Mısır-Irak yakınlaşmasında Arap mesajları

Mısır-Irak yakınlaşmasında Arap mesajları
TT

Mısır-Irak yakınlaşmasında Arap mesajları

Mısır-Irak yakınlaşmasında Arap mesajları

Mısır ve Iraklı üst düzey yetkililerin açıklamalarına göre, sıkıntıların yaşandığı ve gelişmelerin hızla değiştiği bir bölgesel ortamda iki ülkenin birbiri ardına gelen hamleleri­, bölgede yeniden denge oluşturmayı hedefleyen yakınlaşma ve birbirini tamamlama isteğinin bir göstergesidir.
İki büyük Arap ülkesi arasındaki işbirliği eğiliminin giderek artması, özelde Bağdat ve Kahire'nin güvenliği, genelde ise Arap ulusal güvenliği için son derece önem arz eden bir konuma sahip olmalarından kaynaklanıyor. Zira iki ülke de doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye'nin müdahalelerinden farklı düzeylerde etkileniyor. Sözgelimi Irak, Ankara'nın Kuzey Irak'a askeri güçlerini konuşlandırması nedeniyle doğrudan etkilenirken, Mısır ise batısında yer alan Libya topraklarında olup bitenlerden dolaylı etkileniyor. Nitekim Kahire, militanların Libya'ya transfer edilmesini sınır güvenliği için 'terör tehdidi' olarak niteliyor.
Bağdat ve Kahire'nin en yeni Arap mesajları, Türkiye sınırından verildi. Zira önceki gün Bağdat'ta, Mısır Başbakanı Mustafa el-Medbuli ile Iraklı mevkidaşı Mustafa el-Kazimi'nin başkanlığında Mısır-Irak Ortak Yüksek Komite toplantısı düzenlendi. Yaklaşık olarak birbirine yakın şeyler söyleyen iki lider Irak'ın bölgesel ve uluslararası rekabetin bölgesi değil, çıkarların buluşma sahası olması gerektiğini vurguladılar. Kazimi de Mısır ile ortaklığın 'bölgesel güvenlik ve istikrarı teminat altına almak ve bölgede yeniden denge oluşturmak için temel bir mesele' olduğunu dile getirdi.
İlginç olan şu ki, iki ülke de komşularıyla su güvenliği konusunda müzakere yürütüyor. Irak, Türkiye'nin Ilısu Barajı'nı inşa etmesi nedeniyle Dicle ve Fırat nehirlerinden topraklarına dökülen suyu güvence altına almak için Ankara ile müzakerelere girerken, Mısır ise Nahda Barajı'nın dolum ve işletim esaslarını düzenlemek amacıyla Etiyopya ile müzakerelerde bulunuyor. Kahire, Nil Nehri üzerine kurulan Nahda Barajı'nın su güvenliğini tehdit ettiği konusunda uyarıyor.
Mısır Başbakanı Medbuli, Bağdat ziyareti sırasında iki ülke arasındaki bu ortak meseleye değinerek, "İki taraf arasında, iki ükeye dökülen uluslararası suların güvenliği konusunda uzlaşı sağlandı. Arap ulusal güvenliğine zarar vermesi ve iki devletin su kaynaklarını ilgilendiren çıkarlarını koruma gerekliliğinden hareketle bunun ortak ulusal güvenlik sorunlarından biri olduğu vurgulandı. İki ülkeye nehirler dökülüyor ve bu iki ülkedeki büyük medeniyetler nehir kıyılarına yerleşmiştir" dedi.
Irak ve Mısır'ın siyasi meselelere yaklaşımına göz atıldığında, Mısır Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin Kuzey Irak'taki müdahalelerini kınadığını aynı şekilde Irak'ın da Libya'ya savaşçı transfer edilmesini kınayarak, terörizmle mücadeleye vurgu yaptı.
İki ülkenin ekonomik ilişkilerinde, Irak ve Mısır arasındaki karşılıklı ticaret hacmi ile Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacmine bakıldığında Kahire ve Bağdat'ın geleceğe ilişkin hedeflediği işbirliğine ilişkin ipuçları veriyor. Zira geçen yıl Irak ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi 15 milyar doları bulurken, Irak ve Mısır'ın geçen yılki ticaret hacmi 1.6 milyar dolar olarak hesaplandı.
Türkiye'nin askeri güçlerini Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) konuşlandırması Irak resmi makamlarından yapılan açıklamalar, Bağdat yönetimi'nin Ankara'ya karşı ekonomi kartını kullanma sinyali verdiğini gösteriyor. Nitekim Irak topraklarında onlarca Türk şirketi faaliyet gösteriyor.
Medbuli, açıklamasında, "Mısır'ın, kardeş Irak'a sadece pazar muamelesi yapması mümkün değil. Irak'a ürün satıyor ve hizmet sunuyoruz. Ancak iki ülke halkının faydalanacağı, ilave bir değer yaratacak ve Mısır ile Irak'ın evlatlarına iş imkanları sağlayacak gerçek bir ortaklık kurmak için çabalıyoruz. Yeniden Arap sanayisi ve tarımının kalesi olması için Irak'ı desteklemeye çabalıyoruz. Bu siyasi bir yönelim olmaktan ziyade Mısır'ın evlatlarının halk iradesidir" dedi.
Mısır-Irak Yüksek Komitesi Bağdat’ta düzenlediği toplantıların ardından iki ülke arasında  15 anlaşma, mutabakat muhtırası ve birçok alanda işbirliği protokolleri imzalandı.
İki ülkenin siyasi ve ekonomik alanlarındaki ortak tutumu Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi tarafından da dile getirildi. Halbusi, yaptığı açıklamada, "Irak, Mısır ile işbirliğini geliştirmek istiyor. Aynı gemide yer almaktan ve zorlukların aşılmasında işbirliği içinde olmaktan başka çaremiz yok" ifadesini kullandı. Halbusi, Meclis onayı gereken mutabakatların imzalama sürecini hızlandırma sözü verdi.
Mısır, Irak ile çalışmasında 4 temel konu belirledi:
1- Geçtiğimiz aylarda Ürdün'ün başkenti Amman'da gerçekleşen Mısır-Irak-Ürdün üçlü zirvesinde alınan kararların hayata geçirilmesi. Bu kararlar arasında 'elektrik, petrol ve doğalgaz hatlarının bağlanması, enerjiyle ilgili projelerin gerçekleştirilmesi ve ortak ekonomik bölgenin kurulması' yer alıyor.
2- Mısır'ın altyapıyla ilgili acil planlama alanında sahip olduğu tecrübenin Irak'taki yeniden imar projelerinde kullanılması.
3- Mısır'ın uzmanlık, ortaklık ve üretim malzemeleriyle Irak'ın çalışmayan fabrikalarının onarımı ve sanayi bölgesi ile lojistik merkezlerin kurulması.
4- İki ülke ararında ticaret hacminin geliştirilerek artırılması.
Irak Başbakanı Kazimi ise iki ülkenin ortak sorununun terör eylemleri olduğuna işaret ederek, bu noktada 'eğitim, kültür ve dini kurumlar arasında koordinasyonun ve temasların artırılması' gerektiğini vurguladı. Kazimi, Mısır ile ortak hedefleri olan 'ılımlılığı yaymak, terörizm ve radikalizmle mücadele' alanında çalışmanın gerekliliğini dile getirdi.
Son 20 yılda iç ve dış etkenler sebebiyle Kahire ve Bağdat arasında bir mesafe gözlemlense de iki taraf arasındaki son dönemdeki temaslar, Arap olmayan aktörlerin derinleştirmeye çalıştığı uçuruma set çekebilir.



Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
TT

Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)

Siyasi durumun gergin, Gazze’deki “barış planı”nın akıbetine ilişkin belirsizliğin sürdüğü bir dönemde, birkaç hafta önce Filistinli Fadi Ebu Kutta, savaşta yaralanmasının sonrasında tedavi için yaklaşık bir buçuk yıl kaldığı Mısır’dan Gazze Şeridi’ne döndü.

Kızımla karşılaştığımda kucaklayabilmeyi çok isterdim

Ebu Kutta, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ailesine kavuşmaktan ve her ne kadar yıkılmış halde olsa da topraklarına dönmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Daha fazla uzak kalamadığını belirten Ebu Kutta, iki kesilmiş elinin yerine protez takılması için gerekli masrafları karşılayacak bir bağışçı bulamadan dönmek zorunda kaldığını belirtti. Ebu Kutta, “Kızımla karşılaştığımda onu kucaklayabilmeyi çok isterdim” ifadelerini kullandı.

Otuzlu yaşlarındaki Ebu Kutta gibi Mısır’da bulunan binlerce Filistinli de dönüş için isimlerini kaydettirdikten sonra aylarca seyahat sıralarının gelmesini bekliyor. Bekleyiş, İsrail’in gerek sınır kapısındaki uygulamaları gerekse çıkmaza giren barış planının hayata geçirilmesi konusundaki tutumuyla daha da zorlaşıyor.

75’inci kafile

Gazze Şeridi’ne dönen Filistinlilerden oluşan 75’inci kafile, dün sabah Refah Sınır Kapısı’na ulaştı. Mısır tarafında sürece vakıf bir kaynak, işlemlerin tamamlanmasının “saatler” sürdüğünü belirterek, dönüş yapanların sabahın erken saatlerinde Kahire’deki Filistin Büyükelçiliği’nden bir temsilci eşliğinde sınır kapısına geldiklerini ve Mısır ile İsrail makamları arasındaki koordinasyonun tamamlanmasını saatlerce beklediklerini kaydetti.

Adının açıklanmasını istemeyen kaynak, bazı kişilerin ilk denemede geçiş yapamadığını ve İsrailliler tarafından bir sonraki kafileye kadar geri çevrildiğini belirtti. Bir sonraki kafilenin geçişi ise birkaç gün sürebiliyor. Bu nedenle bazı Mısırlı ailelerin, söz konusu kişileri Sina’da misafir ederek Kahire’ye dönmek ve aynı yolu yeniden katetmek zorunda kalmalarını önlediğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, “İsrail tarafı hem yardımların hem de Filistinlilerin geçişinde hâlâ zorluk çıkarıyor. Bu durum ister Mısır’dan Gazze’ye dönenler ister tedavi için Gazze’den Mısır’a gidenler için geçerli” dedi.

Mısır’ın Şuruk gazetesinin internet sitesine göre, son kafileyle Gazze’ye dönenlerin sayısı 90 kişiye ulaştı. Buna karşılık 38 hasta ile onlara eşlik eden 36 refakatçi Mısır’a kabul edildi.

Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.
Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.

Ebu Kutta, geçen temmuz ayında Kahire’den Kuzey Sina’ya uzanan uzun yolculuğunun ayrıntılarını hâlâ hatırlıyor. Sınır kapısının önünde uzun süre beklediğini ve geçişine izin verilmeyeceği endişesiyle saatler boyunca kaygı içinde kaldığını anlatıyor.

Geri dönme konusundaki kararlılık

Filistinli İsrail meseleleri uzmanı ve eski Filistinli tutuklu Usame el-Eşkar, İsrail’in engellemelerine ve Gazze’deki ağır koşullara rağmen Mısır’dan Gazze’ye dönüşlerin sürmesinin, Filistinlilerin topraklarına bağlılığının ve koşulların tehlikesine ya da Netanyahu hükümetinin yaşadığı siyasi kriz nedeniyle İsrail operasyonlarının ve ihlallerinin genişleme ihtimaline rağmen geri dönme konusundaki kararlılıklarının en büyük göstergesi olduğunu belirtiyor.

İsrail, ekim ayında “barış planı” olarak bilinen ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana Gazze Şeridi’nde günlük ihlallerini sürdürüyor. 15 maddeden oluşan anlaşmanın uygulanmaya başlamasından bu yana bin 200’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

25 binden fazla Filistinli dönüş için kayıt yaptırdı

Eşkar, büyükelçilik kaynaklarına göre dönüş için bilgilerini kaydettiren Filistinlilerin sayısının 25 binden fazla olduğunu belirtiyor.

Filistin kaynaklarının tahminlerine göre savaş sırasında yaralılar ve onlara eşlik eden kişiler dahil olmak üzere 100 binden fazla Filistinli Gazze Şeridi’nden Mısır’a geçti.

Eşkar, İsrail’in ateşkes anlaşmasının maddelerini uygulama konusundaki mevcut tutumunun, İsrail’deki iç siyasi dengelerle bağlantılı olduğunu savunarak, “İç kamuoyu yoklamalarının çoğunun ortaya koyduğu üzere Netanyahu ve hükümetinin desteğinin gerilemesi”nin bu tutumda etkili olduğunu belirtti.

Anlaşmanın ikinci aşaması, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, Hamas’ın silahlarını bırakmasını ve Barış Konseyi tarafından Gazze’nin yönetilmesini öngörüyor.

Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.
Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.

Filistinli uzman Eşkar, Mısır, Katar ve ABD’deki arabulucuların Netanyahu’yu dizginlemek ve durumun kontrolden çıkarak yeniden çatışmaya dönüşmesini önlemek için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Gazze Anlaşması, geçen temmuz ayı sonunda, arabulucular ile «Hamas» hareketi ve Filistinli gruplar arasında, «İran Savaşı»nın patlak vermesiyle uygulaması aksayan anlaşmanın ikinci aşamasının yürütülmesine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakat sağlanmasının ardından yeni bir aşamaya girdi.

Trump ise geçen ay, İsrail ve Hamas’ın geçen yıl kabul ettiği Gazze savaşını sona erdirme planında ilerleme sağlandığını açıkladı. Plan, İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze’nin güvenliğini sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasını öngörüyor.


İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
TT

İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf

İsrail’de yaşayan Lübnanlılar, Lübnan Parlamentosu’nun geçen hafta kabul ettiği genel af ve ceza indirimini ciddiye almadı. Yasa, 1 Mart 2026’dan önce işlenen suçlar nedeniyle hüküm giyen, tutuklanan veya haklarında adli işlem yürütülen binlerce kişiyi kapsıyor. Bunların arasında 2000 yılından beri İsrail’de yaşayan yaklaşık 3 bin 500 Lübnanlı da bulunuyor.

Güney Lübnan Ordusu komutanı Antoine Lahd’ın eski ofis müdürü Claude İbrahim, “Af kararı bizim için çıkarılmadı. Bizi de sonradan buna dahil ettiler ki kararın yalnızca Sünni ve Şii Müslümanları kapsadığı söylenmesin, Hristiyanları da kapsasın. Biz burada Lübnan halkının bütün kesimlerinden insanlarız; aramızda Sünniler ve Şiiler de var, ancak çoğunluğumuz Hristiyan. Bizi son anda kapsama aldılar. Fakat bu karar, 2001, 2006 ve 2011 yıllarında çıkarılan af kararlarından özünde farklı değil ve bizim için herhangi bir umut vaad etmiyor” ifadelerini kullandı.

Af ve para cezaları

İbrahim, “Söz konusu kararlar kapsamında da İsrail’e, Hizbullah’ın baskısından kaçmak için sığınan çok sayıda Lübnanlı ülkeye döndü ve önemli bir bölümü, özellikle çocuklar ve kadınlar, aftan yararlandı. Bazıları ise Hizbullah’a para cezası ödedi ve bunun karşılığında daha hafif hapis cezalarına çarptırıldı. Para cezası ne kadar yüksekse, Hizbullah’ın nüfuzundaki mahkemenin verdiği ceza da o kadar azaltılıyordu” diye konuştu.

İbrahim, “İsrail o dönemde bu düzeni fark etti ve geri dönenlere askerlik hizmetleri karşılığında ödenmesi gereken miktarın üç katı tutarında tazminat verdi. Hizbullah da onları büyük bir memnuniyetle kabul etti” ifadelerini kullandı.

İsrail’de yaşayan Lübnanlıların büyük bölümünün, Güney Lübnan Ordusu olarak bilinen yapının mensupları olduğu biliniyor. Bu oluşum, 1984’te kanser nedeniyle hayatını kaybeden Binbaşı Saad Haddad tarafından sınırdaki Mercayun kasabasında kurulmuş, onun yerine General Antoine Lahd geçmiş ve yapı 2000 yılında dağıtılana kadar Lahd tarafından yönetilmişti.

İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın 2000 yılında Lübnan’dan hızlı ve ani biçimde çekilme kararı alması ve bu kararı Güney Lübnan Ordusu’na bildirmemesi üzerine, örgüt mensupları ve aileleri İsrail sınırına yöneldi. İsrail’le birlikte savaşmış ve İsrail’den maaş almışlardı.

İsrail başlangıçta bu kişilerin ülkeye girişini engellemeye çalışsa da sınırda günlerce beklemeleri ve yaşadıkları mağduriyet, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki itibarına zarar verdi. İsrail bunun üzerine, bu kişileri kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra çeşitli yöntemlerle onları ülkeden çıkarmaya çalışan İsrail, grubun yaklaşık yarısının Lübnan’a dönmesini sağladı.

3 bin 500 Lübnanlı

İbrahim, İsrail’e hizmet etmeleri konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Güney Lübnan Ordusu, Lübnan ordusunun kararıyla kuruldu. Saad Haddad, 1976’da Lübnan devletinin kararıyla İsrail üzerinden, Hayfa yoluyla güneye geldi. 1976’dan 1990’a kadar devlet, bu kişilere Lübnan ordusunun bir parçası olarak düzenli şekilde maaş ödedi.”

İbrahim, “Ancak o dönemde Lübnan, önce Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed yönetimindeki Suriye’nin, daha sonra da İran ve Hizbullah’ın nüfuzunun etkisi altında kaldı. Bu çevreler bize karşı düşmanca bir tutum benimsedi ve bizi ihanetle suçlamaya başladı. Oysa biz Filistinli örgütlere karşı Güney Lübnan’ı korumaya yönelik ulusal bir görev yürütüyorduk. Lübnanlılar bu tarihi araştırmayacaksa, umarım tarih yaptıklarının hesabını onlardan sorar” dedi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bugün İsrail vatandaşlığına sahip Lübnanlıların sayısının yaklaşık 3 bin 500 olduğu belirtiliyor. Bunların önemli bir bölümü, 2000 yılında Lübnan’dan ayrılmalarının ardından İsrail’de doğdu. Bu kişilerin Lübnan’ın resmi nüfus kayıtlarında yer almadığı ifade ediliyor.

İbrahim, “Bu kayıt dışı kişilerin de geri dönmesine izin verilecek mi? DEAŞ ve Nusra Cephesi mensupları için af çıkarılıyor da biz hâlâ onların gözünde İsrail ajanı olarak mı kalacağız?” diye sordu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün İsrail’de dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnan diasporaları gibi yaşıyoruz. Başarılı insanlarız; aramızda yüzlerce doktor, avukat, mühendis ve teknoloji sektöründe çalışan kadın ve erkek var. Lübnan devletinin bize, dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnanlı topluluklara davrandığı gibi davranması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de İsrail ile Lübnan arasında, statümüzün açıkça tanımlandığı bir barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor.”


Katar'ın yalanlamasına rağmen İran, pilotlarının gözaltına alınmasıyla ilgili iddiasında ısrar ediyor

İran'ın güneyindeki Bender Abbas şehrinde bir meydanda sergilenen İran yapımı F-4 Phantom savaş uçağının maketi (AFP)
İran'ın güneyindeki Bender Abbas şehrinde bir meydanda sergilenen İran yapımı F-4 Phantom savaş uçağının maketi (AFP)
TT

Katar'ın yalanlamasına rağmen İran, pilotlarının gözaltına alınmasıyla ilgili iddiasında ısrar ediyor

İran'ın güneyindeki Bender Abbas şehrinde bir meydanda sergilenen İran yapımı F-4 Phantom savaş uçağının maketi (AFP)
İran'ın güneyindeki Bender Abbas şehrinde bir meydanda sergilenen İran yapımı F-4 Phantom savaş uçağının maketi (AFP)

İran, mart ayında Katar hava sahası üzerinde gerçekleştirilen askeri operasyonlar sırasında kaybolan pilotlarının akıbeti konusunu dün yeniden gündeme getirdi. Tahran, üç pilotun Katar tarafından alıkonulduğunu öne sürdü. Ancak İran’ın olayla ilgili ilk açıklamasında bir pilotun öldüğü, diğerlerinin ise kaybolduğu belirtilmiş; pilotların esir alındığına dair herhangi bir ifadeye yer verilmemişti.

Katar ise İranlı pilotlardan herhangi birini alıkoyduğunu reddediyor. Doha, hava sahasını ihlal eden İran uçağının düşürülmesinin ardından arama-kurtarma ekiplerinin pilotlardan birinin cesedine ait kalıntıları bulduğunu belirtiyor. Katar ayrıca nisan ayından bu yana Tahran’ı arama-kurtarma çalışmalarının ayrıntılarını görüşmek üzere davet ettiğini, ancak İran tarafının bu davete yanıt vermediğini söylüyor.

İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı Kayıpları Arama Komitesi Başkanı Muhammed Bakırzade, dün İran Hava Kuvvetleri’nden bir ekibin pilotların akıbetine ilişkin sahada inceleme yapmak üzere Katar’a girişine izin verilmesini istedi.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim haber ajansından aktardığına göre Bakırzade, Hava Kuvvetleri uzmanlarından oluşan bir ekip aylardır Katar’a gitmek için izin beklediğini belirtti. Bakırzade, Katar makamlarını ekibin ülkeye girişini geciktirmekle suçladı ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne de konuyu acilen takip etmesi çağrısında bulundu.

Bakırzade, cumartesi günü daha ileri giderek Katar’ı, mart ayının başında ABD’nin El Udeyd Hava Üssü’ne yönelik operasyona katılan üç İranlı pilotu alıkoymakla suçlamış ve pilotların serbest bırakılmasını istemişti.

Pilotların alıkonulduğuna ilişkin iddiaları destekleyen bağımsız bir kanıt bulunmuyor. Tahran’ın, başlangıçta “kayıp pilotlar” olarak nitelendirdiği kişiler için daha sonra neden üç pilotun esir düştüğü iddiasını ortaya attığı da açıklığa kavuşmuş değil.

Katar Dışişleri Bakanlığı ise pilotlarla, Katar hava sahasını ihlal etmelerinin ardından iletişim kurulduğunu ve uçaklarının rotasının tespit edildiğini açıkladı. Doha, pilotların iletişim girişimlerine yanıt vermemesi üzerine angajman kuralları doğrultusunda savunma önlemlerinin alındığını ifade etti.

Katar ayrıca arama-kurtarma ekiplerinin pilotlara ait kalıntıları bulmak üzere çalışma yürüttüğünü ve bunlardan birinin kalıntılarına ulaştığını bildirdi. Doha, ardından kalıntıların teslimi konusunda koordinasyon sağlamak amacıyla İran’la iletişime geçtiğini, ancak Tahran’ın koordinasyon talebine yanıt vermediğini ifade etti.

İran Silahlı Kuvvetleri geçen ay pilot Mecid Kazımi’nin cenazesinin bulunduğunu açıklamış ve Kazımi’nin mart ayının başında El Udeyd Hava Üssü’ne düzenlenen saldırı sırasında öldüğünü bildirmişti.

Katar Savunma Bakanlığı ise o dönemde iki İran yapımı Su-24 savaş uçağının düşürüldüğünü açıklamıştı. Tahran’ın şu anda sözünü ettiği pilotların, Katar’ın düşürdüğünü açıkladığı iki uçağın mürettebatı olup olmadığı bağımsız olarak doğrulanmış değil.

Ortadoğu’daki en büyük ABD askeri üssü olan El Udeyd Hava Üssü, ABD Merkez Komutanlığı’nın yanı sıra ABD Hava Kuvvetleri ve özel operasyon birliklerine ev sahipliği yapıyor.

İki uçak, 28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk haftalarında düşürüldü. Savaş, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılar düzenlemesiyle başlamış, Tahran ise buna bölgedeki çeşitli hedeflere yönelik saldırılarla karşılık vermişti.

Kuveyt’le ilgili ayrı suçlama

Öte yandan Bakırzade, ayrı bir dosyada Kuveyt’i de İran’ın “Devrim Muhafızları mensubu” olduğunu söylediği ve Kuveyt tarafından alıkonulduğunu öne sürdüğü dört İranlı hakkında bilgi vermemekle suçladı.

İran, mayıs ayında bu dört kişinin bir deniz devriyesi sırasında seyir hatası nedeniyle Kuveyt karasularına girdiklerini açıklamıştı. Kuveyt ise söz konusu kişilerin ülkeye yönelik düşmanca eylemler planladıklarından şüphelenildiğini belirtiyor.