Avrupa genel karantinadan kaçınmak için ümitsiz girişimlerini sürdürüyor

ECDC, Kovid-19’a karşı uzun bir savaş verileceğini ve savaşın sonunda virüsün bitmeyebileceğini söyledi

Dün Berlin’de Kovid-19 önlemlerine karşı protesto yapan işçiler (AFP)
Dün Berlin’de Kovid-19 önlemlerine karşı protesto yapan işçiler (AFP)
TT

Avrupa genel karantinadan kaçınmak için ümitsiz girişimlerini sürdürüyor

Dün Berlin’de Kovid-19 önlemlerine karşı protesto yapan işçiler (AFP)
Dün Berlin’de Kovid-19 önlemlerine karşı protesto yapan işçiler (AFP)

Avrupa İlaç Ajansı (EMA) İcra Direktörü Guido Rasi dün yaptığı açıklamalar ile Kovid-19’a karşı yakın bir zamanda aşı bulunacağına dair umutları söndürdü. Rasi yaptığı açıklamada “Aşının bu yılın sonuna kadar bulunacağından söz edilmesi sadece bir hayal ve herkesin virüse karşı aşılanması en iyi şartlarda neredeyse bir yıl sürecek” dedi.
Bu açıklamalar, aşının kullanılmasına yönelik nihai onay vermekle görevli olan kuruluşun icra direktöründen geldi. Öte yandan Avrupa, günlük vaka sayılarında yeni bir rekorun kırıldığı ve Kovid-19 kaynaklı ölü sayılarının yükseldiği bir yeni güne uyandı. Verilere göre ölü sayısı geçen bahar döneminde salgının ilk dalgasında kaydedilen sayılara yaklaştı. Avrupa’da geceleri sokağa çıkma yasağı getirilmesi, kafelerin ve restoranların erken kapatılması ve bazı mahallelerde ve bölgelerde kısmi izolasyon uygulanması gibi alınan son tedbirler, bu yılın başında Avrupa’da yayılmaya başlayan ve o günden beri eşi görülmemiş bir oranda yayılan virüsü kontrol altına almaya yetmedi. Bu yüzden Avrupa hükümetleri şu an ülkenin tamamen tecrit altına alınmasına yönelik yeni bir planın son dokunuşlarını yapıyor.
Rasi “Hükümetler vatandaşları aşılamak için planlar oluşturma konusunda acele etmezse aşılama kampanyaları 5 ya da 6 ay daha uzar. Bu gecikme de bize pahalıya patlar. Tıpkı ikinci dalgaya zamanında hazırlanmadığımız için şu an başımıza gelenler gibi” dedi.
İlk aşıların piyasaya sürülme tarihine ilişkin beklentilerinden söz eden Rasi “Şu ana kadar ilaç şirketlerinden bize deneylerin son aşamasına ilişkin klinik veriler gelmedi. Şayet bir sürpriz olmazsa ilk aşılar için gerekli onayın önümüzdeki şubat ayının başlangıcında çıkarılmasını umuyoruz. Ancak bu, aşıyı geliştiren firmaların tüm verilerini yürürlükteki kural ve koşullara uygun olarak gelecek ayın sonuna kadar tamamlamasına bağlı. Tüm Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının aşılanması için en az 500 milyon doz gerekiyor ve böyle bir miktarın gelecek yılın sonuna kadar üretilmesi mümkün değil. Virüsü yeneceğimizden hiçbir şüphem yok ancak şu an aşıların etkinliğinin yanı sıra hükümetlerin vatandaşlarını aşılamak için oluşturacağı planların etkinliğine ve aşı olmaya ikna etmedeki başarılarına bağlı olan sürü bağışıklığına ne zaman ulaşabileceğimizi bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.
EMA İcra Direktörü Çin ve Rusya’da geliştirilen aşıların Batı ülkelerinde geliştirilenlerden önce Avrupa pazarlarına girme ihtimalinin olmadığını söyleyerek “Bu aşıların Avrupa ülkelerinde piyasaya sürülmesi için EMA tarafından onay alması gerekiyor ve aşıların Avrupa’da geliştirilip üretilen aşılardan önce şartlarımızı yerine getirebileceğinden şüpheliyim” açıklamasında bulundu.
Buna paralel olarak Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) Avrupa ülkelerinde aşının dağıtımı için ulusal bir plan olmaması karşısında endişesini dile getirdi. ECDC bunun, aşıların virüsün yayılmasını durdurma gücü ve bilinmesi en az 6 ay süren etkinlik derecesi gibi birçok soruya hızlı ve kesin cevaplar vermesi açısından oldukça önemli olduğunu vurguladı.

Protestoların büyümesi
Diğer taraftan Avrupa Komisyonu dün yaptığı açıklamada, hükümetlerin salgının hızlı ve kitlesel yayılımını durdurmak ve kontrol altına almak için getirdiği kısıtlamalara karşı yapılan halk protestolarının dairesinin genişlemesine karşı endişelerini dile getirdi. Zira bu protestoların birçoğu yağmalama ve şiddet eylemlerine dönüştü ve radikal gruplar gösterileri suistimal etmeye başladı.
Avrupa Komisyonu Sözcüsü dün yaptığı açıklamada AB İçişleri Bakanları Konseyi’nin önümüzdeki hafta bu gelişmeleri tartışmak ve üye ülkeler arasında olayları kontrol altına almak için gösterilen çabaları koordine etmek üzere toplanacağını belirtti.
Avrupa ​​güvenlik kaynakları bir süredir, virüsü kontrol altına almak için alınan önlemlere karşı yapılan halk protestolarının artarak şiddet ve yağmalama olaylarına dönüşmesine dair endişelerini dile getiriyor. Kaynaklar aşırılık yanlısı grupların, sağlık krizinden kaynaklanan yaşam ve ekonomik koşullara ilişkin protesto yaparak anlık hareket eden göstericilerin arasına karıştıklarına ve bu gösterileri sabotaj ve siyasi emellerine alet etmek için kullandıklarına dair uyarıda bulundu.
Avrupa Komisyonu dün AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve ECDC yönetimiyle olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. AB üye devletlerinin salgının ikinci dalgasıyla mücadele etmek için gösterdiği çabaların koordinasyonunun sağlanması ve hızlı testler yapılması, vakaların izlenmesi, karantina ve aşılama için ortak bir strateji geliştirilmesi toplantının ana gündemini oluşturuyordu. Stratejik bir tasarının tartışılmasına, önümüzdeki hafta bu hedef doğrultusunda yapılacak Avrupa zirvesinde başlanması bekleniyor.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Avrupa merkezli haber ajanslarına verdiği demeçte “Bu salgın ile mücadelenin başarısız olmasının on binlerce kurbanın ve yıkıcı ekonomik etkilerin yol açacağı insanlık trajedisinin yanı sıra siyasi faturası çok ağır olacak. Durum oldukça ciddi ve kötü. Halkın güvenini tekrar kazanmak ve daha sıkı önlemler almaktan kaçınmak için şu an hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmeliyiz çünkü üye devletlerin vatandaşların hareketine peş peşe getirdiği kısıtlamaların büyük bir siyasi, toplumsal, ekonomik, psikolojik ve hatta belki de demokratik bedeli var” dedi.
En yüksek yayılma oranlarını kaydederek Avrupa ülkeleri listesinde ilk sıraya yerleşen Belçika’da doğan AB Konseyi Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zaman kısıtlı ve salgının ikinci dalgası ile mücadele kapsamında ortak bir strateji üzerinde uzlaşma sağlamak için önümüzde sadece birkaç gün bulunuyor. Tedbirleri tek bir noktada birleştirmek için önümüzdeki zirvede devlet ve hükümet başkanlarından net bir işaret gelmesine ihtiyacımız var. Zira her ülkenin kendi koşulları, mekanizmaları, uzmanları, danışma kuralları ve merkezi ve bölgesel otorite seviyeleri bulunuyor. Bu da tek bir zaman çizelgesi ve ortak bir strateji oluşturulmasını zorlaştırıyor. Salgınla mücadelede tek ve daha etkili bir strateji geliştirmek üzere bu engelleri aşmak için yalnızca Avrupa zirvesinden gelecek siyasi bir sinyal yeterli.”
ECDC Avrupa ülkeleri için bir genelge yayınlayarak Avrupa’nın içinden ve dışından grupların sosyal medya üzerinden salgınla ilgili yaydığı yalan yanlış haberleri, virüsün tehlikesini küçümseyen görüşleri ve salgının özgürlükleri kısıtlamak için kullanıldığına dair ortalıktan dolaşan komployu destekleyen teorileri çürütmek için bilgilendirme çabalarını yoğunlaştırma çağrısında bulundu.
ECDC, hükümetlere salgına ilişkin gelişmeler, koruyucu tedbirlerin önemi ve bunlara uyulmamasının beraberinde getireceği tehlikeler hakkında vatandaşlarla düzenli bir şekilde iletişim kurması ve vatandaşları bunlara uymaya ikna etmek için net bilgiler ve bilimsel kanıtlar sunmaları çağrısında bulunuyor. ECDC son raporunda “Kovid-19’a karşı verilen savaşın önünde hala aylar var ve virüs tamamen bitmeyip onunla birlikte yaşanması gerekebilir” ifadelerini kullandı.



Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.

Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.

Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.

Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.

Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.

gthyju
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)

İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.

Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.

Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.

Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.

Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.


Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
TT

Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.

dfgreg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.

Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.

Bombalama yerine abluka

Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.

drfgthtg
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)

İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.

Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.

Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.

fdyjuk
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)

Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.

Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”

Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.

İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.


Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
TT

Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)

Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.

Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.

Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.

Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.

Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.

Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.