Bağdat nefesini tutmuş yeni ABD Başkanını bekliyor

Irak Başbakanı Kazimi, ABD Başkanı Donald Trump (Solda) Irak Başbakanı Kazimi, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi (Sağda) (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Kazimi, ABD Başkanı Donald Trump (Solda) Irak Başbakanı Kazimi, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi (Sağda) (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat nefesini tutmuş yeni ABD Başkanını bekliyor

Irak Başbakanı Kazimi, ABD Başkanı Donald Trump (Solda) Irak Başbakanı Kazimi, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi (Sağda) (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Kazimi, ABD Başkanı Donald Trump (Solda) Irak Başbakanı Kazimi, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi (Sağda) (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak’ın başkenti Bağdat ile ABD’nin başkenti Washington arasındaki saat farkı yaklaşık sekiz saat. Bağdat yarın sabah uyandığında, Washington önümüzdeki dört yıl boyunca Beyaz Saray’da kimin kalacağını belirlemek üzere sandıkların açılmasını bekleyerek huzursuz bir uykuya dalıyor olacak. Bağdat’ta akşam olduğunda ise Washington bir arı kovanından daha meşgul olacak.

ABD seçimlerinde kazanan veya kaybedenle ilgili tahminler gün boyunca birbirine yaklaşırken Bağdat’ın diken üstünde beklediği sonuçlar saat farkına göre tüm ülkenin uyuduğu bir sırada çarşamba günü tan vaktine kadar açıklanmamış olacak. Saat farkının yarın bir önemi kalmayacak çünkü Bağdat Irak’ın içerisindeki keskin bölünme yüzünden Washington’un zamanını seçmiş olacak.

Sonuç, dört ya da sekiz sene önce ABD’nin bölge sorunlarına karşı tutumunun, ilk olarak bölgenin İsrail’e karşı ikinci olarak da petrole karşı tutumları ışığında belirlendiği zamanlardaki gibi normal olmayacak. Irak, ABD’nin Irak’ı işgal edip siyasi ekonomik ve askeri yönlerin hepsine nüfuz ettiği 2003 yılından beri seçimlerin önceki sonuçlarını umursamıyordu. 2003 yılında George W. Bush, ilk başkanlık dönemindeydi ve aradan bir yıl geçtikten sonra ikinci kez başkanlık seçimlerini kazamıştı.

2008 yılında Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Beyaz Saray için yarıştı ve bu yarışın sonunda Barack Obama sekiz yıl boyunca Beyaz Saray’da oturmaya hak kazandı.

İktidara gelişi ABD tarihinde büyük bir değişime yol açtığı kadar yönetim süresi boyunca oluşturduğu ve uyguladığı politikalar da Irak’ın üzerinde etkisi belki de onlarca yıl sürecek izler bıraktı. Irak, Obama’nın iktidarda olduğu sırada Washington ile Tahran arasında ertelenmiş gibi görünen hesaplaşmaların yapıldığı açık bir arenaya dönüşmüştü. Obama İran’a nükleer anlaşma ile her istediğini verdiğinde o zamanlar hala ABD’ye “büyük şeytan” diyen Tahran, Obama’nın yumuşak siyasetinden faydalanmıştı. Ancak çok geçmeden Obama’nın halefi Cumhuriyetçi Donald Trump, nükleer anlaşmayı yırtıp atmakla başlayarak bunu altüst etti. İran ise Obama’nın eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’in seçimleri kazanması durumunda tekrar anlaşmaya dönme olasılığına dair anlaşma üzerinden bahse girmeye devam ediyor. Tahran’a gelince, seçimleri ve sonuçlarını bekleme saati Bağdat’ınkinden farklı olmayabilir. Zira zaman farkları ve belki de zamanlamaları arasında gerçek bir fark bulunmuyor. İran’ın Trump’ın iktidarda kalması durumunda yaptırımların ağırlığı altında ezilmeye devam edip etmeyeceğini ve bunun Irak’taki varlığı ve rolü üzerindeki çeşitli etkilerini ya da tam tersi Biden’ın Beyaz Saray’a geldiği takdirde rahat bir nefes alıp almayacağını belirleyecek olan ABD saati, İran ve Irak arasındaki ortak paydayı oluşturuyor. Biden’ın kazanması halinde politikasını değerlendirmek için ilk 100 güne ihtiyacı olsa da Tahran, bölgedeki müttefikleri ve kendisine bağlı olanlar hayalini kurdukları ve kendi lehlerine olacağını düşündükleri değişiklikleri bekleyecek.

Irak’taki çevreler, Irak’ın ABD’liler ile İranlılar arasında bir hesaplaşma alanı olarak kalacağından korkanlar ve ABD politikasının kurumsallaştığını ve parametreler açısından pek değişmeyeceğini düşünenler olmak üzere ikiye ayrılmış bir vaziyette.

Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkan Yardımcısı Zafir el-Ani “Belli bir ABD başkanı üzerine bahis oynamak, Irak’a hizmet etmeyen siyasi bir bölünmeden başka bir şey değildir. Irak için önemli olan belli bir ABD başkanı üzerine bahis oynamak değil, başkanlığa gelecek kişi kim olursa olsun bunu bir tarafa bırakarak ulusal çıkarlarını belirlemektir. Bu da siyasi gruplar içerisindeki bölünmüşlük yüzünden eksikliğini yaşadığımız bir şeydir. Gerçekçi bir taraftan bakacak olursak ABD başkanının kim olacağına dair istekler ve temenniler arasında bir ayrılık söz konusu. Nitekim Trump’ın iktidarda kalmasını destekleyenler varken, Biden’ın iktidara gelmesi destekleyenler de var” ifadelerini kullanarak herkesi “şu anki gerçeğe hizmet etmeyen dar bir güvenlikten uzak durarak meseleye Irak’ın ve halkının menfaatine hizmet edecek şekilde bakmaya” çağırdı.

Diğer taraftan Nehreyn Üniversitesi Ulusal Güvenlik Uzmanı ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Hüseyin Allavi Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte “ABD bir kurumlar devletidir ve ulusal güvenlik stratejileri aynı kalıp değişmeyecektir. Bununla birlikte kazanan yönetim tarafından ABD’nin ulusal çıkarlarını kullanma ve yönetme araçlarında bir değişiklik olacaktır. Her iki karargahın da devleti yönetme konusunda deneyimi ve stratejik bir bakış açısı bulunuyor. Beyaz Saray, Kongre, Pentagon, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı’ndaki ABD hükümetinin kurumları, stratejik yolları ve strateji çalışma yelpazesini belirler. Ancak dostları, müttefikleri, düşmanları ve hilekarları tanımlamada başkan, fikirleri ve inançları, ABD hükümetinin çalışma yöntemlerini belirlemede ana belirleyici faktör olmaya devam ediyor. Yine de ABD’nin çıkarları seçmenlerin rızalarını geçmeyecek” dedi.

Aynı bağlamda Irak Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı Dr. İhsan eş-Şammari Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte “Vizyon eksikliği, siyasi tabakanın içten parçalanması ve dış yollara bağımlılığından dolayı Irak’ın durumu şu an karmaşık görünüyor ve bir yandan Cumhuriyetçiler diğer yandan Demokratlar arasında bölünmenin yaşandığı seçimlerin sonuçları belli olana kadar da böyle kalmaya devam edecek gibi” dedi.

Şammari “Bu bölünmüşlük süreci, Irak’ın ABD seçimlerinden sonraki yönelimlerini etkileyecek çünkü siyasi tabakanın bir kısmı, Trump’ı İran’ın nüfuzunu kırmak için Irak’ın içişlerine daha çok müdahil olduğunu düşünürken, Biden ve ekibinin Irak’ın içişlerine daha az müdahale edeceğini düşünenler de var” dedi. ABD’nin tutumlarında nispeten bir tutarlılık göstermesini bekleyen Şemmari “ABD bir kurumlar devletidir ve bu nedenle gerçekleşecek değişiklik ABD’nin çıkarları pahasına olmayacak. Biden özellikle Irak’ı üç devlete bölme projesinin sahibi olduğu için seçimleri kazanıp daha sert kararlar alarak herkesi şaşırtabilir” dedi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.