi’ne bağlı Yüksek Askeri Mahkeme tarafından verildi ve Askeri Mahkeme bir temyiz mahkemesi olarak tanımlandı. (bölünme döneminde 10'dan fazla karar verdi).
Ebu Haşim, Filistin Devlet Başkanı'nın onayı olmadan idam cezalarının infaz edilmesinin kanun dışı bir cinayet sayıldığını ve bunu teşvik eden ve uygulayan herkesin cezayı hak eden ve zaman aşımına uğramayan bir suç işlediğini belirtti. Ayrıca buna sebep olan faillerin yasal olarak sorumlu tutulması gerektiğini, idam hükümlerinin onaylanmaması gerektiğini vurgulayarak, Filistin mevzuatından kaldırılmasına hazırlık olarak infazın kaldırılması gerektiğini belirtti.
Ebu Haşim, gerçek hukuki güvencelerin olmadığı durumlarda insanlık dışı cezaların uygulanmaya devam edilmesini kınadı. Gazze Şeridi'ndeki adli makamları, bu tür cezaları gerekli hukuki biçimde kaldırılıncaya kadar kullanmaktan kaçınmaya çağırdı.

Eski kanunlar
Ebu Haşim’e göre Gazze Şeridi'ndeki mahkemeler idam cezası verirken anayasaya aykırı olan 1936 Ceza Kanunu veya 1979 Devrimci Ceza Kanunu'na dayanıyor.
Bu yasalar, Filistin yönetiminin 2018 yılında, idam cezasını kaldıran ve uygulanmasını yasaklayan 1989 tarihli Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2. protokolünü imzalamasıyla anayasaya aykırı hale geldi.
Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu Genel Müdür Yardımcısı Cemil Serhan, “Gazze Şeridi'ndeki yetkililerin Filistin’in uluslararası düzeydeki yükümlülüklerine uyması ve Başbakan Abbas'ın, seçilen yasama organı yasama yetkisini alana kadar Filistin topraklarında idam cezası hükümlerinin uygulanmasını askıya alan bir kanun hükmünde kararname çıkarması gerektiğini belirtti.
Filistin Devlet Başkanı Muhammed Abbas’ın 2007 yılında Yasama Konseyi'ni askıya alınmasının ardından yasanın kendisine verdiği yetkiler uyarınca, kanun çıkarma yetkisi kendisine verildi. Yasama Konseyi’nin askıya alınması süresince devlet başkanı tarafından çıkarılan kanunlar “kanuni karar” olarak isimlendiriliyor ve konseyin ilk oturumunda Devlet Başkanı tarafından alınan kararlar onaylanıyor veya askıya alınıyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.