Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarını çizme müzakereleri ‘ciddi bir aşamaya’ doğru ilerliyor

Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)
Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarını çizme müzakereleri ‘ciddi bir aşamaya’ doğru ilerliyor

Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)
Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan görüşmelerin ikinci turu, sınır hattındaki Sur kentine bağlı Nakura ilçesindeki UNIFIL karargâhında gerçekleşti. (AP)

Denise Rahme Fakhry
Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı deniz sınırları konusunda yapılan ve genel olarak her iki tarafın da olumlu tutum sergiledikleri görüşmelerin ilk turunun ardından, 28 Ekim Çarşamba sabahı, Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinin Nakura ilçesindeki Birleşmiş Milletler Lübnan Barış Gücü (UNIFIL) karargahında başlayan görüşmelerin ikinci turu bu sabah yapılan üçüncü oturumuyla sona erdi. Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarının çizilmesine ilişkin görüşmelerin ileriki turlarının zamanı, yapılan son oturumlardaki olumlu hava ve alınan sonuçların verimliliğine bağlı olarak belirlenecek.

Lübnan sıfır noktasına geri döndü
Lübnan, İsrail ile deniz sınırı mücadelesini, yeniden sıfır noktasından başlayarak sürdürüyor. Bu da daha önce Birleşmiş Milletler (BM) veya ABD ve hatta Güney Kıbrıs ile müzakereler yoluyla varılan tüm noktaların, Lübnan'ın gözünde geçersiz ve hükümsüz olduğu anlamına geliyor. Zira Lübnan,  ‘Hoff Hattı’ da (Hoff Hattı adını, 2012 yılında Lübnan’ı ziyaret eden ve Lübnan ile İsrail arasındaki tartışmalı bölgenin güney deniz sınırında paylaşılmasını önerdiği hattı çizen eski ABD özel elçisi Büyükelçi Frederick Hoff'tan almıştır) dahil olmak üzere sanki tüm pazarlıklara yeniden başlıyormuş gibi görünüyor. Buna karşın Tel Aviv’in görüşmelere ‘müzakereleri tamamlama’ temelinde katılıyor olması, iki taraf arasında temel bir fark olduğunu gösteriyor.
Müzakerelerde Lübnan heyetine başkanlık eden ve Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan, Tuğgeneral Bessam Yasin, Lübnan’ın İsrail ile anlaşmaya varılamayan deniz sahasının 860 kilometrekare değil, bin 430 kilometrekare olduğunu ve sahanın Nakura noktasından karadan ve denize uzanan bir hatla ölçüldüğünü söyledi.
İlk turu bir buçuk saati geçmeyen görüşmelere arabuluculuk yapan ABD’li Özel Temsilci John Deruscher'in katılımıyla gerçekleşen ikinci oturum üç saatten fazla sürdü ve ertesi günde devam etmesi kararlaştırıldı. Bu durum, görüşmelerin ciddiyetini ortaya koydu.
Tuğgeneral Yasin, Lübnan heyetinin dün yapılan oturumda söz konusu tartışmalı deniz sahasının Nakura’dan yola çıkarak nasıl ölçülmesi gerektiğine dair haritalarla, belgelerle ve hukuki metinlerle desteklenen ayrıntılı bir sunum yaptığını aktardı. Beyrut, şimdiden İsrail ile deniz sahası konusunda uzlaşmaya varmanın kolay bir iş olmayacağını anlamış durumda. Tel Aviv'in de gereken kolaylığı sağlamayacağı biliniyor.
Lübnan heyetinin başkanı Tuğgeneral Yasin, özellikle deniz sınırlarının çiziliyor olması nedeniyle bu işin zor olduğunu belirterek bu konuda benimsenen tek bir yöntem olmadığını, birkaç yöntemin olmasının da sorun teşkil ettiğini söyledi.

Basına uygulanan baskı şüphe uyandırıyor
İsrail ile yapılan müzakerelere gelen itirazlar, Nakura'daki UNIFIL karargahı yakınlarında bir araya gelen bazı Komünist Parti yandaşlarının protesto gösterisi ile sınırlı kalırken, Hizbullah, müzakere heyetinin birkaç metre yakınında, yeni düşmanı basın ile ilgilenmekle meşguldü. Lübnan, İsrail ile deniz sınırlarını belirlemek için zorlu bir mücadele verirken Nakura karargahının dışında Hizbullah tarafından içeride yeni bir kırmızı çizgi çiziliyordu. Basın mensuplarının, UNIFIL karargahı çevresinde haber yapmak için Genelkurmay Başkanlığı’ndan izin almasına rağmen Hizbullah üyeleri basın mensuplarına saldırarak çekim yapmalarını engelledi ve bölgeye yedi kilometreden daha fazla yaklaşmalarını yasakladı.
Lübnan devlet televizyonu muhabiri Nayla Shahwan, Twitter hesabından paylaştığı mesajında şunları söyledi:
“Sivil üç genç bizi bölgeden uzaklaştırdı. Kendilerini tanıtmadılar. Kanalımdaki ilgili kişilerle iletişime geçmeye çalıştığımda beni fotoğraflarını çekmekle suçladılar. Telefonumu aldılar ve kırdılar. Kameramı attılar ve bize oradan ayrılmamız için sadece üç dakika verdiler.”
Ancak olay, ister kasıtlı ister kasıtsız olsun basın mensuplarının, onların ve müzakerecilerin güvenliğini sağlamakla görevli Lübnan ordusu karşısında Hizbullah üyelerinin emirlerine uymak zorunda kalmaları oldukça ironikti. Bu olay, sınırın çizilmesi müzakerelerinin seyrine damgasını vurdu. Gözlemcilere göre bu, masada ve dışarıda yapılan görüşmelerde son sözün yalnızca Hizbullah’a ait olacağını ve onun onayı olmadan müzakerelerin gerçekleşmeyeceğini gösterdi.

Teknik çözüm mü adil çözüm mü?
Lübnan hükümetinin eski BM Acil Gücü (UNEF) Koordinatörü Abdurrahman Şihaytili, İsrail'le oturulan müzakere masasında Lübnan'ın konumunun zayıf ve güçlü yanlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Lübnan’ın ‘iyi iş çıkardığını’ belirten Şihaytili, Lübnan’ın müzakerelere sıfırdan başlamak zorunda kalacağını kaydetti.
İsrail 2000 yılında, Lübnan'ın güneyinden çekildikten sonra deniz sınırının çizileceği çizginin başlangıç ​​noktasını Nakura Sınır Kapısı'nın bulunduğu yerden 17 metre ilerisi olmasında diretti. Deniz sınırında yeni bir oldu-bitti yaratmak amacıyla Lübnan karasuları içinde 800 metre uzunluğunda bir ‘şamandıra’ hattı yerleştirdi. İsrail; Lübnan’ın Güney Kıbrıs ile anlaşarak bir nokta belirlemesi sonrasında ise Lübnan'ın Nakura'dan başlayan sınırlarının Güney Kıbrıs'la ile anlaşılan noktada bittiğini düşündü. İki ülke arasındaki deniz sınır anlaşmazlığı da buradan çıktı.

Geçici düzenlemeler getirildi
Sınırı belirleme sorununu sadece teknik yönüyle ele almanın bir hata olduğunu belirten Şihaytili’ye göre mesele münhasır ekonomik bölge açısından farklı ve adil bir çözüme ulaşılıncaya kadar, iki komşu ülke arasında sınırlarda bir anlaşmazlık olması durumunda uluslararası hukuka bakmak yeterli olacak. Uluslararası hukukun iki ülkenin kendi bölgelerinde ekonomik açıdan fayda sağlamalarına yönelik geçici düzenlemeler getireceğini belirten Şihaytili, İsrail'in yapılmasını istediği müzakerelerin başlangıç ​​noktası olarak orta hattın çizilmesiyle ilgili adil bir çözümün kullanılabileceğini vurguladı. Şihaytili, ancak orta hatta göre sınırların çizilmesine dair hiçbir kural, kanun ya da metin olmadığını kaydetti.

Adil bir çözüm, İsrail'den çok Lübnan'ın çıkarınadır
Lübnan'ın İsrail ile deniz sınırlarını belirleme müzakerelerinde dayandığı teknik çözümün yanı sıra çıkarını İsrail’den daha fazla düşünmesi gereken bir takım noktaların olduğu adil bir çözümü de dikkate alması gerektiğini belirten Şihaytili’ye göre bu noktaların başında kötüleşen ekonomik durum geliyor. İkincisi Beyrut Limanı’nın yıkılması nedeniyle Lübnan’ın aldığı zararın Hayfa Limanı ile telafi edilmesi. Üçüncüsü ise İsrail’in kıyılarının uzunluğuna ve nüfus yoğunluğuna kıyasla Lübnan'ın kıyıları ve nüfusu bakımından daha fazla mali desteğe ihtiyacı olması.
İsrail'in yararlanabileceği, Gazze gibi başka sınırlar da var. Bu da Lübnan'ın çıkarı için daha fazla gayret göstermesini gerektiriyor.
2006 yılında İsrail ile Lübnan arasında Mavi Hat’tın belirlenmesi konusunda yapılan müzakereler konusunda da detaylı bilgi sahibi olan Şihaytili, yukarıda geçen tüm bu noktalara dayanarak yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Müzakerelerin daha karmaşık hale gelmesini bekliyorum. Çünkü Lübnan teknik çözüm çerçevesinde kalmaya devam ederken İsrail ekonomik çözümden yola çıkıyor.”

Müzakereler devam ediyor
Birçok çevre, bir yandan Washington ve Tel Aviv, diğer yandan Hizbullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn arasındaki ortak çıkarlarla ilişkili İsrail ile müzakerelerin siyasi boyutunu da göz ardı etmiyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık seçimleri öncesinde istediği ABD zaferi ile Hizbullah'ın müttefiklerini tehdit eden yaptırımların yanı sıra Lübnan'ın ekonomik olarak doğalgaz çıkarma ihtiyacı gibi meselelerin müzakerelerin kolay olmayacağı anlamına geldiğini belirten Şihaytili, görüşmelerin uzamasını ve bir yerde tıkanmasını bekliyor.
Diğer yandan Lübnan heyetinin, halkın ve siyaset arenasının desteğiyle müzakere masasında olmasının önemli olduğunu vurgulayan Şihaytili, heyet oluşturulurken yapılan itirazların, heyetin müzakere yeteneğini zayıflatacağı görüşünde.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.