Doğu Akdeniz krizi: Mısır Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye’ye karşı birleşti

Üçlü zirvede ‘bölgesel güvenlik’ ele alınırken Türkiye, yeni bir Navtex ilan etti

Mısır Cumhurbaşkanı, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı dün Lefkoşa'daki üçlü zirvede bir araya geldiler (AP)
Mısır Cumhurbaşkanı, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı dün Lefkoşa'daki üçlü zirvede bir araya geldiler (AP)
TT

Doğu Akdeniz krizi: Mısır Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye’ye karşı birleşti

Mısır Cumhurbaşkanı, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı dün Lefkoşa'daki üçlü zirvede bir araya geldiler (AP)
Mısır Cumhurbaşkanı, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı dün Lefkoşa'daki üçlü zirvede bir araya geldiler (AP)

Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) liderleri, Türkiye'nin Doğu Akdeniz’de izlediği ve ‘bölgede istikrarsızlığa neden olan politikalarına karşı mücadele’ için anlaştıklarını açıkladılar. Liderler, Güney Kıbrıs’ın başkenti Güney Lefkoşa’da (Nicosia) düzenlenen Üçlü İşbirliği Zirvesi sonunda yaptıkları açıklamada, ‘bölgesel güvenlikle ilgili ihtiyaçlara cevap vermeye devam etmek için gerekli önlemleri almak üzere uluslararası ortaklarla koordinasyon halinde olacaklarını’ vurguladılar.
Güney Lefkoşa, 2014 yılında başlayan üçlü işbirliği mekanizması çerçevesinde dün Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in bir araya geldiği Üçlü İşbirliği Zirvesi’nin sekizincisine ev sahipliği yaptı.
Üç lider, zirvede özellikle enerji alanında ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nda olmak üzere üçlü iş birliği ve Doğu Akdeniz'deki bölgesel siyasi meselelerin yanı sıra uluslararası meseleleri ve özellikle terör ve yasadışı göçle mücadele konularını ele aldılar.
Zirve çalışmalarının bitiminde düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Türkiye'nin adını açıkça belirtmezken, terörle kararlı bir şekilde mücadele etmek için uluslararası çabaların iki katına çıkarılması, terörü silahlanma, finansman ve eğitim alanlarında destekleyen ülke ve oluşumlara hoşgörü gösterilmemesi, terörün tüm köklerini ve terörizme yol açan nedenleri ele almak için kapsamlı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguladı. Sisi, uluslararası toplumu, “teröre sponsorluk yapan, ona güvenli sığınak ve çeşitli şekillerde destek sağlayanlara karşı sorumluluklarını üstlenmeye” çağırdı. Ayrıca “uluslararası hukuka aykırı, provokatif politikaların izlenmesini, silahlı güç kullanma tehdidinde bulunulmasını, komşu ülkelerin egemenlik haklarının ihlal edilmesini ve radikalizm ile terörizmin desteklenmesini” de kınadı.
Mısırlı bazı makamlar, Ankara'yı “terör örgütü” üyelerini desteklemek, ev sahipliği yapmak, barındırmak, Kahire yönetimine karşı provokatif TV kanalları finanse etmekle suçluyor. Dahası, Mısır Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Suriye'deki operasyonlarını ve hareketlerini “işgal” ve Türkiye’ye karşı direnmeyi “meşru bir hak” olarak görüyor.
Zirvenin, başta Doğu Akdeniz bölgesi olmak üzere bölgesel ve uluslararası gelişmelerle ilgili görüş birliğini yansıtan yapıcı tartışmalara sahne olduğunu belirten Sisi, uluslararası hukuk kurallarını ihlal eden provokatif politikalar, silahlı güç kullanma tehditleri, komşu ülkelerin egemenlik haklarına yönelik ihlalleri, radikalizmin ve terörizmin desteklenmesi ve çatışma bölgelerine yabancı savaşçılar taşınması konularının ele alındığını kaydetti.
Öte yandan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Mısır ve GKRY cumhurbaşkanlarını “Türkiye'nin Yunanistan'a yönelik saldırgan hamleleri” konusunda bilgilendirdi. “Ankara’nın saldırgan bir politika izlemeyi tercih ettiğine” işaret eden Miçotakis, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Türkiye'ye silah satmamaları talebinde bulundu. Yunanistan Başbakanı, “Barışı kucaklayan bir tarafın, silah temin etmesi ve bu silahları Avrupa ülkelerine karşı kullanması düşünülemez” ifadelerini kullandı.
Yunanistan ile Mısır arasında, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasının imzalanmasının ardından duyduğu mutluluğu ifade eden Miçotakis, “Bu anlaşma, ülkelerimiz arasında münhasır ekonomik bölge için tarihi bir anlaşmadır. Bununla birlikte bir ay önce Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kuruluş belgesini de imzaladığımızı unutmamalıyız” dedi.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis şöyle devam etti:
“Üçlü zirvede, Türkiye’nin provokatif uygulamalarının sonuçları gözden geçirildi. Ankara ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında imzalanan ve var olmayan deniz sınırlarına dayanan yasadışı muhtıranın pek çok sonucu olabilir.”
GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ise konuşmasında bu üçlü zirvenin “kimseye karşı yapılmadığını, Doğu Akdeniz'de istikrar ve güvenliği hedeflediğini” iddia etti. Anastasiadis, “Herkesin Doğu Akdeniz bölgesinde güvenlik ve istikrarın sağlanması için çalıştığı bir dönemde Türkiye, bölgesel istikrarı baltalayan hukuksuz uygulamalarda bulunuyor” şeklinde konuştu. Ankara'nın “Suriye, Libya ve Azerbaycan'a paralı asker göndermeye devam etmesinin istikrarı baltalayan bu uygulamalar arasında” olduğunu düşünen Anastasiadis’e göre Türkiye ayrıca Akdeniz'de siyasi sınırları da ihlal ediyor.
Türkiye ile UMH arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın “uluslararası hukuka aykırı” olduğu konusunda Mısır ve Yunanistan liderleriyle hemfikir olduğunu belirtti.
Buna karşın Türkiye dün, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi'nde yeni bir NAVTEX ilan etti. Semadirek (Samothraki) Adası’nın karasularında yeni bir keşif duyurusu gelirken, dün yapılan NAVTEX ilanında Yunanistan'a ait Samothraki, Limni ve Bozbaba adalarında sondaj ve keşif çalışmalarına başlandığı bildirildi.
Yayımlanan Navtex ile Türkiye’ye ait Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi, Yunanistan sahiline 18 mil yaklaşırken Meis adasına çok yaklaşmış olması, Doğu Akdeniz'deki çatışmayı körükleyecek bir adım olarak görüldü.
Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı bir konuşmada “Bin yıldır vatanımız olarak gerektiğinde canımız pahasına sahip çıktığımız bu coğrafyadan bizi tasfiye etme hayallerinden vazgeçmeyenlere daha çok kâbuslar yaşatacağız” ifadelerini kullanarak, Yunanistan ve GKRY’e ‘üstü kapalı’ mesaj gönderdi.
Salı günü başkanlığını yaptığı Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin istikrar yolunda ilerlemeye devam ettiğini ve Türkiye’nin ‘krizleri üzerine yıkmak amacıyla yapılan tüm saldırıları engellemeyi başardığını’ belirtti.
Bu arada Almanya, Yunanistan'ın “Ankara'nın bölgedeki saldırgan politikaları” nedeniyle Türkiye'ye askeri mühimmat ihracatının askıya alınması talebine yanıt verdi.
Atina merkezli Kathimerini’nin haberine göre Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Federal hükümet, kısıtlayıcı ve sorumlu bir silah ihracatı politikası izliyor. Türkiye'ye silah satma izinleri, dikkatli bir değerlendirmeden sonra ve dış ve güvenlik politikası standartları çerçevesinde verilmektedir” ifadeleri yer aldı. Bakanlık açıklamasında ayrıca, Türkiye'ye silah ihracatı izinlerinin sayısının ‘çok az’ olduğu vurgulandı.
Diğer yandan Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Salı günü, Almanya, İspanya ve İtalya'daki meslektaşlarına yazdığı mektuplarda, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de askeri yollarla ‘oldu-bittiler’ yaratmak amacıyla gerçekleştirdiği ‘son provokatif eylemler’ nedeniyle Türkiye'ye silah ve askeri teçhizat ihracatının durdurulması çağrısında bulundu.



Denizler ve okyanusların yönetimine ilişkin uluslararası sistem çöküşün eşiğinde

Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
TT

Denizler ve okyanusların yönetimine ilişkin uluslararası sistem çöküşün eşiğinde

Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)
Arktik buzullarının erimesi yeni ticaret yollarının önünü açıyor (Reuters)

Son beş yüzyıl boyunca insan toplulukları arasındaki rekabet ve çatışmaların merkezinde kara parçaları yer aldı. Antarktika dışında dünyanın neredeyse her karışının bir devletin egemenliği altına girmesine karşın, okyanuslar ve denizler büyük ölçüde bu egemenliğin dışında kaldı.

Panama City, önemini Panama Kanalı’ndan alan bir şehir (AFP).
Panama City, önemini Panama Kanalı’ndan alan bir şehir (AFP).

Bazı devletler denizler üzerinde hâkimiyet kurmaya ve onları düzenlemeye çalıştığında ise bu girişimler başarısız oldu. Çünkü denizler, uzun süreli kontrolü son derece zorlaştıracak kadar genişti. 20. yüzyılın ikinci yarısındaki Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği de okyanusları ele geçirmek için yoğun bir rekabete girmekten kaçındı.

Bunun yerine hükümetlerin çoğu, uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaya çalışan bir dizi anlaşma ve kurum aracılığıyla denizleri yönetme konusunda uzlaştı. Kıyı devletlerine ise karasuları ve münhasır ekonomik bölge statüleriyle belirli deniz alanları tahsis edildi.

Ancak Chicago Üniversitesinde siyaset bilimi profesörü Michael Albertus, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizinde, denizler ve okyanuslara ilişkin bu uluslararası sistemin bugün çökmekte olduğunu belirtiyor. Yemen’de Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksattığını, Hürmüz Boğazı çevresinde ise bir çatışmanın yaşandığını kaydediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayında Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ABD’nin ücret talep etmesi fikrini gündeme getirmiş, ancak daha sonra bu plandan geri adım atmıştı.

Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman sularında demirleyen gemiler (AFP).
Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman sularında demirleyen gemiler (AFP).

Bu sırada başka hükümetler de uluslararası sular ve deniz kaynakları üzerinde kontrol kurmak için rekabet ediyor. Rusya Arktik Okyanusu’ndaki geniş deniz alanları ve deniz tabanları üzerindeki kontrolünü artırmaya çalışırken, Çin Güney Çin Denizi’nde yapay adalar inşa ediyor. ABD ise münhasır ekonomik bölgesinin ötesindeki deniz tabanlarında nüfuz alanını genişletiyor. Çok sayıda ülke de okyanuslardan kritik ve nadir mineralleri çıkarmaya hazırlanıyor.

Küresel eğilim

Deniz ulaşım güzergâhları veya geniş deniz ve okyanus alanları üzerinde kontrol kurmaya yönelik bu küresel eğilim, onlarca yıldır okyanuslarda seyrüsefer özgürlüğünü koruyan uluslararası kurum ve anlaşmaların gücünü kaybettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Hükümetlerin, karalarda yaptıkları gibi dünya denizleri üzerinde de egemenlik kurmaya yönelmesi halinde küresel ticaret varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalabilir. Bu durum, dünyayı yeni bir deniz çatışmaları dönemine sürükleyebilir.

Yayımlanmayı bekleyen “The Return of Conquest” adlı kitabın yazarı Albertus, okyanusların bölüşüldüğü bir dünyanın kaçınılmaz olarak daha yoksul ve daha tehlikeli olacağını belirtiyor.

Bab el-Mendeb yakınlarında Yemen kıyısı açıklarında demirleyen bir yük gemisi (AFP).
Bab el-Mendeb yakınlarında Yemen kıyısı açıklarında demirleyen bir yük gemisi (AFP).

İran’ın, ABD ve İsrail’in şubat ayının sonunda düzenlediği saldırıların ardından fiilen kontrol edip kapattığı Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti uygulama niyetini açıklamasının ardından Endonezya Maliye Bakanı da Malakka Boğazı’nda benzer bir geçiş ücreti getirilmesi ihtimaline işaret etti. Ancak bakan daha sonra bu açıklamasından geri adım attı.

Güneydoğu Asya’daki kritik deniz geçişlerinden biri olan Malakka Boğazı’ndan dünya deniz yoluyla taşınan petrol arzının yaklaşık yüzde 29’u geçiyor.

Çin de 2016 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında verilen ve Güney Çin Denizi’ndeki geniş kapsamlı hak iddialarını reddeden bağlayıcı kararı uzun süredir dikkate almıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pekin, tartışmalı resifler üzerinde yapay adalar inşa ederek, Filipinler’in münhasır ekonomik bölgesine müdahale ederek ve Tayvan’ı kuşatarak bu karara aykırı hareket ediyor.

Rusya ise denizaltı kablolarını kesmek amacıyla kimliklerini gizleyen gemileri kullandığı yönündeki şüphelerle karşı karşıya. Bu faaliyetlerin, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya verdiği desteğe karşı yürütülen daha geniş kapsamlı bir istikrarsızlaştırma kampanyasının parçası olduğu öne sürülüyor.

İklim değişikliği

İklim değişikliğinin okyanuslar üzerinden yeni çatışmalara yol açması bekleniyor. Arktik buzullarının erimesi sürdükçe, Avrupa ile Asya’yı Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca birbirine bağlayan yeni deniz güzergâhındaki gemi trafiğinin artması bekleniyor.

Moskova’nın bu güzergâhta serbest geçişe izin vermesi ise zor görünüyor. Rusya hâlihazırda bu rotayı kullanan yabancı gemileri karmaşık ve ağır bir izin-lisans sistemine tabi tutuyor. Ayrıca Sibirya kıyıları açıklarındaki Vilkitski Boğazı gibi bazı su yollarını uluslararası boğazlar yerine Rusya’nın yargı yetkisine tabi iç sular olarak değerlendiriyor.

Okyanuslardaki rekabet yalnızca deniz ulaşımının kontrolüyle sınırlı değil. Çin’in küresel nadir toprak elementi tedarikindeki hâkimiyetini güçlü bir baskı aracına dönüştürmesiyle birlikte diğer ülkeler de okyanus tabanlarından mineral çıkarma potansiyelini araştırıyor.

Hawai ile Meksika arasında Kuzey Pasifik’te yer alan Clarion-Clipperton Bölgesi, Orta Hint Okyanusu Havzası ve Güney Pasifik’teki Penrhyn Havzası gibi bölgelerin deniz tabanlarında kritik mineraller içeren büyük miktarda kaya ve nodül bulunduğu belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında faaliyet gösteren Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi, hükümetlerin okyanus tabanını araştırmasına ve haritalandırmasına, çevresel veriler toplamasına ve madencilik teknolojilerini test etmesine izin veren onlarca arama sözleşmesi düzenledi.

Ancak kurum, üyeler çevresel standartlar ve bunların uygulanmasına ilişkin kurallar konusunda anlaşamadığı için ticari deniz madenciliğine şu aşamada izin vermiyor.

Deniz tabanındaki kaynaklar

ABD’nin açık denizlerde madencilik projeleri yürütmeye başlaması halinde, Çin, Hindistan ve Rusya gibi okyanuslardaki çıkarma faaliyetlerini sınırlayan uluslararası anlaşmalara taraf ülkelerin buna itiraz etmesi bekleniyor.

Pekin ve Moskova diğer deniz hukuku kurallarını göz ardı etse de ABD’nin deniz madenciliğine başlamasını kendi politikalarını meşrulaştırmak için gerekçe olarak kullanabilir.

Tayvan’a ait bir denizaltının kulesi Tayvan Boğazı sularında görülüyor (Reuters).
Tayvan’a ait bir denizaltının kulesi Tayvan Boğazı sularında görülüyor (Reuters).

Kurallara dayalı diğer uluslararası sistemlerde olduğu gibi, okyanusların yönetimine ilişkin düzenin bir anda çökmesi beklenmiyor. Büyük güçler, bazı alanlarda düzenlemelere ihtiyaç duymaya devam ediyor. Örneğin balıkçılığın yönetimi, kuralsızlığın başka alanlarda sağlayabileceği avantajlara rağmen devletlerin ortak çıkarlarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu nedenle sistemin daha çok aşamalı biçimde aşınması bekleniyor.

Albertus son olarak, devletlerin okyanuslar üzerinde kontrol için rekabet ettiği bir dünyada ticaretin yavaşlayacağı uyarısında bulunuyor. Gemiler denizlerde daha dolambaçlı rotalar izlemek zorunda kalacak, boğazlardan geçiş ücretleri artacak, malların fiyatları yükselecek ve tedarik zincirleri daha fazla aksama ve kesinti riskiyle karşı karşıya kalacak.

Okyanusların paylaşılması süreci zamanla kara parçalarının ele geçirilmesine benzer bir nitelik kazanabilir. Güçlü olan veya ilk davranan devletler kaynakların mülkiyetini ele geçirmeye çalışabilir. Hükümetlerin okyanuslardan mümkün olan en büyük payı almak ve iddia ettikleri egemenliği güç kullanarak korumak için yarışması, jeopolitik gerilim noktalarının da artmasına yol açabilir.


Washington ve Tahran yeni bir çatışmanın eşiğine yaklaşıyor

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
TT

Washington ve Tahran yeni bir çatışmanın eşiğine yaklaşıyor

USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu'daki karasularında seyir halindeyken hava operasyonları gerçekleştiriyor (CENTCOM)

Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalmasıyla birlikte Washington ile Tahran yeni bir askeri çatışmanın eşiğine yaklaşırken, açıklamalar ve tehditlerin tonu da giderek sertleşiyor. Her iki tarafın da sert tutumlarını sürdürdüğü bir dönemde, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump son dönemde yaptığı açıklamalarda, Tahran'ın yönetimiyle bir anlaşmaya varmaması halinde İran'a “çok büyük bir güçle” saldıracağını defalarca dile getirdi. Trump, böyle bir saldırının gelecek ay yapılacak Kongre ara seçimlerinden sonra, hatta belki de seçimlerden önce gerçekleşebileceğini belirtti. Trump ayrıca Tahran'a, “çok geç olmadan doğru kararı” alması çağrısında bulunurken, İran'da “kiminle muhatap olduğunu bilmediğini” belirtti. Tahran ise buna karşılık, Washington'un saldırılarını yeniden başlatması halinde silahlı kuvvetlerinin “yıpratma savaşına” veya “hızlı bir operasyona” hazır olduğunu açıkladı.

Gerilimin arttığı bu süreçte İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), üçüncü bir taraftan, bir tankerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir mühimmatın isabetine uğradığı ve bunun sonucunda gemide yangın çıktığı yönünde bir ihbar aldığını duyurdu. İran'ın son dönemde boğazdan geçen ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdığı; Şarku’l Avsat’ın New York Times’ten aktardığına göre Batılı bir güvenlik yetkilisi gizli verilere dayanarak, İran'ın haftada yaklaşık 30 insansız hava aracı (İHA) ve 10 gemisavar füze saldırısı düzenlediğini belirtti.

Yetkili ayrıca son 10 gün içinde en az 4 ticari geminin İran saldırılarında isabet aldığını söyledi. İngiliz denizcilik makamlarının raporlarına göre ise 10 Eylül'den bu yana çoğunluğu petrol tankeri olmak üzere en az 13 gemi mühimmat veya mühimmat parçalarının isabet etmesi sonucu hasar gördü.


Rusya’nın saldırısı Kiev’deki ikinci önemli köprüyü de vurdu

Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)
Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)
TT

Rusya’nın saldırısı Kiev’deki ikinci önemli köprüyü de vurdu

Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)
Kiev’de köprülere yönelik saldırıların ardından trafik yoğunluğu (Reuters)

Rusya’nın bugün düzenlediği saldırılarda Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki önemli köprülerden biri olan Kuzey Köprüsü vuruldu. Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko, saldırının iki gün önce Güney Köprüsü’nün hedef alınmasının ardından gerçekleştiğini belirtti.

Kliçko, Kiev’de insansız hava araçları (İHA) saldırısı uyarısıyla sirenlerin çalmasının ardından Telegram hesabından yaptığı açıklamada, “Kuzey Köprüsü vuruldu, acil durum ekipleri olay yerine gidiyor” ifadelerini kullandı. Köprünün yol yüzeyinin ve elektrikli otobüslerin kullandığı elektrik kablolarının hasar gördüğünü belirten Kliçko, köprünün trafiğe kapatıldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu, son günlerde Kiev’de hedef alınan ikinci büyük köprü oldu. Güney Köprüsü de perşembe günü ve dün Rus İHA’larının saldırılarına maruz kalmış ve trafiğe kapatılmıştı. Saldırılar, Dinyeper Nehri’nin ikiye böldüğü kentte yoğun trafik sıkışıklığına yol açtı.

Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Kiev yönetimi, başkentin ulaşım açısından kritik öneme sahip sekiz büyük karayolu ve demiryolu köprüsünün hedef alınmasından endişe ediyor.

Kiev Belediyesi dün, herhangi bir saldırı bildirimi bulunmamasına rağmen Paton ve Metro köprülerinde de trafik kısıtlamaları uyguladı. AFP muhabiri de aynı gün sabah saatlerinde Darnitski Köprüsü’nde trafik kısıtlamaları getirildiğini bildirdi.